Monthly Archives: January 2010

Budur…

Yusuf… İzmirli.
Lise mezunu.
İşsiz.

Bir kontör harcadı.
Var Mısın Yok Musun’a katıldı.
Son 2’ye 50 ve 200 bin liralık kutularla girdi… 105 bin liralık teklifi reddetti.
Risk aldı.
Kutusundan 200 bin lira çıktı.
Köşeyi döndü.

Yusuf… İzmirli.
Lise mezunu.
Öğrenci.
Ailesi 50 bin lira harcadı.
Yarın ÖSS’ye katılacak.
Son 2’ye dershane ve özel dersle girdi.
Boşver, askere git, tekstil atölyesinde kayıtdışı çalışırsın teklifini reddetti.
Risk aldı.
Kazanırsa, 4 senesi var.
Mezun olduktan sonra işe girmeyi başarırsa, anca asgari ücret alacak, yemese içmese, bir kuruşunu bile harcamasa, 200 bin lirayı toparlaması kaba hesap 33 sene falan sürecek.

Yusuf… İzmirli.
Lise mezunu.
İşsiz.
Bir kontör harcadı.
Desti İzdivaç’a katıldı.
Son 2’ye bir dul ve evde kalmış bir kızla girdi… Dulun ölen babasından maaşı var.

Anıtkabir’e Denizaltıyla Saldıracaklar

Şok diye bi program vardı.

Şok… Şok… Şok… Playboy yıldızı Anna Nicole Smith, haftada bir gün zevk için Edirne Genelevi’ne gelerek ücretsiz amme hizmetinde bulunuyor sayın seyirciler!

N’oldu biliyor musunuz?
Kuyruk oldu!
Edirne Valisi açıklama yaptı…
Öyle bir hanım çalışmamaktadır!

Halbuki, programın başında sonunda “Bu bir mizah programıdır” yazıyordu.
İnandıramadılar.

Çevireceğiniz numaradan önce Graham Bell’in doğum tarihini tuşlarsanız, telefonla bedavaya görüşebilirsiniz” diye haber yaptılar… “Benim telefon galiba arızalı” diye hücuma uğrayan Telefon İdaresi, ertesi sabah beyanat vermek zorunda kaldı; resmi kurum olduğu için “manyak mısınız” diyemedi, “külliyen yalan” dedi.

Adnan Menderes döneminde gizli bir projeyle uzaya gönderilen, ancak, daha sonra ödenek yetersizliği nedeniyle geri getirilemeyen Türk astronotun oğlunu çıkardılar canlı yayına… Millet ağlamaktan helak oldu zavallı yavrucağın dramına… Mermiyi dişiyle yakalayan adamı gösterdiler, kendini vurduranlar oldu! Klozetten çıkıp, insanların kıçını ısıran yaratık haberi de yaptılar, Cine 5 şifresini kıran sprey haberi de… Laboratuvarda tüplü müplü bir deney yaptılar, “Sigara paketlerindeki parlak kâğıtlarda gümüş var, işte böyle ayırabilirsiniz” dediler, adamın biri malı mülkü sattı, belediyenin çöp ihalesini aldı.

700 hafta yayınlandı!

Sonra kaldırıldı…
Çünkü, zor oldu ama, gerçek olmadığı 700 hafta sonra nihayet anlaşıldı ve izlenme oranı düştü.

Nedendir bilmem, aralarında benim de bulunduğum 137 gazetecinin desteğiyle gerçekleştirilecek olan Balyoz Darbesi’ni okuyunca,
“Şok” geldi aklıma.

Şok… Şok… Şok…
F16 düşürtecekler.
Cami bombalayacaklar.
Halka ateş açılacak.
200 bin kişi tutuklanacak.
On yüz milyon baloncuk olacak.

E haliyle soruyor bazı okurlar:
“Ne diyorsunuz bu işe?”

Ne diyeyim kardeşim… Edirne Valisi bi açıklama yapar herhalde.

