Bakan ÇİÇEK’in Oğluna Var TEKEL İşçisine Yok!

07-02-2010 11:01:35 » İzzy Hiçbirşey bölümüne yazdı.

Geçen gün bir duyum aldım; Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığı da yapmış, Hükümet Sözcüsü Sayın “Cemil Çiçek’in oğlu Ahmet Çağrı Çiçek’in devlet şirketi olan Sigara Sanayii İşletmeleri ve Ticaret A. Ş’de Yönetim Kurulu’na atandığını” haber veriyordu.

Doğru mu bu duyum?

Nasıl olur!

TEKEL işçileri Ankara’da “Bizi işimizden atmayın, aynı maaşımızla, aynı haklarımızla devletin başka kadrolarında çalışmaya devam edelim; çoluğumuz-çocuğumuz var…” diyerek “ölüm oruçlarına” yatıyorlar. Başbakan da “devletin kasasını size soydurmam” diye onları horluyor, aşağılıyor, ötekileştiriyor. Bakan’ın oğlu ise Sigara Sanayii İşletmeleri ve Ticaret A.Ş’nin Yönetim Kurulu’na üye olarak atanıyor.

Hiç olacak iş mi?

Şüphelenmek gerekli.

Doğru olamaz, babasının iktidarı TEKEL işçilerine “fabrikaları yabancıya sattık, size iş kalmadı, alın kıdem tazminatını ve ihbar tazminatını çekin gidin… Özel iş kurun… Koç gibi, Sabancı gibi siz de birer holding olun…” diye dalga geçer gibi öğütler verirken Bakan’ın oğlu devlet şirketinde yönetim kurulu üyesi olmayı kabul etmez.

Babasından utanır.

Kabul edemez, değil mi?

Ben de şüphelendim.

Araştırdım.

Allahım, büyüksün!

Duyum doğru çıktı.

Bakan Cemil Çiçek’in oğlu Ahmet Çağrı Çiçek; kıymetli arsalarıyla birlikte fabrikaları İngiliz-Amerikan sigara şirketine satıldığı için yani varlıklarının tamamı özelleştirildiği için yapacağı hiçbir şey kalmayan ve “tabela şirketine” dönüşen devletin şirketinin yönetim kuruluna atanmış.

Göreve başlamış.

Tarih: 14 Temmuz 2009.

Bakan’ın oğlu “tabela şirketine” dönüştüğü için tamamen iktidar yanlılarının arpalığı gibi kullanılan Sigara Sanayii’nde yönetim kurulu üyeliği kapmış.

Ayda ne alıyor?

Araştırıyorum yazacağım.

Yazmalıyım; Çünkü Bakan’ın oğlu Ahmet Çağrı Çiçek, önce “Meclis’te memur kadrosuna” alınarak iş hayatına başlamış, sonra Tekel’i Amerikan şirketine satan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nda “Başkan Müşaviri” olarak daha iyi bir işe geçmiş. Sonra da yapacak hiçbir işi kalmamış fakat varlığı arpalık olsun diye devam ettirilen devletin Sigara Sanayii’inde yönetim kurulu üyesi yapılmış.Geçen gün bir duyum aldım; Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığı da yapmış, Hükümet Sözcüsü Sayın “Cemil Çiçek’in oğlu Ahmet Çağrı Çiçek’in devlet şirketi olan Sigara Sanayii İşletmeleri ve Ticaret A. Ş’de Yönetim Kurulu’na atandığını” haber veriyordu.

Doğru mu bu duyum?

Nasıl olur!

TEKEL işçileri Ankara’da “Bizi işimizden atmayın, aynı maaşımızla, aynı haklarımızla devletin başka kadrolarında çalışmaya devam edelim; çoluğumuz-çocuğumuz var…” diyerek “ölüm oruçlarına” yatıyorlar. Başbakan da “devletin kasasını size soydurmam” diye onları horluyor, aşağılıyor, ötekileştiriyor. Bakan’ın oğlu ise Sigara Sanayii İşletmeleri ve Ticaret A.Ş’nin Yönetim Kurulu’na üye olarak atanıyor.

