Türkiyede GeliÅŸmeler Nasıl Engellenir: Ordot Projesi

Bugün elime Ordot Projesi baÅŸlığı ile Prof. Dr. Nuri SARYAL tarafından kaleme alınmış bir yazı ulaÅŸtı. Noktasına virgülüne dokunmadan aktarıyorum:

1 – GiriÅŸ

Anılarım arasında kanımca en önemlilerinden birisi olan Ordot Projesi; Türkiye\’de ilk kez gerçek anlamda yerli tasarımla Türk malı güdümlü roket yapılmasının ve bu çalışmanın nasıl önlendiÄŸinin ibret verici hikâyesidir. Çalışmalara müdahele edilmeseydi, aksine destek-lenseydi ve daha büyük projelere olanak saÄŸlansaydı, bunun Türk savunma sanayine ve ekonomisine nasıl yansıyacağını irdelemeyi \”batılı\” ülkelerin ekonomisinde en büyük geliri saÄŸlayan ve isdihdam yaratan alanın savaÅŸ sanayii olduÄŸunu hatırlatarak, sizlere bırakıyorum.

2 – Askere Alınmam

1956 yılı Åžubat ayında Batı Berlin Teknik Üniversitesinden Doktor Mühendis (Dr.-Ing.) diplomasını alarak Mayıs ayında Ankara\’ya dönmüÅŸtüm. Sıra yedek subaylık görevini yerine getirmeye gelmiÅŸti.

Berlin\’de doktora çalışmalarım sırasında askerlik tecillerimi BaÅŸkonsolosluk aracılığı ile düzenli olarak yaptırdığım halde, son yoklamam her nasılsa askerlik ÅŸubeme ulaÅŸmamış. Önüme iki seçenek koydular: Hemen askere alınırsın veya 1500 TL ceza ödersin. Niyetim zaten bir an önce yedek subaylık görevini tamamlayıp hayata atılmaktı. Mülakat sonucu, makina mühendislerinin buluÅŸtuÄŸu Ordu Donatım sınıfına ayrıldım (44. dönem) ve 1 Haziran 1956 günü, Ankara\’nın Etlik yolu üzerindeki Sarıkışla\’da kıt\’ama teslim oldum.

Okul döneminin sonuna yaklaÅŸmıştık; \”yedek subay ölür de dönmez er meydanından\” marşını söyleyerek Çubuk Barajı yollarında belden yukarısı açık, silah elde koÅŸmaktan güneÅŸ yanığı esmer ama saÄŸlıklı halde idik. Bir gün askerlik dersinden önce sabah içtimaında beklerken, bir üstteÄŸmen geldi ve doktorası olanları ayırarak, on kiÅŸi kadar olan grubmuzu ayrı bir odaya aldı. Odada, adının Behram KurÅŸunoÄŸlu olduÄŸunu söyleyen bir yedeksubay asteÄŸmen, \”özel teknik\” grubuna ayrıldığımızı, okul döneminin sonunda görevimize Ankara\’da, Genel Kurmay BaÅŸkanlığı, İlmi İstiÅŸare ve AraÅŸtırma Dairesinde (o zamanki ILAR, ÅŸimdiki ARGE BaÅŸkanlığı) devam edeceÄŸimizi bildirdi.

Daire BaÅŸkanımız, aydın, kültürlü, ileri görüÅŸlü, Hava Albay Fuat UluÄŸ idi. Uluslararası üne sahip \”von Karman\”ı konferans vermek üzere Ankara\’ya davet eden, teknik konularda kitap yazdırıp bastırtan, daha önemlisi Türkiye\’de \”harp oyunları\”nı baÅŸlatan kendisidir. Dairemiz, Genelkurmay BaÅŸkanlık binasının sol tarafındaki yuvarlak çıkıntının üst katında baÅŸlayıp geriye doÄŸru uzanmaktaydı. Çalışmalara baÅŸladığımız gün 43.dönemde \”özel teknik\” grubuna ayrılmış ve ileride ODTÜ\’de buluÅŸacağım Mustafa Parlar ve Tarık Somer\’le tanıştım. İlk altı aylık süreyi birlikte tamamladık.

3 – Harp Oyunları

Harp oyunları, ülke savunmasında, bu iÅŸe ayrılmış bütçenin hangi silah sistemlerine yatırılması ile en etkili ÅŸekilde (cost effective) saÄŸlanacağını saptamak amacıyla yapılan, uygulamaya yönelik, matematik ağırlıklı bir yöntemdir. Fuat UluÄŸ Albay\’ın [1] gayretleri sonucu proje Genel Kurmay BaÅŸkanlığımızca kabul edilmiÅŸ, ABD tarafından \”bilgilendirme\” düzeyinde, desteklenmiÅŸtir. Bu iÅŸe ayrılan büyük salonun ortasına konulan, yaklaşık sekiz metre boyunda ve dört metre enindeki masanın üzerine, Türkiye ile kuzeyde Kırım yarımada-sının yaklaşık ikiyüz kilometre kadar dışından geçerek çevremizdeki bölgeleri içine alan, üzeri ÅŸeffaf asetat levha ile kaplanmış devasa bir harita serilmiÅŸ…..

Harita üzerinde bez ayakkabılarla yürüyor, Havacı Kurmay subaylarımızın hazırladıkları, kuzey komÅŸumuzun Türkiye\’ye yönelik temsili saldırı planını ve Karadenizi yalayarak geldiÄŸi varsayılan savaÅŸ uçaklarının bizim radarlarda görünmelerinden itibaren karşı savuma ile ilgili harekatımızı renkli mumlu kalemlerle ve cetvellerle iÅŸaretliyorduk. ABD, Rand Corporation tarafından gönderilmiÅŸ, beyini özel eÄŸitimle geliÅŸtirilmiÅŸ ve adı Paxon olan bilim adamı, onbeÅŸ kiÅŸilik, hepsi doktoralı ve yurt dışında eÄŸitim görmüÅŸ çoÄŸunluÄŸu makina mühendislerinden oluÅŸan ekibimizi eÄŸitiyor, yönlediriyordu.

Çalışmalarımızın Türkiye\’nin savunması için ne kadar önemli olduÄŸunun bilinci, içimizde büyük bir istek ve tutku yaratmıştı. Sabah saat sekizden önce hepimiz iÅŸimizin başında oluyor, gece geç saatlere kadar çalışıyorduk. SavaÅŸ taktiklerini öÄŸrendiÄŸimiz bu çalışmalar sırasında, Sovyet Rusya İmparatorluÄŸu çökmeden önceki ÅŸartlar altında, Türkiye\’nin zayıf karnının, Bulgaristan üzerinden yapılacak tank saldırısı olduÄŸu, anti-tank güdümlü mermilerin hayati önem taşıdığı, ortaya çıkmıştı. Trakya\’yı ve BoÄŸazları tankların saldırısından koruyacak silah olarak elimizde, Almanya\’dan büyük bedeller ödrenerek alınan \”Cobra\” anti-tank güdümlü mermileri olduÄŸunu öÄŸrendik. Talim atışları sırasında tanıştığım, çok basit olan bu silahın benzerini, Türkiye\’deki olanaklarla üretebileceÄŸimizi düÅŸündüm.

4 – ORDOT Projesinin BaÅŸlaması

Orta DoÄŸu Teknik Üniversitesi\’nde göreve baÅŸladıktan (28 Haziran 1962) iki yıl sonra Makina MühendisliÄŸi Bölümü binaları tamamlanmış, labratuvarlar gerekli araç ve gereçlerle donatılmıştı. Anti-tank güdümlü mermiyi yapmakta kararlıydım, ancak akademik hayatımı düÅŸünmem, doçentliÄŸe yükseltilmeme olanak verecek \”bilime katkı saÄŸlayan\” bir çalışma (Doçentlik Tezi) yapmam gerekiyordu. Bu nedenle, \”Isıl Gerilimlerin Elektrik Analojisiyle Tesbiti\” çalışmasına (TÜBİTAK MAG-45) öncelik vermek zorundaydım. Hafta sonları da çalışarak, asistanlığımı yapan Orhan YeÅŸin ile birlikte bir buçuk yılda bitirdiÄŸim bu çalışmanın son altı ayında, ORDOT Projesine baÅŸladık.

