Anlatabildiğim Kadarıyla IMF Yorumları

IMF ile anlaÅŸma yapılası bu dönemde; bu güne kadar neler yaÅŸandı tekrar hatırlayalım ve bu sürecin iyi yönetilip olumlu sonuçlanmasını dileyelim..

1946 devalüasyonu

Tarım ürünleri ihracatına olan dış talebin azalması ve bunun döviz gelirleri üzerinde yarattığı olumsuz etki, en temel tüketim mallarının bile ithalatını imkansız hale getirdi. Ekonominin, kendine yeterli bir sanayi yapıya geçmesini kaçınılmaz kılmıştır ve korumacı-devletçi bir iktisadi yapı oluÅŸmuÅŸtur.

1930\’da ekonomik bunalımdan korunmak için izlediÄŸi dışa kapalı ekonomik programı, ikinci dünya savaşının etkisiyle 1950\’lere kadar sürdürmek zorunda kalmıştır.

Türkiye IMF\’ye üye olabilmek için ciddi bedeller ödemiÅŸtir. Öncelikle, 7 Eylül 1946\’da Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ilk devalüasyonu yapması gerekmiÅŸtir. Çünkü, diÄŸer ülkeler arka arkaya devalüasyon uygularken, bu ülkeler ile Türk Parası arasındaki fark yükseldi. Ama bu devalüasyon aslında Türkiye\’deki dış ticaret bilançosunun, yapısal olarak açık verme özelliÄŸinin de baÅŸlangıcı olmuÅŸtur. Bu açık ilk dönemlerde rezerv çokluÄŸu sebebiyle sorun oluÅŸturmamıştır.

AÄŸustos 1958\’de IMF ile istikrar programına gidilmiÅŸtir. Bu program temelde, merkez bankası sınırlamaları ile para arzını kısıtlayıcı bir anlayış içerisindedir. Bunun yanında, TL\’nin deÄŸeri devalüe edilecek, bütçe harcamaları kısılacak, dış ticaret kolaylaÅŸtırılacak, KİT ürün ve hizmetlerinin fiyatları yükselecektir.

Sonuçta istenilen hedeflere ulaşılamamıştır. Yapılan devalüasyon ithal malların fiyatını artırmış ve dış ticaret açığı büyümüÅŸtür, kamu kurum ve kuruluÅŸlarının ürettiÄŸi mal ve hizmetlerin maliyetleri ve fiyatları artmıştır.

1960-1970 dönemi ve 10 stand-by anlaÅŸması

60\’lı yılların ilk yarısı Türkiye\’de yaraların sarılması dönemidir. 1961 anayasasının yürürlüÄŸe girmesi ile; istikrar, planlı kalkınma anlayışında aranacaktır. Bu amaçla Devlet Planlama TeÅŸkilatı kurularak, birinci beÅŸ yıllık kalkınma dönemi baÅŸlamıştır. Amaç, GSMH\’nın %7 oranında büyümesi, istihdam sorununun çözülmesi ve dış ödemeler dengesine ulaşılmasıdır.

GSMH %6,6 büyüme ile hedefe çok yakın olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir. DiÄŸer taraftan, ithal ikameci sanayileÅŸmenin hız kazandığı bu dönemde, kamu kesimi maliyetin altında fiyatlarla satış gerçekleÅŸtirirken, sürekli artan bütçe açıklarına neden olmuÅŸtur. İthal ikamesinin, dışarıdan gelen makine ve teçhizatla besleniyor olması Türkiye\’nin dışa bağımlılığını artırmış ve döviz darboÄŸazı yaÅŸatmıştır.

1970-1980 dönemi

Ekonomik ve sosyal yönden birçok çalkantıların olacağı bir döneme girilmiÅŸtir. Ekonomide fiyat istikrarı bozulmaya baÅŸlamış, Kıbrıs barış harekatını nedeniyle oluÅŸan bütçe açıklarının etkisiyle 77 dönemine kadar %10 \”“ 30 arasında deÄŸiÅŸen ortalama %20 enflasyon yaÅŸanmıştır.

Özellikle sanayi alanında üretim yetersizliÄŸi ekonomideki olumsuzluÄŸu artırmıştır. 10 aÄŸustos 1970 stand-by \’ı ile %66 oranındaki yeni bir devalüasyonla 1 dolar 9 TL\’den 15 TL\’ye yükselmiÅŸtir.

