Olacakları bilen bakanlarınız var, eminim Mehmet ÅžimÅŸek kamuoyuna söyleyemediÄŸi bazı ÅŸeyleri RTE\’ye söylemiÅŸtir fakat ÅŸu an dünyada var olan resmi önlerine tam olarak koyabildiklerini zannetmiyorum demiÅŸ YaÅŸar ERDİNÇ…
Malezya eski baÅŸbakanı Mahatthir Muhammed\’in Amerikan AraÅŸtırmalar Merkezi\’nde yaptığı konuÅŸma herÅŸeyi söylüyor:
Bütçe Açığı Olmayan, İhracat ve İthalatta Dünya 17\’ncisi ve Kriz Öncesinde %8.5 BüyümüÅŸ Olan Malezya\’nın Hazin Hikayesi
– Sayın BaÅŸbakan, 1997 yılında önemli bir krize maruz kaldınız ve halkınız çok büyük sıkıntılar çekti. Bu kriz öncesinde ekonomik verileriniz çok mu kötüydü? Gerçi birçok Asya ülkesi önemli bir kriz yaÅŸadı ama, kimileri az kimileri de çok etkilendi. Siz çok fazla etkilendiniz. Kriz öncesi ekonomik durumunuzu tarif edebilir misiniz?
– Ringgit dolara karşı çok uzun bir süre 2.50 etrafındaki dar bir bantta dalgalanıyordu ve saÄŸlıksız bir yapı sergilemiyordu. Ayrıca birçok kiÅŸi de paramızın deÄŸerinin altında olduÄŸunu hatta deÄŸerlenmesi gerektiÄŸini düÅŸünüyordu. Yani deÄŸer kaybetmek yerine deÄŸerlenmesini beklerdik. Ayrıca kurların mutlaka istikrarlı olmasını istiyorduk ve Merkez Bankamız dalgalanmalara izin vermiyordu. Çünkü dalgalanma birçok sektör için istikrarı bozucu bir etkendi.
1997 krizinden önceki yılda, yani 1996 sonu itibariyle reel gayrisafi yurt içi hasılamız (GSYİH) yüzde 8.5 oranında artmıştı. Toplam dış ticaretimizde ise 158 milyar dolara ulaÅŸmıştı ki; biz 18\’nci en büyük ihracatçı ve 17\’nci en büyük ithalatçı ülke konumundaydık. Bütçemiz fazla veriyordu. Dış borçlarımız, Gayrisafi Milli hasılamızın (GSMH) sadece yüzde 40\’ı kadardı. Cari açığımız GSMH\’nın yüzde 10\’undan yüzde 5\’ine kadar gerilemiÅŸ ve yıllık enflasyon oranımız tarihin en düÅŸük seviyeleri olan yüzde 2.1 seviyesine düÅŸmüÅŸtü.
Bankacılık sistemimize bakıldığında, güçlü bir sermaye yapısına sahip olduÄŸunu ve yüksek kalitede bir varlık yapısı olduÄŸunu görebilirsiniz. Geri dönmeyen kredilerin toplam kredilere oranı yüzde 3.6 gibi çok düÅŸük bir seviyedeydi. Basel\’in 25 önemli prensibi aynen uygulanıyordu.
Malezyada\’ki tasarruf oranı ise GSYİH\’nın yüzde 38\’iydi ki; bu oran dünyanın en yüksek oranlarından biriydi ve toplam yatırımların yüzde 95\’ini karşılayacak güçteydi. Temmuz 1997\’de Malezya para birimi Ringgit, spekülatif bir atakla karşılaÅŸtığı sırada, kimse ne olduÄŸunu anlayabilmiÅŸ deÄŸildi. Bu muhteÅŸem koÅŸullar altında hükümet hiçbir zaman Ringgit\’in deÄŸerini belirlemeyi düÅŸünmedi ve piyasa güçlerine bıraktı. Politik istikrar, iÅŸletmelere ve yatırımcılara yakın olan bir hükümetin varlığı söz konusuydu. Dolayısıyla piyasanın Ringgit\’in deÄŸerindeki istikrarı bozacağını hiç düÅŸünmedik.
– Yabancı yatırımcılarla iliÅŸkileriniz nasıldı? ÖzelleÅŸtirmeler ile siz de kamu kuruluÅŸlarını yabancılara sattınız mı?
– DiÄŸer ülkelerden farklı olarak, yaptığımız özelleÅŸtirmelerde, kamu varlıklarının çok büyük bir kısmını Malezyalılara sattık. Yani yabancılara bunları satıp döviz rezervlerimizi artırmayı ve dış borçlarımızı ödemeyi düÅŸünmedik. ÖzelleÅŸtirmelerde yabancılara çok küçük oranlarda pay verdik. Bu kamu varlıkları çok karlı olduÄŸu için yabancılar aslan payını alamadılar ve çok rahatsız oldular. Malezya\’da da elbette ki diÄŸer ülkelerde olduÄŸu gibi gözümüzden kaçan kayırmacılık ve bir miktar bozulma olabilir, fakat bunun çok büyük boyutlu ve yatırımları bozucu derecede olduÄŸunu olduÄŸunu kimse söyleyemez. Zaten Malezya ekonomisinin o sırada kaydettiÄŸi büyüme rakamları da bunu gösteriyor. Malezya\’ya yapılan yabancı direkt yatırımlar dünyada en üst sıralardaydı. Yabancı direkt yatırımların neredeyse tümü yabancılarındı. Vergi istisnaları vardı ve bu belgeleri bir hafta gibi kısa bir sürede alabiliyorlardı.
– Peki IMF gibi kuruluÅŸlar Malezya\’yı nasıl görüyorlardı?
– Malezyanın ekonomi ve maliye yönetimi, IMF tarafından 1997\’nin ikinci yarısında alkışlanıyordu. Çok büyük alt yapı ve yapısal yatırımlara gitmemize raÄŸmen borcumuz artmıyordu. Çünkü bütün kaynak içeriden bulunuyordu. Bu yüzden de üzerimizde bu yatırımları durdurma baskısı yoktu. İlginçtir yabancı bankalar sürekli olarak kapımızı aşındırıyor ve ödünç para vermek istiyorlardı. Yani kriz öncesinde yüksek bir kredibiliteye sahiptik.