Hiç olacak iş mi?

Şüphelenmek gerekli.

Doğru olamaz, babasının iktidarı TEKEL işçilerine “fabrikaları yabancıya sattık, size iş kalmadı, alın kıdem tazminatını ve ihbar tazminatını çekin gidin… Özel iş kurun… Koç gibi, Sabancı gibi siz de birer holding olun…” diye dalga geçer gibi öğütler verirken Bakan’ın oğlu devlet şirketinde yönetim kurulu üyesi olmayı kabul etmez.

Babasından utanır.

Kabul edemez, değil mi?

Ben de şüphelendim.

Araştırdım.

Allahım, büyüksün!

Duyum doğru çıktı.

Bakan Cemil Çiçek’in oğlu Ahmet Çağrı Çiçek; kıymetli arsalarıyla birlikte fabrikaları İngiliz-Amerikan sigara şirketine satıldığı için yani varlıklarının tamamı özelleştirildiği için yapacağı hiçbir şey kalmayan ve “tabela şirketine” dönüşen devletin şirketinin yönetim kuruluna atanmış.

Göreve başlamış.

Tarih: 14 Temmuz 2009.

Bakan’ın oğlu “tabela şirketine” dönüştüğü için tamamen iktidar yanlılarının arpalığı gibi kullanılan Sigara Sanayii’nde yönetim kurulu üyeliği kapmış.

Ayda ne alıyor?

Araştırıyorum yazacağım.

Yazmalıyım; Çünkü Bakan’ın oğlu Ahmet Çağrı Çiçek, önce “Meclis’te memur kadrosuna” alınarak iş hayatına başlamış, sonra Tekel’i Amerikan şirketine satan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nda “Başkan Müşaviri” olarak daha iyi bir işe geçmiş. Sonra da yapacak hiçbir işi kalmamış fakat varlığı arpalık olsun diye devam ettirilen devletin Sigara Sanayii’inde yönetim kurulu üyesi yapılmış.

Bu Ülkenin Sahipleri Kim?

06-02-2010 02:44:46 » İzzy Hiçbirşey bölümüne yazdı.

Devletin başı olan cumhurbaşkanı mı? İcraatın başı olan başbakan mı?
Milletin vekillerinin başı olan meclis başkanı mı?
Kim?

Başbakan Tekel işçilerine “ay sonuna kadar bu yasadışı gösteriyi bitirin” diye rest çekerken öyle bir laf etti ki işin içinden çıkamadım..
Dedi ki, “kusura bakmasınlar, bu ülke yolgeçen hanı değil, bu ülkenin sahipleri var.
Bu sözü AKP grubu coşkuyla alkışladı.. İmkânım yoktu, soramadım..
Sorabilsem diyecektim ki, “alkışlarla onayladınız da başbakan ülkenin sahipleri var derken kimleri kastetti?
Eminim ortak bir yanıt alamazdım..
Cumhurbaşkanı mı, meclis başkanı mı, başbakan mı?
Polis mi?
Jandarma mı?
Asker mi?
Kimi, kimleri!..

Başbakan onlara seslendiğine göre Tekel işçileri olmadığı kesin..
Peki, bu ülkenin sahipleri varsa biz neyiz?
Kiracı mı?
Vergi veren vermeyen, işi olan olmayan, aklı yeten yetmeyen hayat yolculuğuna henüz başlayan, son durağa yaklaşan; kim?
Öğretmen, doktor, mühendis, savcı, avukat, hâkim, eczacı, kaynakçı, madenci, marangoz, bakkal, nalbur..
Kim?

Başbakan söylediğine göre ülkenin sahiplerini biliyordur..
AKP milletvekilleri alkışlayarak onayladıklarına göre onlar da biliyordur..
Ben bilmiyorum..
Kendimi sahiplerinden biri sanıyordum, galiba değilmişim.
Yeri gelmişken küçük bir liste yapsalar da ülkenin sahiplerini biz de öğrensek..

4C

05-02-2010 16:35:15 » İzzy Hiçbirşey bölümüne yazdı.