Devalüasyon kararının içeriÄŸi; dış ekonomik istikrarın saÄŸlanmasına iliÅŸkin, TL paritesinin deÄŸiÅŸtirilmesi ve dış ticaret sisteminin tekrar gözden geçirilmesi ile ihracatta katlı kur uygulaması, ithal teminat oranlarının azaltılması, kotaların sınırlandırılması, faiz ve vergilerin yükseltilmesi, KİT mal ve hizmetlerinin %50 zammı, yurtiçi ekonomik istikrarın saÄŸlanmasına iliÅŸkin, para politikası programı, banka kredileri ve özel tahvil faiz oranlarının artırılması, uzun vadeli mevduatların faiz oranında artış ve bütçe dengesi önlemlerinden oluÅŸmaktadır.

1974 yılından itibaren, petrol fiyatlarındaki artış, dolar ihtiyacını ve dış ticaret açığını artırmış, ödemeler dengesi krizine yol açmıştır. Bu krizin %77\’si dövize çevrilebilir mevduat hesapları ile kapatılmıştır.

Türkiye\’nin içinde bulunduÄŸu olumsuz ekonomik ve siyasi ortam IMF\’in yeni bir stand-by anlaÅŸması ile buluÅŸmuÅŸtur. % 32 oranında yapılan devalüasyon – 1$=25TL -, aynı yıl sonunda yapılan denetimlerde yetersiz görülmüÅŸtür.

Haziran 1979 yılındaki stand-by ile 1$=47 TL\’ye çıkarılmış, KİT ürünlerine farklı oranlarda zamlar yapılmıştır.

Bu dönemde uygulanan istikrar politikaları, TL\’nin büyük oranda deÄŸer kaybetmesine yol açmış, ödemeler dengesinde iyileÅŸme saÄŸlanamamış, milli gelir gerilemiÅŸ, enflasyon oranları yükselmiÅŸtir.

24 ocak 1980 kararları

Türkiye\’nin birçok problemi olan bu dönemde; siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar, ulusal tasarruf ve yatırımlar arasındaki geniÅŸlemiÅŸ uçurum, enflasyonun hızlanması, petrol ve enerji yetersizliÄŸi, ulaşım sorunu, ithal girdilerin yokluÄŸu, ihracat yetersizliÄŸi, ithalatın ihracat karşısında artması sonucu bozulan cari iÅŸlemler dengesi, dış borç yükünün artması, vergi yükündeki adaletsizlik sorunları vardı. 70\’li yılların sonlarında yaÅŸanan ekonomik bunalım, yeni kararların alınmasını zorunlu hale getirmiÅŸtir.

Döneme damgasını vuran uygulama 24 Ocak kararları ile ekonomik istikrar tedbirleri alınması olmuÅŸtur. İzlenen temel ekonomi politikaları tamamen deÄŸiÅŸtirilmiÅŸ, liberal ve dışa açık politikalar konmuÅŸtur. Bunlar, 80 öncesinde dünya ekonomilerinde güçlenen, uluslararası piyasalarda bütünleÅŸmeye yönelik, özel teÅŸebbüsün itici gücünü ön plana çıkaran liberal politikalarla paralellik gösterir.
İhracata dayalı büyüme modelini ve ekonomide devletin etkinliÄŸini azaltmayı amaçlaması, programın farklılığıdır.

Bu istikrar tedbirlerine 3 yıllık uzatılmış fon kolaylığı olarak IMF desteÄŸi alınmıştır. O ana kadarki en yüksek meblaÄŸ olan 1,25 milyar SDR tutarında bir kaynak saÄŸlanmıştır.

Fiyat istikrarını saÄŸlayarak enflasyonist süreci kontrol altına alabilmek, ödemeler dengesi, üretim ve tüketim darboÄŸazlarını giderebilmek, ekonomiyi kendi kendini besleyen bir büyümeye ve yapıya kavuÅŸturabilmek amacıyla; ekonomik istikrar tedbirleri alınmıştır.

Türk ekonomisinde köklü deÄŸiÅŸimlere gidildi; 1986 yılında faiz oranları liberalize edilerek İMKB faaliyete geçti, Sermaye Piyasaları Kanunu çıkarılarak Sermaye Piyasası Kurulu kuruldu. MB bünyesinde Bankalar arası Para Piyasası, Döviz ve Efektif Para Piyasaları kurularak yeni bir bankacılık kanunu çıkarıldı.

