Monthly Archives: February 2011

Arap Kaosu İstanbul’da Tezgahlandı!

Evet Hükümet, Libya’daki Türk vatandaşlarının tahliyesi için elinden gelen her şeyi yapıyor. Peki ama bu çaba, AKP iktidarının İslam Dünyası’ndaki girişimlerini aklar mı?
Bu sütunun okuyucusu, 29 Nisan 2005 tarihinde “İstanbul’da Kadife Devrim Toplantısı!” başlıklı yazıyı hatırlayacaktır.
30 Nisan-1 Mayıs 2005 günlerinde, Topkapı’daki Eresin Otel’de “Uluslararası İslam Dünyası Sivil Toplum Örgütleri Toplantısı” düzenlenmişti. Toplantıyı görünürde “Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı” düzenlemişti. Arap Basını ise toplantıyı, aslında “Türk Dışişleri Bakanlığı Büyük Orta Doğu Projesi Genel Koordinatörü” Ömür Orhun’un düzenlediğini belirtiyor ve bu konudaki bilgileri Amerikan basınına dayandırıyordu.

Arap basını, toplantıya, İslam ülkelerinde ABD ve ABD tarafından fonlanan sivil toplum kuruluşlarının davet edildiğini duyurmuştu.
Katar’da yayınlanan Al Şark gazetesi, bu toplantının BOP kapsamında yapıldığını, şayet arkasında Türk Dışişleri Bakanlığı ve İslam Konferansı Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu varsa, Türkiye’nin Arap kamuoyuna bir açıklama yapması gerektiğini yazmıştı.
Al-Nil adlı Mısır gazetesinde yazan Abdullah Hasan Mustafa, toplantının, Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan’da hayata geçirilen Soros darbelerinin bir devamı niteliğinde olduğunu belirtmişti.
El Küdüs El Erabi adlı gazete ise Mısır ve Suriye’deki Müslüman Kardeşler örgütü ve sivil toplum kuruluşları için ABD’nin 1.1 milyar dolar kaynak ayırdığını ve bu örgütleri kullanarak Arap ülkelerinde darbeler hazırladığını, para ile ilgili haberlerin USA News gazetesinden alındığını da yazmıştı.

Bu gazeteler, Türkiye’deki toplantının aslında Büyük Orta Doğu projesi kapsamında AKP ile ABD arasında imzalanan gizli bir anlaşmadan kaynaklandığını iddia ediyordu.
Anadolu Ajansı’nın 16 Mart 2005 tarihli bir haberi, bu iddiaları teyit ediyordu:
“Dışişleri Bakanlığı Geniş Orta Doğu Girişimi Koordinatörü büyükelçi Ömür Orhun, Işık Üniversitesi ve Demokratik İlkeler Derneği’nce düzenlenen ‘Büyük Orta Doğu Projesi’ konulu panelde dış politikada sadece hükümetlerin çabasının yeterli olmadığını, sivil toplum örgütlerinin de katkısının önemli olduğunu söyledi.
Emekli büyükelçi Emre Gönensay da ‘Büyük Orta Doğu Projesi’nde demokrasiyle İslam’ın birarada yaşayacağı bir model düşünülüyor. Buna en güzel örnek de Türkiye’ dedi.”

Daha bitmedi! Katar’ın başkenti Doha’da ise 10 Nisan 2005’te “ABD-İslam Dünyası Forumu” düzenlendi. Forum’da İslamcı gruplara zeytin dalı uzatan ABD, tek şart ileri sürdü: “Silah yerine siyasi ve demokratik yolla mücadele.”
26 Haziran 2008’de kamuoyunu bir defa daha uyardık:
“Kanadalı gazeteci Mark MacKinnon, 2006 yılında İstanbul’da Başbakan Tayyip Erdoğan’ın açılış konuşmasını yaptığı Dünya Demokrasi Hareketi (World Movement for Democracy) adlı kuruluşun amacının, ‘Renkli devrimlerin Orta Doğu’ya ihraç edilip edilemeyeceğinin görülmesi’ olduğunu yazdı.
MacKinnon, NED, NDI ve IRI’nın üst düzey görevlilerinin bu toplantıda bulunduklarını da bildirdi.
Bu ne demektir?
Soros darbeciliğini bütün Orta Doğu’ya yaymak için AKP destekli bir organizasyon çalışıyor demektir!
Bugün Türkiye’de darbe karşıtlığı çığırtkanlığı yapanlar, CIA’nın örgütlediği güdümlü toplum kuruluşlarıdır.
Kimse bu sahtekârlığa aldanmasın!”