RTE’den ABD Ordusuna Davetiye

Ne demiştim? “Polisler Neden Ağır Silahlarla Donatılacak?”

Erdoğan’ın beynindekileri, daha hangi hainlikleri yapacağını anlamak ve bilmek için alim olmak ya da kahin olmak gerekmez. En azından, Erdoğan’ın zom yapılmış gözlerinden bunu okumak mümkün. Şöyle bir günlük olaylara bakın: Erdoğan kendisinden bir fırt uzaklıktaki karargah terörist örgütüyle birlikte Orduya saldırıyor, Yargıya saldırıyor, Muhalefete saldırıyor, kendine karşı olan gazetelere, televizyonlara, yazarlara, çocuklara saldırıyor, Şehit analarına, Gazilere, Sakatlara, Namuslu savcı ve yargıçlara, Tekel işçilerine, İtfaiye işçilerine, Diğer işçilere, Çiftçilere, Eczacılara, Memurlara, Emeklilere, velhasıl kendine boyun eğmeyen her kişiye, her kuruluşa, Bütün Türkiye’ye saldırıyor.

Saldırmadığı yalnız Yandaşları, karısı, PKK teröristleri, Talabani, Barzani, Obama, Özel karargahının adamları, ABD yandaşları, kendisi gibi hırsızlar, hortumcular, Remzi?, Haşim Kılıç, Zekeriya Öz gibi Türkiye’nin bekasına düşman olanlar var…

Erdoğan bütün bu saldırıları cesaretinden mi yapıyor sanıyorsunuz? Bugüne dek dünyaya gelmiş geçmiş en korkak gerici bir kişi.. Tuvalete bile en az beş korumasıyla giden biri. Bunun için, ekli yazımda izaha çalıştığım gibi, Yüce Divan’da sorgulanmamak için her şeyi, ama her şeyi yapar, yapıyor ve yapacaktır da. Onun beyninde başka hiç bir şey yok, her konuşması, her yaptığı, her yaptırdığının özünde bu korku var. Gene ekteki yazımda açıklamaya çalıştığım gibi, Erdoğan, demokratik, yasalara uygun ve hilesiz bir genel seçimi asla ve kat’a yaptırmayacaktır. Bir genel seçim olacak da, Erdoğan’dan kurtulacağız diyenler ya da düşünenler yalnız ve yalnız rüya görüyorlar. Erdoğan’ın Obama ile kararlaştırdığı, ABD ordularına davetiye planını açıklamadan önce bir giriş yapayım: Erdoğan neden bütün feryatlara, hak arayanlara karşı kulağını kapadı.

Neden Türkiye’nin yönetimini tamamen ABD’ye bıraktı. Neden BOP Eşbaşkanlığı’ndan başka hiçbir şeyle ilgilenmiyor. Neden, Güney doğudaki mayınlı araziyi İsrail’e vermek için yırtındı, kırk dereden su getirdi. Bunun altında yatan, ABD silahlı kuvvetlerinin Türkiye’ye kolayca girebilmesini Obama’yla kararlaştırdıkları plan vardı (allahtan CHP ve MHP bunu önledi). Sonra durup dururken neden “Kürt Açılımı” nifakını soktu?

Bu da fos çıktı. ABD askerlerinin Türkiye’yi kullanarak geri dönmelerine ve bir Kürt devletinin kurulmasına, TBMM’den ve Türk halkından onay çıkmayacağını hem ABD ve hem de Erdoğan adları gibi öğrendiler. Şimdi ne yapmak zorundalar? Erdoğan’ın son ABD’ye gidişinde işte bu kararlaştırıldı. Nedir bu Plan?: Erdoğan, ekte yazdığım gibi bir taraftan, Fetullahçı Emniyet yetkilileriyle polisleri ağır silahlarla donatacak ve diğer taraftan af adı altında yurdumuza sokacağı PKK teröristleriyle AKP ordusunu kuracak.