Alınan kararların uygulanması sonucu ekonomide beklenen geliÅŸmeler gerçekleÅŸememiÅŸtir. 90\’lı yıllara cari iÅŸlemlerdeki olumlu geliÅŸmelere raÄŸmen, yüksek enflasyon oranı para arzının kontrol edilememesi, düÅŸük büyüme oranı, dengesiz gelir dağılımı ve iç \”“ dış borç yükleri ile girilmiÅŸtir.

5 nisan 1994 istikrar kararları

5 nisan kararları sadece emek ve mal piyasalarını deÄŸil, para ve döviz piyasalarını da dengeye getirmek üzere tasarlanmıştır. Konjonktürel kararlar ve yapısal düzenlemeler olarak iki baÅŸlıkta incelenebilir.

Konjonktürel kararlar, tarımsal destekleme politikası, döviz kuru, ücret ve fiyat politikaları, sermaye piyasası, merkez bankası ve bankacılık sektör, kamu kesimi borçlanma gereÄŸi ile ilgilidirler.Yapısal kararlar, sosyal güvenlik reformu, KİT\’lere yönelik düzenlemeler, yerel yönetim idari ve mali düzenlemeleri ile ilgilidir.

Mal ve hizmet piyasalarında, mali piyasalarda kısa sürede istikrar saÄŸlamak için;

  • KİT ürünlerine yüksek zam yapılmıştır.
  • Kamu harcamalarında kısıtlamalar yapılmıştır.
  • Yeni vergi düzenlemeleri yapılmıştır.
  • Yüksek faizli hazine bonosu satışı ile, özel kiÅŸilerin ellerindeki likidite fazlası hedeflenmiÅŸtir.
  • Döviz piyasası serbest bırakılarak TL\’nin devalüasyonu serbestleÅŸmiÅŸtir.
  • Bu kararlar ile Türkiye, IMF ile 460 milyon SDR kullanacağı, 610 milyon SDR\’lik bir anlaÅŸma yapmıştır.

Kararların uygulanması sonucu ekonomide oluşan tablo şu şekildedir;

  • Dış ticaret açığı bir önceki yıla göre %37 oranında azalarak 5,2 milyar $ seviyesine gerilemiÅŸ
  • İhracat %18 oranında artarak 18.1 milyar $
  • İthalat % 21 oranında azalarak 23,3 milyar $
  • TL\’nin dolar karşısındaki deÄŸeri %165,7 oranında azalmış
  • İhracatın GSMH\’ ya oranı %8.4\’den %13.8\’e yükselmiÅŸ
  • Tarım kesimi büyüme hızı %1.3\’den %0.3\’e düÅŸmüÅŸ
  • Sanayi büyüme hızı %8.2\’den %5.7\’ye düÅŸmüÅŸ
  • GSMH %6.9 oranında azalmış
  • Enflasyon %106.2 olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir.

Alınan yapısal kararlar, özelleÅŸtirme ile ilgili KİT\’lerdeki yapısal düzenlemeler oluÅŸmadığı için gerçekleÅŸtirilememiÅŸtir. Bu anlaÅŸmanın Türkiye üzerinde olumlu bir etkisi olmamıştır çünkü 1994\’ü takip eden yıllarda olumlu geliÅŸmeler devam etmemiÅŸtir.

90\’lı yılların ikinci yarısı

90\’ların sonlarına doÄŸru Türkiye ekonomisinin genel durumu;

  • enflasyon %65
  • ekonomik büyüme % -6.1

faiz giderlerinin artması ile, her 100 TL\’lik vergi gelirinin 72 TL\’si faiz ödemeleri için kullanılır hale gelmiÅŸtir, yüksek maliyetli iç borçlanma, faiz giderlerinin bütçe içerisindeki payını hızla artırmıştır.
Yüksek reel faizler kamu açıklarının hızla büyümesine neden oldu.
99 yılının haziran ayı sonunda, IMF ile yıl sonuna kadar sürecek olan \’Yakın İzleme AnlaÅŸması\’ baÅŸlamış ve 1999 yılında meydana gelen ve yarattığı olumsuzlukların giderilmesi amacıyla, IMF Türkiye\’ye 361:5 milyon SDR\’ lik \’Acil Yardım Kredisi\’ desteÄŸi saÄŸlamıştır.

