Monthly Archives: November 2007

Nerede Yanlış Yapıyorum

Ok, lafı dolandırmaktan bıktım. Ben 25 yaşında güzel (olağanüstü güzel) bir kızım. Ayrıca anlaşılır ve harikuladeyim. New York’lu değilim. Evlilik için yıllık en azından 500’000.00 USD geliri olan bir adam arıyorum. Kulağa ne kadar garip geldiğinin farkındayım ama şunu da düşünün ki yıllık yarım milyon dolar New York gibi bir yer için orta sınıf sayılabilecek bir gelir. Yani çok abartmıyorum sanırım. Var mı buralarda yıllık yarım milyon dolar kazanan biri? Ya da onlardan birisinin karısı? Bana ipucu verebilir misiniz? Yıllık 200-250 bin dolar kazanan bir iş adamıyla ilişkim oldu ama maddi anlamda engellerle doluydu. 250 bin dolar bana Batı Central Park’ta yaşamayı vaat etmeye yeterli değil. Yoga derslerinden tanıdığım bir kadın bir yatırım danışmanıyla evlendi ve şu an Tribeca’da yaşıyor, o kadından eksik hiçbirşeyim yok. O zaman o neyi doğru yapıyor? Nasıl onun seviyesine erişebilirim?Aşağıda sorularımı sıralıyorum:

  • Bekar zengin adamlar nerelerde takılıyorlar? Bana belirli bar, restoran isimleri verebilir misiniz?
  • Bir eşten beklediğiniz nelerdir? Lütfen dürüst olun beyler, duygularımı incitmekten korkmayın.
  • Özellikle bir yaş aralığını hedeflemeli miyim? (bu arada ben 25 yaşındayım)
  • Neden kuzeydoğu tarafındaki savurgan hayat yaşayan kadınlar bu kadar basitler? Zengin adamlarla evli ama onlara hiçbir şey sunamayacak kadar “düz, basit” kadınlar gördüm. Diğer yandan, barda tek başına oturmaya mahkum olmuş inanılmaz hatunlar? Buradaki sorun nedir?
  • Hangi meslek gruplarına bakmam lazım? Herkes avukat, yatırım danışmanı, doktorları bilir. Bu adamlar gerçekte ne kadar kazanır ve nerelerde takılırlar? Şu hedge fund’cıların takıldıkları yerler nereler?
  • Evlilik yada sadece kız arkadaş olma konusunda nasıl karar verirsiniz?

Ben sadece “evlilik” arıyorum.

Lütfen hakaret edecek şeyler yazmayın. Ben burada kendimi dürüstçe ortaya koyuyorum. Bütün güzel kadınlar yüzeyseldir en azından ben öyleyim. Çıkamayacağım adamlar aramıyorum, görünüşü, kültürü, zevkleri uymayan.

İşte finansçı dostumuzun zekice analizi ve verdiği yanıt:

Yazınızı büyük bir ilgiyle okudum ve ikileminizi son derece anlamlı buldum. Size şu analizi sorununuz için sunuyorum:

Öncelikle ben sizin zamanınızı harcamıyorum. Yıllık yarım milyon dolardan fazlasını kazanan biri olarak sizin kriterlerinize uyuyorum. Bunu belirttikten sonra ne düşündüğüme gelince: Tüm yönetim, işletme kurallarını bir kenara bırakalım, öneriniz basit bir ticaret: Siz ortaya güzelliğinizi ben de paramı getiriyorum.

Benim gibi bir adam için teklifiniz sırdan, basit ve boktan bir iş teklifi. Bakin neden? Buraya kadar güzel, sorun yok. Ama söyle bir mahzur var ki, zamanla sizin güzelliğiniz sönecek ama benim gelirim sürekli artmaya devam edecek. Aslında benim gelirim büyük ihtimal artacak ama şurası kesin ki siz gittikçe güzelleşmeyeceksiniz.

İktisadi terimlerle açıklamak gerekirse siz değer kaybeden bir kıymetli varlık (asset) iken ben değer kazanan kıymetli bir varlığım. Ayrıca sadece değer kaybetmiyorsunuz, değer kaybetme hızınız da gittikçe artıyor.