– Hükümet olarak dış borç kullanmadığınızı söylüyorsunuz, peki özel sektörün durumu neydi, onlar dışarıdan borçlanıyorlar mıydı?
– Hayır! aksine onlar daha dikkatli davranıyorlardı. Çünkü içeride faizler çok düÅŸüktü ve kaynaklarını iç piyasalardan saÄŸlıyorlardı. Hatta içerideki paranın maliyeti o kadar düÅŸüktü ki, yabancı direkt yatırım olarak gelen yabancı iÅŸletmeler sermaye ihtiyaçlarını iç piyasadan karşılıyorlardı.
– Rezervleriniz ne alemdeydi? Herhangi bir atak durumunda yeterli döviz rezervinizi bulunuyor muydu?
– Döviz rezervlerimiz en az 4 aylık ithalatın tümünü karşılayabilecek düzeydeydi ve sürekli olarak bu rezervleri kontrol ediyor, yüksek rezerv bulunduruyorduk. Malezya kesinlikle krize aday bir ülke deÄŸildi ve olamazdı. Haziran 1997\’de Tayland parası Baht atak altında kaldığı anda bizim hiçbir korkumuz yoktu.
Tayland\’da vatandaÅŸlar çok yüksek oranda kısa vadeli borç alarak uzun vadeli yatırımlarını finanse ediyorlardı. (YaÅŸar Erdinç\’in notu: bizim firmalarımız da aynı ÅŸeyi yapıyor) Bu stratejinin sebebi ise, Baht üzerindeki faiz oranının, dolar faizlerinden daha yüksek olmasıydı. (YaÅŸar Erdinçin notu: Türkiye\’nin faizi de dolar faizinin yaklaşık 9 katı) Dolayısıyla bir para kaçışından korkmuyorlardı. Ama para kaçışı baÅŸladığında, bunu durdurmak için çaba harcadılar fakat daha sonra Baht\’ı sürekli olarak devalüe etmek zorunda kaldılar. Hatta biz o sırada bırakın aynı krize maruz kalacağımızı düÅŸünmeyi, Tayland\’a 1 milyar dolar kredi açtık.
– Kriz size nasıl geldi? Madem bu kadar güçlü bir ekonominiz vardı niçin Ringgit\’e de atak oldu?
– Tayland krizi baÅŸladıktan bir ay sonra Temmuz 1997\’de, ekonomistler inanılmaz bir ÅŸekilde krizin bulaşıcı etkisinden bahsetmeye baÅŸladılar. Bize dediler ki; eÄŸer Baht\’ın deÄŸeri düÅŸerse, Ringgit\’in de deÄŸeri düÅŸecektir.
– Neden?
– Çünkü eÄŸer Baht düÅŸerse, Tayland\’da üretim maliyetleri düÅŸecek ve Tayland malları Malezya mallarından daha ucuz olacak. Bu nedenle, rekabet gücü azalacak olan Malezya\’da da Ringgit deÄŸer kaybedecek. Dolayısıyla Ringggit devalüe edilmeliydi. Tabi ki döviz spekülatörleri devalüasyona oynayama baÅŸladılar ve Ringgit\’te satışa geçerek devalüasyonu uyardılar. Ringgit hızla deÄŸer kaybetmeye baÅŸladı ve diÄŸer Asya paraları da hep bu döviz spekülatörlerinin atakları nedeniyle dolara karşı sert düÅŸüÅŸler yaptılar. Aslında döviz spekülatörleri Ringgit\’in düÅŸeceÄŸinden korktukları için bizim paramızı satmadılar, fırsattan istifade, daha çok daha fazla para kazanma hırsı nedeniyle, döviz manipülatörleri Malezya\’daki güçlü ekonomik yapıyı görmezden gelerek, Ringgit\’te satışa geçtiler.
Bunlar olurken, kısa vadeci olan hisse yatırımcıları borsada satışa geçtiler ve hisse fiyatları çakıldı. Böylelikle ÅŸirketlerin piyasa deÄŸerleri hızla eridi. Aslında Ringgit\’teki düÅŸüÅŸ baÅŸladığında müdahale ettik, fakat baktık ki müdahalenin devamı döviz rezervlerimizi eritecek ve ekonomide çok daha büyük hasarlara yol açacak, bundan çok kısa sürede vazgeçtik.
– Bunlar olurken siz neler hissettiniz?
– Sadece ben deÄŸil, bütün ülkem tabiri caizse kendini çaresizlik içinde hissetti. Halkım, Ringgit\’e saldırının döviz manipülatörlerinin bir oyunu olduÄŸunu biliyorlardı. Tabi ki beklendiÄŸi ÅŸekilde, Malezya yönetimi döviz manipülatörlerine sert açıklamalarda bulundular. Onlar da geri kalmadı ve hemen akabinde bizim kötü yönetim yaptığımız konusunda suçlamalarda bulundular ve bu krizin kötü yönetimi iyi yönetimle deÄŸiÅŸtireceÄŸini iddia ettiler. Ne zaman Malezyalılar ve bizim tarafımızdan bu spekülatörler eleÅŸtirilse, Ringgit daha fazla deÄŸer kaybediyordu. Hatta bunun üzerine diÄŸer Asya ülkelerinin liderleri bize aÄŸzımızı kapamamızı söylediler. Asya\’nın kaplanları olan ülkelerin bu liderleri daha da ileri giderek bizlerle iliÅŸkilerini kestiler. Fakat bunun hiç faydası olmadı ve paralarının deÄŸeri düÅŸmeye devam etti. Asya Kaplanları döviz manipülatörlerinin eline düÅŸmüÅŸtü. EÄŸer kendilerini IMF\’nin ellerine teslim etmezlerse ekonomilerinin çok daha büyük uçurumlardan düÅŸeceÄŸi anlatıldı bu ülkelere. 21. yüzyıl hiç ÅŸüphe yok ki Asya yüzyılı olmayacaktı. Bu yüzden birçoÄŸu IMF\’yi çağırdı.
