Monthly Archives: June 2011 - Page 2

?

\"\"Hokus pokus…

Seçmen sayısı 10 milyon arttı.
Velev ki, yedik.

Alt tarafı üç tane evraka doğru dürüst bakmayı beceremeyip, memleketi birbirine sokan Yüksek Seçim Kurulu, “noksanlık, fazlalık” olmadığını söyledi.
Velev ki, güvendik.

Seçmen sayısında “fazlalık” olmadığını söyleyen Yüksek Seçim Kurulu, oy pusulası bastırdı, 12 trilyon liraya… Hooop, ne sihirdir ne keramet, aha işte marifet, “noksan”laşıverdi 1 trilyona!
Velev ki, uyanmadık.

Oy pusulasını “anca 12 trilyona basarım” diyen firmayla, “olsun canım 1 trilyona da basarım” diyen firma, aynı firma… “Vatan, millet, demokrasi sevgimizle fiyatımızı indirdik” dedi.
Velev ki, ikna olduk.

Velev ki…
Biri izah eder diye soruyorum:
Seçmen sayısı 52 milyonsa eğer, neden 69 milyon oy pusulası basıldı ve dağıtıldı?

Yırtık olur, bozuk olur, 1 milyon yedek bastırdın, hadi bol bol diyelim, 5 milyon yedek bastırdın… Seçmen sayısından “17 milyon fazla” oy pusulasının anlamı nedir? “Ay ben heyecandan yanlış oy attım, yedek oy pusulası rica edebilir miyim” diyen var mı aranızda?

Yedek oy pusulası kullanma imkânı varsa, neden, orasına burasına mürekkep bulaşmış diye, milyonlarca oy geçersiz sayılıyor? Neden bulaşanlara yedeği verilmiyor? Bulaşıp bulaşmadığını sandık açıldıktan sonra görebiliyorsan…
Yedeklemenin manası ne?

Oy pusulası dediğin, alt tarafı kâğıt parçası, ne filigranı var, ne barkodu…
Niye yok?

Velev ki…
Oy pusulası buldun, x partisine evet’i bastın, arkasına da patates mührü vurdun, zarflayıp, tutuşturdun garibanın eline, “koy bunu cebine, git sandığa at, sana verilen oy pusulasını bana getir, makarnayı bulguru veya çeyrek altını kap” dedin… Kim fark edebilir? İstediğin kadar parti denetçisi görevlendir, üst araması yapılıyor mu sandık başında?
Sizce niye yapılmıyor?

Oy sayısı 52 milyon.
Oy pusulası 69 milyon.
Nerde bu devlet’i boşverin artık…
Nerde bu millet?

Ota, Göte Dair

Sevgili Ö…,

Duygusal püskürmelerin kendine göre bir insanî hakikiliği var, kabul. Ama halk önünde münazara ederken söylenenleri akıl süzgecinden de geçirmek gerekir bence.

Günde beş defa namaz kılmanın yegâne alternatifi rakı sofrasında oturmak, sabaha kadar açık diskolarda 500 defa göt tokuşturmak öyle mi? Çok bayat ezberler bunlar. Hele rumba ile çaçaya bayıldım. 40’larda mıyız? Necip Fazıl sahtekârından bu yana taze bir laf üretemedi mi sizinkiler?

Günde beş defa aynı ruh daraltıcı ezberi tekrarlayacağına bir kayısı ağacı diksen? Şiir yazsan? Üç tane çocuğu toplayıp onlara masal anlatsan? Dağa tırmanıp güneşi selamlasan? Duvar örsen? Kurbağaların gen yapısını incelesen? Tapınak inşa etsen? Cüzamla savaşsan? Kemanla Bach çalmayı öğrensen? Bir general vursan? İnsanlardan bir süre uzaklaşıp hayatın anlamını düşünsen? Yeni kıtalar keşfetsen? Bir insana yardım etsen?

Sana senin tercih ettiğin dilden söyleyeyim. Beş defa namaz kılmaktan çok daha büyük ve gerçek ibadetlerdir bunlar. Yanlış yerde aradığın o tanrıya seni daha fazla yaklaştırırlar.

Yanlış anlamadıysam kilise ayinini, tora ruloları yazmayı, güneşe karşı ateş tapınakları yapmayı da ibadet çeşitleri olarak görüyorsun. “Modern” insanın rumbasıyla çaçasından daha değerli buluyorsun.

Peki, soru şu. Neden SEN bu ibadetleri yapmayı düşünmüyorsun? Pratikte zor diyelim, neden o insanların yanına gidip bir şeyleri paylaşmayı tahayyül etmiyorsun? Tek bir ezbere takılmak neden?

Safsatayla cevap verme, çünkü bu canalıcı bir sorudur. Dindarlığın için ileri sürdüğün gerekçelerin çok da dürüst olmadığını ima eder.

Aradığın şey modern dünyanın anlamsızlığına cevap ise, ben sana söyleyeyim, bin tane cevap var. 1400 yıllık bir zorbalık ideolojisine takılıp kalmak neden?

Hedon tanrısına karşıysan 19 Mayıs törenlerine ne itirazın olabilir? Sabaha kadar rumba ile çaça yapacaklarına insanların vatan uğruna kendilerini feda etmeyi tahayyül etmesi, egolarını silip dev bir orduya nefer olmak istemeleri, varlıklarını Türk varlığına armağan etmeleri fena mı? Tam senin savunduğun şey bence.

Kemal dininin herhangi bir dinden ne farkı var?

Mustafa dinine en ince dokundurmamda köpek sürüsü gibi havlamaya başlayan cahil gençlerin, Kemalci soydaşlarından ne farkı var? Aynı derin cehalet, aynı çiğlik, aynı tahammülsüzlük, aynı korku, aynı “varlığını X varlığına armağan etme” güdüsü, aynı ilkel aşiret mantığı. Peygamberime/atama/tanrıma laf edersen yakarım! Ritüellerimin manasızlığını bana hissettirirsen çok fena küfrederim!

Bir şey daha söyleyeyim de iyice delir.

Bazen rakı sofrasında adabıyla oturmak da insanı tanrıya ayak kokulu bir hangarda eğilip kalkmaktan daha çok yakınlaştırır. Ruhunu açmana yardımcı olur. Ezberlerle kaskatı olmuş yüreğini bir nebze gevşetir. Bazen ama, her zaman değil.

Ömer Hayyam da, Sadi ile Hafız da şarabın ibadete faydasını bilenlerdendi; okumaya değer. Gaza ve yağmayla imparatorluk kuran çakma din adamlarından değillerdi çünkü.

Hintliler de boşuna tapınaklarında ot tüttürmüyorlar.