Projeye ORDOT adını veriÅŸ nedenim, hem asker olarak ORdu DOnaTım sınıfından, hem de ORta DOÄŸu Teknik Üniversiteli olmamdır. Projeye baÅŸlamak için her ÅŸeyden önce para bulmam gerekiyordu. Konuyu yardımcısı olduÄŸum Rektör Kemal KurdaÅŸ\’a açtığımda, \”hemen iÅŸe baÅŸlayın\” dedi ve üniversite bütcesinden kırk bin lirayı (profesör maaşı beÅŸ bin lira) bu iÅŸe tahsis etti.. Bu meblaÄŸ böyle bir proje için elbette yeterli deÄŸildi ama, o sırada oluÅŸmaya baÅŸlamış olan \”Ordot Ekibi\’ne\” moral vermeye yetmiÅŸti.
Hayatımda en yoÄŸun olarak çalıştığım ve rahatsızlanarak Hacettepe Üniversitesi Hastahane\’sine kaldırıldığım, on gün süren ciddi bir inceleme sonucunda, \”aşırı yorgunluk\” (sürmenaj) teÅŸhisi ile taburcu edildiÄŸim döneme giriyordum. Makina Bölüm BaÅŸkanlığı, Rektör Yardımcılığı, öÄŸretim üyelerinin doÄŸal yükü olan iki ayrı konuda verdiÄŸim derslere ek olarak, yukarıda sözü geçen TÜBİTAK Projesi ile birlikte ORDOT Projesini yürütmeye çalışıyordum. Üç yıl süren proje sırasında, Makina Bölümü öÄŸretim üyelerinden Orhan Kural ve Suha SelamoÄŸlu, yanımda tez çalışmalarını yapmakta olan öÄŸrencim Ömer AnlaÄŸan, Kimya Bölümümüzden ErtuÄŸrul Onat, Elektrik Bölümünden Canan Toker ve Metallurji Bölümünden Mustafa Doruk, teknisyen olarak Esat AÅŸkun ve Metin Özbek, Ordot kadrosunun çekirdeÄŸini oluÅŸturmuÅŸtu. Ayrıca Vedat Arpacı, Alp Esin, İlhan Onur ve Levent Kayalar\’ın önemli katkıları olmuÅŸtur. Hafta sonları dahil, büyük bir özveriyle çalışan bu kadro, teknisyenlere ödenen sembolik ücret dışında, tek bir kuruÅŸ almadan üç yıl çalıştı.

Yeni bir bilimsel çalışmaya baÅŸladığımda her zaman yaptığım gibi ilk iÅŸim, Balkanlar dahil, bölgenin en zengin teknik konular ağırlıklı kütüphanesi olan Üniversitemiz (ODTÜ) kütüphanesine giderek, roket konusunda ne kadar kitap varsa alıp labratuvarıma getirmek ve okumaya baÅŸlamak oldu [2]. Önce konuya hakim olmak ve hedefi daha kesin çizgilerle belirlemek gerekiyordu. VereceÄŸimiz hizmet TSK\’ne ( Türk Silahlı Kuvvetleri) yönelik olacağından, yedek subay olarak çalıştığım ARGE ile iliÅŸki kurduk. Bu yoldan mal® destek bulmayı da umuyordum. Adını hatırlayamadığım ARGE BaÅŸkanı tuÄŸgeneral, boÅŸuna uÄŸraÅŸmamamızı, binbaşı Hilmi İsmailoÄŸlu\’nun, söktükleri bir adet Cobra\’nın parçaları ile İstanbul ve Bursa bölgesi sanayi kuruluÅŸlarını dolaÅŸtığını ve hangi parçaları yapabileceklerini sorduÄŸunu, plastik kanatları ve ipekle izole edilmiÅŸ ince bakır telleri (her rokete iki kilometre kumanda teli sarılırdı) yaptırdıklarını, zamanla bütün parçaların tamamlanacağını ve yerli imalata geçeceklerini anlattı. PaÅŸaya, Almanlar\’la lisans anlaÅŸması yapmadan böyle bir giriÅŸimde bulunmanın doÄŸru olmadığını, seri üretime geçtiÄŸimiz anda bizi uluslararası mahkemeye vererek ağır para cezalarına mahk»m ettireceklerini, ayrıca roket motorunda kullanılan çeliÄŸin Türkiye\’de yapılamayacağını, asıl onların bu iÅŸi bırakmalarını, bizi, kendi imkanlarımızla Türkiye\’de bulunan malzeme ve teknoloji ile tamamı Türk malı güdümlü mermimizi yapmak üzere görevlendirmelerini rica ettim.

Üç aya yakın bir süre uÄŸraÅŸtım; fakat ARGE yönetimini, \”iÅŸveren – prototip üretimi – seri üretim\” ÅŸeklinde bir iÅŸ bölümüne ve \”ARGE\’nin TSK adına iÅŸveren, ODTÜ\’nün isteÄŸe uygun prototip üreten ve MKEK\’nun (Makina ve Kimye Endüstrisi Kurumu) olgunlaÅŸan prototipi seri üreten\” olması gerektiÄŸine ikna etmem mümkün olmadı. Kendi yollarında yürümekte ısrarlıydılar.

Biz de yolumuza devam etmekte kararlı idik. Hedefimizi ÅŸöyle belirledik: Yapacağımız anti-tank güdümlü merminnin güdüm sistemi, Alman Cobra roketinde kullanılan çok basit \”on-off\” sistemi yerine, kademesiz kumanda sistemi \”proportional guidance\” olmalıydı. Hüseyin Gazi dağı eteklerinde yapılan Cobra talim atışlarında bu önemli eksikliÄŸi gözlemlemiÅŸtik. ORDOT GM\’si ( Güdümlü Mermi) mevcutların tersine, kanat arkada, kuyruk önde \”canard\” (ördek) tabir edilen türde olacaktı. Böylece, sürekli olarak yatay konumunu koruyarak ve arkası kumdanda çubuÄŸu ile kendisini yönlendiren astsubaya dönük olarak uçacak olan GM, hedefe istenen açıyla vuracağı gibi, arkasında yanan kırmızı ışık kolaylıka hedef üzerinde tutulabilecekti.

Roket motorunun kovan çeperi, Karabük çeliÄŸi kullanacağımızdan, daha kalın olmak zorundaydı, ancak iç çap Cobra roketininkine eÅŸit olacaktı. Maksadımız, talim atışlarında hedefi bulsun, bulmasın parçalanan GM\’leri tahrip olmadan\”tekrar kullanılır\” hale getirmekti. Bunun için talim atışları sırasında Cobra\’lara harp baÅŸlığı yerine, geliÅŸtireceÄŸimiz \”paraÅŸüt baÅŸlığı\” takmak ve kum dolu variller yerine, iki direk arasına gerili bez üzerine çizilmiÅŸ tank resimine yönledirmek, bezi yırttıktan veya hedefi ÅŸaşırarak yanından geçtikten sonra roketi uzaktan kumanda ile yükseltmek, saniyeli fitilin patlatacağı baÅŸlık içindeki paraÅŸütle roketi yere indirmek, boÅŸalmış olan kovana yerli malı yakıtımızı koymaktı. Böylece Ordot için geliÅŸtireceÄŸimiz yakıt her iki roletin de defalarca talim atışları için kullanılmasına olanak verecekti.

Ilk olarak tamamlanan proje \”ParaÅŸüt BaÅŸlığı\” projesi oldu. Bu iÅŸi üstlenen Suha SelamoÄŸlu ve yedinci yıl iznini ODTÜ Makina MühensisliÄŸi Bölümü\’nde geçirmekte olan Michigan Üniversitesi\’nden Vedat Arpacı, gerekli ÅŸartları yerine getiren (Cobra harp baÅŸlığı ile aynı boyut, ağırlık ve aerodinamik özellikte, ağırlık merkezi aynı yerde olan), roketin ateÅŸlenmesiyle kapanan \”ivme ÅŸalteri\”ni ve patlaması 5 – 20 saniye arasında istenilen süreye ayarlanabilen paraÅŸüt baÅŸlığını, bir yıldan az bir süre içinde tamamladılar. Henüz baÅŸlığı deneyecek roketimiz olmadığından, bir \”mancınık\” yapmaya ve baÅŸlığı onunla fırlatarak denemeye karar verdik. ODTÜ arazisi içinde terkedilmiÅŸ bir taÅŸ ocağının üstüne, atöylemizde ürettiÄŸimiz ve gerilmiÅŸ lastik halatlarla kurduÄŸumuz mancınığı yerleÅŸtirdik. BaÅŸarılı iki deneme moralimizi bir hayli yükseltmiÅŸti. \”Åžimdilik\” bir kenara koyduÄŸumuz bu baÅŸlığın, ileride önemli bir olaya zemin hazırlayacağının henüz farkında deÄŸildik.

5 – Türk Hava Kuvvetleri ile İşbirliÄŸi

AraÅŸtırmalarımız için gerekli mâli desteÄŸi bulmak zorunda idik. TÜBİTAK henüz bu tür araÅŸtırmaya destek vermiyordu; projenin \”akademik\” olması önemliydi. Bir gün soÄŸukalgınlığı nedeniyle evde ateÅŸli olarak yatarken, ORDOT ekibinden üç arkadaşım heyecanla bize geldi ve Türk Hava Kuvvetleri Teknik Daire BaÅŸkanı Albay Cemal Özalp\’le görüÅŸtüklerini, kendisinin projemizi desteklemeye hazır olduÄŸunu, kendilerinin de LHÇ (Lagari Hasan Çelebi) projesi üzerinde çalıştıklarını, bu maksatla ABD Purdue Üniversitesinde roket konusunda eÄŸitim gören altı genç subaydan ikisinin bizimle çalışacağını müjdeledi.

Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve ODTÜ RektörlüÄŸü arasında yapılan yazılı anlaÅŸma üzerine bu iÅŸe 140.000,- TL ayrıldı ve çalışmalar hızla baÅŸladı. Yakıt olarak MKEK\’nun ürettiÄŸi M5 barutu terkibine çok benzeyen ve roket üreten bütün devletlerin ufak tefek farklarla kullandığı, Cobra yakıtı ile aynı özellikleri taşıyan, nitrogliserin-nitroselülloz bazlı bir yakıt kullanmaya karar verdik. MKEK yakıtları ElmadaÄŸ Barut fabrikasında üretmeyi, biz ise roket motorunu ve ODTÜ arazisi içinde deneme yerinin inÅŸasını üstlendik. Deneme yeri olarak Elektrik MühendisliÄŸi Bölümü\’nün bir NATO projesi için yaptırdığı iki odalı küçük binanın bir odasına yerleÅŸtik. Üniversitemizin inÅŸaat iÅŸlerinden sorumlu Rektör Yardımcısı Orhan Alsaç, bu odaya bitiÅŸik ve hazırladığımız planlara uygun olan deneme odasını, o sırada Üniversitemizde inÅŸaat yapan yüklenicilerden birisine 55.000.- TL karşılı-ğında yaptırdı. Roket motoru denemelerinde olaÄŸan sayılan patlamalar olduÄŸunda, bizi parça tesirinden korumak üzere, odanın üstü ve yanları çift teçhizatlı betonarme duvarlarla çevrili ve kapısı çelik sacdan olacaktı. Yaklaşık bire iki metrelik aynalardan yansıyan roket motorunu sanki önümüzde duruyormuÅŸ gibi bitiÅŸik odadan görebiliyorduk. Roketi baÄŸladığımız \”itme kuvvetini ölçme\” düzeneÄŸi 0.4 Newton\’a (yaklaşık 40 gr kuvvet) duyarlıydı (Alp Esin). Ayrıca roket motorunun içindeki basıncı ve deÄŸiÅŸik yerlerinde sıcaklık ölçebiliyorduk.

Atölyeler müdürü Nihat Çokyücel, roket kovanını, verdiÄŸimiz teknik resimlere uygun olarak, buhar kazanları için temin edilmiÅŸ dikiÅŸsiz borulardan yararlanarak ürettiriyordu. Lüle imalatı Makina Bölümünde yapılıyor, Metallurji Bölümünde Mustafa Doruk tarafından iç yüzeyi krom\’la kaplanarak, yaklaşık olarak saniyede bir – birbuçuk kilometre hızla fışkıran yanma ürünlerinin sebep olacağı erozyon önleniyordu. Roketi ateÅŸlemek için kendimiz, sıfır hata yapan bir ateÅŸleme tapası geliÅŸtirmiÅŸtik. Bu konularda problem çıkmıyordu. Yakıta gelince; antitank G.M.\’sinin saniyede yüz metre sabit hızla ve yirmi saniye süreyle hedefe yönelmesi gerektiÄŸinden, roket sevk motoru yakıtının yapımında, hemen her zaman kullanılan \”içten yanma\” yerine (Jato\’larda olduÄŸu gibi [3]), daha zor ve hata affetmeyen türü olan \”uçtan yanma\” yöntemini uygulamamız zorunluydu. Ancak MKEK tarafından üretilen yakıtlar genellikle iyi bir yanma ile baÅŸlıyor, kısa bir süre içinde yanma hızlanıyor, kulakları yırtan bir sesle fışkıran gazların hızı saniyede beÅŸ kilometre mertebesine eriÅŸiyor ve motor büyük bir gürültü ile patlıyordu. Yakıt imalatı sırasında hangi hataların yapıldığını ilgililere bildiriyorduk. Bu tesbitleri yaparken baÅŸ vurduÄŸumuz yöntemlerden biri de, ateÅŸlemeden önce Hacettepe Üniversitesi Radyoloji Bölümünde yakıtların Röntgen\’lerini çektirmekti. Bölüm BaÅŸkanı Abdullah KenanoÄŸlu ricamız üzerine \”bize soru sormadan\” çekimleri yaptırıyordu. Röntgenler, yakıtların tamamında süngerimsi bölgeler ve hemen hepsinde boydan boya çatlaklar olduÄŸunu gösteriyordu.. Sonuç olarak, MKEK Barut Fabrikası yetkililerine on maddelik bir \”yapılan hatalar ve düzeltme yöntemleri\” listesi sunduk ve daha fazla vakit kaybetmemek için bir yandan da kendimiz yakıt yapmaya karar verdik.

Üniversite içinde nitrogliserinle çalışmanın son derece sakıncalı olacağını düÅŸündü-ÄŸümden, yakıtın asfalt bazlı \”Galcit\” türü olmasına karar verdik. Oksidan olarak potasyum perklorat kullanıyorduk ve henüz Türkiye\’de üretimi yoktu. ErtuÄŸrul Onat, bu nedenle perklorik asit üretimi için hazırlık yaparken, biz gecikmemek için potasyum perkloratı ithal ettik. Yakıt üretiminde kullanacağımız makinelerin önemli bölümünü atölyemizde ürettik. Gerekli olan 50 tonluk hidrolik presi Ankara sanayi çarşısında yaptırdık. İlginçtir, bana presin silindirinin, hurdacıdan alınan Hamidiye zırhlısına ait pervane ÅŸaftınıdan kesilip torna edilerek üretildiÄŸi anlatılmıştı. 3 mm mutlak cıva basıncı altında çalışacak olan yakıt kalıplarından hava tahliyesi için gerekli olan vakum pompasını, EskiÅŸehir\’deki hava üssünün hurdalığında bulduk ve kullandık. Yakıt kalıpları Suha SelamoÄŸlu\’nun eseridir. 2 km kumanda telini roket motoruna saracak ve dokuma tezgahlarının mekiÄŸine iplik saran \”Hakoba\” türü makineyi İlhan Onur tasarımladı, yaptı ve baÅŸarı ile denedi. Yakıt üretim makinalarıyla ilgili daha pek çok ayrıntı olmakla beraber, bunlara girmeyeceÄŸim.

Yaptığımız ilk denemeler büyük hayal kırıklığı yarattı. Her denemenin patlama ile sonuçlanması, ekibin moralini tamamen bozmuÅŸtu. Denemelerden sonra, başımız önümüzde Bölümdeki odalarımıza dönüyorduk ve \”hata nerede\” diye kendi kendimize soruyorduk. Evde akÅŸam geç saatlere kadar düÅŸünüyor, mantıklı gelen bir neden bulup ertesi sabah \”hatamızı buldum\” diye heyecanla Bölüme gelip ekibi canlandırıyordum. Yeni motor ve yeni yöntemle yakıt üretimi bir haftamızı alıyor ama sonuç deÄŸiÅŸmiyordu. Yakıtın ana maddesi olan asfalttan kuÅŸkulandık ve TPAO\’ na gittik. Genel Müdür, eski ODTÜ\’ lü meslekdaşımız Korkut Özal\’dı. Çok iyi karşılandık, hemen rafineri mühendisleri çağırıldı, problemi anlattık. \”Kullandığınız asfaltı nereden aldınız\”diye sorduklarında \”piyasada satılan, yol yapımında kullanılan\” dedik. \”Elbette patlar, o asfalt \”kraking\” sonrası mahsuldür, sizin \”birinci kule altı\”nı kullanmanız gerekiyor\” denince Korkut bey telsizle Batman\’ı aradı, hemen üç teneke \”first run\” asfalt hazırlandı, ertesi sabah askeri bir jet uçağımız Batman\’a uçtu, öÄŸleden sonra asfaltlar elimizdeydi. Bir hafta sonra yeni yakıt hazırdı, yanmada bir düzelme olmuÅŸtu, fakat patlamaları henüz önleyemiyorduk. Sonuç almak için Suha SelamoÄŸlu\’nun 3 Torr (3 mm Hg) vakumda çalışan yakıt kalıplarını beklememiz gerekti. MKEK dönemi dahil sanırım 77. deneme olacak, ilk kez patlamasız ve çok baÅŸarılı bir deneme yapıldı. Artık dizginler elimizdeydi ve hedefimiz birkaç deneme daha yapıp yakıtı dinamik ÅŸartlar altında, yani roket motorunu roket haline getirip rampadan fırlatmaktı.

6 – Garip Bir Olay

Bir pazar günü öÄŸleden sonra saat beÅŸ sıralarında Orhan Kural\’la Bölüm Kütüphane-sinde, masa üzerine ORDOT roketinin planları yayılmış, hesap yapıyor, düÅŸünüyor ve roketin genel tasarımı üzerinde çalışıyorduk. Orhan bir ara ayaÄŸa kalktı, karatahtanın başına geçti ve benimle tartışarak roketin genel davranışı ile ilgili diferansiyel denklemleri yazmaya baÅŸladı. Vardığı sonuçtan memnun bana döndü ve \”Nuri, senin bu \”kuyruk önde\” roketin beton gibi, gerçekten hep istediÄŸimiz gibi yatay uçacak\” dediÄŸi sırada, binalar arasındaki avluda sesler duyduk. Pencereden baktığımızda, askeri bir cipin ana yoldan avluya döndüÄŸünü, durduÄŸunu, arkada oturan, UNESCO kanalı ile gelmiÅŸ olan İngiliz Teknik Resim öÄŸretim görevlisi ile gene İngiliz olan genç yardımcısının indiÄŸini, asker ÅŸöförün yanında oturan subaya hararetle teÅŸekkür ettikten sonra, cip gözden kaybolunca bir an durup aralarında konuÅŸtuklarını, ellerindeki foroÄŸraf makinelerini sallayarak yüksekçe duvarla çevrili, roket motor denemelerini yaptığımız yapıya gittiklerini, orta yaÅŸlı hocanın genç yardımcısını havaya kaldırdığını, genç yardımcının duvarın üzerinden deneme yerimizin fotoÄŸrafını çektiÄŸini gördük. Hayretler içinde kalmıştık. YapabileceÄŸimiz fazla bir ÅŸey olmadığını düÅŸünerek iÅŸimize devam ettik.