– Siz ne yaptınız? IMF size de teklifte bulundu mu?
– Evet bize de teklifte bulundular. Biz IMF\’nin finansal yardım yapmasının tehlikelerini gördük ve ekonomimizin yönetimi IMF\’nin ellerine teslim etmek istemedik. Çünkü IMF\’nin farklı ülkelerin farklı problemlere sahip olduÄŸunu anlamadığını gördük. Dolayısıyla aynı reçeteden bütün ülkeler aynı ÅŸekilde fayda göremezdi. Biz sadece büyümeyi artırmaya odaklanmadık. Büyüme ve eÅŸit dağıtım bizim için daha önemliydi. Refah, Malezya\’nın vatandaÅŸları arasında eÅŸit dağılmalıydı. EÄŸer refahın dağıtımında adaleti saÄŸlamazsanız, Malezya\’nın sosyo-ekonomik yapısı nedeniyle çok sorunlar yaÅŸarsınız. Dolayısıyla kendi çözümlerimizi üretmek zorundaydık ve bunu yaptık.
– Neler yaptınız?
– \”Ulusal Ekonomik İyileÅŸme Planı\” hazırladık ve \”Ekonomik Aksiyon Merkezi\” adından bir yapı oluÅŸturduk. Muhalefet liderleri de \”Ekonomik Aksiyon Merkezi\” ne davet edildiler ve düzenli bir ÅŸekilde bu krizden çıkış konusunda tartışmalar yapıldı. Bu arada paramız deÄŸer kaybetmeye devam etti, açığa satış izni kaldırılmasına raÄŸmen borsaya sürekli satışlar geldi, kredilerin geri dönmesinde çok büyük zorluklar çıkmaya baÅŸladı. Yabancı basın tüm bu olanları keyifle anlatırken, eninde sonunda IMF\’den yardım istemek zorunda kalacağımızı söylediler.
Hükümet olarak sabrımız tükeniyordu ve o dönemin IMF baÅŸkanı olan Michael Camdessus\’u arayarak bu krizin durdurulması için geliÅŸmiÅŸ ve geliÅŸmekte olan ülke maliye bakanlarının katılacağı bir toplantı düzenlemesini istedim. Kendisi Nisan 19998\’de bunu yapabileceÄŸini söyledi fakat sonra haber alamadık ve toplantı falan yapılmadı.
Bu aşamadan sonra kendi programımızı uygulamak zorundaydık. Maliye bakanımız ilk aşamada, sanal bir IMF programı uygulamaya başladı.
– Nasıl oluyor? Sanal IMF programı ne demek?
– IMF ile anlaÅŸma yapmamıştık ama kendi isteÄŸimizle IMF reçetelerini uygulamaya koyarsak paranın deÄŸerinin düÅŸüÅŸünü durdurabileceÄŸimizi düÅŸündük. Ringgit 2.50 seviyelerinden 4.88 seviyesine kadar çıkmıştı.
– Neler yaptınız ve bu politika nasıl sonuç verdi?
– Kötü olan durum daha da kötüleÅŸti. Merkez Bankası tarafından kredi sıkılaÅŸtırma politikasına gidildi. Faiz oranları tek rakamlı seviyelerden yüzde 12 seviyesine hızla arttı. İhracat gelirini garantilemiÅŸ ve ellerinde çok verimli projeler olan firmalar bile finansman bulmakta güçlük çekmeye baÅŸladılar. Merkez Bankası daha da ileri giderek, geri dönemeyen kredilerin vadesini 6 aydan 3 aya düÅŸürdü ve bankalarla iÅŸletmeler karşı karşıya geldi. Ayrıca bankaların ayırdıkları kredi karşılıklarının oranı yüzde 1\’den yüzde 1.5 seviyesine yükseltildi. Tüketim harcamalarını kısmak üzere baÅŸka tedbirler de alındı. İnÅŸaat iÅŸleri maliye bakanlığı tarafından sınırlandı. Bankaların yeni ev inÅŸaatlarına kredi açması yasaklandı. Hatta bankalar, devam etmekte olan ve yeni baÅŸlayan inÅŸaatlara verilen kredileri ciddi incelemeye almaları ve kredi miktarını azaltmaları konusunda Merkez Bankası tarafından uyarıldı.
Merkez Bankası daha da ileri giderek karşılık oranlarını artırınca kardaki bankalar bile zarar üretmeye baÅŸladılar.
Maliye bakanına, Merkez Bankasının ekonomiyi çok hızlı bir ÅŸekilde daralttığı ve hükümetin en zorunlu harcamaları yapmak için bile yeterli gelir elde edemeyeceÄŸi konusunda uyarılar yapılsa da Maliye bakanı Bu \”sanal IMF\” politikasının ülkeyi kurtaracağını söylüyordu.
Fakat ben aynı görüÅŸü taşımıyordum. Ülkenin BaÅŸbakanı olarak, Maliye Bakanı tarafından gerekli aksiyonun alınarak Merkez bankası\’nın bankaları ve banka müÅŸterilerini rahatlatacak önlemler almasını öneriyordum. Fakat Merkez Bankası daha da ileri giderek, para bulmayı daha zor hale getirdi. Bu arada Mali disiplin adına Maliye Bakanı harcamaları yüzde 21 oranında azalttı ki; bu durum geliÅŸmeyi ve büyümeyi neredeyse durdurdu. Yatırım harcamalarında frene basıldı. Bu durum birçok ÅŸirket için iflas anlamına geliyordu. Bütün maaÅŸ artışları durduruldu. Yurt dışına çıkışlara sınırlamalar getirildi ve hatta bakanların bile yurt dışı gezileri sınırlama altına alındı.
– Bu durumda tüketim ve sizin vergi gelirleriniz düÅŸmedi mi?
– Tabi ki düÅŸtü. Hem de çok ÅŸiddetli biçimde düÅŸtü. Åžeker ithalatı bile sınırlandı. İthalatçılar ve perakendeciler çok acılar çektiler. Kan akışı durmuÅŸtu ve artık kimse para harcamıyordu.