İnsanlar 50 gündür orda…
Hâlâ yeni yeni merak eden var:
Şekerim, nedir bu 4C?

Cut.
Colour.
Clarity.
Carat.

Budur 4C.

Pırlanta alırken, bunlara dikkat edeceksin… Ki, alıp satabilesin.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Tekel gibi, şeker fabrikaları gibi, tek taş mücevherlerini satarken 4C’li yapacaksın ki, renk, berraklık filan, cillop gibi olsun…
Yükte hafif olsun.

E her işçi bi pırlantadır zaten!

Sıradan insandılar…
Komple 4C’li yapıldılar.
Daha nasıl onurlandırılsınlar?

Bakın mesela…
Tezek alıyorsun, KDV yüzde 18.
Pırlanta alıyorsun, KDV sıfır.

Elini vicdanına koy…
Hükümet gibi “merhamet”li ol…
Hangisini alırsın?
Tezeği mi?
Pırlantayı mı?

Dolayısıyla, hani sendikanın önüne kurdukları naylon çadırlara “Batman çadırı, İzmir çadırı, Bursa çadırı” filan yazıp, vitrin gibi diziliyor ya işçiler…
Olmaz öyle!

Elmas çadırı, Yakut çadırı, Safir çadırı” yazın… Kıymetinizi bilin biraz.

Arada “R” Var

04-02-2010 15:20:59 » İzzy Fıkra bölümüne yazdı.

Tabura yeni bir komutan gelmiş ve askerleri toplayarak bir konuşma yapacağını belirtmiş. Bütün askerler toplanmışlar ve komutan başlamış konuşmaya:

  • Bugün tanışmak için sizleri buraya topladım. Benim adım Ahmet, soyadım Kırç. Tekrar ediyorum, Kırç. Arada R var. Sakın ola diliniz sürçmesin çok fena yaparım. Herkes iyice ezberlesin hata istemem!

Askerler dağılmışlar ve herkes “arada R var, arada R var” diye içinden ezbere koyulmuş. Komutan ise bu konuda ne kadar hassas olduğunu göstermek için sağda solda gördüğü askere soruyormuş:

  • Sen…
  • Emredin komutanım!
  • Soyadım ne benim?!
  • Kırç komutanım.
  • Aferin! İşinin başına!

Komutan böyle böyle hergün bir kaç kere soyadını soruyor ancak kimse şaşırmıyormuş. Laz ise bu konuda çok sancılıymış. Ya birgün piyango kendisine çıkarsa ve şaşırırsa diye daralıp dururmuş.

Nihayet birgün tören esnasında komutan aniden arkasına dönmüş ve Laz’ı işaret ederek:

  • Sen! Soyadım ne benim?!

Laz heyecandan konuşamıyor, nutku tutulmuş. Yaprak gibi sallanmaya başlamış. Komutan gayet sinirli:

  • Sana söylüyorum, cevap ver, asabımı bozma!

Hemen arkasındaki arkadaşı bakmış Laz’in başı belaya girecek hemen fısıldamış:

  • Arada R var, arada R var…

Bunun üzerine Laz cevap vermiş:

  • Gört!..

Şakacı Patron

03-02-2010 19:14:10 » İzzy Fıkra bölümüne yazdı.

Adamın biri gazetede gördüğü seçkin bir şirketin iş ilanına başvurur ve kısa bir süre sonra da görüşmeye çağırılır.

Görüşme olumlu geçer ve prensipte anlaşıldıktan sonra çalışma koşullarına gelindiğinde müstakbel patronuyla aralarındaki konuşma şöyle gelişir.

  • Beyefendi bilmeniz gereken bir mevzu var ki, ben 5 bin dolardan aşağı bir ücretle çalışmam.
  • Aman efendim dert ettiğiniz şeye bakın. Biz zaten 7′500 dolardan aşağı maaş vermiyoruz kimseye..
  • Harika! ancak bir mevzu daha var ki bana tahsis edeceğiniz araba iyi bir araba olmalı üstelik son model.. Zira başka türlü çalışamam..
  • Hah hah haa hiç merak etmeyin biz zaten bütün Çalışanlarımıza jip veriyoruz.üstelik Chrysler..

