Monthly Archives: October 2007

Teröre Tepkiler

Pazar gününden beri acılı gözlerle basındaki terör yorumlarını takip ediyorum. Akıl almaz bir propagandaya şahit oluyoruz. Propagandanın anafikri şu:

Selahattin bana yumruk attı, demek ki beni kavgaya çekmek istiyor, onun bu oyununa gelmemeliyim.

Arkadaşlar, konunun bu yönü, bu kadar derin düşünülecek bir yön değil. Hem Türk halkını hem de bütün dünya halklarını paranoyak hale getirmek ABD’nin görevi iken bir anda bizim basınımız da köşe yazarlarıyla bu görevi üstlendi.

Bizi Kuzey Irak’a çekmek istiyorlar” paranoyası tamamen Türkiye’nin terör sorununun çözümüne dair kıpırdamamasını sağlamak için ortaya atılan bir propagandadır. Sanki Türkiye’de toplam 50’000 kişi yaşıyor, bu 50’000 kişi Kuzey Irak’a gidince ülkede kimse kalmayacak da kapana kısılmış olacağız.

Ben bu köşe yazarlarının salak olmadığından adım gibi eminim. Hükümetin ve iktidar partisinin de salak olmadığından adım gibi eminim. Geriye kalan tek seçenek var. Bu insanlar ne yaptıklarını gayet iyi bilerek yapıyor, ne yazdıklarını gayet iyi bilerek yazıyorlar.

Bugün gündeme gelen RICE’ın önerisi bile (Kuzey Irak’a Türkiye yerine Amerika’nın operasyon yapması) Türkiye’nin askeri bir güçle bölgeye girmesinin, kontrol sahibi olmasının ne kadar istenmeyen bir olay olduğunu gözler önüne sermiyor mu?

Bu fikir, aynı zamanda TSK’ya karşı yapılan bir manevi saldırıdır. Amaç büyük ihtimalle Türk halkının aklına “TSK Kuzey Irak’a girerse ülkede hiç asker kalmayacak” fikrini sokmak.

Arkadaşlar bir hususu hatırlatmak istiyorum TSK hakkında. Hava ve Deniz Kuvvetleri’ni bilemem, onlar hakkında bilgim yok, o nedenle fikir yürütmek de istemiyorum. Ben askerliğimi Kara Kuvvetleri içerisinde yaptım. İster inanın ister inanmayın, dünyada Türk Kara Kuvvetleri’ni yenebilecek askeri bir güç yok. Ayrıca günümüzde yaşanan her savaşın sonucu dönüp dolaşıp kara savaşıyla alınıyor. Bu nedenle de kimse bana ABD teknolojisinden, silahlarımızı onların verdiğinden falan bahsetmesin. Türkiye 1974’te Beş Parmak Dağları’na iki günde çıkarken ABD bu harekatın altı ay süreceğini öngörüyordu.

Dolayısıyla şu anda basında sürdürülen propagandanın en önemli amaçlarından biri TSK’nın caydırıcı gücünü Türk halkına unutturmaktır. Hadi diyelim bu yazarlardan üç beş tanesi tamamen bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak üzerine kuruyor yazılarını. Bu yazarlar bir iki haftalarını Türkiye’nin herhangi bir yerinde bir kışlada geçirseler ufukları açılır. Bütün fikirleri değişir. Ama tabii TSK nereden geldiği ve nereye gideceği belli olmayan, nereden emir aldığı ve nereye istihbarat yetiştirdiğini bilmediği (ya da bildiği) üç beş yazarı hayatta bir kışladan içeri sokmaz.

ABD’nin askeri gücüne gelince, ben arada sırada bize televizyonlardan izlettirilen üç beş kısa videoya bakarak bu adamların nasıl bir teknolojiye sahip olduklarını anlamıyorum. Askeri güçleri hakkında konuşmaktan başka gösterebildikleri birşey yok. Örnekler ortada. ABD savaş gücüne dair örnekleri Irak’ta ve Afganistan’da görüyoruz. Bunun dışında somut bir örneğimiz yok. Bizim burada son iki haftada verdiğimiz 30 can kaybını ABD kuvvetleri Irak’ta her gün veriyor.

Geriye kalan tek birşey var. Türkiye’nin terör tehdidini ortadan kaldırmaya dair bir kararlılığı var mı yok mu? Bunu önümüzdeki günlerde hepberaber göreceğiz.

23 Ekim 2007 21:34, grkn:
Halkımızın bu konuda ciddi manada kararlı olduğu ve bıraksalar tükürerek boğabilcek kadar bir saldırı gücüne sahip olduğu aşikar Osman abi ancak tepedeki abiler Bush amcadan izin almadan teskeriyi çıkarttıkları için şimdi kıvırmaya çalışıyor yok süreymişte söyleymişte.. Kuzey Irak’a girip orada PKK terör örgütüne zayiat vereceğiz elbet ancak bu kesinlikle ve kesinlikle terörün sonu olmayacak bence çünkü o bölge de kalkınma olmadıkça, eğitim, sağlık şartları iğleşmedikçe ve bölge halkı bu konularda iyi bir şekilde bilgilendirilmedikçe o lanetolasıcalar yine o bölgedeki saf, kalbi temiz bir çok insanımızı kandıracak ve kendi amaçları doğrultusunda kullanacak.

Gürkan, söylediklerine katılmamak elde değil. Devletin bütün kurumlarıyla Güneydoğu’yu sarıp sarmalaması, kucaklaması gerekiyor. Mesela ciddi sorunlardan biri de feodalite. Günyedoğu’da terör olmasa bile salt feodalite (aşiretler) yüzünden devlet içinde devlet var. Türkiye gibi bir hukuk devletine bu hiç yakışmıyor. Güneydoğu’nun birçok ilinde halk bir de bu dertle uğraşıyor. Yani salt ekonomik yatırım değil aynı zamanda feodaliteye son verecek bir devrim de olmalı. Olmalı ki türkiye daima bir bütün olsun.

24 Ekim 2007 01:34, Blog Kazanı, Sınırötesi hakkında farklı fikirler:
[…] Türk blogları gündemin nabzını tutmaya devam ediyor. Millet olarak hepimizin canını acıtan terör olayları üzerine bir sınır ötesi operasyon bekleniyor, malumunuz. Bu konu hakkında Türk bloglarında farklı sesler yükseliyor. […]

24 Ekim 2007 02:08, Ufuk Eskici:
[…] Yapılan bu propaganda “aman ABD’nin sözünden dışarı çıkmayalım” düşüncesinin bir başka sürümüdür.

24 Ekim 2007 15:59, Tansu:
Uçanbalık, bizi çekmeye çalışıyorlar öyle mi? Ne zaman peki tam olarak “lan bu tuzak değil, gerçekten bu adamlar bizim başımıza bela” diyeceğiz? 35 sene daha mı öldürürlerse askerlerimizi, yoksa Ankara’da alenen anamızı “bellemeye” başlarlarsa mı? Siz demokrasinizi güle güle kullanın, biz biraz anti-demokrat olmaya karar verdik bu aralar…

Tansu, bunun iyi ya da kötü yönde veya artı ya da eksi yönde demokrasiyle alakası yok. Yani sana saldıran bir ülkeye karşılık vermek anti-demokratik birşey değil. Konunun ülkemizin yönetim biçimiyle alakası yok.