BaÅŸka bir gün ekipten üç veya dört arkadaÅŸ kanat ve gövde planları masaya yayılmış olarak çalışırken aynı İngiliz hoca kapıyı çalmaya bile gerek görmeden içeri girdi, masaya ellerini dayadı ve planlarımızı dikkatle incelemeye baÅŸladı. Bir ÅŸaÅŸkınlık anından sonra derhal odayı terk etmesini söyledim, pek oralı olmadı. AyaÄŸa kalkıp kendisini nazikçe odadan çıkarttım.

İngiliz Teknik Resim hocamız bir akÅŸam Bölümdeki arkadaÅŸlarımızı evine davet etmiÅŸti. Bir ara gelip yanıma oturdu ve \”size bir ÅŸey söyleyeyim mi profesör Saryal, yurt dışına çıkan her İngiliz ülkesi adına casusluk yapar, elde ettiÄŸi ve faydalı olacağına inandığı bilgileri sefaretine iletir. EÄŸer siz Türkler bunu yapmıyorsanız, o sizin kabahatiniz!\”

7 – Elektronik Güdüm Sistemi

Cobra roketin güdüm sisteminin çok ilkel olduÄŸunu, assubayalarımızın her yıl onlarla roket atarak el becerisi kazanmadan hareket halindeki bir tankı vuramayacaklarını, mâli imkanların her alaya yılda sadece iki roket tahsisine yettiÄŸinden bahsetmiÅŸtim. Bu ve benzeri baÅŸka nedenlerle Ordot roketi güdüm sisteminin kademesiz güdüm (proportional guidance) olmasını, kullanılacak elektronik malzemenin, Türkiye\’ye \”dost\” ülkeler ambargo uygulasa bile temin edilebilecek türden olmasında kararlıydık.

Elektrik MühendisliÄŸi Bolümü öÄŸretim üyerlerinden Canan Toker\’e, düÅŸmanın bozma yayınından (jamming) etkilenmemesi için telli, gerekirse de telsiz olarak kullanabileceÄŸimiz, tek kanal üzerinden, kare dalgaların en ve genliÄŸini deÄŸiÅŸtirerek her dört hareketi (saÄŸ, sol, yukarı, aÅŸağı) gönderebileceÄŸimiz bir güdüm sistemi geliÅŸtirmesini önerdim. Birbuçuk yıl kadar çalıştıktan sonra söz konusu güdüm sistemi, elli kilometrelik bir alan içinde etkili olacak ÅŸekilde tamamlandı ve baÅŸarı ile denendi.

Roket maketinin saÄŸ-sol ve yukarı-aÅŸağı hareket kanatcıkları küçük elektrik motorları ve saat diÅŸlileri ile çevriliyordu. Çok yavaÅŸ olan bu sistem, sadece bu gösteri için hazırlan-mıştı. Roket ateÅŸlendikten sonra, yakında olan bir tankı vurmak için tahminen beÅŸ, uzaktakine ise en çok on beÅŸ saniyelik bir süre vardır. Bu kadar kısa bir sürede motor ve diÅŸliler dönünceye kadar roket hedefi pas geçer. Kumanda çubuÄŸu ve dümen kanatcıkları, tek parça gibi hareket etmek zorundaydı. Bu nedenle gerçek roketimizde kullanacağımız \”tork üniteleri\” benim tasarımıma göre Makina Bölümü atölyelerinde üretildi. Sistem içindeki elektromık-natısların çevirme momenti (tork) ve ağırlık yönünden eniyilenmesini (optimize edilmesini), yüksek elektrik mühendisi olan babamın kütüphanesindeki \”Elektromagneten\” kitabında bulduÄŸum bilgilerle gerçekleÅŸtirdim. Güçlü doÄŸal mıknatıslar yerine, yapımı için gerekli mıknatıs alaşımının MKEK tararından üretimi çok pahalı olduÄŸundan, \”ÅŸimdilik\” gereÄŸi kadar güçlü olmayan doÄŸal mıknatıslar kullanıldı. Söz konusu iki tork ünitesini yıllar sonra SAGE müdürü Ömer AnlaÄŸan\’a, bir müze hazırlarlarsa, teÅŸhir edilmek üzere teslim ettim.

Albay Cemalettin Özalp\’in THK Komutanına durumu bildirmesi ve istek üzerine komutanlık odasında bir gösteri yapıldı. Bunun için rokete benzer bir yapıya elektronik sistem yerlerÅŸtirildi (ODTÜ Müzesinde). Komutan telefonla ODTÜ Eletrik Bölümü Labratuvarı\’ndaki arkadaşımıza komut verecek, o da elindeki kumanda çubuÄŸunu verilen emir yönünde hareket ettirince, roket maketinin kanatcıkları istenilen yöne dönecekti. Üniveristeden telsiz olarak gönderilecek sinyallerin Komutanlık Binasının kalın betonarme duvarlarından geçip (Üniversite binanın batısında, oda ise binanın doÄŸusunda, orta katta) maketin küçük anteni ile algılanıp algılana-mayacağı sorusu endiÅŸe yaratıyordu. Deneme tam bir baÅŸarı ile sonuçlandı.

8 – Kompozit Malzeme

ÜrettiÄŸimiz yakıtın uçtan yanmalı (end burning) türden olması gerektiÄŸinden söz etmiÅŸtim. Bu nedenle yakıtın yanmanın baÅŸlayacağı ucu dışındaki yüzeylerinin tamamının yanmayı önleyici bir \”inhibitör\”le kaplanması gerekir. Asfalt bazlı yakıt geliÅŸtirmeye baÅŸlayınca, inhibitörünü de üretmek zorunluÄŸu doÄŸdu. Bu sanıldığı kadar kolay bir iÅŸ deÄŸildi. İnhibitörün yakıtla birlikte ama çok daha yavaÅŸ yanması veya buharlaÅŸması gerekliydi. Ayrıca lüle darboÄŸazından geçerken deÄŸil deliÄŸi tıkamak, kesitin azalmasına sebep olabilecek katı parçacıklar haline dönüÅŸmesi bile roket motorunun patlaması ile sonuçlanırdı. Ayrıca çok sert, yırtılmaya dayanıklı olması ve yakıta ondan asla ayrılmayacak kadar iyi yapışması, yanma sırasında oluÅŸan çok yüksek sıcaklıklara karşı, kovan iç cidarını koruyan bir ısı kalkanı görevi yapması da gerekiyordu.

DeÄŸiÅŸik malzeme deniyor, sonuç alamıyorduk. Teknisyen Esat AÅŸkun bir gün bana geldi ve \”hocam, ısı labratuvarında izolasyon için kullandığımız cam elyafından örülmüÅŸ hasırı, üzerini bizim özel poliesterle ıslattığımız yakıta sıkıca sardık, tekrar ıslattık ve bir kat daha sardık. Poliester sertleÅŸince oluÅŸan kaplama sanki iÅŸimizi görecekmiÅŸ gibi görünüyor\” dedi. DeÄŸiÅŸik katkı maddeleriyle bizim için özel olarak üretilen Poliester\’i İzmir\’deki DYO boyalarını üreten YaÅŸar Holding\’e ait fabrikadan alıyor ve roketin bazı parçalarının üretiminde kullanıyorduk. Deneme sonuçlarına göre istediÄŸimiz deÄŸiÅŸikliklerle üretilen malzemeyi, acil durumlarda Metin Özbek sabah uçağı ile İzmir\’e uçup, öÄŸleden sonra getiriyordu. Labratuvara indim, Esat haklıydı, ilginç bir malzeme üretilmiÅŸti ve bu malzeme o güç görevi yerine getirdi. Bugün sıklıkla ve özellikle uçak sanayiinde kullanılan \”kompozit malzemeler\” en azından Türkiye\’de henüz bilinmiyordu. Biz, çalışmalarımız sırasında tesdüfen kompozit malzeme üretmiÅŸ ve önemli bir problemimizin çözümünde baÅŸarı ile kullanmıştık

9 – BaÅŸarılı Denemeler

Dört veya beÅŸ baÅŸarılı yakıt denemesi neÅŸemizi getirmiÅŸ, bizi heyecanlandırmıştı. Ölçme aygıtlarımızdan elde ettiÄŸimiz basınç ve itme kuvveti eÄŸrileri \”kitaplardaki gibi\” mükemmeldi. Artık dinamik uçuÅŸ denemeleri zamanı gelmiÅŸti. Ordot roketinin henüz bir \”ilk hareket motoru\”na ihtiyacı olduÄŸu gibi, paramız da tükenmek üzereydi. Bu nedenle, güdüm-süz, ilk hareket motoruna gerek göstermeyen, atış rampasından havalanabilecek bir roket tasarımladık. Levent Kayalar, henüz \”delikli kartlarla\” çalışan ODTÜ\’nün IBM bilgisayarında kullanılmak üzere, roketin dengesini ve rüzgar hızına göre yörüngesini belirleyen bir program yazdı ve elde edilen verilere göre kuyruk tasarımında deÄŸiÅŸiklik yapıldı. Suha SelamoÄŸlu\’nun yönetiminde tasarım ve üretim tamamlandı. Rampa tasarımı ve imalatını ben üstlendim.