Tunus’tan başlayıp bütün Kuzey Afrika’yı saran sözde devrimlerin arkasında ne olduğu konusunda bir şüpheniz kaldı mı?
Görüldüğü gibi bütün veriler bugün yaşanan olaylara harfiyen uygundur!

Müsterih Olun!

Türkiye farkı…”
“İşte bu kadar!”

“Dünya bize hayran.”

Nedir bu?
Yandaş medya
manşetleri.

Libya’daki vatandaşlarımızı tereyağından kıl çeker gibi kurtarmışız, şööyle şahane devletmişiz, böööyle muhteşem hükümetmişiz filan…
Onun manşetleri.

Şimdi bakın…
Bir mektup, okuyun lütfen.

Çok saygıdeğer bakan!

Ankara’da yerleşik 25 büyükelçi, benim refakatimde, bakanlığınız tarafından organize edilen özel uçak ile Erzurum’daki Universiade açılışına katıldık. Ankara’dan gecikmeli havalandık. Pistin temizlenmesi için havada yarım saat tur attık. Bizi stada götürecek olan otobüs, belli ki, Erzurum’un yabancısıydı, zira yolu uzattı, Başbakan’ın davetine katılamadığımız gibi, açılış törenine de yetişemedik. Stada gelince, yer ayrılmadığını gördük, kalabalığın ortasına bırakıldık, hiçbir güvenlik kontrolüne tabi tutulmayan kalabalıkla birlikte, mücadele ederek, stada girdik, uzak bir köşeye oturduk, hiçbir yetkili bizimle temas kurmadığı gibi, 3.5 saat su bile verilmedi. Dönüş için kargaşayla otobüse bindik, otobüs şoförü büyükelçilerin tamam olup olmadığına bakmadan hareket etmeye kalktı, dışarda kalanlar oldu, zor durduruldu. Özel uçağa geldik, oradaki personelin elinde bize ait olmayan, başka isimlere ait biniş kartları vardı. Hiçbir bagaj, güvenlik veya isim kontrolü yapılmadan, biniş kartı bile istenmeden, isteyen herkes adeta yarışırcasına uçağa bindi. Hatta, TBMM Başkanı da büyükelçilerin özel uçağına binenler arasındaydı. Uçağın içinde 1.5 saat, pistte bekledik.

Kim bu?
Heidemaria Gürer.
Avusturya Büyükelçisi.
Su gibi Türkçe konuşur.
“Milli gelin”imizdir.
Eşi Türk.

Sonuna “ünlem” koyarak “çok saygıdeğer” hitabıyla resmi mektup yazdığı kişi ise, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin devlet bakanı.

Yani?

Milli gelinimiz, zarif bir diplomat olduğu için “Yuh be kardeşim!” diyemiyor…
“Dost acı söyler” misali “Öngörü ve organizasyon rezaletisiniz” diyor.

Ve, Avusturya Ankara Büyükelçisi’nin bu mektubu yazmasından taaa bir ay önce, Avusturya Dışişleri Bakanlığı, Libya’da yaşayan, aralarında çifte vatandaş Türklerin de bulunduğu tüm vatandaşlarına mektup gönderiyor… “Karışıklık çıkarsa, şunları şunları yapacaksınız, şu şu numaraları arayacaksınız, şu şu noktalarda Trablus Elçiliğimiz’in şu şu yetkilileri ile buluşacaksınız” diyor. Daha Mısır patlamamış, Tunus’ta bile çıt yokken… “Libya’da karışıklığın eli kulağında, haberiniz olsun, pozisyon alın” diyor.

Sonra?
Tunus yanıyor.
Mısır patlıyor.