Demokrasi, “gelin kafamıza sıçın” gibi bir yaklaşım içermiyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin kendisine saldıran Irak’a (Irak’ın iddia ettiği gibi bir toprak bütünlüğü kaldıysa: yani demek ki saldırı Kuzey Irak’tan falan değil de Irak’tan geliyor) karşılık vermesi ve kendisini savunması Türkiye’nin demokratik hakkıdır aynı zamanda.

24 Ekim 2007 17:28, Emin:
İyi girelim Kuzey Irak’a ama benim bir endişem var. Endişem operasyon başladıktan sonra Kuzey Irak’ta askerimize ne olacağı değil, TSK zaten ne yapılması gerekiyorsa yapacaktır; operasyon sırasında Kürt’lerin ayaklanma çıkartıp çıkartmayacaklarıdır. Bahsettiğiniz aşiretler devreye girip de Kürtlere “bakın Türkler kuzey ırakta kardeşlerinizi öldürüyor, gün bugündür, gün Kürdistan günüdür” diyerek beyinlerini yıkarlarsa bir iç karışıklık çıkabilir.

Emin: aşiretler ile terör örgütünün arası bunu yapmaya yetecek kadar iyi değil. Aşiretlerin terör örgütünden ödü kopuyor. Halka zarar vereceklerinde, eğer orada terör örgütü varsa, halka zarar veremiyorlar. Terör örgütü halka zarar veriyor onlar yerine.

Kürtlere bu bahsettiğin propaganda zaten her gün yapılıyor ama şimdiye kadar tutmadı. Terör örgütü üyeleri ise salt kürtlerden oluşmuyor zaten. Bir de kendini bilmez Türkler var terör örgütü üyeleri ve militanları arasında.

Yani ortada bir Türk-Kürt Savaşı olmadığı gibi, büyük ihtimalle hiçbir zaman da olmayacak. Güneydoğu kozmopolit yani, her milletten insanın yaşadığı bir yer. Yani bütün Türkiye’de olduğu gibi.

Savaş, Türkiye ile terör örgütü arasında. Terör örgütünü oluşturanlar ise esasen Talabani, Barzani ve ABD.

Benim görüşüm, Türkler ile Kürtlerin hiçbir alıp veremediği olmadığı yönünde. Zaten o noktada bir sorun olsaydı heralde kürtlerle en çok ticaret yapanlar MHP’liler olmazdı.

24 Ekim 2007 17:49, ucanbalik:
Meşru Müdafa hakkımızın olduğunu düşünüyorum. Demokrasi ise bu yönden bir ilişkilendirme yapılmadı zaten. Türkiye’nin bir sınır ötesi operasyon yapması anti-demokratik elbette değil.

Ama PKK’nın saldırıları, Türkiye’de gelişen demokratik açılımların önünü kesmeye yönelik. Çünkü terörün varoluş amacı bu. Siz Kürtlere demokratik haklar konusunda açılımlarda bulunursanız, PKK’nın var olma sebebi ortadan kalkar, çünkü desteği kendinize çekmiş olursunuz. Bu da PKK’nın istemdiği birşey..

Ayrıca, teskerenin hemen ardından bu büyük çapta saldırıların nedenini görmemek bu kadar zor mu? Açıkca “gel ve vur” diyor.. PKK şunu istiyor:

  • Türkiye’ye karşı cepheyi genişletmek,
  • Dünya’da Türkiye’yi yalnızlaştırmak,
  • Çatışmayı bir Kürt-Türk çatışması gibi göstermek ve hatta buna neden olmak.

Herşey yeterince açık değil mi?

Elbette bir müdahale şart, bu saldırılara cevap çok sert bir şekilde verilmelidir. Ama belli noktalara, özel birliklerle yapılmalıdır bu. Yani kapsamlı bir operasyon felaket getirir.

Uçanbalık, PKK Türkiye’ye karşı cepheyi genişletmek istiyor olabilir, gel ve vur demek istiyor olabilir. Bu durum Türkiye’nin bir bataklığa sürükleneceği anlamına gelmez, sadece PKK’ ve ona destek olan güçlerin hesap hatası yaptığı anlamına gelir.

Medya bizim aklımızı yönlendirmeye çalışıyor.

Ben de başka bir soru yönelteyim o zaman. Diyelim ki Türkiye’yi Kuzey Irak’a çekmeye çalışıyorlar ve Türkiye Kuzey Irak’a girdi. Ya Türkiye ben buradan çıkmıyorum derse ne olur? Var mı bunu hesaba katan? Kim çıkaracak? Irak’ta askerlerinin ölümünü durduramayan, 4 yıldır iki haftada bir Felluce’yi ele geçirdik diye sevinen ABD mi Türkiye’yi Kuzey Irak’tan çıkaracak.

Türkiye “ben buraya girdim ve kalıyorum” derse ne halt yiyecekler?

23-10-2007, Osman Seyit BÖRÜTECENE http://osman.borutecene.com/terore-verilen-tepkiler-uzerine/

Sınır Ötesi

Bugün ilaç yazdırmaya gelen emekli bir General’e sınıfını sordum, piyade imiş.

  • Ne diyorsunuz, sizce Kuzey Irak’a girmek terör sorununu çözer mi?
  • Sorunu çözmez ama artık girmek zorundayız; halkta büyük infial oluştu, her ilçede mahallede sokaklara döküldü, bir şeyler yapılmasını istiyorlar, ayrıca kürt liderler de Türkiye için hep konuşur hiçbir şey yapamaz havasına girdiler, hatta geçenlerde öyle bir demeçleri oldu.
  • Peki sizce Amerikalılarla bir çatışma olur mu?
  • Sanmam, Amerika zaten orada bataklığa batmış durumda, bir de bizimle çatışırsa olaya İran girer, Suriye girer, Rusya girer, üçüncü dünya savaşı çıkar. Zaten Putin geçenlerde İran’da çok sert konuştu, ‘artık ekonomimizi içişlerimizi düzelttik, saldıracak gücümüz var’ demeye getirdi.
  • Genelkurmay Başkanını nasıl buluyorsunuz?
  • Benim alt devrelerimden, iyi çocuktur Yaşar, akıllıdır.
  • Selefi ile kıyaslarsak bu dönem hangisinin görevde olması daha iyi olurdu?
  • Hilmi de çok akıllı bilgilidir, ama şimdiki daha cevval, bu daha iyi.
  • Bölgede görev yaptınız mı?
  • 60’lı yıllarda uzun süre Güneydoğu’da çalıştım. O zaman bu kürt meselesinin temelleri atılıyordu, bizim istihbarat birimlerimiz bunu tespit etmişti, bildirdik ama hiç bir şey yapılmadı. Özal kalktı üç beş çapulcu dedi, sonra mesele bu hallere geldi.
  • Sizce bu mesele nasıl çözülebilir?
  • Bu iş askeri operasyonla Irak’a girmekle çözülmez, çözülecek olsa şimdiye kadar çözülürdü, zaten halihazırda benim bildiğim orada bir taburumuz var.
  • Nasıl yani Irak’ta askerimiz varsa tezkere niye çıkarıldı?
  • Onu bilmiyorum, ama daha önce bu Barzani ile Talabani’nin arasını yapmak için girdik, şimdi bunlar birleşti bize dikleniyorlar. Çözüm için önce bölgedeki feodal düzeni kaldırmak gerekir. Bu düzen sürdükçe sorun çözülemez, zira bölgeyi kalkındırmak için yapılan tüm harcama ağaların cebine gidiyor, Çiller zamanında 3 milyon dolar mı ne gönderdiler bölgeye hepsi ağalara gitti. Korucuların bile maaşlarını ağaları alıp onlara gıdım gıdım veriyorlar. Halkın refah düzeyi hiç artmıyor. Sonra biz millet olarak çok iyi niyetliyiz, ama milletlerarası ilişkilerde iyi niyet olmaz. Biz yüzümüze güldüler mi hemen elimizdeki bütün kozları bırakıyoruz, oysa Amerika olsun, İran olsun iyiliği gıdım gıdım sıkışınca yapıyorlar.