Adam gittikçe hem sevinmeye hem de endişelenmeye başlar, ama böyle bir fırsatta ele geçmez deyip devam eder konuşmasını sürdürmeye..

  • Peki yalnız çalıştığım ortam stresli olursa ben verimli olamam.. Bu nedenle sadece benim için çalışacak bir hizmetli ve bir de özel asistan ile yardımcı istiyorum..

Müstakbel patron aynı rahatlıkla cevap verir..:

  • Bu konuyu da düşünmeyin efendim zaten şirketimizin bir reviri bu revirde istihdam edilmiş her bir çalışan için özel hizmet verecek masözlerimiz var…

Adam artık iyice afallamıştır ve dayanamayıp sorar:

  • Şaka yapıyorsunuz herhalde?!

Patron cevap verir:

  • Ama önce siz başlattınız..

Budur…

25-01-2010 20:20:19 » İzzy Hiçbirşey bölümüne yazdı.

Yusuf… İzmirli.
Lise mezunu.
İşsiz.

Bir kontör harcadı.
Var Mısın Yok Musun’a katıldı.
Son 2′ye 50 ve 200 bin liralık kutularla girdi… 105 bin liralık teklifi reddetti.
Risk aldı.
Kutusundan 200 bin lira çıktı.
Köşeyi döndü.

Yusuf… İzmirli.
Lise mezunu.
Öğrenci.
Ailesi 50 bin lira harcadı.
Yarın ÖSS’ye katılacak.
Son 2′ye dershane ve özel dersle girdi.
Boşver, askere git, tekstil atölyesinde kayıtdışı çalışırsın teklifini reddetti.
Risk aldı.
Kazanırsa, 4 senesi var.
Mezun olduktan sonra işe girmeyi başarırsa, anca asgari ücret alacak, yemese içmese, bir kuruşunu bile harcamasa, 200 bin lirayı toparlaması kaba hesap 33 sene falan sürecek.

Yusuf… İzmirli.
Lise mezunu.
İşsiz.
Bir kontör harcadı.
Desti İzdivaç’a katıldı.
Son 2′ye bir dul ve evde kalmış bir kızla girdi… Dulun ölen babasından maaşı var.

Anıtkabir’e Denizaltıyla Saldıracaklar

23-01-2010 23:57:00 » İzzy Hiçbirşey bölümüne yazdı.

Şok diye bi program vardı.

Şok… Şok… Şok… Playboy yıldızı Anna Nicole Smith, haftada bir gün zevk için Edirne Genelevi’ne gelerek ücretsiz amme hizmetinde bulunuyor sayın seyirciler!

N’oldu biliyor musunuz?
Kuyruk oldu!
Edirne Valisi açıklama yaptı…
Öyle bir hanım çalışmamaktadır!

Halbuki, programın başında sonunda “Bu bir mizah programıdır” yazıyordu.
İnandıramadılar.

Çevireceğiniz numaradan önce Graham Bell’in doğum tarihini tuşlarsanız, telefonla bedavaya görüşebilirsiniz” diye haber yaptılar… “Benim telefon galiba arızalı” diye hücuma uğrayan Telefon İdaresi, ertesi sabah beyanat vermek zorunda kaldı; resmi kurum olduğu için “manyak mısınız” diyemedi, “külliyen yalan” dedi.

Adnan Menderes döneminde gizli bir projeyle uzaya gönderilen, ancak, daha sonra ödenek yetersizliği nedeniyle geri getirilemeyen Türk astronotun oğlunu çıkardılar canlı yayına… Millet ağlamaktan helak oldu zavallı yavrucağın dramına… Mermiyi dişiyle yakalayan adamı gösterdiler, kendini vurduranlar oldu! Klozetten çıkıp, insanların kıçını ısıran yaratık haberi de yaptılar, Cine 5 şifresini kıran sprey haberi de… Laboratuvarda tüplü müplü bir deney yaptılar, “Sigara paketlerindeki parlak kâğıtlarda gümüş var, işte böyle ayırabilirsiniz” dediler, adamın biri malı mülkü sattı, belediyenin çöp ihalesini aldı.