15 Şubat’ta, Libya’nın karışmasına sadece 48 saat kala, Türkiye Cumhuriyeti’nin Trablus Büyükelçiliği, resmi internet sitesinde, “Libya’da yaşayan vatandaşlarımıza” başlığıyla duyuru yayınlıyor. Aynen aktarıyorum…

Büyükelçiliğimiz ile temasa geçen bazı vatandaşlarımız, bazı Mağrib ülkelerinde yaşanan olaylar sonrasında, Libya’daki asayiş hakkında sorular yöneltmektedir. Libya’da güvenlik ve istikrar bakımından sıkıntı yaşanmamaktadır. Libya’da iş yapan şirketlerimizin endişe duymalarını gerektirecek durum yoktur. Vatandaşlarımızın müsterih olmaları tavsiye olunur.

Vatandaş diyor ki:
“Kaçalım mı?”
Büyükelçiliğimiz diyor ki:
“Müsterih olun.”

Gördük ebemizin müsterihini!

NOT:

Hükümet, dışişleri ve istihbarat rezaletimiz ortaya çıkınca, sayısını bilmediğimiz kadar vatandaşımız silahların ortasında mahsur kalınca, bazı vatandaşlarımız tutuklanıp, “şimdilik” bir vatandaşımız öldürülünce…
Yukarıda anlattığım skandal duyuru, Trablus Büyükelçiliği’nin resmi internet sitesinden apar topar silindi!

ANTİ NOT:

Niye sildiler? “Böyle bi duyuru yapmadık, yalan söylüyorlar, iftira atıyorlar” demek için sildiler. Ancak… Başbakanlık’a ait olan “müşavirlikler.gov.tr” adresine girin, Libya’yı tıklayın, “Libya’da istikrar var” başlığıyla, kabak gibi, orada duruyor… Onu silmeyi unuttular çünkü!

Mişın İmpasıbıl

Kaddafi…
Libya Kralı Türkiye’de tedavi görürken darbe yapan, Yunanistan’daki Hellenic Askeri Akademisi’yle İngiltere’deki Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi’nden diplomalı subay. Oğlu, istihbarat başkanı. Dışişleri Bakanı ise, oğlundan önceki istihbarat başkanıydı.

Mübarek…
Sovyetler Birliği’nden diplomalı hava kuvvetleri komutanı ve mareşaldi. Yetkilerini, istihbarat başkanı Ömer Süleyman’a devretti. Beğenmediler. Ordu yönetime el koydu.

Netanyahu…
Ülke dışı operasyonları yürüten komando birliği Sayeret Matkal’da görevliydi. Kardeşi, Entebbe baskınında öldü. Hükümet ortağı Ehud Barak, general, Entebbe baskınının komutanıydı. Ana muhalefet lideri ve dışişleri eski bakanı Tzipi Livni, Mossad casusuydu.

Esad…
İngiltere’de göz doktoru, Suriye’de genelkurmay başkanı oldu. Darbeyle iktidara gelen babası, Sovyet diplomalı hava kuvvetleri komutanıydı. Amcası, istihbarat teşkilatı başkanıydı.

Barzani, Talabani, El Maliki…
CIA Başkanı Leon Panetta, Obama’nın Demokrat Partisi’nden Temsilciler Meclisi üyesi, Bill Clinton’ın Beyaz Saray’daki başyardımcısıydı. Zaten, Irak’ı işgal eden Bush’un babası da, hem ABD Başkanı, hem CIA Başkanı’ydı.

Francis…
Başbakanımızın “tecrübesiz” dediği ABD Ankara Büyükelçisi, Mısır ve Afganistan büyükelçisiydi, Türkiye, Irak, İran ve Ürdün uzmanı, Türkçe, İtalyanca, Fransızca, Arapça biliyor. Kendisinden önceki üç büyükelçinin CIA’de görevli olduğu öne sürülmüştü.

Ahmedinejad…
Pastaran’dı. Devrim muhafızı. Irak’ta, özellikle Kerkük’te örtülü operasyonlar yürüttü.

Aliyev…
Ülke babasından miras kaldı.
Babası KGB generaliydi.

Putin…
KGB casusuydu. KGB’nin yerine kurulan iç istihbarat teşkilatı FSB’nin başkanlığını yaptı. Matruşkası, devlet başkanı Medvedev ise, bize boruyu döşeyen Gazprom’un başkanıydı.