İzin verin açıklayım: Şu an 25 yaşındasınız ve önümüzdeki 5 yıl için bu müthiş güzelliğiniz devam edecektir ama her geçen yıl ise azalacaktır bu. Hele 35’e geldiğinizde kafanıza bir taş düşecektir.

Wall Street terimleriyle de açıklamak gerekirse, sizi bir ticari pozisyon (trading position) olarak düşünebiliriz: Alış değil ve tut (not a buy and hold) Yani engel: Evlilik. Ticari yaklaşımla sizi satın almak mantıklı değil (bu benden istediğiniz şey) Onun yerine leasing etmeyi tercih ederim!

Belki çok acımasız olduğumu düşünüyorsunuz ama sunu söylemeliyim ki eğer param gidecekse, yani siz de güzelliğiniz gittikçe azaldığı için, bir çıktıya “out” ihtiyacım var. Bu kadar basit. Dolayısıyla bu anlamda evlilik yerine çıkma “dating” durumunda mantıklı olur.

Bundan konudan ayrı olarak, kariyerimin ilk yıllarında etkin marketler ile “efficient market” ilgili çalıştım. Şunu merak ediyorum. Sizin gibi cazibeli, güzel ve harikulade bir güzellik nasıl olur da aradığını şu ana kadar bulamaz? Dolayısıyla güzelliğinizle ilgili bahsettiklerinize inanmakta zorluk çekiyorum.

Bu arada, her zaman kendiniz için para yapabilecek bir yol bulabilirsiniz ve sonra bu zor konuşmalara gerek kalmaz.

Ama şu da var ki, siz yine de yolunuzu bulacaksınız. Klasik “pump and dump“! (hisse senedi fiyatlarıyla ilgili yanlış, yanlı yorumlar sonrasında fiyatlarının birden artıp sonrasında sönmesi)

Umarım söylediklerim sizin için yardımcı olur. Ve söylediğinim gibi eğer leasing olayına girmeye karar verirseniz, haberim olsun.

New York etkileyici bir yer…

Haydar Dümen Special (43)

Soru: Merhaba sayın Haydar DÜMEN. Ben 24 yaşında bir gencim. Kız arkadaşımla cinsel ilişkiye girdim. Korunmak için taktığım prezervatif kız arkadaşımın vajinasında kaldı. Bunun için gerçekten çok endişeleniyorum. Sizce ne yapmamız gerekir? Aradan 2 gün geçti ne olur bize yardım edin. Vereceğiniz cevap için şimdiden çok teşekkür ederim. İyi çalışmalar.

Cevap: Sevgili okurum. Prezervatif yerinden memnun olmalı ki bir türlü oradan çıkmak istemiyor. Büyük ozan yahya kemalin “Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden/Bir çok seneler geçti dönen yok seferinden” dizelerindeki gibi prezervatif orada mutlu olsa gerek. Ee doğrudur da. Yumuşak, sıcak bir yer dışarı çıksa nereye gideceğini çok iyi biliyor. Bu nedenle kaçıyor kaçabildiği yere kadar ve saklanıyor. Her neyse içeriden onu kız arkadaşın parmağını sokarak alsın. Eğer o yapamıyorsa sen parmağınla al ve bundan sonra kullandığın prezervatiflerin boyut bakımından kendi ölçüne uygun olanları kullan. Çok bol bir ceket giydiğimizde bir yere takıldığı zaman nasıl takıldığı yerde kalıverirse, prezervatif de öyle olmuş galiba.

İçim Acıyor, Kelimeler Yetmiyor

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbâlinin yegane temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbâlde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.

Millet, fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı!

İşte, bu ahvâl ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal ATATÜRK

Yusuf Ozan TAŞDEMİR
Bir ölür bin doğarız. Büyük Önderim Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Mirasçılarıyız. Bu can bedende kaldığı müddetçe vatanımızın neferleriyiz.
Cennet mekanınız olsun Aziz Şehitlerimiz. O kahpe korkak kalleşlerin leşlerini yere sereceğiz.
İtidal Tavsiye eden Cemil Çiçek gibilere Şehitlerin evine gitmelerini tavsiye ederiz. Atam o kadar iyi uyumamızı sağlamış ki bizi hala uyanamamaktayız. İlla bir cihan savaşı daha mı yaşamalıyız. Vatanı satanlara sessiz mi kalacağız…?
Teşekkürler Koç!