sınır ötesi

Bayrağını Kapan Gelsin

Cumartesi günü Saat 11:00 da Galatasaray Lisesi önünden Taksim Atatürk Anıtına biz UltraAslanlar olarak Teröre Lanet Yürüyüşü yapıyoruz. Galatasaraylı olun yada olmayın, bu yürüşüyümüze katılın. (bkz: harita)

Bayraklarınızı kapın gelin.
Yaşasın Türk Milleti, yaşasın Türkiye Cumhuriyeti.

bir olur bin diriliriz

AKP’nin 681 Oyu Nasıl 1553 Oldu?

Acıma yetime, döner koyar götüne derler.

22 Temmuz seçimlerine gölge düştü. Ama ne yapılabildi? Hiçbirşey! Bir kıytırık imza yüzünden… Bazı sandıklarda öyle iddialar var ki: AKP’nin 681 Oyu Nasıl 1553 Oldu?

GEÇEN cuma günü İşte belgesi diye İzmir 2. bölgeden (Karşıyaka) gelen 6 sandık tutanağında, oy sayılarının AKP lehine değiştirildiğini gündeme getirmiştik.

Şimdi de aynı bölgeden elimize gelen yeni şok belgeleri açıklıyoruz.

Yeni 20 sandık tutanağının tümünde AKP lehinde, CHP ve MHP aleyhinde oylamalar yapılmış. Örneğin, ilgili 16 sandıkta AKP’nin oy toplamı gerçekte 681 iken, Yüksek Seçim Kurulu bilgisayardaki rakam ise 1553 olarak gözüküyor. Yani AKP’ye 872 oy ilave edilmiş (iki katından daha fazla).

CHP ile değişiklik yapıldığı görülen 11 sandık tutanağında CHP’nin gerçek oyunun 1818 iken; YSK’nın bilgisayar sonuçlarında bu rakam 844 olarak gözüküyor. Yani 1818 oydan toplam 974 oy düşürülmüş oluyor.

MHP’nin ise 11 sandıktaki toplam 362 oyu, 210’a indirilmiş; yani 152 oyu çalınmış.

Elimizdeki belgelere dayanarak köşemizde aktardığımız yazıdan sonra CHP ve MHP’nin hareketlendiği dikkat çekiyor.

MHP: HIRSIZLAR ADALET ÖNÜNE ÇIKARTILSIN

CHP Genel Merkezi’nde Algan HACALOĞLU ve Atilla KART’ın bir çalışma yaptıkları belirtilirken, MHP İzmir İl Başkanı Musavat DERVİŞOĞLU da dün eldeki belgeleri bir basın toplantısıyla gündeme aktardı. Dervişoğlu, İzmir’deki 41 sandıkta AKP’ye 1397 oyun fazla yazıldığını, MHP’nin 290, CHP’nin ise 847 oyunun eksiltildiğini açıkladı. Torbalı, Çiğli, Konak, Balçova, Güzelbahçe, Bornova ve Buca ilçelerinde belgeleri elde bulunan tutanaklara göre CHP ve MHP’ye dönük oy indirimleri yapılarak, AKP’ye fazla oy yazıldığını, ayrıca dört mükerrer tutanak tespit ettiklerini bildiren DERVİŞOĞLU, “Oy hırsızlığını kim yapıyorsa, arkasında kim varsa taşıdığı sıfat ne olursa olsun adalet önüne çıkartılmalıdır” diyor.

İşte 2. belge:

2044 No’lu sandık: AKP 19’dan 55’e çıkarılmış.
2110 No’lu sandık; AKP 34’ten 57’ye çıkarılmış, CHP 141’den 123’e düşürülmüş.
2199 No’lu sandık: AKP 72’den 127’ye çıkarılmış, CHP 125’ten 10’a düşürülmüş.
2233 No’lu sandık: AKP 17’den 101’e çıkarılmış, CHP 185’den 77’ye düşürülmüş.
2282 No’lu sandık: AKP 17’den 118’e çıkarılmış, CHP 185’ten 90’a; MHP 32’den 21’e düşürülmüş.
2290 No’lu sandık: AKP 59’dan 69’a çıkarılmış; CHP 143’ten 111’e; MHP 34’den 30’a düşürülmüş.
2293 No’lu sandık: AKP 17’den 90’a çıkarılmış, CHP 183’ten 108’e düşürülmüş.
2297 No’lu sandık: AKP 50’den 78’e çıkarılmış; CHP 148’den 101’e düşürülmüş.
2345 No’lu sandık: MHP 42’den 4’e düşürülmüş.
2353 No’lu sandık: AKP 27’den 145’e çıkarılmış, CHP 164’ten 42’ye; MHP 22’den 16’ya düşürülmüş.
2359 No’lu sandık: AKP 68’den 105’e çıkarılmış.
2362 No’lu sandık: AKP 28’den 56’ya çıkarılmış; CHP 192’den 39’a; MHP 27’den 22’ye düşürülmüş.
2365 No’lu sandık: AKP 38’den 64’e çıkarılmış, CHP 175’ten 94’e; MHP 25’ten 13’e düşürülmüş.
2373 No’lu sandık; MHP 46’dan 10’a düşürülmüş.
2396 No’lu sandık: AKP 23’ten 134’e çıkartılmış, CHP 167’den 56’ya düşürülmüş.
3086 No’lu sandık; AKP 117’den 126’ya çıkarılmış, MHP 28’den 25’e düşürülmüş.
3109 No’lu sandık: AKP 135’ten 150’ye çıkarılmış, MHP 38’den 30’a düşürülmüş.
3182 No’lu sandık: AKP 92’den 162’ye çıkarılmış, MHP 33’ten 23’e düşürülmüş.
3195 No’lu sandık: AKP 66’dan 68’e çıkarılmış, CHP 110’dan 108’e düşürülmüş.
3269 No’lu sandık: AKP 102’den 150’ye çıkartılmış, MHP 35’ten 17’ye düşürülmüş.