700 hafta yayınlandı!

Sonra kaldırıldı…
Çünkü, zor oldu ama, gerçek olmadığı 700 hafta sonra nihayet anlaşıldı ve izlenme oranı düştü.

Nedendir bilmem, aralarında benim de bulunduğum 137 gazetecinin desteğiyle gerçekleştirilecek olan Balyoz Darbesi’ni okuyunca,
“Şok” geldi aklıma.

Şok… Şok… Şok…
F16 düşürtecekler.
Cami bombalayacaklar.
Halka ateş açılacak.
200 bin kişi tutuklanacak.
On yüz milyon baloncuk olacak.

E haliyle soruyor bazı okurlar:
“Ne diyorsunuz bu işe?”

Ne diyeyim kardeşim… Edirne Valisi bi açıklama yapar herhalde.

RTE’den ABD Ordusuna Davetiye

22-01-2010 10:38:33 » İzzy Hiçbirşey bölümüne yazdı.

Ne demiştim? “Polisler Neden Ağır Silahlarla Donatılacak?”

Erdoğan’ın beynindekileri, daha hangi hainlikleri yapacağını anlamak ve bilmek için alim olmak ya da kahin olmak gerekmez. En azından, Erdoğan’ın zom yapılmış gözlerinden bunu okumak mümkün. Şöyle bir günlük olaylara bakın: Erdoğan kendisinden bir fırt uzaklıktaki karargah terörist örgütüyle birlikte Orduya saldırıyor, Yargıya saldırıyor, Muhalefete saldırıyor, kendine karşı olan gazetelere, televizyonlara, yazarlara, çocuklara saldırıyor, Şehit analarına, Gazilere, Sakatlara, Namuslu savcı ve yargıçlara, Tekel işçilerine, İtfaiye işçilerine, Diğer işçilere, Çiftçilere, Eczacılara, Memurlara, Emeklilere, velhasıl kendine boyun eğmeyen her kişiye, her kuruluşa, Bütün Türkiye’ye saldırıyor.

Saldırmadığı yalnız Yandaşları, karısı, PKK teröristleri, Talabani, Barzani, Obama, Özel karargahının adamları, ABD yandaşları, kendisi gibi hırsızlar, hortumcular, Remzi?, Haşim Kılıç, Zekeriya Öz gibi Türkiye’nin bekasına düşman olanlar var…

Erdoğan bütün bu saldırıları cesaretinden mi yapıyor sanıyorsunuz? Bugüne dek dünyaya gelmiş geçmiş en korkak gerici bir kişi.. Tuvalete bile en az beş korumasıyla giden biri. Bunun için, ekli yazımda izaha çalıştığım gibi, Yüce Divan’da sorgulanmamak için her şeyi, ama her şeyi yapar, yapıyor ve yapacaktır da. Onun beyninde başka hiç bir şey yok, her konuşması, her yaptığı, her yaptırdığının özünde bu korku var. Gene ekteki yazımda açıklamaya çalıştığım gibi, Erdoğan, demokratik, yasalara uygun ve hilesiz bir genel seçimi asla ve kat’a yaptırmayacaktır. Bir genel seçim olacak da, Erdoğan’dan kurtulacağız diyenler ya da düşünenler yalnız ve yalnız rüya görüyorlar. Erdoğan’ın Obama ile kararlaştırdığı, ABD ordularına davetiye planını açıklamadan önce bir giriş yapayım: Erdoğan neden bütün feryatlara, hak arayanlara karşı kulağını kapadı.

Neden Türkiye’nin yönetimini tamamen ABD’ye bıraktı. Neden BOP Eşbaşkanlığı’ndan başka hiçbir şeyle ilgilenmiyor. Neden, Güney doğudaki mayınlı araziyi İsrail’e vermek için yırtındı, kırk dereden su getirdi. Bunun altında yatan, ABD silahlı kuvvetlerinin Türkiye’ye kolayca girebilmesini Obama’yla kararlaştırdıkları plan vardı (allahtan CHP ve MHP bunu önledi). Sonra durup dururken neden “Kürt Açılımı” nifakını soktu?