Papandreu…
Babası ve dedesi, kendisi gibi başbakandı. Babası, Amerikan ordusunda subaydı. Yunanistan İstihbarat Teşkilatı Başkanı, hemşehrimiz sayılır, ismi “Konstantinos” Bikas, aslında diplomat, ABD, Kanada, Cezayir ve tesadüfe bak Irak Büyükelçisi’ydi.

Elizabeth…
Çanakkale’yi geçemeyen 5’inci George’un torunu, 12 dalda Oscar’a aday olan ve şu an Türkiye’de vizyonda bulunan kekeme kral’ın kızı… İstihbarat Teşkilatı Başkanı Sir John Sawers, İran, Irak, ve Suriye’de görev yaptı, al bi tesadüf daha, Mısır Büyükelçisi’ydi.

Ya bizimkiler?
İETT teşkilatındandı.

Sanırım o nedenle deniz otobüsü gönderdik Libya’ya… Yakın olsaydı, metrobüs gönderirdik.

Kelaj

5 binden fazla…”
“15 bin civarında…”
“20 bine yakın…”

Rakamlar hep oval.
Sallıyor çünkü yetkililerimiz.
Bilmiyorlar.

Bakın, beş gün geçti…
Başbakanımız anca söyledi:
Asgari 25 bin…”
Azamisi meçhul.

Gelenlerin hesabı bile karışık birader, 700 diyen de var, en az bin 100 diyen de.
– Trablus’ta işçi misiniz?
– Airbus’ta hostesim.

Gelen, uçakla geliyor.
Onu bile sayamıyorlar.

Tsunami mesela…
Orada kaç Türk olduğunu kimden öğrendik? Orada bulunan futbolcularımız Emre Aşık’la Suat Kaya’dan… Emre, o zamanlar formasını giydiği Beşiktaş’ın yöneticilerini; Suat da, o zamanlar başbakan yardımcısı olan Galatasaray taraftarı Mehmet Ali Şahin’i aramıştı “kurtarın bizi” diye… Bu telefonlar gelene kadar uçak muçak gitmemişti. Sosyetemiz ise, Semiramis Pekkan’ın evine sığınmıştı. Sağlık durumlarını Ajda’dan öğrenebilmiştik!

Şoförlerimizin şakır şakır kafasını kestiler Irak’ta… Kimin kesildiğini ailelerinden öğrendik.

Halbuki, hatırlayın depremi…
İsrail ekipleri geldi, Gölcük’teki binlerce enkazın altından eliyle koymuş gibi bulup, çıkardı kendi vatandaşlarını… Biliyor çünkü adam, hangi vatandaşı o anda nerede, hangi adreste.

(İddia ediyorum, arayın şu anda Berlin Belediyesi’ni, Berlin’de kaç kedi var, ev ev söylesin… Arayın büyükelçiliğimizi, vatandaşlarımızın adres listesini verebilirse Taksim’de miyavlarım.)

(Hatta uzağa gitme… Elazığ Kovancılar’da deprem oldu, alt tarafı 300 haneli köyde ölü sayısını 3 günde sayamadılar, 61 dediler, 51 dediler, 41’e bağladılar, ki, o bile şüpheli.)

Veya, 11 Eylül…
İkiz Kuleler’de Türk vatandaşı olup olmadığını günlerce öğrenebildik mi yetkililerimizden? Öğrenemedik.
Kimden öğrendik?
Kuledeki Türk sandviççiden!

Televizyonlara bağlanıp, anlatmıştı, hiç unutmam: “Sarsıntı oldu. Hoparlörden ‘binayı terk etmeyin’ anonsu yapıldı. Amerikalılar talimatı dinleyip odalarında otururken, biz Türkler anında kaçtık. Zaten, Allah’tan erken oldu, merak etmeyin… Amerikalılar 8’de işbaşı yapar, ben mecburen erken geliyorum, saldırı 8.45’te oldu, Türkler henüz işe gelmemişti! Alt katlara geldiğimde, herkesi merdivenin sağ tarafından tek sıra halinde yürütüyorlardı. ‘Niye sol taraf boş‘ diye sordum, ‘yukarı çıkanlara ayırdık‘ dediler. Soldan indim jet gibi!