CHP’nin oyları İP’ye aktarıldı

İSTANBUL 1. bölgeden (Kadıköy) CHP 9. sıra adayı olan Prof. Mustafa ZENGİN galiba 300-350 oyla kazanamadım diyor. Geçen cuma günkü oy kaymalarına ilişkin belgelere dayalı yazımızdan sonra Kadıköy 1. çevredeki belgeleri incelemiş… Şunları söylüyor: “3325 sayılı sandık tutanağında CHP’ye verildiği görülen 94 oyun, birleştirme tutanağında 53’e indirildiğini ve indirilen oy sayısının, sandık tutanağında 71 olan AKP hanesine kaydırılarak 117 olarak yazıldığı; 3329 sayılı sandık tutanağında ise CHP’ye verilen 90 oyun tamamı birleştirme tutanağında İP’ye yazılarak, CHP’ye sıfır yazıldığı; 3338 sayılı sandıkta da aynı işlemin yapılarak 29 olan oyumuzun sıfırlanarak İP’ye 29 olarak kaydedildiğini; 4215 sayılı sandıkta 157 olan oyumuzun da İP sütununa 157 olarak kaydettiklerini… Bunları gören biri olarak, bırakınız insan olmayı bir seçmen olarak ne düşünmeliyim? Ülkemizin bu en korunaklı (en azından seçim açısından) yöresinde bu tür hileleri yapanların, özellikle altında bir ‘hakim’ imzalı bu tutanakların hiçbir anlam ifade etmediğini, ülkemizin başka korunaklı(!) yörelerinde neler yapabildiğini düşünmek korkunç, üzücü ve düşündürücü değil midir? Ama bizleri yaralayan partimizin bu konudaki duyarsız, umursamaz tavrıdır. Galiba onlar durumlarından memnundur veya umarsızlardır. İkisi de acıdır ve düşündürücüdür.

Prof. Dr. Mustafa ZENGİN”

23/08/2007 Yalçın BAYER ybayer@hurriyet.com.tr

3-5 F-16; 30-40 sorti

Dün, Türkiye’nin önde gelen bütün televizyon kanallarından aradılar.

Arayanların hepsi, ciddi, sorumlu yayıncılık anlayışına sahip, güvendiğim insanlardı.

Hepsi de canlı yayına çıkıp görüşlerimi anlatmamı istediler.

Buradan hepsine teşekkür ediyorum.

Bir de özür diliyorum.

Çünkü, sıcağı sıcağına kameraların karşısına geçip, o an ne düşündüğümü anlatabilecek durumda değildim.

O an içimde akıl değil, his ve öfke fırtınaları esiyordu.

Gözümün önünde, gencecik kahraman çocuklardan ve onlara yapılan kalleşlikten başka hiçbir fotoğraf yoktu.

İçimdeki ses, “Ne duruyorsun yürü” cümlesinde tıkanıp kalan bir haykırıştan ibaretti.

*

Çıkıp bunu haykırmak da içimden gelmedi.

Çünkü o kalleş, genç askerimizi pusuya düşürmüş.

Arkasından da hepimizi pusuya düşürmesin diye düşündüm.

O mevzie nasıl daha akıllı girerim, nasıl o pusuyu, o alçağın tepesine geçiririm, ona baktım.

Aklımdaki soruları alt alta yazdım.

En başına da şu soruyu koydum.

Geldiğimiz bu noktada muhatabımız kimdir?

Aşağılık cani sürüsü olmadığına göre, kimdir yakasına yapışacağımız asıl sorumlu?

Ve cevabını buldum.

Onu koruyan, ona yataklık eden, ona kol kanat gerenler.

*

Yani artık bizim muhatabımız Barzani‘dir.

Ona son, ama son defa şu mesajı, anlayacağı en direkt dille söylemeliyiz.

Önünde iki yol var. Ya komşumuz olacaksın, ya hedefimiz.

Evet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Silahlı Kuvvetleri’nin, Iraklı Kürtlere son sözü bu olmalıdır:

Ya muhatabım, sınır komşum kalacaksın, ya da düşmanım olacaksın.

Karar onların.

Eğer Amerika Birleşik Devletleri’ne güvenip, düşmanımız olma yolunu seçerlerse kendileri bilir.

Bundan böyle, namlularımız, Barzani‘ye çevrilmiştir.

Hedefimiz, Barzani‘nin, askeri ve ekonomik hedefleridir.

Amacımız, oradaki “Kürt rüyasını“, “Türk kabusuna” çevirmektir.

Barzani, eğer PKK üzerinden bir “Kürt megalo idea“sını gerçekleştirmeyi hayal ediyorsa, biz de onun karşısına bir yeni “misak-ı milli” haritası çıkarmalıyız.

Veya…

En azından, o megalo ideanın fiyatının, onların ödeyemeyeceği kadar ağır olduğunu kafalarına çakmalıyız.

Demeliyiz ki;

Üç beş F-16, otuz kırk sorti; neticesi yirmi yıl geriye gitmiş bir Kuzey Irak’tır.

Karşımıza Amerikan F-16’ları mı çıkacaktır?

Çıkarsa, onlar bilir.

Bir İran, artı bir Suriye…

Üzerine bir Rusya ekleyin.

Ta Afganistan’a kadar uzanan bir coğrafya çıkar karşınıza.

Buna, şimdi senden nefret eden eski arka bahçen Latin Amerika’yı ekle.

Kala kala, her olayda nötr kalan bir Avrupa…

Bunu sadece biz değil, 14 bin kilometre ötedeki Amerika da düşünmelidir.

Hesap oradaysa, terazi burada.

Bir tarafta üç buçuk Kuzey Irak.

Bu tarafta Türkiye.

Ağırlığını terazinin o tarafına değil de bu tarafına koyduğu takdirde, bölgedeki bütün dengeleri altüst edecek bir “eski dost“.

*

Türkiye artık, tarihi kararını ve küresel tercihini yapacak noktaya gelmiştir.

Bizi bu noktaya getiren, Kuzey Irak şımarıklığının tek nedeni, süper devletin süper sersemliğidir.

Üç saatlik his ve öfke meditasyonumun beni getirdiği yer işte burasıdır.

22 Ekim 2007 Ertuğrul ÖZKÖK

Wanted

A tall well-built woman with good reputation, who can cook frog legs, who appreciates a good fucschia garden, classical music and talking without getting too serious.


Wanted: A tall well-built woman with good
reputation, who can cook frog
legs, who appreciates a good fuc-
schia garden, classical music and tal-
king without getting too serious.
But please only read lines 1, 3 and 5.

A tall well-built woman with good legs, who appreciates a good fucking without getting too serious.