Dinc
Buraya Gençliğin Ata’ya Cevabı’nı kopyalamak istedim ama ne acıdır ki orijinal metinin hangisi olduğunu çıkartamadım. Enteresan farklı metinler var. Çok can alıcı kelimeler değiştirilmiş. Örnegin Vikikaynak’da “Ey Atam, … Bizler, bütün gücümüzü senin emanetlerinden, ulusal tarihimizden ve ruhumuzdaki Türklük onurundan alıyoruz. …” diyorken başka bir yerde aynı cümle “Ey Büyük Ata, … Bizler, bütün hızımızı senden, ulusal tarihimizden ve ruhumuzdaki sönmez inanç ateşinden alıyoruz. …” diyor. Başka bir yerde “sönmez inanç ateşi” yerini “sönmez iman ateşi”ne bırakmış. Tüm metinde başka farklılıklar da var, kısaca Türklüğün yerini ümmetin alması olarak değerlendirebiliriz. Dikkat çekmek istedim, kimler ne oyunların peşinde.
Bence her genç kendi cevabını önce kendine vermelidir. İşte bu gençler ölünceye kadar Ata’nın gençleri olarak kalacaktır. Ruhumuzdaki Türklük ateşi de, iman ateşi de aynı meşaleyi yakacaktır.

Murat BUYURGAN
Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.

Selin
Duygularımı ifade etmekte zorlanıyorum ben de.. İzninizle bunu benden daha iyi yapan Gazeteci Melike İlgün’e bırakmak istiyorum sözü. (Bu yazı 14 Haziran 2006′da yazılmış, son günlerde yoğunlaşan terörist saldırılarından aylar önce.)
Sayın Başbakan,
Birbirinden başarılı iki oğul babasısınız. Oğlunuz Burak alnının teriyle genç yaşta gemi aldı… Diğer oğlunuz Bilal Dünya Bankası’ndaki başarılarıyla stratejik ortağınız Amerikan başkanı Bush’un bile iltifatlarına mazhar oldu… İkisi de pırlanta gibi, Allah bağışlasın…
Demem o ki, bir evlat nasıl yetişir, bir baba evladına baktığında nasıl içi titrer, nasıl burnunun direği sızlayarak sever biliyorsunuz…
Ama oğlu ertesi gün askerlik kurası çekecek bir baba o geceyi nasıl geçirir, Güneydoğu’yu çeken oğlunu otobüse nasıl bindirir, 15 ay boyunca geceyi gündüze nasıl ekler, saatbaşı haberlerini nasıl içi içini yiyerek seyreder, telefonda konuştuğunda “Operasyona gidiyoruz, hakkını helal et baba” diyen oğluna ne cevap verir, bilmiyorsunuz…
Çünkü dediğim gibi oğullarınızdan biri armatör oldu… Güneydoğu’da deniz yok, Atatürk Barajı da oğlunuzun gemisi için pek küçük kalır, yakışık almaz… Yani Burak güvende… Allah bağışlasın…
E diğer oğlunuz Bilal de dediğim gibi Dünya Bankası’ndaydı… Şimdi ise Dünya Bankası her nedense sözleşmesini yenilemediği için the Brooking Institution’da… İşi düşünce üretmek olan bu kuruluş da geçenlerde Diyarbakır’ın belediye başkanı Sayın(!) Osman Baydemir’i ağırlamıştı, hatırlatırım… Yani sözün kısası Bilal de Washington’da, güvende… Allah bağışlasın…
O yüzden de “Artık şehit cenazeleri görmek istemiyoruz” diyen bir vatandaşa gönül rahatlığıyla “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir, canım kardeşim” diyebiliyorsunuz…
Ben de artık şehit cenazeleri görmek istemeyenlerdenim, bu yüzden ben de sizin “Canım kardeşim” diye hitap edebildiklerinizdenim. Can kardeşliğin verdiği samimiyet hissiyle, olanca içtenliğimle merak ediyorum.
Sayın Başbakan, 5 ayda verilen 50 şehidin ardından, “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” dediğiniz için, şehitlere “kelle” dediğiniz için hiç mi utanmıyorsunuz?
Bırakın politikaya devam etmeyi, meydanlarda büyük büyük laflar etmeyi, hala nasıl sokağa çıkabiliyorsunuz?
Artık neredeyse hergün kalkan cenazelerde o kadar kişi tek bir ağızdan sizi ve bakanlarınızı yuhlarken ne hissediyorsunuz? Yani mesala, “Yan gelip değil, can verip yattılar” diye bağırırken binlerce kişi, “Yer yarılsa da içine girsem” diyebiliyor musunuz?
Orada, şehitlerin cenazesinde, Ajan Smith gözlüklerinizle gizlerken yüzünüzü neye daha çok üzülüyorsunuz? Şehitlere mi, düştüğünüz hale mi?
İktidarınızın ilk günlerinde terör sıfırken dörtbuçuk yılın sonunda gelinen durum nedeniyle hiç mi suçluluk duymuyorsunuz?
Şimdi sürekli “şehitlik üzerinden siyaset yapmayın” diyorsunuz ya meydanlarda… Peki o zaman tam seçim arifesinde niye şehit aileleri ile gazilere TOKİ aracılığıyla kurasız ucuz konut veriyorsunuz? Bu durumda asıl siz şehitler üzerinden siyaset yapmış olmuyor musunuz?
Sayın Başbakan, bir baba olarak soruyorum size… Aynaya baktığınızda ne görüyorsunuz? Akşam yastığa başınızı koyduğunuzda uyuyabiliyor musunuz? Kelle deyip geçtiklerinizin ahından korkmuyor musunuz? O mağrur çocuk bakışlı erler, onların babasız evlatları, anaların ağıtları, babaların “Vatan Sağolsun” derken titreyen dudakları hiç mi rüyanıza girmiyor?
Bir “canım kardeşiniz” olarak olanca samimiyetimle soruyorum. Bu kadar sevilmemek nasıl bir duygu Sayın Başbakan?
Ha, bu arada… Bir oğlunuz, Bilal, hani stratejik ortağınız Bush’un iltifatlarına mazhar olan, askere gitmedi… Diğeri, Burak, hani alnının teriyle gemi alan ise çürük raporu almış… Askerlik yapmayacakmış…
Ne diyeyim… Bilal de, Burak da pırlanta gibi çocuklar… Allah bağışlasın…