Sahipsiz…
Kendi göbeğini kendi kesmek zorunda olan bir milletiz biz.

Ya Libya derseniz…
Alın size Libya.

Öztürk Serengil.
Son delikanlılardan…
Orijinal serserilerdendi.
Ayhan Işık’tan sonra en fazla para kazanan, ancak, ele avuca sığmayan, çapkın, çılgın, maceracı, anında çarçur etme rekortmeni sanatçımızdı rahmetli… Sığamadı buralara, 70’li yılların sonu, kalktı, Libya’ya gitti iyi mi…
Gazino açtı.

Davet eden bizzat Kaddafi…
Ne alaka?
Kıbrıs çıkarması için jetlerimize benzin yardımı yapmış, Türkiye bayılıyor o zamanlar Kaddafi’ye… E o da popülaritesini artırmak için Türkiye’nin bayıldığı sanatçıya açıyor kapılarını… Müteahhitlerimizi ülkesine buyur ettiği gibi yani.

Uzatmayayım, açıyor gazinoyu, içki yasak, çaktırmadan satıyor; kızlar filan… Libya’nın ileri gelenleri ve diplomatlar kuyrukta tabii… Ne kadar alengirli adam varsa, alayının buluşma merkezi oluyor. Şırrak… 12 gün sonra “bu adam casus” diye içeri tıkıyorlar Öztürk Serengil’i!

Turgutreis zindanına kapatıyorlar. Elçiliği arıyor, hükümete yazıyor, tanıdıklarını araya sokuyor, hikaye… Çıkamıyor. Boru değil, 6.5 ay yatıyor! Bakıyor ki, olacak gibi değil, Türkiye’nin hayrı yok, çürüyecek burada, kendi göbeğini kendi kesmeye karar veriyor.

Eşini Libya’ya çağırıyor, “ilgili” kişileri bulduruyor, sonrasını kendi üslubuyla, kendi ağzından anlatıyor: “Hayatım kaymıştı. Kaçmak zorundaydım. Bazı yerlerden sinyal aldım. Bu sinyallere binaen, geceleyin böbrek sancısı tutmuş numarası yaptım. Mangırajı konuşturduk elbette… Beni hastaneye götüren hapishane arabası limana geldi, motora atladım, açıkta bekleyen gemiye, pırrr… Bu iş bana, o günün parasıyla 11 milyon liraya patladı. Üstelik, Sahara Bankası’na yatırdığım 39 milyon lira mangıraj da Libya’da kaldı!

Okuyunca insan…
Yeşşeee” diyor.

Ancak…
Ha o gün, ha bugün.
Bazı şeyler hiç değişmiyor.
İster Maldivler’de sosyete ol, ister Kahire’de tekstilci, ister Bingazi’de mühendis… Yine onun üslubuyla… Türkiye’ye güvenip gittiğin her coğrafyada durum “kelaj” görünüyor.

Fizan

1883: Sigara ve alkollü içkilerin tüm gelirleri Düyun-u Umumiye’ye bırakıldı.
1923: Cumhuriyet kuruldu.
1925: Sigara devletleştirildi.
1926: İçki devletleştirildi.
1946: İşin adı, Tekel oldu.
1954: İlk dış borcun alınmasından tam 100 sene sonra, anca, Düyun-u Umumiye’ye son taksit ödenebildi.
1969: Tekel Kanunu çıktı.
2002: AKP iktidar oldu.

(Adapazarı, Düzce, Çine, Turgutlu, Mudanya, Yenişehir, Kocaeli, Hendek, Sinop, Şarköy, Merzifon, Geyve, Gölmarmara, Soma, Savaştepe, Ulubey, Ahmetli, Yenice, Çivril, Fethiye, Bergama, Dikili, Trabzon, Menemen yaprak tütün işletmesi kapatıldı.)

2004: Rakı satıldı.

(290 milyon dolara satıldı. Sadece Bilecik’teki fabrika 100 milyon dolar ediyordu, ki, 17 fabrika satıldı. 35 milyon dolarlık rakı stoku… 100 milyon dolar civarında kuru üzüm, suma, şişe, etiket, anason stoku vardı. Binaları, arsaları saymıyorum gari.)