Bu da fos çıktı. ABD askerlerinin Türkiye’yi kullanarak geri dönmelerine ve bir Kürt devletinin kurulmasına, TBMM’den ve Türk halkından onay çıkmayacağını hem ABD ve hem de Erdoğan adları gibi öğrendiler. Şimdi ne yapmak zorundalar? Erdoğan’ın son ABD’ye gidişinde işte bu kararlaştırıldı. Nedir bu Plan?: Erdoğan, ekte yazdığım gibi bir taraftan, Fetullahçı Emniyet yetkilileriyle polisleri ağır silahlarla donatacak ve diğer taraftan af adı altında yurdumuza sokacağı PKK teröristleriyle AKP ordusunu kuracak.

Bunları yaparken Türk Ordusunu demokrasi çemberinde işlemez hale getirecek. Zaten TSK demokrasi diyor başka bir şey söylemiyor. TSK, olmayan demokrasiye o kadar bağlanmış ki, Türkiye’nin yok olmasına ramak kalmış, hala demokrasi adı altında kendisini savunmaktan başka hiçbir şey yapmıyor.

TSK, tarafsız olmaya devam etsin de, “diğer ülkeler ne der, ne yapar” safsatasıyla, hiç olmazsa halka karşı Erdoğan tarafına tamamen geçmesin. Türk halkı kendi mukadderatını kendisi tayin etmeye muktedirdir…
ABD ve Erdoğan’ın bekledikleri an gelince de düğmeye basılacak; Erdoğan, başta ABD olmak üzere dışardan yardım isteyecek. Diyecek ki “Ey! Türkiye dostu ABD!, AKP olarak halk bizi, demokratik ve yasal yollarla, 47% lik oyuyla tek başına iktidara getirdi.

Ülkeyi 8 yıldır çok iyi idare ettik, halkımıza refahı ve demokrasiyi getirdik, her şey güllük gülüstanlık (falan filan). Kaç zamandır tespit ettik ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu hükümetimizi devirmek için darbe yapma planları içinde. Sizden acilen yardım istiyoruz. Bunun için de sınırlarımızı size açmaya hazırız. ” Tıpkı Afganistan’ın, Talabani’den kurtulmak bahanesiyle ABD askerlerinin Afganistan’a gelmelerine davetiye çıkardığı gibi.

İşte bundan sonra size bir Yugoslavya; işte size bir Irak, bir Afganistan; işte size, dokunulmazlığı ömür boyu sürecek, yalancı, sahtekar, hain, yobaz bir hoca.

Dediğim gibi, bütün bunlar Erdoğan ve Obama’nın müşterek planı. Bunu yapabilecekler mi, yapamayacaklar mı? Yapmamaları, yapamamaları için bu yazdıklarımı Türk halkının ve ulusalcıların önemsemesini diliyorum. Çok düşük bir vakıa olarak da düşünülse, bir soru işareti koyup, önemsenmesini ve tedbir alınmasını istiyorum.

Erdoğan’ı tanımayan saf vatandaşlar inanmalıdır ki, Erdoğan kendini kurtarmak için yabancı bir ülkenin ordusuna sınırlarımızı gözü kapalı açacak kadar gavur! bir yaratıktır. “İnşallah, maşallah, Allah’ın izniyle, Allah kısmet ederse” gibi sözcükleri, Deniz feneri hırsızlığında, yolsuzluğunda olduğu gibi, yalınız insanların dini duygularından faydalanmak ve demokrasi gibi, dinimizi de kötü emellerinde araç olarak kullanıyor. Ülkesiyle savaşan biri yalnız bir Gavur! olabilir. Mikrofonun karşısına çıkıp, ağzını yalanla açıp, yalan dolanlarla devam eden, yalanla kapatan, halkı kandıran biri ancak gavur! olabilir. İşin en acı tarafı, bir sürü olanlardan habersiz salaklaştırılmış vatandaş ve işleri yalnız parmak kaldırıp parmak indirmek olan robot AKP Millet vekilleri!, bu gavuru alkışlıyor da alkışlıyor. Gene işin acı tarafı, Ulusal Kanal hariç, bütün televizyonlar onun bu konuşmalarını canlı olarak vermesidir. Şu anda söylemeden geçemeyeceğim: Evet “Ya Ulusal Kanal Olmasa”, benden bir de ekleme “Ya CHP ve biraz da MHP olmasa”

