Türkiye Krizden En Çok Etkilenenler Arasında
Banka batışı olmayınca veya döviz kurları sert ÅŸekilde yeni zirveler yapmayınca Türkiye krizden etkilenmemiÅŸ gibi gözüküyor çünkü gerçekten de Türk kamuoyunun alıştığı kriz türünde banka batışı veya sert döviz yükseliÅŸleri var. Ama bu global krizde Türkiye hem 2001\’de yaÅŸananlardan hem de krizin beÅŸiÄŸindeki ülkelerden daha ağır yaralandı.
Birçok ülke finansal sistemleri az darbe aldığı için krizi teknik resesyona girmeden (arka arkaya iki çeyrekte küçülme yasamadan) atlatmış iken Türkiye finansal sistemi az darbe aldığı halde maalesef resesyona giren ekonomiler arasında. Lehman Brothers sonrası kriz ÅŸiddetinin ağırlaÅŸtığı 2008 son çeyreÄŸinde belli büyüklükte ülkeler arasında Türkiye kadar küçülen yok. Hindistan, Çin, Avustralya, Brezilya, Güney Afrika ve hatta finansal sistemi büyük darbe alan Rusya bile 2008 son çeyreklerinde ekonomilerini büyütebildiler. İzlanda bile sadece %1.3 küçüldü. Dünya genelinde küçülmenin daha da ÅŸiddetlendiÄŸi 2009\’un ilk çeyreÄŸinde yine krizin beÅŸiÄŸi ABD %2.5, Euro bölgesi %4.8, AB geneli %4.5, İngiltere %2, ve yine hem finansal sistemi krizden kotu etkilenen hem de dış ticaret kanalından vurulan Güney Kore %4.2 küçülürken Türkiye ekonomisi ve 2009\’un ilk çeyreÄŸinde büyük olasılıkla çift hanelerde küçülmüÅŸ olacak. Türkiye\’den kötüleri de var tabi. Litvanya, Letonya, Estonya, vb.
Ekonomik küçülmelerin sonucu ortaya çıkan iÅŸsizlik rakamlarındaki artışlar da bu durumu teyit ediyor. Türkiye %16\’ların üzerine çıkan iÅŸsizlik rakamlarıyla Güney Afrika ve İspanya ile yarışıyor. Üstelik geliÅŸmiÅŸ ülkelerdeki gibi bir sosyal sigorta sistemi de yok. Benzer ÅŸekilde 2008-2009 krizi 2001\’den de ağır geçiyor. Sanayi üretimindeki daralma, elektrik tüketimindeki düÅŸüÅŸ, %16\’lara tırmanan iÅŸsizlikteki artış gibi geliÅŸmeler hep 2001\’e göre çok daha olumsuz. Tüm bunların yansıması olan ve ekonomideki üretim ve aktivite seviyesinin önemli bir yansıması olan cari denge açığındaki azalmanın 2008-2009 döneminde 2001\’e çok daha hızlı ve sert olması da bunun güzel bir göstergesi.
Borç Sorunu DeÄŸil Kaynak Sorunu Var
Ekonominin tekrar eski büyüme hızlarına kavuÅŸabilmesini engelleyecek önemli faktörlerden ikisi, ÅŸirketlerin ve hane halkının borçluluk seviyeleri ile finansal sistemdeki kaynaklar. EÄŸer finansal sistemde (kredi aktarım mekanizmasında) bir sorun yoksa ve elinde yeterli kaynak varsa ve/veya bu kaynağın gelecekte istikrarlı ÅŸekilde devam edeceÄŸine inanıyorsa kredilendirme yapar ve borçluluk seviyeleri çok yüksek olmayan ekonomik aktörler bu borçlanma imkanlarından faydalanarak tüketmeye/yatırmaya ve dolayısıyla da ekonomi büyümeye baslar.
Her ne kadar son yıllarda ÅŸirketler ve hane halkı borçluluk seviyelerini arttırmış olsalar da Türkiye\’de kredilerin GSYİH içindeki payı buÄŸun krizde sorun yasayan geliÅŸmiÅŸ ve geliÅŸmekte olan ülkelere göre oldukça düÅŸük (DiÄŸer bir deyiÅŸle, borçlanma imkanları arttığında bunun tüketime ve yatırıma döndürülmesinde büyük bir sorun yok.
Japonya\’nın yıllarca durgunluktan çıkmasını engelleyen, bugünkü global kriz sonrasında ABD ve İngiltere ekonomilerinin de belki yıllarca durgunluk yasamasını gerektirecek sorun ÅŸirketlerinin ve hane halklarının çok borçlu olup bu borçluluklarını azaltmak zorunda olmaları.
Türkiye\’deki kredi aktarım mekanizmasında da yapısal bir sorun yok. Bankaların çok aşırıya kaçmadıkça zararlara katlanabilecekleri güçlü sermayeleri, son derece baÅŸarılı risk olcum sistemleri, teknolojileri, urun yaratıcılıkları, her turlu yasal sıkıntılara raÄŸmen esneklikleri ve belki de en önemlisi kriz tecrübeleri var. Türk bankaları ellerine kaynak geçtiÄŸinde bunu en doÄŸru ÅŸekilde kullanabilecek bir beceriye sahipler.