Bunları yaparken Türk Ordusunu demokrasi çemberinde işlemez hale getirecek. Zaten TSK demokrasi diyor başka bir şey söylemiyor. TSK, olmayan demokrasiye o kadar bağlanmış ki, Türkiye’nin yok olmasına ramak kalmış, hala demokrasi adı altında kendisini savunmaktan başka hiçbir şey yapmıyor.

TSK, tarafsız olmaya devam etsin de, “diğer ülkeler ne der, ne yapar” safsatasıyla, hiç olmazsa halka karşı Erdoğan tarafına tamamen geçmesin. Türk halkı kendi mukadderatını kendisi tayin etmeye muktedirdir…
ABD ve Erdoğan’ın bekledikleri an gelince de düğmeye basılacak; Erdoğan, başta ABD olmak üzere dışardan yardım isteyecek. Diyecek ki “Ey! Türkiye dostu ABD!, AKP olarak halk bizi, demokratik ve yasal yollarla, 47% lik oyuyla tek başına iktidara getirdi.

Ülkeyi 8 yıldır çok iyi idare ettik, halkımıza refahı ve demokrasiyi getirdik, her şey güllük gülüstanlık (falan filan). Kaç zamandır tespit ettik ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu hükümetimizi devirmek için darbe yapma planları içinde. Sizden acilen yardım istiyoruz. Bunun için de sınırlarımızı size açmaya hazırız. ” Tıpkı Afganistan’ın, Talabani’den kurtulmak bahanesiyle ABD askerlerinin Afganistan’a gelmelerine davetiye çıkardığı gibi.

İşte bundan sonra size bir Yugoslavya; işte size bir Irak, bir Afganistan; işte size, dokunulmazlığı ömür boyu sürecek, yalancı, sahtekar, hain, yobaz bir hoca.

Dediğim gibi, bütün bunlar Erdoğan ve Obama’nın müşterek planı. Bunu yapabilecekler mi, yapamayacaklar mı? Yapmamaları, yapamamaları için bu yazdıklarımı Türk halkının ve ulusalcıların önemsemesini diliyorum. Çok düşük bir vakıa olarak da düşünülse, bir soru işareti koyup, önemsenmesini ve tedbir alınmasını istiyorum.

Erdoğan’ı tanımayan saf vatandaşlar inanmalıdır ki, Erdoğan kendini kurtarmak için yabancı bir ülkenin ordusuna sınırlarımızı gözü kapalı açacak kadar gavur! bir yaratıktır. “İnşallah, maşallah, Allah’ın izniyle, Allah kısmet ederse” gibi sözcükleri, Deniz feneri hırsızlığında, yolsuzluğunda olduğu gibi, yalınız insanların dini duygularından faydalanmak ve demokrasi gibi, dinimizi de kötü emellerinde araç olarak kullanıyor. Ülkesiyle savaşan biri yalnız bir Gavur! olabilir. Mikrofonun karşısına çıkıp, ağzını yalanla açıp, yalan dolanlarla devam eden, yalanla kapatan, halkı kandıran biri ancak gavur! olabilir. İşin en acı tarafı, bir sürü olanlardan habersiz salaklaştırılmış vatandaş ve işleri yalnız parmak kaldırıp parmak indirmek olan robot AKP Millet vekilleri!, bu gavuru alkışlıyor da alkışlıyor. Gene işin acı tarafı, Ulusal Kanal hariç, bütün televizyonlar onun bu konuşmalarını canlı olarak vermesidir. Şu anda söylemeden geçemeyeceğim: Evet “Ya Ulusal Kanal Olmasa”, benden bir de ekleme “Ya CHP ve biraz da MHP olmasa”