Kamu kesimi toplam borç stokunun GSMH\’ ya oranı 1990 yılında yüzde 29 seviyesindeyken, 1999 yılı sonunda yüzde 61\’e ulaÅŸmıştır. 1990 yılında yüzde 6 olan net iç borç stokunun GSMH\’ ya oranı 1999 yılında yüzde 42\’ye çıkmıştır. Bu artışın nedeni, yüksek faiz dışı kamu açıkları ve yüksek reel faizlerin etkisidir.

2000 yılı enflasyonu düÅŸürme programı ve yaÅŸanan krizler

1999 yılı aralık ayında, 3 yıllık olan fakat 2001 yılı sonunda kesilecek olan bir stand by anlaşması imzalanmıştır. 2002 yılı başında, yine 3 yıllık olacak olan yeni stand by anlaşması ile 2000 yılı başından, 5 yıllık bir stand by anlaşmasına imza atılmıştır.

Yeni ekonomik program asıl olarak \’Döviz Kuruna Dayalı Enflasyonu DüÅŸürme\’ özelliÄŸi taşıyordu ve üç temel ayağı vardı;

  • Bütçe ve bütçe dışındaki kamu kesiminde mali disiplinin saÄŸlanması.
  • Sabit kur uygulamasıyla döviz kurlarının belirlenmesi.
  • ÖzelleÅŸtirmenin hızlandırılması ve yapısal reformların uygulanması.

Belirlenen bu hedeflerin sonucunda,
Faiz oranları hızla düÅŸmüÅŸtür. Bu düÅŸüÅŸ, hazinenin borç yükünü düÅŸürüp, gelecekte merkez bankasının enflasyonla mücadele politikasına zarar verecektir.
Enflasyon önceki yıla göre 10 puan azalarak % 54,5\’e düÅŸmüÅŸ fakat beklentilerin üzerinde gerçekleÅŸmiÅŸtir. Çünkü bankaların düÅŸük faizlerle önerdikleri bireysel kredilerin de desteÄŸiyle tasarruflar tüketime kaymaÄŸa baÅŸladı, talep canlı kaldığı için enflasyondaki düÅŸüÅŸ beklenen hızda olmadı.
Üretim ve yurtiçi talep artma eÄŸilimine girmiÅŸtir.
İthalatın ihracatı karşılama oranı 14 puanlık bir düÅŸüÅŸle % 51 olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir.
GSMH\’ ya oranla net borç stoku 0.6 puan azalarak % 60.8 olmuÅŸtur.
ÖzelleÅŸtirme gelirlerinde hedeflenen 7.6 milyar dolar, 3.1 milyar dolar tutarında gerçekleÅŸmiÅŸtir.

Kasım 2000 krizi

Uygulanan para politikaları, iç talebi canlandırdı. TL\’nin reel olarak deÄŸer kazanması ve ithalatın artması cari iÅŸlemler dengesinde bozulmalar oluÅŸturdu. 2000 yılının ikinci yarısında özelleÅŸtirme ve yapısal reformlara iliÅŸkin gecikmeler, artan cari iÅŸlemler açığı iç ve dış piyasalarda tedirginliÄŸe yol açmış, sermaye giriÅŸlerini dolayısıyla likiditeyi azaltmış ve kısa vadeli faizleri yükseltmiÅŸtir.

Portföylerinde yoÄŸun miktarda Devlet İç Borçlanma Senedi tutan ve bunları kısa vadeli kaynaklara yatıran bazı bankaların mali durumlarını bozmuÅŸ ve mali piyasalara güvensizliÄŸi arttırmıştır.

Kısa vadeli faizlerin bir süreliÄŸine de olsa % 100\’lerin üzerine çıkmasına neden olmuÅŸtur.

Bu durum Kamu Menkul Kıymetleri ve hisse senetlerinin deÄŸerini düÅŸürmüÅŸ ve yabancı sermayenin Türkiye\’den kaçışına sebep olmuÅŸtur. TL\’ye olan güvenin azalması para ikamesini hızlandırmıştır. Kasım krizinde yerli ve yabancı yatırımcılar ve bankalar aşırı miktarda döviz talep etmiÅŸtir. MB döviz rezervleri azalmış, döviz kuru üzerinde baskı oluÅŸturmuÅŸtur.