Emin ÇÖLAŞAN Konuştu

Emin ÇÖLAŞAN…….Bir şeyler değişmişti, yavaş yavaş telkinler gelmeye başladı; “yazma-eleştirme; fazla eleştiriyorsun”. Ve bunlar giderek arttı. Boyunu giderek attırdı. Ciddi bir baskıya dönüştü. Ve tekrar söylüyorum baskı gören tek insan ben değildim. Özellikle çeşitli gazetelerdeki muhabir arkadaşlarımız baskının daha büyüğünü gördüler. Bir kısmı sessiz sedasız atıldılar. Muhabir arkadaşımız haberini yazıyordu eğer ucu hükümete dokunuyorsa o haberlerin yüzde 95 ‘i gazetelere girmiyordu. Dahası var örneğin RTE’nin hoşuna gitmeyen soru soran arkadaşımız mutlaka şikayet ediliyordu. Dikkat etsin herkes, artık gazeteciler bunlara rahat soru sormuyorlar. Şikayet mekanizması var onların…

Mustafa BALBAY: Sizin yazılara ne oldu…

Emin ÇÖLAŞAN: Şimdi Mustafa benim yazılara da aynı şekilde şikayet mekanizması başladı. Ve Mustafa medyaya baktığın zaman medyanın Türkiye deki bugünkü durumundan kaynaklanıyor hadise…. Medya artık gazetecilik yapmıyor, medya patronları gazete veya televizyon patronları değil. Bunların hepsinin bankaları var, büyük holdingleri var, petrol şirketleri var, büyük ihalelere giriyor bunlar. Enerjiler var, özelleştirme ihaleleri var, arazi alımları var -arazi derken çok değerli araziler- Onların üzerine gökdelen dikme projeleri. dolayısıyla bunlar her şeyleriyle AKP ‘ye göbekten bağlandılar. AKP ‘de bunları kuşattı, kımıldayamayacak hale getirdi… Ben bu sıkıntıları 4,5 5 yıla yakın süre Hürriyette yaşadım ama bu sıkıntıları yaşayan tek ben değildim. Ben marka isim olduğum için bunlar gündeme geliyordu. Ama bugün bize inanmayanlar muhabir arkadaşlarımıza sorsunlar onlara dolaylı baskılar yapıldı. Muhabirlere yapılan baskı korkunçtu, bana bire bir yapıldı…

Mustafa BALBAY: Şimdi size bire bir yapıldı. Şu anda Türkiye’nin en çok okunan yazarı Hükümet baskısı yoluyla işinden oluyor. Şimdi demokrasi, fikir hakları şampiyonları hiç oralardan size bir şey diyen oldu mu?

Emin ÇÖLAŞAN: Çok ender oldu. Yani bana karşı olan kesimleri kastediyorsan eğer. 2. Cumhuriyetçiler, AB şampiyonları, dinci kesim. Bunlardan fazla bir ses çıkmadı. Fikir ifade özgürlüğü laflarını hiç kullanmadılar ama bunlar benim aleyhime de bir şey yazmadılar. Dolayısıyla onların bu tür yayın yapamamaları ile benim hiç bir lekem olmadığı tescillendi.

Şimdi gelelim AB şampiyonlarına. Patronlara soruyorum ben bunu. Cumhuriyet Gazetesi ile Anadolu ajansı dışında basında sendika var mı? Peki sen bunu AB’ye nasıl anlatıyorsun arkadaş, AB’nin temel ilkelerinden sendikayı sıfırlıyor ama sırtını AB’ye dayıyorsun. Bunu yapan patronlar AB çığırtkanlığı yapan patronlardır.

Mustafa BALBAY: Peki Emin Ağabey bir dönem zorunlu da denebilecek izne çıktınız. Ne tür yazılar yazmaya zorlandınız?

Emin ÇÖLAŞAN: Yani şu tür yazı yaz diye bir olay olmadı. Şu tür yazıları yazma oldu. Bir de niye bunları yazmıyorsun. Yazmadığım konulardan da ben suçlandım. Mesela Uzan ailesini niye yazmıyorsun arkadaş dediler. Gazete yönetiminden imzalı mektup geldi, kitaba saklıyorum. Sana yakışıyor mu Uzan ailesini yazmamak. Halbuki ben Uzan ailesini çok yazdım. Mahkemeye vermişti Uzanlar. 4 yıl hapse mahkum edildim. Bir gazeteciye daha verilmedi öyle ceza. Daha sonra Şevket Kazan o cezayı veren yargıcı adalet bakanlığında danışman yaptı Refahyol döneminde.

Önemli olan bir gazeteciye baskı yapılmasıdır. Yaz, yazma, şunu neden yazmadın, bunları yazma, hükümetin üzerine gitme, eleştirme. Şurada bir şey daha söyleyeyim. Bu kitabı nasıl yazmaya karar verdim ben. AKP döneminde şeye uyandım. Bu baskı devam edecek dedim, tamam mı. İlk günden itibaren bunları belgelemeye başladım ben. Tek tek. Her şey elimde benim. Kitapta birebir yaşadıklarım olacak.

Bana koyan ne biliyor musun? Medyanın bu duruma düşürülmüş olması. Şimdi bak bugün medyaya bir bakalım. Şimdi Doğan medya grubu var: Hürriyet, Milliyet, radikal, fanatik, referans, posta, vatan. Doğan grubu gazeteleri bunlar.
Televizyonları Kanal D, CNN Türk, Star ve D grubu yayınları….
Doğan medya grubunun yayın organlarına baktık sırayla. Doğan Medya Grubu aynı zamanda Poaş, Hilton oteli-İstanbul ve onun çok büyük arazisi, özelleştirme ihaleleri, 2005 yılına kadar Dışbank bankacılık olayı…

Sabah ve ATV; Hükümetin gazetesi Sabah. ATV hükümetin televizyonu. O arkadaşlar da hepsi devlet memuru…

Sabah satılacak 6 Kasım’da kime satacaklar? Hükümete yakın bir gruba satacaklar.

Geriye Akşam grubu kalıyor: Tercüman, Akşam, Show, Skytürk, Digitürk. Mehmet Emin Karamehmet o da iş adamı..

Geriye ne kalıyor din taciri basın. Kim bunlar Türkiye ve TGRT Haber, Zaman, Yeni Şafak, Vakit, Bugün, Star aklımıza gelenler bunlar. Önümde notlar falan yok.

Medyanın geldiği duruma bakalım ya. Bir ülkede medya bu kadar bastırılırsa, bu kadar taraf tutar duruma getirilmişse halkın iradesi kalır mı geriye?

Bunlardan korkamayan kaç tane yayın organı var gazetelerden; Cumhuriyet, Yeniçağ, Tercüman Karamehmet’e bağlı olmasına rağmen muhalefet yayını yapıyor. Başka 3… O kadar…

Televizyon olarak Kanaltürk. Tuncay Özkan ‘ın kanalı, neler yaptıklarını biliyoruz Tuncay Özkan’a baskı olarak. ART burası özgürce yayın yaptığımız yer. Kanal B Başkent Üniversitesinin kanalı bir ölçüde muhalif. Ulusal TV İşçi partisinin kanalı… Yeniçağ TV varmış bilmiyorum herhalde muhalif yayın yapıyor. 70-80 belki 100lerce kanalın yanında sadece 4 kanal…

Mustafa BALBAY: Ben medya için kitle İMAL Silahı diyorum.. Burada duruşu önemli olan Doğan Grubuydu. Medyada sen en çok okunan yazarını arenaya atıyorsun. Ve hiçbir gerekçe yok.