Ben, Deniz Feneri yolsuzluğunun ne adı ne düşüncesi yokken, araştırmalarım neticesinde bir çok şeye şahit oldum; 22.10.2006 tarihinde, Deniz Baykal ve Erkan Mumcu’ya taahhütlü birer mektupla her şeyi anlattım ve uyardım. (o zaman bilgisayarım yoktu, o yazım arşivlerinde görülebilir). Hiç birinden tık sesi çıkmadı. Belki de bana, esk. DTP başkanı gibi Has…tir oradan demişlerdir. 11.07.2003 tarihinde, Yavuz Donalt da, Erdoğan’ın illegal karargah tertip terörist örgütünü, bütün her yönüyle köşe yazısında açıkladı. Her iki olayı da hiç kimse önemsemedi. Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçtikten sonra, bugünlerde “vah vah, meğer neymiş” diyerek gündeme getirdiler.

Geçmiş olsun. İş işten geçmeden, hiç olmazsa yukarıdan beri ve aşağıdaki yazdıklarıma, CHP, MHP ve halkımızın biraz olsun kulak vermesini ve gerekli duyarlığı göstermesini istiyorum. Erdoğan Türk vatandaşlarından, bizden biri değildir. Bunu kendisi de, Türk sözcüğünü ağzına almamakla kanıtlamıştır. Olsa olsa Erdoğan, Gül gibi, başta ABD, yabancı ülkelerle işbirliği yapan bir Türk ve Türkiye Cumhuriyeti düşmanıdır.

Deveyi Diken…

21-01-2010 19:48:13 » İzzy Hiçbirşey bölümüne yazdı.

Utanmaz Adam vardı…
Efsane Gırgır’ın efsane tipi.

Şerefsizin önde gideniydi…
Adı “Şeref”ti.

Oku oku, doyamazdık.

Ceyar çıktı sonra…
Karaktersiz karakter.
Haysiyetsizliğin bini bi para.
Kimi kayınbiraderle yatıyor.
Kimi enişteyi kazıklıyor.
Anında… Edirne’den Ardahan’a herkes tabelasını değiştirdi, “Dallas kafe, Dallas kuaför, Dallas market” yaptı.

Mükremin Çıtır.
Tirbişon.
Magandanın Feriştah’ı…
İzlenme rekoru kırdı.

Halkımızdan en çok “esemes” alan, gelin oldu; damadı alkol komasından ölü buldular, kaynana’yı “şehit anası” ilan ettiler… O kadar şarkı yarışması yapıldı, en çok kim sevildi? Esrarla yakalanan Bayhan! Dizide anne rolünü canlandıran çocuksuz kadın, yılın annesi… Çikita muz ve nane nane’yle patlama yapan Ajdar, makine mühendisi iyi mi!

Polat Alemdar…
Ailemizin katili.
Geçenlerde bardan çıktı, polis evine kadar eskortluk yaptı. Ahali, mahkemelerle papaz oluyor, evladına illa Memati adını koyabilmek için… Üniversitede konferans verdiler, inim inim inledi salon, “Türkiye sizinle gurur duyuyor” diye.

Behlül’e herkes hasta, adam yengesini düdüklüyor. Bir hafta anons yapıldı, “Bihter’e kocası tecavüz edecek” diye, uzağa gitmeyeyim, benim valide bile misafirlikleri iptal etti, tecavüz sahnesini kaçırmamak için… Küçük Kadınlar’da kızlar Allah ne verdiyse… Hanımın Çiftliği, Dallas’ın Adana’da geçeni… Yaprak Dökümü’nde bir zilli gelin var, sanırım finalde kayınpeder Ali Rıza Bey’le yatacak. Damat desen, dizi dizi, sülaleyi dizdi.