2006: Rakıyı 290’a alan arkadaşlar, aynı rakıyı, 810’a Amerikalılara sattı.

(Rakıyı 810’a alan Amerikalılar, sadece geçen sene, 950 milyon dolar ciro yaptı.)

2008: Sigara satıldı. British-American’a.

(Devlet Denetleme Kurulu’nun helal süt emmiş müfettişinin raporuna göre, sadece iki fabrikanın üç senelik kârına satıldı. Kapatılan ve üzerine konut yapılması planlanan fabrika mülklerinin, 2 ila 3 milyar dolar değerinde olduğu öne sürülüyor.)

2008: Tekel nostalji oldu! Adı değiştirildi, tta oldu.
2010: Nostalji işçilerinin ağzı burnu kırıldı, suratlarına gaz sıkıldı, havuza atıldı.
Dün: Rakı gene satıldı.

Bu sefer İngiliz’e.

(290 milyon dolara verilen rakıyı 810 milyon dolara alan Amerikalılar, aynı rakıyı, 2 milyar dolara İngilizlere sattı.)

Aynı gün: Bizde Tekel Kanunu çıktığı sene, Libya’da darbe yapıp, iktidar tekeli kuran… Bizim Tekel işçileri havuza atılırken, bizim Başbakana İnsan Hakları Ödülü veren Kaddafi, ayvayı yedi.

Bilmiyorum tabii, iktidar tekelinde dönen dolapları görmek için taa Fizan’a gitmeye gerek var mı…

Diktatör ve Soytarı

Diktatör “dikte eden” kimse demek.
Böyle bakıldığında, dilimize “buyurgan” diye çevrilebilir.
Tartışmadan hoşlanmaz.
Ağzından çıkan her sözü “hikmet” olarak görür.
Eleştiriye tahammülsüzdür.
Zaten bir zaman sonra çevresinde onunla tartışmayı göze alabilecek kimse kalmaz.
Eleştirinin en küçük dozu bile bu çevrede yer bulamaz.
Bir an gelir, diktatörün çevresinde sadece şakşakçılar, dalkavuklar ve soytarılar kalmıştır.
Bu onun zaten yerinde olmayan akıl sağlığını daha da bozar.
Diktatörleştikçe yalnızlaşır, yalnızlaştıkça diktatörleşir.
Bu yalnızlaşmada diktatör ve soytarı birbirine karışır.
Kimin diktatör kimin soytarı olduğu ayırt edilmez olur.

Diktatör ve soytarı ilişkisini en güzel Charlie Chaplin anlatmıştır.
“Diktatör” adlı filminin adı pekâlâ “Soytarı” da olabilirdi.
Hitler orada soytarı olarak gösterilmiştir.
O gerçekten de rol yapan bir soytarıdan farksızdır.
Saçsız ve bıyıksız Mussolini de öyledir.
Çünkü mesele saçta ve bıyıkta değil, davranıştadır.
Diktatörün akıl sağlığının bozukluğundadır.
Ciddi ve ürkütücü görünüşünün ardındaki zavallılığındadır.

Kasımpaşa’yı Unkapanı’na bağlayan caddelerden birinde genellikle sabah saatlerinde ortaya çıkan bir deli vardır.
Trafik polisliği rolünü üstlenmiştir.
Teneke parçalarını madalya olarak taktığı üniforma kalıntısı giysilerinin içinde görevini büyük bir ciddiyetle yerine getirirken insanın içinde acıma duygusu uyandırır.
Ne deliliğinin ne soytarılığının farkındadır.
Sanki ilahi bir güç tarafından görevlendirilmişçesine, zaten dar olan tek yönlü caddenin tam ortasında durmuş, gelip geçen arabaları el kol hareketleriyle yönlendirme çabasındadır.
Yüzündeki ve davranışlarındaki ciddiyete karşın ve belki de özellikle bu nedenle o bir soytarıdır.
Sanırsınız bütün bir yaşama yön verecek kadar kendini yücelerde gören bu zavallı deli, aklını kaçırmamış ya da akıl sağlığı zaten bozuk olarak doğmamış olsa, karşımıza bir diktatör taslağı olarak da çıkabilirdi…