Emin ÇÖLAŞAN: Ya bir üç kağıtçılık yapmış olursun, bir ahlaksızlığın çıkar ortaya, para karşılığı yazı yazmış olursun, yasadışı bir işe bulaşmış olursun… O zaman ben senin karşında olamazdım. Başım eğik evde oturuyor olurdum. Allaha şükür alnımız açık. Şu basın piyasasında örneğin dolandırıcılıktan hüküm giymiş insanlar en makbul insanlar. Devleti dolandırmış adamlar makbul adamlar Doğan grubunda. Basın kartı alması yasaklanan ahlaki nedenlerle bunlar önemli adamlar… İş takipçiliği yaptığı kesinleşmiş adamlar köşe yazarı. Niye? Onar bu devre uyan adamlar. 1 Milyon dolar rüşvet aldığını benim belgelediğim adamlar bugün köşe yazarı. Bunlar dokunuyor, ülkem adına üzülüyorum. Allaha şükür benim buram (alnını göstererek) açık…

Ve arkadaş, Mustafa biz tam göbeğinde yaşadık bunları. Türkiye’nin ve basının tarihinin göbeğinde yaşıyoruz. Önemli olan bunları herkesin bilmesi. Ya Türkiye’de bir basın medya var. Milyonlarca insan bu medyayı izliyor ister istemez, beğenerek veya beğenmeyerek. Ve nasıl çalışıyor bu medya biz neler yaşıyoruz. Kan kustuk kızılcık şerbeti içtik dedik. Bunları dışarı yansıtmayalım ama bir gün yansıyacağını biliyordum ve ona göre hazırlıklı gidiyordum her şeye…

Mustafa BALBAY: Baskı gördüğünüz, zorunlu izne çıktığınız o dönemde çok gergindiniz. 1 saatte 8-10 sigara içtiğinizi biliyorum. Ama o kaleyi terketmemeliydiniz, bunu konuştuk sohbetlerde… Bir de şunu da Emin Ağabey Hükümet bir bütün ama sanıyorum kimi bakanlar ayrıca hassasiyet konusuydu.

Emin ÇÖLAŞAN: Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ı gel de yaz bakayım.

Mustafa BALBAY: 1 Numara o mudur?

Emin ÇÖLAŞAN: 1 Başbakan 2 Maliye bakanı… Demin söylediğinden girelim lafa. Benim yazılarım makaslanırken, sansüre uğratılırken benim aklımda hep bırakmak gitmek vardı ama, insanların haklı uyarısı vardı, sen burayı bırakıp gidemezsin onlar seni kovuncaya kadar kalmakla yükümlüsün, senin bir işlevin var ben bunları binlerce insandan duydum. Herkes aynı şeyi söyledi, arkadaş kafana balyozu yiyeceksin yine de yazacaksın dediler. Olay oydu Mustafa.

Dediğim gibi 2. şeyine geleyim. Başbakan ve Maliye Bakanıydı dokunulmazlığı olanlar. Çünkü onlar yakalamıştı şeylerden….(Hilton Oteli ve diğer Aydın Doğan şirketleri).

Burada ilk kez değiniyorum ART ekranında bu olaya. Bugüne kadar da hiç konuşmadım, hep sustum. Bütün medya da benim peşimdeydi. Kimseyle konuşmadım…

Ve tabi beni inciten bir olay daha var ben bu gazeteye 22 yıl hizmet verdim. Yönetim katından bana bir teşekkür gelmedi. Arkadaş sağ ol, bu iş böyle oldu ama çok teşekkür ederiz, sağ ol demediler. Gelen tebligatta sadece insan kaynakları ile muhasebe müdürünün teşekkürü vardı yazılı olarak…. Benim de belki teşekkür edeceğim bazı şeyler vardır, karşılıklı hakkını helal et diyemedik…

Mustafa BALBAY: 22 Temmuz böyle sonuçlanmasa bu olur muydu?

Emin ÇÖLAŞAN: Asla, kesinlikle. Şu geçtiğimiz seçimde örnek olarak bir CHP-MHP koalisyonu çıkmıştı; ya da AKP-MHP, AKP-CHP çıksa yine olmazdı. Bunlar 2. kez tek parti olarak geldikleri zaman olay bitti. Daha beklentileri var…

Diyelim ki seçimden bu yana 2 ay geçti. Muhalefetten de ben şu ana kadar fazla bir şey duymuş değilim. Benim olayımda beni bazı CHP milletvekili olan arkadaşlarım dostlarım dışında bir tek Deniz Baykal aradı; MHP kesiminden hiçbir ses gelmedi; Tansu Çiller aradı… Şu anda aklıma gelen bir şey yok…

Mustafa BALBAY: MHP belki AKP ‘yi üzmemek için aramamıştır. Muhalefeti söğüt bölgesinde yapacak herhalde…

Emin ÇÖLAŞAN: Bunlar o muhalefet görevlerini yerine getiremedikleri gibi sanki işbirliği havasına girdiler. Belleklerde o izlenim yerleşiyor.

Mustafa BALBAY: MHP Kasımda seçime gidelim dedi Tayyip Erdoğan’ı başbakan yaptı, şimdi de Gül ‘ü Cumhurbaşkanı yaptı.

Emin ÇÖLAŞAN: Tuhaf çok tuhaf bir olay. Devlet Bahçeli bizim sorunumuz değil istediklerini seçerler dedi. Kanarya sevenler derneğine başkan seçiliyormuş gibi. MHP bayrakları suya indirdiği gibi Abdullah Gül ‘ü şakır şakır Çankaya ‘ya çıkardılar. Bunu MHP’ye borçlular.

Mustafa BALBAY: Siyasi kimliği çok öne çıkmış, TC ile davalık olmuş birisi Gül…

Emin ÇÖLAŞAN: Milletvekili kimliği ile yani milletvekili iken kendisi, karısı dava ediyor. Kendisinden izinsiz olması mümkün değil. Abdullah Gül Türk Devletini mahkemeye vermiş birisidir.

Mustafa BALBAY: Anayasa? Mir Dengi Fırat Anayasa komisyonuna başkanlık ediyor. AKP şu anda bir AKP anayasası hazırlıyor. Muhalefetten ses yok…

Emin ÇÖLAŞAN: Ya Mustafa, Anayasa dediğimiz olay 72 milyon insanın her birini ilgilendiren bir olaydır. Sen diyorsun ki arkadaş ben G oyla geldim yeni bir anayasa yapacağım. Ama sen bu hakka sahip değilsin. Sapanca Gölünde adamları kampa giriyor, iktidar partisi kendi çıkarları doğrultusunda anaysa hazırlıyor. Kamuoyunda tartışılmalı…

Mustafa BALBAY: TC devleti gelen her hükümetle birlikte kabuk ve anayasa değiştiren bir devlet midir? Merkel geldi, Scröder gibi devam ediyor keza İngiltere’de öyle bir devamlılık var…

Emin ÇÖLAŞAN: Yahu hangi uygar ülkede böyle bir şey olabilir. İş rejim değişikliğine geliyor. Daha vahimini söyleyeyim; yargıyı falanda kendi ellerine geçiriyorlar. Anayasa mahkemesi üyelerini TBMM seçecek yani AKP kendine yakın adamları anayasa mahkemesine seçecek… Bir de yargı hem bağımsız hem de tarafsız olacakmış diyorlar. AKP tarafından seçilen isimlerin tarafsız olması mümkün mü?

Sayıştay’a üye seçimini yapamadılar. 2 yıl geçti.. Gelen isimleri beğenmediler. Yargıya sen meclisi nasıl karıştırırsın kardeşim. Yargıya üye seçimini meclis yapar mı?!!!