Asfalt bazlı yakıt üretmeye baÅŸlamamızla birlikte, roket motoru kovanı içine yakıtın dörtte üçü büyüklüÄŸünde bir takoz, geri kalan dörtte bire yakıt yerleÅŸtiriyorduk. Maksat, nakitten ve biraz da vakitten tasarruftu. Rokette de aynı uygulamaya devam kararı aldık. Bu kez maksat, roketin bir kilometreden daha uzaÄŸa gitmemesiydi. Biri birinin eÅŸi üç roketin motorların üzerine \”roketi bulanın ODTÜ Makina Bölümü\’ne getirmesi halinde ödüllendirileceÄŸini\” yazdık ve 31 Mayıs 1969 günü ilk atış denemesini yapmaya karar verdik.

Bütün roket motoru ateÅŸleme denemelerini, etrafta kimse bulunup yaralnamasın diye pazar günleri yapıyorduk, ayrıca geri sayıma baÅŸlamadan teknisyen arkadaÅŸlar binanın etrafını geziyordu. Böyle bir günde, geri sayarken ateÅŸlememe \”üç\” saniye kala teknisyen Esat AÅŸkun\’un \”hop, hop\” dediÄŸini duydum. Anında kararar vererek ateÅŸlemeyi durdurup \”Esat, ne oldu\” diye sordum. \”Özür dilerim hocam, pencerede sanki bir karaltı gördüm, aÄŸzımdan çıktı, affedersiniz\”. \”Çok da iyi yaptın, dışarı çıkıp bakıverin\” dedim ve dışarıda, etrafa dizdiÄŸimiz \”YaklaÅŸmayın – Ölüm tehlikesi\” levhalarına raÄŸmen, öten siren ve çakan kırmızı ışığı merak eden bekci, deneme yerinin kapısı önünde durmuÅŸ, kapı aralığından içeriyi görmeye çalışıyor. Tekrar gerisayım yapıp roket motorunu ateÅŸlediÄŸmizde, ÅŸiddetli patlama sonucu arka kapak top mermisi hızıyla çelik kapıyı deldi. Kapağı ikiyüz metre kadar uzakta bulduk. Geri sayımı durdurmasaydım, bekcinin ölümüne sebep olacak ve bir ömür vicdan azabı çekecektim.

Güzel, güneÅŸli bir Cumartesi günü idi. Bu kez kendimizden emindik; çift teçhizatlı betonarme duvarlara gerek yoktu, Üniversitemizin çöplerinin yakılarak imha edildiÄŸi çöplük-teydik ve ben 16 mm \”Bolex\” sinema kameramı \”Linhof\” üçayak üzerine yerleÅŸtirmiÅŸ, roket kalkış rampasının 20 metre kadar gerisinde, korumasız, açıkta, roketin kalkış filmini çekmek üzere hazır bekliyordum. Hava Kuvvetleri Teknik Dairesini temsilen Binbaşı İbrahim Keskin yanımızdaydı. Kalkış rampasının kenarına yerleÅŸtirdiÄŸimiz, o zamanlar piyasaya yeni çıkmış pilli kasetçalarla yapılan kayıtta, geri sayım sıradında heyecandan ÅŸaşırıp kekelediÄŸim duyulur. Mükemmel bir kalkış, rampadan ayrıldıktan sonra, Levent Kayaların \”code\”unca hesaplanmış açı ile, rüzgarın estiÄŸi yöne, batı-güney-batı\’ya yatış, yükseliÅŸ, yanmanın sona ermesi, roketin aldığı ivme ile yükselmeye devam ediÅŸi ve gözden kayboluÅŸu….. Birkaç yüz metre ileride roketi gözle takip eden iki teknisyen de iniÅŸi görememiÅŸ, elleri boÅŸ geri döndüler.

Heyecan ve sevinç çok büyüktü; ilk ve önemli hedefimize ulaÅŸmıştık. artık Üniversite-nin espri konusu olmayacak, ciddiye alınacak, para muslukları açılacak, Ordot anti-tank güdümlü mermisinin tamamlanması için gerekli olduÄŸunu hesapladığımız 350.000,-TL\’sı bize tahsis edilecekti. Hiç olmazsa, o gün öyle sanmıştık. Üstümüzdeki yorgunluÄŸu atmak için Gazi Orman ÇiftiÄŸine gitmiÅŸ, karnımızı doyurmuÅŸ, baÅŸarımızı bira kadehlerini tokuÅŸturarak kutlamıştık.

Sıra, projelendirmiÅŸ olduÄŸum, Ordot G.M.\’sinin ilk hareket motorunun yapımına ve denenmesine gelmiÅŸti. Bu motor \”içten yanmalı\” olacak, üç saniye içinde G.M.\’yi yerden kesecek ve 80 m/sn hıza ulaÅŸtıracaktı. Ayrıca yakıt için gerekli oksidanı üretmek üzere tesis kuracaktık. Bir Avrupa ülkesinden aldığımız teklifi incelediÄŸimizde, perklorik asit üretecek tesisin tamamının yerli imkanlarla yapılabileceÄŸini anlamıştık ve bu iÅŸ için de hazırdık. Bir de güdüm sisteminin \”tork\” üniteleri için doÄŸal mıknatıs malzemesinin MKEK Kırıkkale çelik fabrikasına sipariÅŸi vardı ve hepsi mâl® olanak istiyordu, bizim ise paramız tükenmiÅŸti.

Projenin birinci bölümünün baÅŸarı ile sonuçlanmasına en az bizim kadar sevinen kiÅŸi elbette bize mali desteÄŸi saÄŸlayan Türk Hava Kuvvetleri (THK) Teknik Daire BaÅŸkanı Albay Cemal Özalp\’ti. Projenin her döneminde bizimle yakinen ilgilenmiÅŸ, devamlı moral vermiÅŸti. Yaptığımız çalışmaları, anlaÅŸma gereÄŸi, en küçük ayrıntılarına kadar dört cilt halinde THK Komutanlığına ve Teknik Daire\’ye vermiÅŸtik. Projenin aynı kaynaktan yararlanılarak devam ettirilmesi doÄŸaldı. Ancak bir durum sürekli dikkatimizi çekiyordu: Roket denemeleri sırasında patlamalar oldukça kahkahalar atarak \”devam, devam, patlamalara devam\” diyenlerin ÅŸimdi aynı güler yüzle gelerek \”kutlarız, baÅŸarılı oldunuz\” demelerini beklerken, birkaç kiÅŸi dışında çevremiz ilgisiz, neÅŸesiz insanlarla çevrilmiÅŸti. Kısa bir süre sonra, daha vahim bir durumla Albay Cemal Özalp\’in karşılaÅŸtığını üzülerek öÄŸrendik; kendisi \”paraları çarçur ettiÄŸi\” gerekçesiyle mahkemeye verilmiÅŸ, \”yüz kırk bin liranın karşılığı ÅŸu dört cilt mi\” diye sorgulanmış [4]. Sonuçta beraat etmiÅŸ. Daha sonra TuÄŸgeneralliÄŸe yükseltilmiÅŸ ve sanırım bir yıl sonra emekliye ayrılmıştı.

ARGE\’nin tutumunda deÄŸiÅŸen bir ÅŸey yoktu. K.Kv.Tek.Dairesi\’nin başına gelenlerden sonra zaten ne bekleyebilirdik. TÜBİTAK ise konuya ısınmaya baÅŸlıyordu ama daha bir süre beklememiz gerekecekti. Sanırım Hicri Sezgen, bize Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Harp Sanayi Dairesi BaÅŸkanı Amiral Hayri Tezcan ile görüÅŸmemizi önerdi ve kendisinin ABD\’de MIT\’den mezun son derece deÄŸerli bir amiralimiz olduÄŸundan söz etti. Telefonla aradık, randevu aldık ve Orhan Kural\’la birlikte görüÅŸmeye gittik. Amiral bizi ciddi bir yüzle karşıladı ve sabırla dinledi, sorular sordu, olumlu, olumsuz hiç bir ÅŸey söylemeden bizi yolcu etti. Åžaşırıp kalmıştık, bu duruma bir anlam veremiyorduk. Üç gün sonra kendisi bizi telefonla aradı ve görüÅŸmek istediÄŸini söyledi. Bizi bu kez güler yüzle karşıladı. Anlaşılan önce hakkımızda bilgi almıştı, artık kimlerle görüÅŸtüÄŸünü, ne isteyeceÄŸini biliyordu.

İlgisinin odak noktası, geliÅŸtirmiÅŸ olduÄŸumuz \”paraÅŸüt baÅŸlığı\”, maksadı ise Cobra GM\’lerini talim atışlarından sonra tekrar kullanılır hale getirip assubaylarımızın, fazla masrafa girmeden, hedefi vurma becerilerini üst düzeye çıkartmakti. \”ParaÅŸüt baÅŸlığının milli olanak-larla üretim lisansını sizden 350.000,- TL karşılığında almaya hazırım. Siz de bu para ile ORDOT projnenizi tamamlayın\” dedi. Sevinç ve heyecan dolu Üniversiteye döndük. Ancak bir saat geçmemiÅŸti, ARGE BaÅŸkanı TuÄŸgneral aradı ve \”Nuri bey, bu iÅŸler böyle olmaz, Harp Sanayi Dairesi ile bu iÅŸi yürütemezsiniz, bu bizim iÅŸimiz, siz bırakın efendim!\” diye beni adeta azarladı. Hayretler içinde kalmıştım; haberler ne kadar çabuk yayılıyordu! (Veya, biz ne kadar yakından takip ediliyorduk!)