Sonuç olarak Maliye Bakanı ve Merkez Bankası bir IMF reçetesi uygulamışlar ve sonuç hüsran olmuÅŸtu, Malezya ekonomisi derin bir reel krizin içine sürüklenmiÅŸti. Yabancı medya her gün \”IMF ha geldi ha gelecek\” diye yayınlar yapıyordu. Herkes Malezya\’nın ekonomisini kayıtsız ÅŸartsız yabancılara açacağı tahminini yapıyordu. Bu tür bir durumda yabancı sermayedarlar ve hedge fonlara yatırım yapmış olanlar için Malezya varlıklarını bedavaya ele geçirme imkanı doÄŸacaktı.– Bu aÅŸamadan sonra neler yaptınız? HerÅŸey kötüye giderken doÄŸru kararlar almak çok zor bir iÅŸtir.
– Gerçekten de zor bir iÅŸ oldu. 1994 yılına kadar Merkez Bankası\’nın başında bulunmuÅŸ olan kiÅŸiyi çağırdım. Çok tecrübeliydi ve 1987-1994 yılları arasında Malezya Merkez Bankası\’nın bütün döviz alım-satım iÅŸlemlerini yürütmüÅŸtü. Bir seri toplantılar yaptık. O zaman, karmaşık olan bu döviz piyasasının temel iÅŸleyiÅŸ mantığını çok daha net bir ÅŸekilde anladık. Malezya\’yı döviz spekülatörlerinden korumak ve IMF\’nin ellerine teslim etmemek için bunları bilmek zorundaydık. Karşımıza çok ilginç bir resim çıktı. Maliye Bakanının, hükümetin önüne getirdiÄŸi rakamlar ve özellikle Ringgit\’in nakit olarak Singapura kaçışına iliÅŸkin devasa veriler yönetimi tamamıyla yanlış yönlendiriyordu. Ortaya çıkan bir gerçek vardı ve maliye Bakanımız offshore Ringgit\’in ne demek olduÄŸunu bilmiyordu.
– Ne diyorsunuz? Bir maliye bakanı para hareketlerine iliÅŸkin önemli bir detayı bilmiyor!
– Evet bilmiyordu ve Rinngit\’in fiziki ve nakit olarak Singapur\’a gittiÄŸini düÅŸünüyordu. Merkez Bankası da Maliye Bakanı\’nı bu konuda bilgilendirmemiÅŸti. Aslında içerideki ringgit ile offshore\’daki ringgit arasındaki fark ringgit\’in fiziki olarak dışarı çıkması veya dışarıda olması demek deÄŸildi. Zaten ringgit\’in çok küçük bir miktarı dışında, tamamı fiziki olarak Malezya\’nın içindeydi. Malezya\’da yerleÅŸik olmayan biri tarafından bir baÅŸka yerleÅŸik olmayana ringgit satıldığı zaman, sadece Malezya bankası veya yabancı bir bankadaki hesap el deÄŸiÅŸtiriyor ve fiziki olarak ringgit dışarı çıkmıyordu. Aynı ÅŸekilde bir döviz alıcı veya satıcısı ringgit\’i borç aldığında aynı ÅŸey oluyordu. Borç veren genellikle yabancı bir banka oluyordu ve borç verdiÄŸinde sadece bu para hesaplar arasında yer deÄŸiÅŸtiriyordu. Böylelikle döviz spekülatörü ringgit\’i açığa satıyordu. Bu satışlar sırasında bire yirmi (1/20) kaldıraç kullandıkları için, hedge fonlar ellerindeki miktarın 20 katı kadarını açığa satabiliyorlardı. Ama karşılarında buna karşı savaÅŸmak zorunda olan Merkez Bankası sadece nakit pozisyonunu kullanmak zorunda kalıyordu. Spekülatörler genelde hep birlikte hareket ediyorlar ve karlarını maksimize etmek için ringgit\’i deÄŸerlendiriyor veya deÄŸerini düÅŸürüyorlardı. Yani ringgiti veya baÅŸka bir parayı mal ve hizmet alım-satım amacıyla kullanmıyorlardı. Tek amaçları karlarını maksimize etmekti ve parayı, alıp sattıkları ve kar ettikleri bir mal gibi görüyorlardı.
– Döviz spekülasyonunun ayrıntılarına indikten ve detaylı bir ÅŸekilde bu mekanizmayı öÄŸrendikten sonra ne yaptınız?
– Tabi ki döviz spekülatörlerinin bu aksiyonunun önüne geçmek gerekiyordu. Fakat IMF\’den borç almak bir seçenek deÄŸildi. IMF\’den gelecek parayı da nasıl olsa spekülatörlere kaptıracaktık. Çünkü Merkez Bankası yine nakit iÅŸlem yapacak ama bu hedge fonlar denilen beyefendiler 1\’e 20 kaldıraç kullanarak ringgit\’in deÄŸeriyle istedikleri gibi oynayacaktı. Bununla da kalmayacaktık ve IMF\’den aldığımız paraları geri ödemek zorunda kalacaktık. IMF emirler gönderecek ve finansal bağımsızlığımızı kaybederek IMF\’nin boyunduruÄŸuna girecektik..
– İlk hamleniz ne oldu?