Ama kaynak tarafında o kadar olumlu bir resim yok. Mevduatlar bankaların en güvenilir, en önemli fönleme kaynağı ve Türkiye birçok baksa ülkeye bakıldığında mevduat bazının büyüklüÄŸü acısından oldukça iyi durumda (kredi/mevduat oranı düÅŸük ve gidecek yeri var). İlk çeyrek sonunda mevduat fonlaması Türkiye\’deki bankaların fonlamalarının %77\’sini (toplam yükümlülüklerinin ise %62\’sini deÄŸil) oluÅŸturuyor. Ama global krizden sonra Türk bankalarının mevduat bazında bir duraklama var ve bu bankaların isini zorlaÅŸtırmaya baÅŸladı. Global krizin ÅŸiddetlendiÄŸi 2008 son çeyreÄŸinden itibaren bankaların döviz mevduatlarında hızlı bir düÅŸüÅŸ oldu. Hem sistem dışına çıkış, hem de kurlar yükseldiÄŸi için TL\’ye dönüÅŸ oldu. Ama özellikle bu yılbaşından beri bankaların toplam mevduatları büyüyemedi; kur etkisinden arındırıldığında olduÄŸu yerde sayıyor. Sorun özellikle TL mevduatlarda. Yılbaşından beri TL mevduatlar artamıyor. TL mevduatlardaki bu sorun özellikle önemli çünkü bankaların kredilendirmede büyüyebilecekleri kesimler daha ziyade TL talep eden (KOBİ, bireysel gibi) kesimler. Zaten normal koÅŸullarda bile vadesi ve toplam fonlamaya oranı itibarı ile çok güvenilecek boyutta olmayan yurtdışı (toptan piyasalardan) fonlamanın da ne kadar sorunlu olduÄŸunu ve bu tur fonlamayı daha da arttırmak bir yana mevduat fonlamanın vadesi geldiÄŸinde %50-70 oranında yeniden çevrilebildiÄŸini de ayrıca vurgulamak gerekir. Kısa bir vadede bu kanaldan ciddi bir kaynak artısı beklenmemeli.
TL mevduatlardaki sorunun Merkez Bankası\’nın faizleri hızla düÅŸürmüÅŸ olmasına ve enflasyondaki düÅŸüÅŸe paralel bir geliÅŸme olması da hiç ÅŸaşırtıcı deÄŸil. Çok acık ve net ÅŸekilde ekonomi 2001 krizi sonrasında olduÄŸu gibi yüksek faiz ve enflasyonla nominal kaynak yaratamıyor. DiÄŸer bir deyiÅŸle, krizi eskisi gibi enflasyon yaratarak aÅŸamıyor. Bunun Türkiye ekonomisinin gelecekteki büyüme dinamiÄŸi üzerinde büyük (olumsuz) etkisi olacak. Üstelik mevduatın büyük miktarlı hesaplara yoÄŸunlaÅŸtığını düÅŸünürsek mevduat maliyetlerinin kolay düÅŸemeyeceÄŸi de ortada. Özetle, Türkiye ekonomisi krizden çok ağır ÅŸekilde etkilenerek küçülmüÅŸ durumda ve geleceÄŸe yönelik olarak 2001\’de gibi kısa surede potansiyel büyüme hızına ulaÅŸacak bir kaynak imkanı yok. Bankalar bunun gayet farkında ve kısıtlı kaynaklarını en doÄŸru ÅŸekilde (yarın yeniden devletin basına sorun olmayacak ÅŸekilde) kullanmaları gerekiyor. Bankalara \”kredi ver\” demek kolay ama önce kaynaklarının da geleceÄŸe yönelik olarak buna imkan tanıyıp tanımadığını görmek gerekir.
Böyle bir ortamda devletin ise karışması ve reel sektörüne destek vermesi kaçınılmazdır. Türkiye krizden etkilenmedi denerek, finansal sistemde sorun yaÅŸanmamasına, kurların çok fazla artmamasına bakılarak tepkisiz kalınmamalı ve geç reaksiyon verilmemelidir. Bunun için gerekirse kamunun borç yükü artacaktır. Nasıl 2001 krizinden bankacılık sektörüne destek verip kamu borcunu arttırdı ise bugün de reel sektöre destek verip kamu borcunun artmasına izin verecektir.
2001\’deki gibi kriz yönetiminde büyük hatalar yapılmadığı surece kamunun borcundaki artış da o ÅŸiddette olmaz. Kaldı ki, kamu sektörü bugüne kadar borç yükünü azalttı ise böyle günlerde özel sektörün aktaramadığı kaynakları aktarabilmek içindir. Miyopik yaklaşımlarla bu engellenmemelidir. Özel sektör istihdamını arttırırken kamunun arttırması gayet doÄŸaldır. Önemli olan kamu kaynaklarının alelacele hazırlanmış destek paketleriyle ve ideolojik yaklaşımlarla boÅŸa harcanmaması (bir ise yaraması), krizin sona ermesiyle disiplinin yeniden saÄŸlanacağının gerekirse kurallarla ortaya konması ve bu konuda kamuoyuna güvence verilmesidir (örneÄŸin, yeniden yenilenmesi belli ÅŸartlar gerektiren ÅŸekilde teÅŸvikler sureli olacak, artan kamu istihdamı belli bir büyüme oranı yakalandığında tekrar azaltılmak üzere geçici olacaktır). Enflasyonun zaten hızla düÅŸmekte olduÄŸu bir ortamda enflasyonist de deÄŸildir. IMF ile bir anlaÅŸma da eÄŸer buna izin ya da destek verecekse yapılmalıdır (neyse ki futbolcu transfer dönemi baÅŸladığı için artık basın IMF yerine transfer haberlerini gündeme taşıyacak ve kurtulacağız).