Amiral Hayri Tezcan\’ı hemen aradım, durumu biliyordu. Bana, ARGE temsilcisinin de katılacağı bir toplantı yapacağını söyledi ve bizim de katılmamızı istedi. Toplantı günü, bir dini bayramımızın ortasına rastlıyordu. Orhan Kural\’la, bayramı Kızılcahamam\’da eÅŸlerimizle birlikte geçirmek üzere bir otelde yer ayırtmıştık. Orhan Kural\’a durumu anlatınca, \”ben Kızılcahamam\’a gidiyorum, sana kaç kere söyledim, bu iÅŸi bize yaptırmazlar diye, bana kalırsa telefon et ve toplantıya katılamayacağını, sonucu bayramdam sonra görüÅŸmemizin uygun olacağını söyle\” dedi. Sonuçta Orhan haklı çıktı ama ben toplantıya katıldım. Toplantıya ARGE\’yi temsilen Hilmi İsmiloÄŸlu ve tanımadığım bir K.Kv. subayı ile Amiral Hayri Tezcan katıldı. Tezcan ne yapsa İsmailoÄŸlu\’nu ikna edemiyordu. Ben ise sadece dinliyordum. Sonuçta Tezcan \”siz ne yapacaksanız yapın beni ilgilendirmez, bana paraÅŸüt baÅŸlığı lazım, bu adamlara istedikleri 350.000,- TL\’sını ödeyeceÄŸim, PaÅŸana söyle, onun istediÄŸi varsa onu da öderim!\” dedi ve toplantı sona erdi. Bir süre sonra Amiral Hayri Tezcan\’ın genç yaÅŸta emekliye ayrıldığını üzülerek öÄŸrendik.

10 – Basın ve TRT

Artık tahammülüm kalmamıştı;bu kadar emekle elde ettiÄŸimiz sonuçtan Türk Ulusunu basın yolu ile bilgilendirmeye karar verdim. Bir sabah, çalışmalarımız sırasında çekilmiÅŸ bir kaç fortoÄŸrafı çantama koydum ve Milliyet Gazetesi\’nin İzmir Caddesi\’ndeki bürosuna gittim. İçeride, yazı makinesinin başında yazı yazmakta olan Mete Akyol\’la karşılaÅŸtım. Kendisini Üniversitemize geldiÄŸinde Kemal KurdaÅŸ\’la yaptığı görüÅŸmeler sırasında birkaç kez görmüÅŸtüm, o da beni hatırladı. Kısa hal hatır sormadan sonra, iÅŸinin çok olduÄŸunu belirterek özür diledi. Bunun üzerine çantamı açtım ve roketi rampadan çıkışı sırasında gösteren bir fotoÄŸrafını çıkartırken \”Ünirversitede bazı çalışmalar yapmıştık, belki ilgi duyarsınız düÅŸüncesi ile sizi rahatsız etmiÅŸtim\” dedim. Gözleri fal taşı gibi açıldı ve ayaÄŸa kalkıp yazı makinesinin üzerine yatarak elimden fotoÄŸrafı aldı ve \”bunu siz mi yaptınız\” diye sordu. İki dakika sonra Mete Akyol bitiÅŸik odadaki teleksle İstanbul merkezine ertesi günün Milliyet Gazetesi\’nin baÅŸ sayfasını kendisine ayırmaları mesajını gönderiyordu. Milliyet Bürosu birden canlandı. Haberin hemen o akÅŸam TRT\’nin 19:00 ana haber bülteninde duyurulmasını ve roket filminin gösterilmesini önererek Haber Dairesi Müdürü, Mahmut Tâli Öngören\’i aradı.

Ömer AnlaÄŸan\’la birlikte TRT\’nin Mithat PaÅŸa Caddesi\’ndeki bürosuna gittik Mahmut Tâli Öngören\’le Robert Kolej\’den tanışıyorduk, bize büyük yakınlık gösterdi. Hal, hatırdan sonra, \”Nuri, ÅŸu filmi ver de kopyesini çıkartalım, daha sonra seninle söyleÅŸi yaptıracağım\” dedi. Filmi verdim, sohbete devam ederken telefon çaldı ve Mahmut Tâli Öngören \”evet efendim, elbet sizi tanıyorum…….evet, kendisi yanımda, anlıyorum, peki efendim\” dedi ve telefonu kapatarak bana döndü, \”Nuri, senin filmi gösteremeyeceÄŸiz, kusura bakma, haber olarak da vermeyeceÄŸiz\” dedi. TelaÅŸla \”filimimi geri isterim!\” dedim. Açık duran kapıya yöneldi, geldiÄŸimizden beri kafasını uzatıp bana düÅŸmanmışım gibi bakan odacıya \”git ÅŸu filmi getir\” dedi. Çıldırmak iÅŸten deÄŸildi, büyük bir suç iÅŸlemiÅŸ gibi muamele görüyorduk.

Ertesi sabah (22 Haziran 1969) ilk iÅŸim bir Milliyet almak oldu. Bizim haber 42 punto, resimli olarak baÅŸ sayfada yer almıştı ve çok heyecan verici idi. Üniversite\’ye geldiÄŸimde ARGE BaÅŸkanı\’nın ısrarla beni aradığını söylemeleri üzerine kendisini görmeye gittim. Fevkalade kızgındı ve \” bunlar gizlidir, bu haberi ne hakla basına verirsiniz \” sorusuna \”roket yaptığımızı yabancılar zaten biliyor, iÅŸ teknolojisinde ise, henüz iÅŸin alfabesindeyiz, gazetede bu konuda bilgi de yok, hem konu o kadar önemli ise bizi neden desteklemiyorsunuz\” diye ben sordum. O sırada telefon çaldı, ARGE BaÅŸkanı telefonu açtı ve \”buyurun sayın korgeneralim\” dedi. \”Korgeneralim\” diye hitap ettiÄŸi ÅŸahıs o kadar bağırıyordu ki, ahizeden çıkan sesi oturduÄŸum yerden duyuyordum: \”haberi basına nasıl sızdırırsınız, neden mani olamadınız\” gibi sözler sarfederken ARGE BaÅŸkanı, \”emin olun bilgimiz dışında olmuÅŸtur komutanım, kendisini bu nedenle buraya çağırdım, ÅŸu anda yanımda\” gibi sözler sarf ediyordu. Donup kalmıştım. Demek mesele bu denli önemli idi. Peki neden üst düzey bir yetkili daha iÅŸin başında \”bu iÅŸi bırakın, ulusal çıkarlarımıza aykırıdır\” dememiÅŸti? Türklük düÅŸmanı bir ajan mıydım? Yedek Subayken takdirname alan, savaÅŸ çıktığında yalnız vatan ve milletine baÄŸlılığı kuÅŸku götürmeyenlerin alındığı ve üç yabancı dil bildiÄŸim için seferi görevi BaÅŸbakanlık Haber Alma Dairesi olan ve bununla iftihar eden ben deÄŸil miydim?

27 Haziran 1969 tarihli Milliyet\’te, Türk Ulusuna yaptığımız kötülüÄŸü hemen anlamış bir yurtsever köÅŸe yazarının yazısı çıktı.. Sözünü ettiÄŸim, daha sonraki \”geçiÅŸ döneminde\” Kültür Bakanımız olmuÅŸ Talat Halman\’ın \”Garibeler Ülkesi Türkiye\’de Roket Yapan Ucubeler\” baÅŸlıklı köÅŸe yazısıdır. Ama Türk Ulusu böyle düÅŸünmüyordu. Aldığımız sayısız mektup, telefon ve sözlü kutlama bunu teyid ediyordu. Özellikle bir mektup bizi çok duygulandırmıştı: Adana\’da postacılık yapan Mehmet, yıllardır diÅŸinden tırnağından ayırarak, \”hastalık var, saÄŸlık var\” diyerek biriktirdiÄŸi 500 lirasını, ulusal savunma sanayimizi desteklemek ve çalışmalarımızda kullanılmak üzere göndermiÅŸti. Zaten gergin olan sinirlerim gözyaÅŸlarımı tutmamı önledi. Parasını derhal geri gönderdik ancak buna bir neden gösteremedik.

Sanırım bir hafta kadar sonra idi, TRT\’den Jülide Gülizar, roket atışı sırasında kaydedilen ses bandınının gerisayım ve roket kalkış bölümünü kullanarak, benimle bir görüÅŸme yaptı ve 13:00 haber bülteninde yayınladı, ancak Milliyet Gazetesinde çıkan haber kadar etkili olmadı. Yaptığımız ikinci bir atış denemesi de (28 Haziran Cumaartesi) aynı ÅŸekilde baÅŸarılı oldu ve Milliyet Gazetesinde yayımlandı (30 Haziran 1969). Ancak bunlar olurken, gazetelerde çıkan haberlerle bu konudaki dikkatler baÅŸka tarafa çevrilmeye çalışılıyordu: İtalya\’da roket çalışmaları yapan çok genç bir Türk Bilimadamı o denli büyük iÅŸler baÅŸarmıştı ki, \”bizzat İtalya CuhurbaÅŸkanı, iki yanağından öpmüÅŸ ve kendisini altın madalya ile ödüllendirmiÅŸ\”ti. Bu haberin ne kadar gerçeklerden uzak olduÄŸundan, bu ÅŸahsın Türkiye\’ye döndükten sonra kendisine saÄŸlanan olanaklardan, neler yapabildiÄŸinden (veya neler yapamadığından), babasının hangi görevde olduÄŸundan bahsetmeyi, \”taraf\” olduÄŸum için doÄŸru bulmuyorum.