– Gözü doymamış döviz spekülatörlerine, ringitti\’i satıp para kazanmanın ve tek yönlü oynamanın karlı bir iÅŸ olmayacağını göstermeliydik. Ringgit satanlara karşı satabileceÄŸimiz dolar kaynağı olduÄŸunu göstermeli veya bu tür bir kaynak bulmalıydık. Fakat merkez bankasındaki rezervleri kullanamazdık çünkü, kullanılmayacağına dair karar almıştık ve zaten kullanmaya kalksak hedge fonlara kaptırmış olacaktık. Åžansımız vardı ki, Malezya\’nın çok sayıda ihracatçı firması vardı ve bu firmalar doÄŸal bir dolar satıcısıydılar. Yapılacak olan önemli bir iÅŸ bu ihracatçıların dolar satışlarını organize ederek , ringgiti açığa satanların bundan zarar edebileceklerini korkusunu uyandırmaktı. Korku baÅŸladığı anda sattıkları ringgitleri geri alacaklardı. Zaten onlar alıma geçtiÄŸi anda ringgit yeniden deÄŸerlenmeye baÅŸlayacaktı. Bu stratejiyi devreye soktuÄŸumuzda baÅŸlangıçta çok iyi çalıştı. Önce ringgit satışları durdu ve daha sonra ringgit deÄŸer kazanmaya baÅŸladı. Böylelikle ringgitin dolar karşısındaki deÄŸeri 4.50\’lerden 3.00 seviyelerine kadar düÅŸtü. Öyle bir durum oluÅŸtu ki ringgit eski kararlı seviyesi olan 2.50\’ye doÄŸru düÅŸüyordu. Bu aÅŸamada hedge fonlar ne olup bittiÄŸini anladılar ve büyük bir intikam duygusuyla yeniden ringgit satışına geçtiler. Malezya\’nın ihracat ÅŸirketlerinin bu çapta bir ataÄŸa karşı ringgiti destekleyecek güçleri yoktu. Çünkü multi milyar dolarlık hedge fonlar ve bunlara 1\’e 20 kredi açan yabancı bankalarla savaÅŸmak mümkün deÄŸildi. Soros\’un Quanttum fonu ve LTCM (Long terme credit management fonu)\’nun 10 milyar dolarlık kaynağı olduÄŸu ve bunun 20 katı krediyi kullanabilecekleri düÅŸünüldüÄŸünde, adeta sınırsız kaynakları vardı. Dolayısıyla bizim ÅŸirketler ringgiti savunmayı bıraktılar.
– Bu strateji çalışmayınca ne yaptınız?
– Farklı bir ÅŸey yapılmalıydı. Hükümet olarak ringgiti yene karşı sabitlemeyi düÅŸündük. Fakat ringgit döviz spekülatörlerinin manipülasyonuna açık olduÄŸu sürece bu sabitleme çalışmayacaktı. Kalan tek seçenek \”seçici döviz kuru kontrolü\” idi.
– Ne anlama geliyor bu \”seçici döviz kuru kontrolü\”?
– Bu uygulamadaki en önemli element ringgit\’in döviz spekülatörlerinin eline geçmesini önlemekti. Az önce anlattığım üzere ringgit ülkeden çıkıp gitmiyordu. Çünkü diÄŸer ülkelerde geçerli bir para deÄŸildi. Dolayısıyla döviz spekülatörlerinin ringgit üzerindeki ellerini, Merkez Bankası\’nın kontrolündeki Malezya bankaları yoluyla kırarsak baÅŸarılı olacağımızı gördük. Bu yüzden Malezya bankaları ve Malezya\’da ÅŸubeleri bulunan yabancı bankaların ringgti\’i bir hesaptan diÄŸer hesaba aktarmalarını yasakladık. Bunun anlamı offshore iÅŸlemlerinin mümkün olmamasıydı. Ringgit satışı anormal biçimde durdu. Döviz spekülatörlerinin son anda ringgit alışları da oldu. Çünkü ringgitin deÄŸer kazanacağını düÅŸündüler. Bunun üzerine ringgit bir miktar deÄŸerlendi. Bu arada diÄŸer Asya ülkelerinin paraları da deÄŸerlendi. Çünkü spekülatörler diÄŸer ülkelerin de aynı ÅŸeyi yapacağından korktular. Ama onlar yapamazdı, çünkü IMF\’nin güdümündeydiler ve IMF buna izin vermezdi.
– Bu stratejiye karşı çıkan olmadı mı? Ulusal ekonomik aksiyon kurulunda bu konu enine boyuna tartışıldı mı?
– Ringgit, dolar karşısında 3.80 seviyesindeyken, hükümet ringgit\’i bu seviyede sabitlediÄŸini açıkladı. Tabi ki bu aÅŸamaya kolayca gelmedik. Kurul toplantısında özellikle maliye bakanı ve Merkez bankası baÅŸkanı buna ÅŸiddetle karşı çıktılar. Ülkeye bir daha döviz gelmeyeceÄŸini söylediler. Halbuki ithalat yapmak zorundaydık ve yabancı paraya ihtiyacımız vardı. Ben Çin\’i örnek gösterdim fakat Merkez Bankası baÅŸkanımız, zaten Çin\’in hiçbir zaman parasını serbest bırakmadığını söyledi. Ama sonunda bu kararı baÅŸarıyla uyguladık ve korkulanlar olmadı.
– Sayın BaÅŸbakan, isterseniz borsa ile baÅŸlayalım. Kriz sırasında borsada neler oldu? Åžirketlerinizin deÄŸerleri de çok büyük düÅŸüÅŸler yaptı mı?
– Hem de nasıl!.. Borsa endeksimiz kriz baÅŸladığı sırada 1000 seviyelerindeydi. Kriz derinleÅŸtikçe 250-300 seviyelerine kadar düÅŸtü. Sürekli satış yapılıyordu. Bu nedenle açığa satışı sınırladık. Fakat ÅŸirketlerin deÄŸerindeki düÅŸüÅŸü durduramıyorduk.
– Kuala Lumpur borsasında ÅŸirketlerin deÄŸeri ne kadardı?
– 1 Dolar=2.50 ringgit iken ÅŸirketlerimiz 320 milyar dolarlık piyasa deÄŸerine sahipti ve kriz derinleÅŸtikçe piyasa deÄŸeri yaklaşık 80-90 milyar dolar seviyelerine geriledi. Az önce de söylediÄŸim üzere açığa satışı yasaklamıştık fakat baÅŸka yerlerden sızıntı vardı. Yabancılar hala hisseleri açığa satıyorlardı.
– Nasıl yani, illegal bir iÅŸ mi yapıyorlardı?
