İçim Acıyor, Kelimeler Yetmiyor

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbâlinin yegane temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbâlde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.

Millet, fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı!

İşte, bu ahvâl ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal ATATÜRK

Yusuf Ozan TAŞDEMİR
Bir ölür bin doğarız. Büyük Önderim Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Mirasçılarıyız. Bu can bedende kaldığı müddetçe vatanımızın neferleriyiz.
Cennet mekanınız olsun Aziz Şehitlerimiz. O kahpe korkak kalleşlerin leşlerini yere sereceğiz.
İtidal Tavsiye eden Cemil Çiçek gibilere Şehitlerin evine gitmelerini tavsiye ederiz. Atam o kadar iyi uyumamızı sağlamış ki bizi hala uyanamamaktayız. İlla bir cihan savaşı daha mı yaşamalıyız. Vatanı satanlara sessiz mi kalacağız…?
Teşekkürler Koç!

Dinc
Buraya Gençliğin Ata’ya Cevabı’nı kopyalamak istedim ama ne acıdır ki orijinal metinin hangisi olduğunu çıkartamadım. Enteresan farklı metinler var. Çok can alıcı kelimeler değiştirilmiş. Örnegin Vikikaynak’da “Ey Atam, … Bizler, bütün gücümüzü senin emanetlerinden, ulusal tarihimizden ve ruhumuzdaki Türklük onurundan alıyoruz. …” diyorken başka bir yerde aynı cümle “Ey Büyük Ata, … Bizler, bütün hızımızı senden, ulusal tarihimizden ve ruhumuzdaki sönmez inanç ateşinden alıyoruz. …” diyor. Başka bir yerde “sönmez inanç ateşi” yerini “sönmez iman ateşi”ne bırakmış. Tüm metinde başka farklılıklar da var, kısaca Türklüğün yerini ümmetin alması olarak değerlendirebiliriz. Dikkat çekmek istedim, kimler ne oyunların peşinde.
Bence her genç kendi cevabını önce kendine vermelidir. İşte bu gençler ölünceye kadar Ata’nın gençleri olarak kalacaktır. Ruhumuzdaki Türklük ateşi de, iman ateşi de aynı meşaleyi yakacaktır.

Murat BUYURGAN
Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.

Selin
Duygularımı ifade etmekte zorlanıyorum ben de.. İzninizle bunu benden daha iyi yapan Gazeteci Melike İlgün’e bırakmak istiyorum sözü. (Bu yazı 14 Haziran 2006′da yazılmış, son günlerde yoğunlaşan terörist saldırılarından aylar önce.)
Sayın Başbakan,
Birbirinden başarılı iki oğul babasısınız. Oğlunuz Burak alnının teriyle genç yaşta gemi aldı… Diğer oğlunuz Bilal Dünya Bankası’ndaki başarılarıyla stratejik ortağınız Amerikan başkanı Bush’un bile iltifatlarına mazhar oldu… İkisi de pırlanta gibi, Allah bağışlasın…
Demem o ki, bir evlat nasıl yetişir, bir baba evladına baktığında nasıl içi titrer, nasıl burnunun direği sızlayarak sever biliyorsunuz…
Ama oğlu ertesi gün askerlik kurası çekecek bir baba o geceyi nasıl geçirir, Güneydoğu’yu çeken oğlunu otobüse nasıl bindirir, 15 ay boyunca geceyi gündüze nasıl ekler, saatbaşı haberlerini nasıl içi içini yiyerek seyreder, telefonda konuştuğunda “Operasyona gidiyoruz, hakkını helal et baba” diyen oğluna ne cevap verir, bilmiyorsunuz…
Çünkü dediğim gibi oğullarınızdan biri armatör oldu… Güneydoğu’da deniz yok, Atatürk Barajı da oğlunuzun gemisi için pek küçük kalır, yakışık almaz… Yani Burak güvende… Allah bağışlasın…
E diğer oğlunuz Bilal de dediğim gibi Dünya Bankası’ndaydı… Şimdi ise Dünya Bankası her nedense sözleşmesini yenilemediği için the Brooking Institution’da… İşi düşünce üretmek olan bu kuruluş da geçenlerde Diyarbakır’ın belediye başkanı Sayın(!) Osman Baydemir’i ağırlamıştı, hatırlatırım… Yani sözün kısası Bilal de Washington’da, güvende… Allah bağışlasın…
O yüzden de “Artık şehit cenazeleri görmek istemiyoruz” diyen bir vatandaşa gönül rahatlığıyla “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir, canım kardeşim” diyebiliyorsunuz…
Ben de artık şehit cenazeleri görmek istemeyenlerdenim, bu yüzden ben de sizin “Canım kardeşim” diye hitap edebildiklerinizdenim. Can kardeşliğin verdiği samimiyet hissiyle, olanca içtenliğimle merak ediyorum.
Sayın Başbakan, 5 ayda verilen 50 şehidin ardından, “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” dediğiniz için, şehitlere “kelle” dediğiniz için hiç mi utanmıyorsunuz?
Bırakın politikaya devam etmeyi, meydanlarda büyük büyük laflar etmeyi, hala nasıl sokağa çıkabiliyorsunuz?
Artık neredeyse hergün kalkan cenazelerde o kadar kişi tek bir ağızdan sizi ve bakanlarınızı yuhlarken ne hissediyorsunuz? Yani mesala, “Yan gelip değil, can verip yattılar” diye bağırırken binlerce kişi, “Yer yarılsa da içine girsem” diyebiliyor musunuz?
Orada, şehitlerin cenazesinde, Ajan Smith gözlüklerinizle gizlerken yüzünüzü neye daha çok üzülüyorsunuz? Şehitlere mi, düştüğünüz hale mi?
İktidarınızın ilk günlerinde terör sıfırken dörtbuçuk yılın sonunda gelinen durum nedeniyle hiç mi suçluluk duymuyorsunuz?
Şimdi sürekli “şehitlik üzerinden siyaset yapmayın” diyorsunuz ya meydanlarda… Peki o zaman tam seçim arifesinde niye şehit aileleri ile gazilere TOKİ aracılığıyla kurasız ucuz konut veriyorsunuz? Bu durumda asıl siz şehitler üzerinden siyaset yapmış olmuyor musunuz?
Sayın Başbakan, bir baba olarak soruyorum size… Aynaya baktığınızda ne görüyorsunuz? Akşam yastığa başınızı koyduğunuzda uyuyabiliyor musunuz? Kelle deyip geçtiklerinizin ahından korkmuyor musunuz? O mağrur çocuk bakışlı erler, onların babasız evlatları, anaların ağıtları, babaların “Vatan Sağolsun” derken titreyen dudakları hiç mi rüyanıza girmiyor?
Bir “canım kardeşiniz” olarak olanca samimiyetimle soruyorum. Bu kadar sevilmemek nasıl bir duygu Sayın Başbakan?
Ha, bu arada… Bir oğlunuz, Bilal, hani stratejik ortağınız Bush’un iltifatlarına mazhar olan, askere gitmedi… Diğeri, Burak, hani alnının teriyle gemi alan ise çürük raporu almış… Askerlik yapmayacakmış…
Ne diyeyim… Bilal de, Burak da pırlanta gibi çocuklar… Allah bağışlasın…

Leave a Comment