11 – Taciz Edilmem

Birkaç gün akÅŸamları eve geldiÄŸimde, evin giriÅŸ kapısında bekleyen tanımadığım bir adam saatine bakıyor, cebinden bir defter çıkartıp -her halde- eve geldiÄŸim saati yazıyor ve gidiyordu. Daha sonra -her halde daha ürkütücü olsun diye- Anıt Caddesinde, evimizin balkon ve pencerelerinin rahatça görüldüÄŸü bir yerde ve her akÅŸam hava alacakaranlıkken bir araba park ediyor, ben pencere veya balkona çıkınca ışıklarını yakıp söndürüp -yani dikkatimi çekip- hareket ediyor ve hızla uzaklaşıyordu. Maksat açıkça beni taciz etmekti. DiÄŸer bir deyiÅŸle \”Bu iÅŸten vazgeç, bazı çevreleri rahatsız ediyorsun\” deniliyordu.

Bir bayram günü eÅŸimle birlikte, çok sevdiÄŸimiz emekli TuÄŸgeneral Cemal Özalp\’i Bahçelievler Sekizinci Cadde\’deki (Åžimdiki BiÅŸkek Caddesi) iki katlı evinde ziyarete gittik. Ziyaret sonrası Cemal PaÅŸa, her zamanki nezaket ve sevecenliÄŸiyle bizi bahçe kapısına kadar uÄŸurlamak üzere birlikte gelmiÅŸti. Bahçede yolu henüz yarılamıştık ki PaÅŸa \”bak hele, bizimkiler gelmiÅŸ kapıyı tutmuÅŸ!\” dedi. Bahçe kapısında, yaya kaldırımına çıkmış bir beyaz Reno marka araba, deri ceketli, birisi kadın üç kiÅŸi çirkin suratları ile bize bakıyor. PaÅŸamızla vedalaÅŸtık ve yolumuzu tutanların arasından sıyrılarak arabamıza binebildik.

12 – Almanya\’ya GidiÅŸim

Uluslar arası ünü olan ve Alman DışiÅŸleri Bakanlığı\’nca da desteklenen \”Alexander von Humboldt\” Vakfı\’nın Genel Sekreteri Dr. Heinrich Pfeiffer Ankara\’yı ziyaret ediyordu. Kendisini Üniversitemizde gezdirmiÅŸ, akÅŸam, Alman Büyük ElçiliÄŸi Kültür MüsteÅŸarı Eckehard Eickhoff\’un Anıt Kabir\’in bahçesine bakan evinde, onuruna verdiÄŸi kokteyle katılmıştım. Evin terasında Anıt Kabir\’e bakarak biramı yudumlayıp yorgunluk giderirken, Dr. Pfeiffer yanıma geldi ve neden bir Humboldt Bursu\’na baÅŸvurmadığımı sordu. Åžaşırmıştım. Ders, Rektör Yardımcılığı, araÅŸtırmalar derken böyle ÅŸeyleri düÅŸünmeye sıra gelmiyordu. Halbuki ücretli yedinci yıl iznimi almaya çoktan hak kazanmıştım. Zaten Kemal KurdaÅŸ da altı ay öncesinden, hangi gün görevden ayrılacağını bildirmiÅŸti, ben de doÄŸal olarak bu yorucu iÅŸi bırakacaktım ve o tarih de yaklaÅŸmıştı. \”Peki\” dedim. Bir hafta sonra baÅŸvuru formu elimdeydi, hemen doldurup göderdim. Bir ay geçmeden kabul yazısı geldi ve kendimi 1 Nisan 1970 günü Almanya\’da, Münih\’de buldum. Bu dönem, hayatımın en güzel ve verimli geçen iki yılı oldu.

Humboldt Vakfına baÅŸvurmamla kabul yazısının gelmesi ve benim Almanya\’ya gitmem arasında geçen dört aylık zaman içinde bir geliÅŸme oldu: TÜBİTAK tarafından bir \”Roket AraÅŸtırma Merkezi\” kurulmasına esas alınacak bir \”teÅŸkilat ÅŸeması\” ve \”personel kadrosu\” hazırlamamız istendi. Büyük bir zevkle bu iÅŸi üstlendik. Suha SelamoÄŸlu\’nun Bahçelievler Emek\’deki evinde, Orhan Kural\’la üçümüz bir gece sabahladık ve projeyi bitirdik. Eve gittiÄŸimde gün aÄŸarmıştı. Bu heyecanla, Almanya\’ya gitmekten vazgeçmeye karar verdiysem de arkadaÅŸlarım \”sen bu fırsatı kaçırma git, iÅŸ olgunlaşır dönmen gerekirse, biz sana yazarız\” dediler ve gene haklı çıktılar.

Almanya\’da bulunduÄŸum sırada, TÜBİTAK Genel Sekreteri (BaÅŸkanı) Cahit Arf eski öÄŸrencisi olan Orhan Kuralı, hazırlamış olduÄŸumuz proje ile ilgili olarak görüÅŸmek üzere davet eder ve projeyi onaylandığını, projede çalışacağını kabul ettiÄŸine iliÅŸkin protokolü imzalamasını ister. Orhan büyük zevkle imzasını atar ve Suha SelamoÄŸlu\’na, TÜBİTAK\’a gidip protokolü imzalamasını söyler. Suha SelamoÄŸlu, Cahit Arf\’ın israrına raÄŸmen protokolü okumadan imzalamaz ve protokolde birkaç yerin ve özellikle merkez baÅŸkanının adının boÅŸ bırakıldığını görünce buraya kimin getirileceÄŸini sorar. Aldığı cevaptan memnun olmaz ve evrakı imzalamadan Üniversiteye dönerek durumu Orhan Kural\’a anlatır. Hızla TÜBİTAK\’a giden Orhan Kural ısrarla imzaladığı evrakı ister ve yırtıp atar. Daha sonra \”GATÖM\” adı verilen \”Güdümlü Araçlar Test ve Ölçme Merkezi\” kurulmuÅŸtur.

Aradan iki yıl geçmiÅŸ, Almanya\’dan henüz dönmüÅŸtüm, üçümüz öÄŸleyin Üniversite Kafeteryası\’nda karnımzı doyurmuÅŸ çıkıyorduk, Cahit Arf\’la karşılaÅŸtık, Kollarımızdan tutarak \”çok rica ederim gelin ÅŸu roket iÅŸini ele alın, size yalvarıyorum\” dedi. Evet, yapılan hatayı kabul eden, çok deÄŸerli bir bilim adamının alçak gönüllülüÄŸü ve samimiyeti ile biz öÄŸrencilerine \”yalvarıyorum\” diyebiliyordu. Bunu ancak bilgisi ve ÅŸöhretiyle dünyaca tanınmış birisi yapar. Çok zor durumda kalmıştık, fakat biz artık ciddi bir politik iradenin desteÄŸi olmadan bu tür maceralara girmek niyetinde deÄŸildik.

13 – Son Çabalar

Bir iÅŸten, özellikle mill® çıkarlar söz konusu ise, kolay vazgeçmem. Üst düzey politik destek bulmak amacı ile BaÅŸbakan ve BaÅŸbakan Yardımcılarına dilekçe sunuyor, konuyu görüÅŸerek ayrıntılı bilgi vermek istiyordum. AP, MHP ve FP\’den oluÅŸan üçlü koalisyon devri idi. Süleyman Demirel\’den bir haber çıkmadı. Necmettin Erbakan görüÅŸmeyi kabul etti. Özel Kalem Müdürü beni içeri aldığında, iki kiÅŸiyle konuÅŸuyordu. Bir süre bekledim, nihayet bana döndü ve \”siz ne istemiÅŸtiniz\” diye sordu. Bilgi vermeye baÅŸlayınca \”elinizdeki belgeleri bırakın, biz inceler size bilgi veririz\” dedi fakat ondan da bir haber çıkmadı. Alpaslan TürkeÅŸ\’le randevuyu Altay Hazar temin etti, birlikte gittik. Biz içeri alınınca gelen, Süleyman Demirel\’in yardımcısı Devlet Bakanı olduÄŸunu Altay Hazar\’dan öÄŸrendiÄŸim Ekrem Ceyhun da geldi, tek kelime söylemeden konuÅŸmaları dinledi ve bizimle birlikte çıktı. Alpaslan TürkeÅŸ bizi her zamanki nezaketi ile karşıladı, dikkatle dinledi, görüÅŸmemiz sonunda bana bir koalisyon hükümetinin ortağı olduklarını hatırlattı ve bizimle birlikte gelen Ekrem Ceyhun\’a dönerek \”tek başımıza karar alabilecek durumda deÄŸiliz, durumu sayın BaÅŸbakanımızla görüÅŸmemiz gerekecek\” dedi ama deÄŸiÅŸen birÅŸey olmadı.

Daha sonra okuması zaman almasın diye kısa ve öz, tek sayfa bir yazıyı, Bülent Ecevit\’e hitaben yazdık ve evinin önünde bekleyen ve yetkili olduÄŸunu israrla söyleyen bir görevliye Orhan Kural elden verdi, ondan da ses çıkmadı.