Ben, Deniz Feneri yolsuzluğunun ne adı ne düşüncesi yokken, araştırmalarım neticesinde bir çok şeye şahit oldum; 22.10.2006 tarihinde, Deniz Baykal ve Erkan Mumcu’ya taahhütlü birer mektupla her şeyi anlattım ve uyardım. (o zaman bilgisayarım yoktu, o yazım arşivlerinde görülebilir). Hiç birinden tık sesi çıkmadı. Belki de bana, esk. DTP başkanı gibi Has…tir oradan demişlerdir. 11.07.2003 tarihinde, Yavuz Donalt da, Erdoğan’ın illegal karargah tertip terörist örgütünü, bütün her yönüyle köşe yazısında açıkladı. Her iki olayı da hiç kimse önemsemedi. Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçtikten sonra, bugünlerde “vah vah, meğer neymiş” diyerek gündeme getirdiler.

Geçmiş olsun. İş işten geçmeden, hiç olmazsa yukarıdan beri ve aşağıdaki yazdıklarıma, CHP, MHP ve halkımızın biraz olsun kulak vermesini ve gerekli duyarlığı göstermesini istiyorum. Erdoğan Türk vatandaşlarından, bizden biri değildir. Bunu kendisi de, Türk sözcüğünü ağzına almamakla kanıtlamıştır. Olsa olsa Erdoğan, Gül gibi, başta ABD, yabancı ülkelerle işbirliği yapan bir Türk ve Türkiye Cumhuriyeti düşmanıdır.

Deveyi Diken…

Utanmaz Adam vardı…
Efsane Gırgır’ın efsane tipi.

Şerefsizin önde gideniydi…
Adı “Şeref“ti.

Oku oku, doyamazdık.

Ceyar çıktı sonra…
Karaktersiz karakter.
Haysiyetsizliğin bini bi para.
Kimi kayınbiraderle yatıyor.
Kimi enişteyi kazıklıyor.
Anında… Edirne’den Ardahan’a herkes tabelasını değiştirdi, “Dallas kafe, Dallas kuaför, Dallas market” yaptı.

Mükremin Çıtır.
Tirbişon.
Magandanın Feriştah’ı…
İzlenme rekoru kırdı.

Halkımızdan en çok “esemes” alan, gelin oldu; damadı alkol komasından ölü buldular, kaynana’yı “şehit anası” ilan ettiler… O kadar şarkı yarışması yapıldı, en çok kim sevildi? Esrarla yakalanan Bayhan! Dizide anne rolünü canlandıran çocuksuz kadın, yılın annesi… Çikita muz ve nane nane’yle patlama yapan Ajdar, makine mühendisi iyi mi!

Polat Alemdar…
Ailemizin katili.
Geçenlerde bardan çıktı, polis evine kadar eskortluk yaptı. Ahali, mahkemelerle papaz oluyor, evladına illa Memati adını koyabilmek için… Üniversitede konferans verdiler, inim inim inledi salon, “Türkiye sizinle gurur duyuyor” diye.

Behlül’e herkes hasta, adam yengesini düdüklüyor. Bir hafta anons yapıldı, “Bihter’e kocası tecavüz edecek” diye, uzağa gitmeyeyim, benim valide bile misafirlikleri iptal etti, tecavüz sahnesini kaçırmamak için… Küçük Kadınlar’da kızlar Allah ne verdiyse… Hanımın Çiftliği, Dallas’ın Adana’da geçeni… Yaprak Dökümü’nde bir zilli gelin var, sanırım finalde kayınpeder Ali Rıza Bey’le yatacak. Damat desen, dizi dizi, sülaleyi dizdi.

(Televizyonların ahlakını filan denetleyen RTÜK eski Başkanı’nın kumarhane başkenti Las Vegas’ta Porno Fuarı’nda yakalandığı haberi çıktı bu arada… Eminim yalandır.)

Her kıstırdığını yalan dolan yatağa atan, genç kızların rüyası zetina dikiş makinesi değil miydi, Issız Adam? Organize İşler, alayı oto hırsızı… Yahşi Batı’da Cem Yılmaz, bildiğin dolandırıcı.