– Hayır illegal deÄŸildi. Açığa satış iÅŸlemini Singapur borsasında yapıyorlardı ve Singapur borsasına kayıtlı hisselerimiz deÄŸer kaybettikçe içerideki hisselere de satış geliyordu. Merkez Bankası\’na bu iÅŸlemlerin mekanizmasını araÅŸtırma görevi verdik. AraÅŸtırdıkça iÅŸin nasıl yapıldığını çok daha net gördük. Aslında burada ayrıntılarını anlatabilirim ama çok karmaşık bir sitem olduÄŸu için fazla detayına girmeyeceÄŸim. Sonuç olarak Singapur borsasında iÅŸlem gören hisselerimiz için aldığımız bir dizi tedbir sonrasında, yabancı yatırımcılar buradan da ellerini ayaklarını çekmek zorunda kalacaktılar. Aldığımız kararları uygulama zamanı gelmiÅŸti. Fakat çok büyük bir dirençle karşılaÅŸtık. Merkez Bankası baÅŸkanı ve yardımcısı, paranın dışarı kaçmasını önleyecek olan ve hisselerde açığa satışı durduracak olan kararları uygulamak istemedi. Bunun ülkeye çok büyük zarar vereceÄŸini söyledi. Sonunda her ikisi de istifa etti. Bunun üzerine Merkez Bankası baÅŸkan yarımcılarından birini hemen baÅŸkan olarak atadık ve tedbirleri uygulamaya koyduk.
– Bu tedbirler çok net olarak nelerdi? Tam olarak ne zaman uygulamaya konuldu?
– 2 Eylül 1998\’de bu sert tedbirleri uygulamaya koyduk. Dünya ÅŸoktaydı. Bilinen en uzman ve en deÄŸerli ekonomistler bile Malezya\’nın tümüyle çökeceÄŸini söylediler. Malezya gibi dünyayı etkileyemeyecek olan küçük bir ülkenin deliliÄŸi olarak adlandırdılar. Aslında öyle ahım ÅŸahım önlemler de deÄŸildi. Seçici kur kontrol önlemleri temel olarak üç maddeden oluÅŸuyordu. Bunlar;
Offshore rinngit piyasası elimine edildi ve artık spekülatörler rinngit fonlarına giriÅŸi mümkün deÄŸildi. Malezya\’da yerleÅŸik olmayan yabancıların dışarıdaki ringgit hesapları donduruldu. Bu kiÅŸi ve kurumların Malezya\’da yerleÅŸik olmayan diÄŸer kiÅŸi ve kurumlara ringgit satması veya ödünç vermesine izin verilmedi. Fakat bu kiÅŸilerin ellerindeki ringgit\’lerle Malezya içine yatırım yapabilecekleri belirtildi. Böyellikle Malezya\’da yerleÅŸik olmayanlar açığa ringgit satamayınca döviz kurlarını da etkileyemediler. Döviz kurunu sadece hükümet belirleyebiliyordu.
Hükümet olarak Ringgit\’in dolar kurunu 3.80 seviyesinde belirledik ve bu kuru sabitledik. \”12 ay kuralı\”nı getirdik. Hiçbir fonun 12 ay dolmadan dışarı çıkmasına veya ülkesine dönmesine izin vermedik. Bunu yapmak zorundaydık. Çünkü aldığımız yukarıdaki önlemler nedeniyle çok büyük miktarda fon kaçabilir ve durum daha da kötüleÅŸebilirdi. Ülkeye girecek fonlar da bu kurala uymak zorunda kalacaktı. Yani eÄŸer ülkemize gelmiÅŸlerse 12 aydan önce çıkamayacaklardı. Fakat bu önlemlerden 6 ay sonra, bunu biraz yumuÅŸattık ve yeni giren fonlara vergi koyduk ve sadece karların diÄŸer ülkelere transfer edilebilmesine izin verdik.
– 12 Ay dolduktan sonra bu fonlar kaçmadılar mı?
– Çok ilginç bir ÅŸekilde süre dolduÄŸunda hiç bir para çıkışı veya belirgin bir kaçış olmadı. Hatta yabancı yatırımcılar böyle bir kuralı uyguladığımız için memnun bile oldular. Çünkü bu süre içinde Malezya ekonomisi ciddi biçimde toparlanmış ve borsa yükseldiÄŸi için, onların da varlıkları deÄŸer kazanmıştı. Sonuç olarak ÅŸunu söyleyebilirim ki; bu önlemlerin hepsi, Malezya ekonomisinin kontrolünü, spekülatör ve manipülatörlerden geri almak ve Malezya\’nın kaderini, Malezya\’lıların belirlemesini saÄŸlamak içindi. Önlemler o kadar dikkatle alındı ki; globalizasyonun negatif etkilerini bertaraf edip, pozitif etkilerini öne çıkararak optimizasyon yaptık.
– Niçin Ringgit\’i dolara karşı 3.80 seviyesinde sabitlediniz de, kriz öncesindeki gibi 2.50 seviyesinde sabitlemediniz?
– Aslında Ringgit\’i 2.50 seviyesinde sabitleseydik, mu durum Malezyayı ve Malezya\’lıları zengin gösterebilirdi. Fakat bu durumda dış dünyaya karşı Malezya malları rekabet gücünü kaybedebilirdi. Biz Ringgit\’i 3.80 seviyesinde belirlediÄŸimiz zaman Baht ve Pezo\’ya karşı paritemizin eski seviyesi olan 1.10 seviyesine yeniden gelmiÅŸtik. Yani rekabet gücümüz kriz öncesindeki dengesine geldi.
– Fakat bu durumda ithalat çok pahalanmadı mı?
– Evet doÄŸru ithalat pahalandı fakat bu durum Malezya ekonomisi için tercih edilen bir durumdu. Böylelikle ithalat azalırken ihracatımız artacaktı ve çok daha yüksek bir dış ticaret fazlası verecektik. Gerçekten de aldığımız önlemlerden sonra dış ticaret fazlamız tarihimizde olmadığı kadar yüksek seviyelere çıktı.
– Bu önlemler sonrasında borsada neler oldu?