14 – Cobra Projesi

Türkiye gene siyasilerce krize sokulmuÅŸ, TSK müdahele etmiÅŸ ve Sadi Irmak Hükümetin başına getirilmiÅŸti. GATÖM gitmiÅŸ, yerine SAGE gelmiÅŸ, iÅŸin başına bir düzineye yakın müdür gelmiÅŸ, gitmiÅŸ ama henüz bir baÅŸarı haberi gelmiyor ve bizi üzüyordu. Bir gün Türk Tarih Kurumu tarafından düzenlenmiÅŸ bir konferansa katılmak üzere eÅŸimle birlikte Türk Tarih Kurumu\’nun İsmet PaÅŸa Kız Enstitütüsünün arkasındaki binasına gittik. Konferansa eÅŸimin akrabası olan BaÅŸbakan Sadi Irmak da gelmiÅŸti. KonuÅŸmalara ara verildiÄŸinde Sadi Irmak\’ın yanına gittik. Söz döndü dolaÅŸtı bizim ORDOT Projesi\’ne geldi. Sadi bey \”aman efendim, her gün silah araÅŸtırma ve geliÅŸtirme çalışmaları yapılmasında israr ediliyor, yarın sabah ilk randevum sizinle, saat dokuzda bekliyorum\” dedi. O sırada yanında duran Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Orgeneral Nahit Özgür\’e dönerek \”iÅŸte aradığımızı bulduk, yarın sizi de bekliyorum\” dedi.

Ertesi sabah Orhan Kural\’la randevuya gittik. Orgeneral Nahit Özgür oradaydı. Suha SelamoÄŸlu bu tür görüÅŸmelerden hoÅŸlanmadığı için gelmemiÅŸti. Sadi Irmak bizi dinledi ve ne yapılması gerektiÄŸi konusunu görüÅŸüp kendisine bir proje ile gelmemizi istedi. İkinci toplantı Milli Güvenlik Kurulu\’nun Tunus Caddesindeki binasında oldu. Nahit PaÅŸa bizi büyük bir sevecenlik ve güleryüzle karşıladı, yardımcısı olduÄŸunu tahmin ettiÄŸimiz bir Hava Kuvvetleri Generali ile tanıştırdı, büyükce bir salona girdik ve dört kiÅŸilik toplantı baÅŸladı.

Nahit PaÅŸa bizi dinledikten sonra \”sizin çalışmalarınız yarım kalınca, anti-tank güdümlü memrmi üretimini Türkiye\’de yapmak üzere altıyüz milyon marklık bir lisans anlaÅŸması yapılmış. Bir gün bana \”beklediÄŸimiz lisans anlaÅŸması geldi\” dediler \”nerede\” diye sordum, bu salonda olduÄŸunu söylediler, çok merak ediyordum, hızla gelip salona girdim, etrafa bakındım, birÅŸey göremedim, \”hani nerede\” diye sordum, \”iÅŸte masanın üzerinde duruyor\” dediler. Masanın üzerinde \”dört cilt [5]\” kitap duruyordu. Döndüm ve sordum \”bu kitaplarla Cobra silahı nasıl yapılır?\” Cevap olarak \”onların yapılması için gerekli makineler alınacak, onlar için ayrıca altıyüzelli milyon mark ödememiz gerekiyor\” dediler ve bu para da ödendi\”. Kısa ömürlü Sadi Irmak Hükümetinden sonra bizi arayıp soran olmadı. ARGE BaÅŸkanlığı\’ndan Albay Hilmi İsmailoÄŸlu daha sonraki bir görüÅŸmemizde Almanların faturasında yakaladığı bir hata ile Türkiye Cumhuriyetine tam yüz bin mark kazandırdığını iftiharla anlattı. \”Peki sonuçta ne oldu, kaç Cobra üretildi\” diye sorduÄŸumda, \”henüz üretilmedi\” dedi. BildiÄŸim kadarı ile durum bu güne kadar da deÄŸiÅŸmedi.

15 – Telekulak

Oniki yıl süreyle Sedat Simâvi Vakfı Bilim Jürisi üyeliÄŸi yaptım. Gene bir ödül dağıtım töreni için Hilton Oteli\’ndeydik. Tören salonunda ödüller dağıtıldıkatan sonra üst kattaki büyük ve boÄŸaz manzaralı salonda verilecek yemeÄŸe çıkıyorduk. Yanımda yürüyen bir ÅŸahıs bana dönerek \”Nuri bey, geçmiÅŸte baÅŸarılı roket çalışmaları yapmışsınız, yarım kalan bu çalışmaları yeniden ele alıp devam ettirmek istiyoruz\” deyince \”memnuniyetle, ancak sizi tanıyamadım\” dedim. \”Ben TÜBİTAK\’ın yeni baÅŸkanı Nejat İnce\” cevabını aldım.

Ankara\’ya dönce, telefonla görüÅŸtük ve TÜBİTAK\’ın baÄŸlı olduÄŸu Devlet Bakanı Tınaz Titiz\’in BaÅŸbakanlıktaki odasında buluÅŸmak üzere anlaÅŸtık. BaÅŸbakanlığa girerken kalın camlı giÅŸede hüviyet verip \”ziyaretci\” kokartı alıp yakama taktım. Hemen Bakanın odasına alındım, Nejat İnce benden önce gelmiÅŸti. Hal hatırdan sonra konu açıldı. Bir ara çalışmaların çok gizli yapılması gerektiÄŸni söylediÄŸimde Tınaz Titiz \”çalışmaların baÅŸladığını davul zurna ile Türk Ulusuna duyuracağız\” dedi. GeçmiÅŸ deneyimlerim sonucu \”efendim, hava çok güzel, sizden rica etsem Üniversitemizin Eymir Gölü\’ne gitsek ve orada görüÅŸsek\” dedim. Biraz da hayretle itiraz ettiler ve israrla sebebini sordular. Çaresiz kalınca \”kusura bakmayın, odalarda dinleme cihazları var, önemli bilgiler istemediÄŸimiz çevrelerin eline geçiyor ve çalışmalar baltalanıyor\” dedim. Birbirlerine baktılar, hava birden deÄŸiÅŸti ve benim pek normal bir insan olmadığım sonucuna varmış olacaklar ki, konu kapandı ve baÅŸka görüÅŸecek konuları olduÄŸu-nu ileri sürerek beni uÄŸurladılar.

Çıkışta, kokartı verip hüviyetimi almak için kuyruÄŸa girmem gerekti. Görevli polis memuru, başı önüne eÄŸik sürekli kokart alıp hüviyet veriyor. Sıra bana gelince, hüviyetimi aldı (ODTÜ öÄŸretim üyesi hüvüyeti) baktı, başını kaldırıp yüzüme baktı, sırıttı, arkasını döndü ve açık duran oda kapısından bakan komisere başını \”iÅŸte bu adam\” dercesine salladı. Hayret etmedim, çünkü geçmiÅŸte bizzat yaÅŸadığım olaylar (ODTÜ Rektörlük odasında dinleme cihazları, İsmail ÖzdaÄŸlar hikâyesi vs.) vardı. Yıllardır süren bu durum günün birde kamu oyuna yansıdı ve \”Telekulak\” skandalları ortalığı kasıp kavurdu.

16 – Sonuç

Başımdan geçen ve küçük bir ekibin Türkiye\’de \” Mill® Savunma Sanayii\” oluÅŸması yönündeki çabalarını anlatan hikâyem bazı olumsuzluklar içeriyor. Daha fazla kötümserliÄŸe neden olmaması için bazı olayları ve inciten sözleri kaleme almadım. Bu olumsuzluklarla ilgili kiÅŸilerin iyi niyetinden kuÅŸkum olmadığını hemen belirtmek isterim. Sorunun, insanlarımızın genelde yabancıların \”iyi niyetine\” ve \”cömertliÄŸine\” inanan, bilgi ve ihtisas alanına gereken deÄŸeri vermeyen düÅŸünce tarzından kaynaklandığı kanısındayım.
Son yıllarda, bu anlayışla ilgili, bende iyimserlik uyandıran geliÅŸmeler izliyorum. Özellikle emekli Genelkurmay BaÅŸkanları Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ve Orgeneral Hüseyin KıvrıkoÄŸlu\’na yaptıkları büyük hizmetler nedeniyle ÅŸahsen teÅŸekkür etmek isterim. Çok deÄŸerli yıllar kaybedilmiÅŸ de olsa, artık Türkiye\’de birÅŸeyler oluyor. Arzum, adımların hızlandırılması ve kaybedilen zamanın kısmen de olsa telafisidir.

Eklenecek
– ARGE\’de sorguya çekilmem
– ARGE tarafından yaptırılan tapa denemesi
– Mr. Moreau hikayesi.
– Hava Defi Bataryaları
– Hüsrev EkicioÄŸlu
– Yusuf AzizoÄŸlu


[1] Albay Fuat UluÄŸ AÄŸustos 1957\’de TuÄŸgeneralliÄŸe yükseltildi.
[2] Bknz.: \”JATO Projesi\”.
[3] Bknz.: \”JATO Projesi\”.
[4] Yıllar sonra Emekli Hava TuÄŸgeneral Cemal Özalp\’e TC İş Bankası BeÅŸevler Åžubesinde, müdür Hikmet (soyadını hatırlayamıyorum) beyin odasında rastladım ve durumun teyidini kendisinden dinledim. Ayrıca, \”dört cilt\” sözünü hatırlayın, zira ileide baÅŸka bir \”dört cilt\” söz konusu olacaktır.
[5] Bknz.: 4 no\’lu dip not

Hadi bakalım, ÅŸimdilik bu kadar yeter.. Sonraya da kalsın. 🙂

Leave a Comment

Scroll to Top