Mustafa BALBAY: Cumhurbaşkanı AKP ‘li, kendince tarafsız durmak durumunda. Yetkilerini alacaklar ki tarafsızlığı bozulmasın…

Emin ÇÖLAŞAN: Şimdi bunlar yüzde 47 oyun baskısıyla her şeyi yapacaklarını sanıyorlar. O oyun bunlara ait oranı çok daha azdır. İstikrar temasını işlediler. Arkadaş adam diyor ki benim bankaya konut, araba kredisi borcum var. Zaten şimdiden mahvolmuş, bir de istikrar bozulursa ben bittim diyor git oyunu ailece AKP ‘ye ver…. Yardım paketleri, kömür yardımları yeşil kart….

Mustafa BALBAY: Cumhuriyet dışında Medya vermedi, Türkiye’de 14 milyon yeşil kartlı var. Bunlardan 5 milyonunu iptal ettiler. Şimdi yurttaşlar peynir ekmek gibi seçimden önce dağıttılar. Herkese dağıttılar şimdi 5 milyonunu iptal ettiler son 10 günde… İnsanlar hastahaneye gittiklerinde öğreniyorlar iptali…

Emin ÇÖLAŞAN: Bir kaç milyon oyu bu şekilde cukladılar. 47’nin içinde bunlar var. AB bunları görmüyor mu bu kadar yalakalık yapıyorlar AB’ye… Sendikasızlaştırma olaylarına bunlara tavır koymalı ama kendi amaçları uğruna ses çıkarmıyorlar bu rezilliğe…

Mustafa BALBAY: TT 2006 yılı karı 2,7 milyar dolar.. Şimdi TT çalışanları ile toplu sözleşme yapılacak, Lübnanlı arap şirketi yüzde 13 maaş düşüşü öneriyor Öger!!!

Emin ÇÖLAŞAN: Şimdi bak arkadaş ben gündemin içinde değilim. Ben bunu duymadım, bu doğrumu, vay anasını ya!!!!

Mustafa BALBAY: Maaşlara %4 zam yaptım diyor ama 112 gün ikramiyeyi 30’a indirdim diyor. %4 zam çıkınca yıllığa vurunca yüzde 13’lük düşüşe geliyor.

Emin ÇÖLAŞAN: Bu korkunç bir olay ya…

Mustafa BALBAY: Yıllık karı 2,6 milyar dolar. Ankara ”dan San Fransisco ‘yu aramak düşürüldü, Kızılay yeni mahalleyi aramak zamlandı.

Emin ÇÖLAŞAN: Kelepir düşürüldü. Sorun ne Mustafa biliyor musun? İşsizlik korkunç boyutta. TT tepki veren çalışanlarına arkadaş işine geliyorsa diyecek, bak kapıda çalışmaya hazır binlerce insan var.

Mustafa BALBAY: Sendikaya üye olmayanlara ayrıca zam yapmışlar.

Emin ÇÖLAŞAN: Korkunç. Ve aynı olayı biz medyada yaşamıyor muyuz? Bir sürü genç gazeteci, parasız çalıştırılmıyor mu? Ya da ses vermeye yeltenen muhabir gazeteci arkadaşlara çek git denmiyor mu? İşte hadise bu tam bir sömürü çarkı… Anayasa değişecek falan onlar da işin cilası….

Türkiyede yaşanan en büyük peşkeşleri yaşadık. Hiç yabancıya satış yapılmıyor, yabancıya derken kendilerinden olmayana biz yabancıyız, kendilerinden olmayana satış yapılmıyor. Her şey ona göre ayarlanıyor. Büyük ihalelere kendi adamları sokuluyor. 6-7 Kasım günü kimlerin gireceğini görelim ATV sabah ihalesine…

Mustafa BALBAY: Bir kaç yıl sonra Türk Telekom ‘da hiç sendikalı işçi kalmayacak.

Emin ÇÖLAŞAN: 2,7 milyar dolar bir yıllık karı. Demek 2 yıllık karına sattılar. Bu korkunç bir şeydir, dünyanın neresinde olabilir böyle bir peşkeş. Neden onu yıllar boyu kullanıp da her sene bütçene katkı yapmadın. Bunların hepsinin hesabının sorulması gerekir…

Mustafa BALBAY: Çok kısa şeye değinelim. 11 Eylül günü bir terör tehlikesi yaşadı Ankara. Sanırım bir gözdağıydı Türkiye ‘ye. Doğrusu ürkütücü bir durum… Bir de halk oylaması süreci devam ediyor. 11. Cumhurbaşkanı görevde ve nasıl seçilmesi gerektiğini oyluyorlar…

Emin ÇÖLAŞAN: Bu komedidir. Peki ne olacak evet çıkarsa Abdullah Gül yeniden seçime mi girecek? Hayır derse halk peki zaten seçildi deyip orda mı kalacak? Olmaz böyle komedi. Böyle ciddiyetsiz bir olayda o sandığa ben gitmem. Bu bir komedidir.

Mustafa BALBAY: Kaç hukukçuyla görüşülse o kadar görüş oluyor.

Emin ÇÖLAŞAN: Komedi be Mustafa…

Mustafa BALBAY: Bundan sonra ne yapacaksınız diye soruyorlar?

Emin ÇÖLAŞAN: Valla ben de bilmiyorum Mustafa… Ben şu anda gerçekten bilmiyorum, bir kitap olayına odaklandım. Sanıyorum Ekim ortalarında çıkacaktır kitap. Onun ötesinde sonra ayrıntılı bir düşünme sürecine girmem gerekiyor.
Ben tatil yapmadım tam tatile giderken bu olay girdi. Bir de kafamı dinleyeyim…

Mustafa BALBAY: Her pazar saat 11’de biz ART ‘de gerçekleri söylemeye devam edeceğiz… Benim bir düşüncem daha var… O yazılar diye ayrı bir kitap haline getirmek?

Emin ÇÖLAŞAN: Düşünmedim, yapılabilir. Tayyip yazıları gibi bir şey olabilir, ilerde düşünülecek bir olaydır.

Mustafa BALBAY: Sizi Cumhuriyette görmek isteyenler var.

Emin ÇÖLAŞAN: Cumhuriyet sağ olsun ısrarla beni istiyor.

Mustafa BALBAY: Önümüzdeki programlarda da biz medyaya değineceğiz.

Emin ÇÖLAŞAN: Artık ona biraz daha sık değinmekte fayda var…”

http://www.kackisiyiz.com/

Hıyarlara Mesaj!

Onlar kendilerini bilirler…

HALA ANLAMAYANLARA TEKRAR EDELİM!

Tayyip diyor ki; ey benim okuyup araştırmayan halkım:

  1. Şehidinize hakaret ettim, anlamadınız;
  2. Ermeni yahudi demeden ülke varlıklarını sattıp, egemenliğimizi devrettim, anlamadınız;
  3. Kendi ülkemi bölen projenin Eş Başkanı'yım dedim, anlamadınız;
  4. Erbakan bile “AKP'yi siyonistler kurdurdu' dedi, ki doğru, anlamadınız;
  5. Türkiye'yi katmerli bir borcun altına soktum, toprakları sattım, anlamadınız;
  6. Barzani ve Talabani ile kolkola girip kendi askerimizi dışladım, anlamadınız;
  7. Din, müslümanlık ve islam dedik, 4 yıl boyunca rekor sayıda kilise açtırdım, bu nasıl müslümaklık demediniz ve yine anlamadınız;
  8. Oğluma açık açık gemi aldım, alenen 4 senede onu da trilyoner yaptım, anlamadınız;
  9. Maliye bakanıyla elele verip yedi sülalemize yetecek paraları götürdük, anlamadınız;
  10. Teroristbaşına sayın dedim, anlamadınız;
  11. Ülkeyi en yüksek faizle borçlandırdım, anlamadınız;
  12. 2002'deki seçim öncesi dokunulmazlıkları kaldıracam diye yalan söyleyip sonra bi daha lafını bile etmedim, anlamadınız;
  13. Derdini söyleyen vatandaşa siktir çektim, anlamadınız;
  14. Üstüne üstlük bütün bunları tembel muhalefet de size iyi anlatmayınca, sandıktan hooop ben çıktım. Şimdi bir 5 yıl daha sizleri ben sevmeyim de kimler sevsin…

Bu 5 yılda da yapacagımı yaparım, ondan sonra ister seeeç ister seçme. Nasıl olsa kalkıp yüzünüze sövsem yine %30 alırım.