Sporcularla ilgili belgesel yap mesela, kimse seyretmez… Pascal Nouma sahanın ortasında şortunu indirdi, televizyon yıldızı oldu, reklamı bile yapıldı.

Recep İvedik?
Öküzün önde gideni.
Gişe rekortmeni.

Uzatmayayım…
Sabahtan beri telefonlarımız susmuyor, “Neden Mehmet Ali Ağca’yı o kadar gösteriyorsunuz, göstermeyin” diye… Onu göstermeyelim de, kimi gösterelim şekerim?

$9.50

New York’ta bir bankanın önünde son model Rolls Royce otomobilinden inen adam, hızlı adımlarla bankaya girdi ve önüne çıkan ilk görevliye, bireysel kredi için başvuruda bulunmak istediğini söyledi. Görevli onu, müşteri temsilcisine götürdü. Adam, çok acele bir iş için Avrupa’ya gitmek zorunda olduğunu ve bu nedenle bir hafta vadeli beş bin dolar krediye gereksinim duyduğunu söyledi. Müşteri temsilcisi kısa bir araştırma yaptıktan sonra:

  • Ticari ve mali sicilinizi inceledik. Bu krediyi almanız için bir engeliniz yok. Fakat bir konuyu belirtmeliyiz. Bizim bankamızla daha önce hiç çalışmamışsınız. Banka olarak sizi resmen tanımıyoruz. Bu nedenle, söz konusu krediyi verebilmemiz için karşılığında sizden bir teminat almak zorundayız.

Adam cebinden Rolls Royce’un anahtarını çıkardı, bankanın müşteri temsilcisine uzattı:

  • Çok acelem var, uçağa yetişeceğim. Kapıdaki Rolls Royce’umu teminat olarak alabilirsiniz.

Kredi işlemleri çok hızlı bir bicimde tamamlandı. Banka Rolls Royce otomobili bankanın garajına çektiler, adama da beş bin dolar krediyi verdiler. Müşteri temsilcisi, kişisel merakını gidermek için bir hafta boyunca özel bir araştırma yaptı ve bankalarının bu yeni müşterisinin çok büyük bir iş adamı ve çok büyük bir servet sahibi olduğunu öğrendi. Bir hafta sonra adam yeniden gelip, borcunun anaparası beş bin dolarla, bir haftalık faizi dokuz buçuk doları ödedikten sonra, müşteri temsilcisi bir türlü yenemediği merakının dürtüsüyle sordu:

  • Sizin çok büyük bir iş adamı ve çok büyük bir servetin sahibi olduğunuzu öğrendim. Yalnızca kişisel merakımdan soruyorum. Lütfen söyler misiniz, sizin için çok küçük bir miktar olan beş bin dolarlık krediye neden gereksinim duydunuz?

Adam hafifçe gülümsedi:

  • Siz de bana lütfen söyler misiniz? Böyle lüks bir otomobili, New York’ta hangi kapalı garaja, bir hafta boyunca dokuz buçuk dolara bırakabilirsiniz?

Not: Para kazanmak sadece çalışma ve hırsla olmaz, zeka da gerekir…

Crabby Wife

The day after his wife disappeared in a kayaking accident, an Anchorage man answered his door to find two grim-faced Alaska State Troopers.

“We’re sorry Mr. Wilkens, but we have some information about your wife,” said one trooper…

“Tell me! Did you find her?” Wilkens shouted.

The troopers looked at each other.

One said, “We have some bad news, some good news, and some really great news. Which do you want to hear first?”

Fearing the worst, an ashen Mr. Wilkens said, “Give me the bad news first.”

The trooper said, “I’m sorry to tell you, sir, but this morning we found your wife’s body in Kachemak Bay.”

“Oh my God!” exclaimed Wilkens. Swallowing hard, he asked, “What’s the good news?”