– Singapur\’daki açığa satış iÅŸlemlerini durdurduktan sonra, Kuala Lumpur borsasında hisseler hızla deÄŸer kazanmaya baÅŸladı ve endeks 262 seviyesinden 800 seviyelerine kadar yükseldi. Böylelikle ÅŸirketlerin piyasa deÄŸerleri hızla yükseldi. Tabi ki bu durum yatırımcıları çok mutlu etti. Ek teminat çaÄŸrıları (marjin call) geçmiÅŸte kaldı. Herkes elindeki varlıkları çok daha kolay likit hale getirebildi. DiÄŸer taraftan 12 ay kuralı sayesinde yabancılar elllerindeki hisseleri satamamışlardı. Bu kural olmasaydı panikledikleri için bu hisseleri çok düÅŸük fiyatlardan satıp zarar yazacaklar ve ellerine geçirebildikleri paraları ülkelerine göndereceklerdi. Hisselerin yüzde 30\’u yabancıların ellerindeydi. Bu hisseleri satıp paraları yurt dışına götürseler, rezervlerimiz tükenecek ve Malezya ekonomisinin çabucak toparlanmasının önüne geçecekti. Bu 12 ay kuralı hem Malezya hem de yabancılar için karşılıklı kazanç saÄŸlayan bir kural oldu.
– Yabancı Direkt Yatırımlar bu kurallardan nasıl etkilendi?
– Yabancı direk yatırımlar bu önlemlerin dışında bırakıldı. Onlar karlarını veya sattıkları varlıkların paralarını yurt dışına transfer edebiliyorlardı. Ayrıca ülkeye getirdikleri her rinngit karşılığında bankalardan üç katı kredi kullanabiliyorlardı. Biz yabancı direk yatırımları ülkeye para getiriyorlar diye istemiyoruz. Bizim en çok önem verdiÄŸimiz ÅŸey, yarattıkları istihdam potansiyeli ve teknoloji transferidir. Bir yabancı ÅŸirket Malezya\’da yatırım yapmak istediÄŸinde 60:40 kuralı uygulanıyordu. Yani bir yatırım yaparken kredi alacakları zaman bu kredinin yüzde 60\’ını Malezya bankalarından, yüzde 40\’ını yabancı bankalardan alabiliyorlardı. Malezya\’da tasarruf oranları yüzde 38 gibi çok yüksek bir oranda olduÄŸu için bu kural sayesinde Malezya bankaları ödünç verebilecek alıcı buluyorlar ve böylelikle iyi karlar elde edebiliyorlardı. İlginçtir, krizin en kötü zamanlarında bile yabancı direkt yatırımlar devam etti ve bu sırada yatırımlarını artırdılar.
– İhracat gelirlerini ne yapıyordunuz? Döviz rezervlerinin artışında bunun önemli bir yeri var mıydı?
– Çok güzel bir noktaya parmak bastınız. Bizim aldığımız önlemleri uygulama ve baÅŸarılı olma konusunda ihracatın çok büyük katkısı oldu. Bir ihracatçı ürününü sattıktan sonra eÄŸer 6 vadeli çalışıyorsa, bu ihracat gelirini süre dolduÄŸu anda Malezya bankalarına satmak zorundaydı. Malezya Bankaları ise ihracattan gelen döviz ile ithalat için sattıkları döviz arasındaki farkı günlük bazda Malezya Merkez Bankasına satmak durumundaydılar. İşte bu durum, Ringgit\’i 3.80 seviyesinde sabitleyince ihracat gelirlerinin hızla artmasına sebep oldu ve çok hızlı bir ÅŸekilde döviz rezervi birikti. Tabi ki bu durum elimizi çok güçlendirdi ve önlemleri çok rahatça uygulayabildik.
– Bu aÅŸamadan sonra ekonomiyi nasıl canlandırdınız? Bu önlemlerin sonuçları neler oldu?
– Ekonomiye para enjekte ettik. Kriz sırasında nakit akışı bozulan firmalar durumlarını bildirdikleri anda hemen aksiyon alındı. ÖrneÄŸin, perakende satışlar çok düÅŸmüÅŸtü. Hükümet olarak kamuda çalışanlara 600 ringgit avans verdik. Bunu ayda 100 ringgit olarak ödedik. Günlük harcamalar için verilen bu avanslar sayesinde nakit sıkıntısına düÅŸmüÅŸ olan perakendecilerin alım gücü arttı ve nakit akışları düzeldi. Ekonomi hızla düzlüÄŸe çıkarken borsa yüzde 300\’ün üzerinde artış yaptı. İnÅŸaat sektörü yeniden canlandı. Araç satışları kriz öncesi seviyelere döndü. Krize girmeden önce GSYİH (Gayri safi yurt içi hasıla) yüzde 7.5 büyümüÅŸtü. 1998\’de yüzde 7.2 küçülme oldu. Fakat önlemlerimiz sonrasında 1999 yılında yeniden yüzde 5.6 büyüme kaydettik. Kriz sonrası 1.5 yılda baÅŸladığımız seviyeye geri dönmeyi baÅŸardık. BaÅŸta Malezya\’yı suçlayan IMF daha sonra bu tür önlemleri kendisi uygulamaya baÅŸladı. Geroge Soros bile baÅŸlangıçta Malezya\’yı suçlasa da, IMF\’ye teslim olmamamızı daha sonra övdü ve bu politikaları önerdi. Hatta daha da ileri giderek ilginç bir ÅŸekilde, döviz alış satışlarının düzenlemesi gerektiÄŸini, piyasaların döviz kurlarının belirlenmesi konusunda mükemmel iÅŸlemediÄŸini söyledi.
Fakat görüyorum ki, bütün hükümetler, rüÅŸvet, bozulma, kayırmacılık ve ÅŸeffaf olmamakla suçlanırken, hala kimse döviz tacirlerini suçlamıyor. Çünkü dünyayı yöneten çok etkili insanlar bunlardan büyük paralar kazanıyorlar.
– Bu olaylar sonrasında çıkarılacak en önemli ders nedir?