Haydar Dümen Special (42)

Soru: Sayın Haydar DÜMEN. Erkek arkadaşımın erken boşalma sorunu var. Bu yüzden geciktirici krem kullanıyor. Ama her ilişkimizden sonra oral seks istediği için ağzım uyuşuyor, konuşamıyorum. Erken boşalmanın başka bir tedavisi var mıdır? Sevgilim doktora gitmekten çekiniyor. Lütfen bana yardımcı olun. Rumuz: B_yıldız_18

Yanıt: Değerli okurum, tabii ki erken boşalmanın ilaçla tedavisi var. Ama siz şimdilik bildiğiniz yolda devam edin. Ağzının uyuşması ve konuşamaman doğru ama çaresi kolay. Oral seksten önce erkek arkadasın penisini sabunlu suyla bir güzel yıkasın. Uyuşukluk aynen devam edecek çünkü sinir uçları o kremden etkilendi. Penis üzerinde de ilacın kırıntıları kalmayacağından senin de ağzın, dudakların uyuşmayacak. Ondan sonra da söyleyebileceğin kadar aşk ve sevgi sözcükleri söylersin. Ağzından çıkanı da kulağın duyar. Aksi takdirde uyuşmuş bir ağızdan çıkan lafla inilti gibi olur. Adam anlamaz küfür mü ediyorsun, aşk sözcükleri mi söylüyorsun. Bu işin zevki de kaçar. Çünkü sözcüksüz aşk, dilsiz bir kadınla yatmak gibidir. Kadın kedi gibi olursa, mırıldan alladım mırıldan. Bu ne aşka benzer ne sekse benzer. Garip bir tavır ama Haydar Hocanız onun üzerine bir tas ılık su döktü, biraz da sıvı sabun, olay bitti. Mutluluğun yolu da açıldı. Gerisi avuçlar açılacak, Haydar Hoca’ya dualar göndereceksin, o da uzun yaşayacak, sizlere daha çok hizmet verecek ve sizleri hem güldürüp hem öğretecek. Not: Böylesi dünyada görülmedi.