The trooper continued, “When we pulled her up, she had 12 twenty-five pound king crabs and 6 good-size Dungeness crabs clinging to her and we feel you are entitled to a share in the catch.”

Stunned, ! Mr. Wilkens demanded, “If that’s the good news, what’s the great news?”

The trooper said, “We’re going to pull her up again tomorrow.”

Mide İlacı Yok Soda Vereyim

Dünyanın en pahalı benzinini, dünyanın en pahalı elektriğini, dünyanın en pahalı doğalgazını kullanan ülke… Nasıl olur da, Avrupa’nın en ucuz ilacını kullanabilir?” diye sormuştuk.

Netice… İlaç yok.

Adı üstünde, eczane.
Bi çekidüzen verdiler…
Cenaze!

Kanser ilacı, bulantı kesici…
99 liraydı, 22’ye düştü, yok.
İnsülinler yok.
Astım ilaçları yok.
Diyaliz ilaçları yok.
Tansiyon ilaçları yok.
Kemik erimesi ilacı, 88 liraydı…
21’e düştü, bravo ama, yok.

Eskiden “Paran yoksa öl” denirdi.
Şimdi paran olsa da, hikâye.

Sadece ölümcül ilaçlar değil, doğumcul ilaçlar da yok… Tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olmaya çalışan anne adaylarının kullanmak zorunda olduğu hormon mesela, kolaysa bul.

Piyasanın yüzde 80’i yerli sanayinin elindeydi, kasıtlı politikalar sonucunda, yabancının eline geçti. İstediği fiyatı alamazsa, vermiyor. Niye versin?
Söyledik size; mahalledeki eczacı, arkadaştır, abladır, ağabeydir… El âlemin ilaç üreticisi babamızın oğlu mudur?

Markette satılacaktı ya hani…

Bana sorarsanız, “tansiyon hapı yok mu” diye soran vatandaşa, “istersen deterjan vereyim” demeli eczacılar! Kemik erimesine karşı, calgonit.

Özetle.
Ortopediste gideceğine, çıkıkçıya giden zihniyetin eseridir bu… Tıp Festivali’ni Merkez Efendi Camii’nde mesir macunu dağıtarak kutlayan kafadır.

Tam gün yasasıyla doktorları hallettikten sonra, diş hekimleriyle hemşirelere de bi reform patlattılar mı, tamamdır.