Canım hıyarlarım benim.

Email ile geldi, ileteyim dedim…

Tanrının Türklere Verdiği Erdemler

Tanrı dünyayı yarattığı zaman gelecekteki ulusların temsilcilerini yanına çağırmış her birine ikişer erdem vermiş:İsviçrelilere:
Düzenlilik ve yasalara saygı;

İngilizlere:
Soğukkanlılık ve asalet;

Japonlara:
Çalışkanlık ve sabır;

İtalyanlara:
Neşe ve romantizm;

Fransızlara:
Şarap ve güzel yemekler;

Türklere:
Zeka, dürüstlük ve Tayyip sevgisi…

Meleklerden biri bu dağıtımdan sonra dayanamayarak Tanrı’ya sormuş:

– Bütün uluslara ikişer erdem verdiniz ama Türk’lere üç tane. Neden?
– Evet ama sadece ikisini kullanabilecekler…

Böylece bir Türk zeki ve Tayyip’çi olduğu zaman, dürüst olmayacaktır.
Bir Türk dürüst ve Tayyip’çi olduğu zaman, zeki olmayacaktır.
Bir Türk hem zeki hem de dürüst olduğu zaman ise Tayyip’çi olmayacaktır.

Email ile geldi, ileteyim dedim…

Her İki Kişiden Biri

Sokakta gezen her iki kadından biri “mal” olmayı içine sindiriyorsa. .

Her iki çiftçiden biri “anasını da alıp gidiyorsa“..

Her iki fındık üreticisinden biri ayaklandılar diye kendilerine dayakattıranlara teşekkür ediyorsa,

Devlete vergi ödeyen her iki işçiden biri bu vergilerinin Anadolu takımlarına futbolcu transferinde kullanılmasına razıysa..

Sokaklarda çöp bidonlarını karıştırarak karnını doyuran her iki insandan biri halinden memnunsa..

Boş zamanlarında işportacılık yapan her iki memurdan biri mutluysa..

Her iki şehit torunundan biri atalarının dedelerinin kanlarıyla sulanmış bu toprakların barzaniye peşkeş çekilmesinden rahatsızlık duymuyorsa..

Her iki komşumuzdan biri AKP karşıtlığının din karşıtlığı olduğunu düşünüyorsa,

Çocuklarımızın geleceğini şekillendiren her iki öğretmenden biri AKP'nin icraatlarını onaylıyorsa,

Oğlu işsiz olan her iki babadan biri “benim oğlum da işsiz kalıversin” diyorsa,

Evladını askere gönderen her iki kişiden biri “askerlik yan gelip yatma yeri değil” diye düşünüyorsa,

Her iki arkadaşımızdan biri “hem laik hem müslüman olunmaz” diyorsa,

Ülke halkının yarısı şimdiye kadar cumhurbaşkanlığı yapan 10 kişinin “dindar olmadığı” konusunda hemfikirse,

Her iki vergi mükellefinden biri yabancı sermayenin sıfır vergiyle faiz kazanmasından mutluluk duyuyorsa,

Parası olmadığı için özel dersanelere gidemeyen ve dolayısıyla üniversiteye giremeyen her iki gençten biri başbakanın oğlunun bursla ABD'de okumasından gurur duyuyorsa,

Üniversiteyi bitirmiş boşta gezen her iki işsizden biri başbakanın oğlunun 500.000 dolarcık peşinatla aldığı gemicikten rahatsızlık duymuyorsa,

403 YTL kazanan her iki asgari ücretlinin biri başbakan'ın 40.000 dolarlık saat takmasını doğru buluyorsa,

Yeni doğum yapan her iki anneden biri bebeğinin dünyaya 5.534 dolar borçlu gelmesinden şikayetçi değilse,

İşine arabasıyla giden her iki kişiden biri “dünyanın en pahalı benzinini kullandığı” için mutluysa,

Borsada parası olmayan her iki insandan biri “borsa yükseliyor demek ki ekonomi iyiye gidiyor” diyebiliyorsa,

Her iki emekliden biri maaşını alabilmek için sabahın beşinde kuyruğa girmekte bir sorun görmüyorsa,

Teröre 12.000 şehit, 20.000 yaralı vermiş ülke vatandaşlarının yarısı terörist başının “saygıdeğer” olduğu konusunda hemfikirse,

Kurtuluş savaşı vererek küllerinden yeniden doğan, ümmetten ulus yaratan bir ecdadın her iki evladından biri, bölgedeki idealleri uğruna ABD'nin empoze etmeye çalıştığı “ılımlı islam devleti” modelinde bir sakınca görmüyorsa,

Her iki kişiden biri “şeyinin şey edilmesini” seviyorsa,

Her iki kişiden biri önüne 4-5 yılda bir atılan makarnayla fasulyeye oyunu, ülkesini, çoluk çocuğunun geleceğini satmaktan utanmıyorsa,

10 Kasım törenlerine katılan her iki kişiden biri “sap gibi ayakta durmayı gereksiz” buluyorsa,

Her iki kadından biri “baş derisinde çıkan ve adına saç denen tüylerin erkekleri tahrik ettiğini ve örtülmesi gerektiğini, aksi halde dinsiz olunacağını” düşünüyorsa,

AKP sayesinde tatlı para kazanan, milyar dolarlık vergi kıyağı geçilen her iki holding patronundan biri “Cumhuriyet döneminin sonu gelmiştir, laik sistem çökmüştür ve onu kesinlikle değiştirmek istiyoruz” diyen kişiyi Cumhurbaşkanı olarak görmek istiyorsa… .

Biz ne yapalım? Mücalelemize nasıl devam edelim? İnsanlara zorla doğruyu nasıl gösterelim?

Düzen değişir düzülen değişmez” diye bir şey yok! Düzülmek zorunda değilsiniz. Hani onurunuz, hani gururunuz, hani mağrur ve güçlü Türk halkı?
Neredesiniz? Nereye saklandınız?
Ha bir torba pirince satmışsınız ha bir kaç milyar dolara ne farkeder?

Atatürk'ün, silah arkadaşlarının, günde bir tas şekersiz üzüm hoşafıyla Çanakkale'yi geçilmez kılan dedelerin torunları değilmisiniz siz?

Kubilay'ın başını kesenlerin torunlarına ve temsil ettikleri ideolojiye ülkeyi nasıl teslim ediyorsunuz?

Email ile geldi, ileteyim dedim…