(Televizyonların ahlakını filan denetleyen RTÜK eski Başkanı’nın kumarhane başkenti Las Vegas’ta Porno Fuarı’nda yakalandığı haberi çıktı bu arada… Eminim yalandır.)

Her kıstırdığını yalan dolan yatağa atan, genç kızların rüyası zetina dikiş makinesi değil miydi, Issız Adam? Organize İşler, alayı oto hırsızı… Yahşi Batı’da Cem Yılmaz, bildiğin dolandırıcı.

Sporcularla ilgili belgesel yap mesela, kimse seyretmez… Pascal Nouma sahanın ortasında şortunu indirdi, televizyon yıldızı oldu, reklamı bile yapıldı.

Recep İvedik?
Öküzün önde gideni.
Gişe rekortmeni.

Uzatmayayım…
Sabahtan beri telefonlarımız susmuyor, “Neden Mehmet Ali Ağca’yı o kadar gösteriyorsunuz, göstermeyin” diye… Onu göstermeyelim de, kimi gösterelim şekerim?

$9.50

19-01-2010 02:19:03 » İzzy Fıkra bölümüne yazdı.

New York’ta bir bankanın önünde son model Rolls Royce otomobilinden inen adam, hızlı adımlarla bankaya girdi ve önüne çıkan ilk görevliye, bireysel kredi için başvuruda bulunmak istediğini söyledi. Görevli onu, müşteri temsilcisine götürdü. Adam, çok acele bir iş için Avrupa’ya gitmek zorunda olduğunu ve bu nedenle bir hafta vadeli beş bin dolar krediye gereksinim duyduğunu söyledi. Müşteri temsilcisi kısa bir araştırma yaptıktan sonra:

  • Ticari ve mali sicilinizi inceledik. Bu krediyi almanız için bir engeliniz yok. Fakat bir konuyu belirtmeliyiz. Bizim bankamızla daha önce hiç çalışmamışsınız. Banka olarak sizi resmen tanımıyoruz. Bu nedenle, söz konusu krediyi verebilmemiz için karşılığında sizden bir teminat almak zorundayız.

Adam cebinden Rolls Royce’un anahtarını çıkardı, bankanın müşteri temsilcisine uzattı:

  • Çok acelem var, uçağa yetişeceğim. Kapıdaki Rolls Royce’umu teminat olarak alabilirsiniz.

Kredi işlemleri çok hızlı bir bicimde tamamlandı. Banka Rolls Royce otomobili bankanın garajına çektiler, adama da beş bin dolar krediyi verdiler. Müşteri temsilcisi, kişisel merakını gidermek için bir hafta boyunca özel bir araştırma yaptı ve bankalarının bu yeni müşterisinin çok büyük bir iş adamı ve çok büyük bir servet sahibi olduğunu öğrendi. Bir hafta sonra adam yeniden gelip, borcunun anaparası beş bin dolarla, bir haftalık faizi dokuz buçuk doları ödedikten sonra, müşteri temsilcisi bir türlü yenemediği merakının dürtüsüyle sordu:

  • Sizin çok büyük bir iş adamı ve çok büyük bir servetin sahibi olduğunuzu öğrendim. Yalnızca kişisel merakımdan soruyorum. Lütfen söyler misiniz, sizin için çok küçük bir miktar olan beş bin dolarlık krediye neden gereksinim duydunuz?

Adam hafifçe gülümsedi:

  • Siz de bana lütfen söyler misiniz? Böyle lüks bir otomobili, New York’ta hangi kapalı garaja, bir hafta boyunca dokuz buçuk dolara bırakabilirsiniz?

Not: Para kazanmak sadece çalışma ve hırsla olmaz, zeka da gerekir…

« Previous Page« Önceki yazıtlar « Previous Page · Next Page » Sonraki yazıtlar »Next Page »