Fenasi Bey

Hülya Avşar, Ruhi Su’nun öldüğünü bilmiyormuş, televizyondan selam göndermiş… Ufak çapta bir magazin kıyameti koptu.
Ajda Pekkan’ın bilip bilmediği ise, öğrenilemedi.
Bize ne canım? Kendilerine hangi profesyonel kadını örnek alacağını bilemeyip bocalayan kızlar ve de onların akıl hocaları düşünsünler.
Şarkıcı türkücü bunu yapınca sorun değil de, “kültür-sanat servisleri” yapınca rezillik çıkıyor.
Issız Adam” filmi çok tutunca, filmin şarkısını söyleyen Ayla Dikmen’i aramışlardı, televizyona çıkarmak için! Ayla Hanım’ın yirmi yıl önce öldüğünü bilmeyenler, “kültür- sanatçılar“…
Hani iş yaşamında da “halkla ilişkileeerci” birtakım kızlar var ya, işte onlar gibi “kültürsanaaatçılar“…
Yuh. Gerçi biz “kültürlü olmak için kitap okumak gerektiğine inanmıyorum” diyen manken hanımlar da gördük ama onlar bir yayın kuruluşunda gazetecilik yapmıyorlardı ki…
Dün Melih Aşık anlatıyordu, Kıbrıs’ta Rum faşistleri tarafından şehit edilen merhum gazeteci ağabeyimiz Adem Yavuz, bir dönem TRT’nin kültür-sanat servisinde çalışmış.
Orada bulunan bazı kişilerin zır cahil olduklarını kanıtlamak için telefonu açıp açıp sorarmış:
Ahmet Haşim çekime gelecekti, geldi mi?”
“Hayır efendim, henüz gelmediler.”
“Tevfik Fikret canlı yayına çıkacaktı, nerede bu adam?”
“O da yok efendim, gelmedi.”
“Nâzım Hikmet geldi mi peki?”
Ancak o zaman anlarmış telefondaki eşek, kendisiyle dalga geçildiğini…
Vallahi bunu biz de yapardık… Eski kitap fuarında… Eski dediğim, fuarın Tepebaşı’nda kurulduğu, henüz dağ başına gitmemiş olduğu yirmi iki yıl öncesi…
Telefon santralına bakan, aynı zamanda “anons” da yapan kızcağızlar vardı.
Onlara gidip gidip isim yazdırırdık… Az sonra hoparlörden bangır bangır:
Sayın Yahya Kemal Beyatlı… Lütfen telefona!”
“Sayın Abdülhak Şinasi Hisar… Lütfen telefona!”
“Sayın Orhan Kemal… Ziyaretçiniz var efendim!… Sayın Kemal Tahir bekliyorlar, lütfen resepsiyona!”
Ya da büsbütün kara mizah… En vesveseli arkadaşa yazılı bir not bırakıyorduk, iletiyorlardı… Şuna benzer bir şey: “Sayın Hilmi Yavuz… Sayın Cahit Sıtkı Tarancı aradılar… Kendileri fuara gelememişler, en kısa zamanda sizi yanlarına bekliyorlar.”
Gene de kibarlık ettik, kızlara Fenasi Bey’in adını vermedik. Onu yapan hergeleler de yok değildir çünkü.
Siz Fenasi Bey’i bilir misiniz? Soyadı Kerim’dir.
Bu beyi adıyla soyadıyla telefona çağırın, bakalım ne çıkacak?
Bazı gazeteci kızları galiba bu Fenasi Bey’le tanıştırmak gerekiyor, nikâhta keramet vardır, belki zihinleri açılır.

Genelev

Küçük kasabanın birinde, bir caminin tam karşısında arazisi olan adam, arazisi üzerine bir genelev inşa etmeye başlamış. İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler, ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına da yasal olarak karşı çıkamamışlar. Tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu genelev için hergün beddua etmekten öteye geçememiş. İnşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala, her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu genelev yerle bir olmuş. Caminin cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek görmemişler, ancak genelev sahibi adam, cami imamının ve cemaatin direk veya indirek olarak bu hasardan sorumlu oldukları iddası ile camiye karşı tazminat davası açmış. Cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda herhangi bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler, Bu olayın kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmemişler. Gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkemeye günü geldiğinde hakim dosyayı dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp:

  • Bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum.

demiş.

  • ….Ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var. Taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir genelev sahibi, diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaati!..

Seninkini Arayalım

İki adam Akmerkez ‘de eşlerini kaybetmiş, hararetle arıyorlarmış. Ortada koşuşturup dururlarken birbirlerine çarpmışlar.

  • Ne oluyor birader?

demeye kalkışmış birisi…

  • Kardeş kusura bakma, karımı arıyorum.
  • Sen de benim gibi karını mı kaybettin? Ben de arıyorum…

İçlerinden birinin aklına bir fikir gelmiş..

  • Arkadaş, madem ikimizde karılarımızı arıyoruz, karılarımızın tiplerini birbirimize tarif edelim. Ayrı ayrı yerlerde aramaya başlayalım, eğer rastlarsak saat 4 ‘te McDonalds ‘ın önüne gitmesini söyleriz..

Diğer ada tamam demiş ve tarif etmeye başlamış..

  • Karım sarışın, mavi gözlü, 1.75 boyunda, 60 kg ağırlığında, topuklu beyaz ayakkabı ve kırmızı bir mini elbise giyiyor.. Seninki?
  • Siktiret benimkini, seninkini arayalım!!!