Olumsuz geliÅŸmelerden tedirgin olan yabancı yatırımcının, döviz talebini daha da artırıp ülkeden çıkarması yine faizleri artırmış oldu. Ekonomideki olumsuz dalgalar sonucu yapılan her akım faizleri artırdıkça artırdı. Merkez bankası %210 faizle piyasaya likidite sundu. Likidite fonlanması ve döviz satışı sonucu Merkez Bankası\’nın kasasından 3,9 katrilyon TL ve 6 milyar dolar civarında para çıkışı olmuÅŸtur. Yüksek reel iç borçlanma faizleri, bankacılık sisteminin fonksiyonunu bozarak, kamu açıklarını finanse etmeye yöneltmiÅŸtir.

  • Kasım krizi hakkında birçok görüÅŸ belirtilmiÅŸtir ve bunların ortak noktası;
  • Kriz bir likidite krizidir.
  • Krizin çıkmasının temel nedeni, bankalarla ilgili düzenlemelerin çok kısa sürede yapılacağına iliÅŸkin beklentilerdir.
  • Kriz kamu otoritesince yanlış teÅŸhis edilmiÅŸ ve yanlış tedavi yöntemi uygulanmıştır.

YaÅŸanan bu krizin derinleÅŸmesini önlemek için IMF ile 7.5 milyar dolarlık ek bir destek anlaÅŸması yapıldı. Ek rezerv kolaylığı mali piyasaları görece rahatlatmış fakat faiz oranlarını kasım öncesi seviyesine indirmemiÅŸtir.

Åžubat 2001 krizi

Kriz sonrasında sermaye giriÅŸlerinde kısmen bir canlanma vardı. Kasım krizi baÅŸta kamu bankaları olmak üzere bankacılık sisteminin mali yapısında oluÅŸturduÄŸu hasar, sistemin kırılganlığını artırmıştır.
Meydana gelen siyasi olayların piyasalarda panik havası yaratması ve sisteme olan güvenin yok olması neticesinde, 22 Åžubat\’ta, TL yabancı paralar karşısında dalgalanmaya bırakılmış, dalgalı kur rejimine geçilmiÅŸtir.

Şubat krizinin siyasi bir boyutu da vardır;

18 Nisan 1999 seçimlerinden sonra DSP MHP ve ANAP \’dan oluÅŸan koalisyon hükümeti döneminde Türkiye\’de yeni bir devrin kapısı açılıyordu. CumhurbaÅŸkanı Sezer \’in Devlet Denetleme Kurulu\’nu devreye sokarak, kamu bankalarını, görev zararıyla ilgili incelemeye aldırması, yakın zamanda devletin zirvesinde yaÅŸanacak olan krizin ön habercisi gibiydi. 19 Åžubat 2001\’de yapılan MGK toplantısında yaÅŸanan ÅŸiddetli tartışmalar neticesinde, Anayasa kitapçığı fırlatıldı ve bu tartışmaların ekonomiye yansıması sonucu, döviz kurunun serbest bırakılmasıyla, 680 bin TL olan dolar bir gecede 1milyon 380 bin TL\’ye yükseldi.

Krizden sonra Dünya Bankasında görev yapan Kemal DerviÅŸ\’in Türkiye\’de \’Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı\’ görevine geçmesiyle 2001\’de \’Güçlü Ekonomiye GeçiÅŸ Programı\’ dönemi baÅŸlamıştır.

Kasım 2000 ve Åžubat 2001 krizlerinin Türkiye ekonomisine etkileri ÅŸunlar olmuÅŸtur;

  • Üretimin düÅŸüÅŸü, artan iflaslar ve rekabet gücünün zayıflaması.
  • İşsizlik oranında artış.
  • %9 \’u bulan ekonomik küçülme.
  • IMF\’ den ek borçlanma sonucu borç yükünün artması.
  • İç borç faizlerinin yükselmesi.

Bankacılık sektörü kasım krizi sonrasında faiz riski, ÅŸubat krizi sonrasında buna ek olarak kur riski sonucu önemli kayıplar vermiÅŸtir.

Güçlü ekonomiye geçiÅŸ programı

Programın temeli; kur rejiminin terk edilmesi nedeniyle ortaya çıkan güven bunalımının yok edilmesi, kamu yönetiminin ve ekonominin yeniden yapılandırılarak Türk ekonomisinin istikrara kavuÅŸturulması, sürdürülebilir bir büyümenin saÄŸlanması hedeflenen politika ve tedbirlerdir.