– Hiçbir hükümet finansal piyasalardaki hareketlere seyirci kalıp \”olsun da görelim ve bir ÅŸeyler yaparız\” mantığı içinde olmamalı. KeÅŸke Tayland\’da kriz baÅŸladığında \”nasıl olsa biz çok güçlüyüz, bütçe açığımız yok, mali disiplin her ÅŸeydir, döviz rezervlerimiz yeterlidir\” demeseydik de elimizin altında bir B planımız olsaydı. Bu durumda ülkeye olan maliyeti en aza indirebilir ve daha kriz bize gelmeden durdurabilirdik. Biz yaÅŸayarak öÄŸrendik ve damdan düÅŸtük. Bir ülke yöneticisinin yapabileceÄŸi en büyük hatalardan biri farklı görüÅŸleri dinlemek yerine sadece yanı başındaki bakan ya da danışmanlara güvenmesidir. Çünkü danışmanlarınız size sadece duymak istediklerinizi söylerler. İşte bu yüzden Asya\’da kriz baÅŸladığında benim hiç umurumda deÄŸildi ve danışmanlarım sürekli olarak ekonomimizin çok saÄŸlam olduÄŸunu söylüyordu. KeÅŸke bir danışmanım bana o sırada bizden dört yıl önce, 1994\’de kriz geçiren Meksika\’yı ayrıntılı olarak anlatmış olsaydı.
– TeÅŸekkürler sayın BaÅŸbakan.
İşte böyle…
Bundan sonra ABD\’de olacakları size anlatayım: AÅŸağı yukarı bütün krizler aynıdır. ABD\’ye büyük bir reel kriz gelmek zorundadır. İnanmıyorsanız elimde bulunan 46 adet kriz hikayesini size göndereyim. Göreceksiniz… deÄŸiÅŸen bir ÅŸey yok… Hepsi aynı yolu izliyor…
ABD\’de sırada Hedge fonlar var. Bu fonlar açığa satış yaparak düÅŸen piyasada da para kazanabiliyorlardı. Ama ÅŸimdi açığa satış yasaklandı ve bu fonlardan deli gibi para çekiliÅŸi yaÅŸanıyor. Fakat bu fonlar ABD SPK\’sınca (SEC) denetlenmediÄŸi için, bu fonların nerelere yatırım yaptığına ve ne kadar fonun battığına dair bilgi yok. Ortaya çıkanlar ise, zaten Lehman gibi, AIG gibi devler yüzünden haberlerde ön sıralara giremiyor.
SONUÇ: Bundan sonra ABD\’de 700 milyar dolarlık paket diÅŸlerinin kovuÄŸuna gitmeyecek… Sonra ABD\’den reel sektör ÅŸirketlerinin battığı ve iÅŸsizliÄŸin hızla yükseldiÄŸi haberini alacağız. Yani ABD ekonomisi depresyona girecek. 8.5 trilyon dolar tüketim yapan bu ekonomide ÅŸu an bankalar bırakın tüketiciye kredi vermeyi, kendi bankalarına bile kredi veremiyor. Tüketim en az 7.5 trilyon dolara kadar düÅŸecek. Vay Almanya\’nın haline, ve dolayısıyla vay bizim halimize. FED\’in bilançosu ise patlamak üzere… Yangın söndürmeye gitmiÅŸ bir itfaiye arabası düÅŸünün. İtfaiye arabasındaki su ha bitti ha da bitmek üzere… FED iÅŸte bu durumda. Bundan sonra dünyada faziler de artacak enflasyon da artacak. Fazla gitmez, gelecek yılın ilk yarısında Çin\’deki krizi konuÅŸuyor olacağız. Kriz bize ne zaman gelir diye soracak olursanız, duymak istediÄŸiniz ÅŸeyi söyleyeyim… Bizim ekonomimiz saÄŸlam.. Bu krizi en hafif atlatacak ülke biziz…
EÄŸer yüzyıla adını yazdırıp böyle bir krizden Türkiye\’yi kurtaran isim olmak istiyorsa, RTE\’nin yapması gereken basit birÅŸey var. Ekonomi brifingi verenlerden habersizce, üç tane yabancı ekonomist ile gizlice görüÅŸsün (benim tercihim Amerikalı Paul Krugman ve Robert Mundell ve Martin Uribe olurdu). Sonra üç tane de kendi güvendiÄŸiniz Türk ekonomist ile görüÅŸün (benim tercihim Ege Cansen, Ercan Kumcu ve Hasan Ersel olurdu). Bu altı kiÅŸi zaten RTE\’yi hareket geçirmeye yetecektir. KaybedeceÄŸimiz hiçbirÅŸey yok. Sadece bir öÄŸleden sonranıza malolur. Üstelik Edebali\’nin öÄŸütlerine çok deÄŸer veren bir kiÅŸi için bunu yapmak, O\’nu sadece yüceltir.
YATIRIMCILARA NOT: ABD\’de dün gece kredi krizi gittikçe derinleÅŸti. Artık herkes aldığı parayı saklıyor. Devlet tahvili faizleri görülmemiÅŸ ÅŸekilde düÅŸtü. Artık Likidite tuzağına giren Bir ABD ekonomisi var. Dün Trichet de faiz indirmekten bahsetti. Tüm dünya likidite tuzağına giriyor. 700 milyar dolarlık paket geçse de artık çok geç. Artık hiçbir kağıt (hisse, türev ürün, özel ÅŸirket tahvilleri ve bonoları) beÅŸ para etmeyecek. Kağıt olan herÅŸeyden uzak durulmalı. Hisselerden uzak durulmalı. Nakitte kalmak gerekiyor. TL\’nin yabancı paralara karşı deÄŸer kazanma süreci bitmiÅŸtir. Artık trend yukarıdır. Önümüzdeki 1 yıl için en iyi yatırım aracının nakit olduÄŸunu söyleyebiliriz. Hiç faiz kazanmasanız bile, herÅŸeyin fiyatı tepe taklak olacağı için, elinizdeki nakdin alım gücü patlayacak. Döviz ve Haftalık repo bence en iyi yatırım araçlarıdır. Önümüzdeki bir yılın en iyi yatırım aracının altın olduÄŸunu düÅŸünüyorum. Birikimler %30 dövizde, %15 altında ve %55 repo olmalı.