  • Finansal sistem yeniden yapılandırılacak, fiyat istikrarına yönelik maliye, para ve gelirler politikası izlenecektir.
  • Belirsizliklerin azalmasıyla enflasyon hedeflemesine geçilecektir.
  • Kamuda ÅŸeffaflık, etkin yönetim ve yolsuzlukla mücadele sürdürülecektir.
  • Dalgalı kur sistemi içinde enflasyonla mücadele sürecektir.

Bu amaçlar doÄŸrultusunda bir takım yapısal yenileme ve yasal düzenlemeler yapılmıştır;

  • Mali sektörün yeniden yapılandırılması,
  • Devlette ÅŸeffaflığı artırılması,
  • Kamu finansmanının güçlendirilmesi,
  • Ekonomide rekabetin ve etkinliÄŸin artırılması,
  • Sosyal dayanışmanın güçlendirilmesi
  • Reel ekonomiye yönelik önlemler.

Programın uygulanması sonucunda ekonomide beklentiler ÅŸu yöndedir;

  • Enflasyon sorunu çözülecek kamu dengesi iyileÅŸtirilecek ve istikrarlı bir büyüme ortamı yaratılacak,
  • Yapısal reformlar ekonomide etkinliÄŸi artıracak,
  • Devlet, sosyal harcamalar, teknoloji ve eÄŸitim-saÄŸlık hizmetlerine yeterli kaynak ayırabilecek,
  • Yabancı sermaye yatırımları artacak.

2002 – 2004 Dönemi

2002 yılı başında IMF ile üç yıl sürecek 19. stand-by imzalanmış ve strateji ve hedefler belirlenmiÅŸtir.
Bunlar;

  • Enflasyonda düÅŸüÅŸün saÄŸlanabilmesi için enflasyon hedeflemeleri, 2002 yılı için %35, 2003 yılı için %20, 2004 için %12 olmuÅŸtur.
  • Özel bankacılık sektörünün güçlendirilip, kamu bankalarının nihai olarak özelleÅŸtirilmeleri yoluyla yeniden yapılandırılmaları.
  • ÖzelleÅŸtirme hızlandırılacak, KİT\’lerin bir çoÄŸu özelleÅŸtirilecek.
  • Finansal ve makroekonomik istikrarı saÄŸlamak için faiz dışı fazlanın %6.5 olması saÄŸlanacaktır.

Sonuçlar ÅŸöyle olmuÅŸtur;

  • İhracat artış oranı
    • 2002 yılında % 15.1
    • 2003 yılında % 31.0
    • 2004 yılında % 33.7
  • İthalat artış oranı
    • 2002 yılında % 24.5
    • 2003 yılında % 34.5
    • 2004 yılında % 40.7
  • İhracatın ithalatı karşılama oranı
    • 2002 yılında % 69.9
    • 2003 yılında % 68.1
    • 2004 yılında % 64.8
  • Konsolide bütçe açığı GSMH\’ ya oranla
    • 2002 yılında % 14.4
    • 2003 yılında % 13.0
    • 2004 yılında % 11.1
  • İç borç stoku GSMH\’ ya oranla
    • 2002 yılında % 54.4
    • 2003 yılında % 54.4
    • 2004 yılında % 52.3
  • ÖzelleÅŸtirme gelirleri
    • 2002 yılında 536,5 milyon dolar
    • 2003 yılında 180,6 milyon dolar
    • 2004 yılında 1.282,5 milyon dolar

20. stand-by anlaşması

3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra yeni hükümet de Türkiye\’nin IMF politikaları dışında seçeneÄŸi olmadığını kabul etti ve önceki stand-by anlaÅŸmasını devam ettirmenin yanı sıra Mayıs 2008\’e kadar uygulanacak ayrı bir stand-by anlaÅŸması daha imzaladı.

AÅŸağıdaki tabloda gördüÄŸümüz sürece son on yılda Türkiye\’de İthalat ihracattan daha hızlı arttığı için dış ticaret açığı yükselmiÅŸ, yıllık ihracatın 90 milyar $ olduÄŸu bu dönemde, ithalat 143 milyar $\’ı bulmuÅŸtur.

Dış ticaret açığının 53 milyar $\’a çıkmasıyla, cari iÅŸlemler açığı 32 milyar $ seviyelerine yükseldi. IMF programlarından banka sektörü de büyük faturalar ödedi; 1999 yılında %5\’i yabancıların elinde olan 81 bankanın, 2007 yılında \”“borsada sahip oldukları payla birlikte- %40.5\’i yabancıların elinde olan 46 banka kalmıştır.

Leave a Comment

Scroll to Top