Soytarıyla komedi sanatçısı arasındaki fark, soytarının ölçü tanımazlığındadır.
Soytarı ve diktatör arasındaki benzerliklerden biri de buradan geliyor olabilir.
Soytarı güldürmek için her türlü şaklabanlığı dener.
Diktatör için de akıl ve mantık tutarlılığı diye bir zorunluluk yoktur.
Tehditle sonuç alamadığında yalana başvurur.
Dün söylediğini bugün yadsıması olağan şeydir.
Gerekli gördüğünde kendini acındırmak için yalvarmaktan utanmaz.
Her şeyi yalan dolandır.
Görünürdeki hedefi ne olursa olsun, asıl sorun, kişiliğindeki doyumsuz buyurganlık hırsıdır.
Bu ise delilik değilse bile ciddi bir kişilik bozukluğu, diktatörün konumu bakımından da toplumlar için tehdit oluşturan bir tehlikedir.

Ben bir diktatördeki kişilik bozukluğunun görüntülerini 12 Eylül döneminde kapatıldığımız cezaevindeki TV haber programlarında izledim.
Söylediği her cahilane söz sanki bir Tanrı kelamı, bizlerin ve ülkenin kaderini yönlendiren tartışılmaz öngörüler, saptamalar ve direktiflerdi.
Bugün bu ülkede herhalde hiç kimse, sözünü ettiğim Kasımpaşalı deli bile o diktatörün yerinde olmak istemez…
Bütün diktatörlerin kaçınılmaz sonu giderek soytarılaşmak, sonunda da tarihin çöplüğünde layık oldukları yeri almaktır.

Burçlara göre seks hayatınız!

Hangi burç nasıl bir seks hayatı vaadediyor?

KOÇ “Eeee Nerde Kalmıştık Devam…”

Bir Koç Erkeği için zaman,mekan asla fark etmez..Her yerde,her şekilde seks yapabilirler,hayatlarının vazgeçilmezi olan spor kadar önemlidir onlar için..Ama teferruatı fazla sevmezler direk hedefe ulaşmak isterler..Ne kadar hızlı gözükseler de partnerini mutlu etmeden bırakmayıp yeniden sevişmeye hazır moda geçerler..

Ama bir Koç erkeği ile yapılan sekste duygusallık ve romantizm beklerseniz yanılırsınız.. Sadece tutku dolu zamanların tadını çıkarın…Ve saçlarıyla oynayın aldığı hazzı hissedeceksiniz…

Bir Koç Kadını aşırıheyecanlı ve tez canlıdır,sevişmek için yatak odasına kadar beklemesini düşünmek kırmızı kar yağmasını istemek gibi birşeydir.Seks istediğinde ilk adımı çekinmeden atar ve tüm dişiliğini ortaya koyar…Değişik kimliklere bürünüp seks oyunlarıyla partnerini kendine hayran bırakır.Hem baştan çıkarmayı, hem baştan çıkarılmayı sever…

BOĞA “Ne Yesek..”

Bir Boğa Erkeği bir gecelik ilişkilerden ve hızlı sevişmelerden hiç hazetmez. Partneriyle duygu dolu bir gecede saatlerce sevişebilir ve zamanın nasıl geçtiğini anlamanıza müsaade etmez.. Baba olmak istiyorsa mutlaka tutku ve aşk dolu bir sevişmeden sonra bunun olmasını ister…Boğa’nın kollarında her zaman güvende olursunuz..

Bir Boğa Kadını dışarıya yansıyan sert ve soğuk görüntüsüne rağmen oldukça ateşli ve tutkuludur.Hele birde partnerinin onu arzuladığını bilirse kimse onu tutamaz..Baştan çıkarıcı atmosferlerde seks yapmayı sever ve yatakta beklenmedik yüzünü gösterir.. Kırmızı saten çarşafları ise mutlaka olmalı…

Boğa kadınını etkilemenin püf noktaları:

-Bakımlı ve temiz bir erkek olmak,
– Boynundan öpmek,
-Seks sonrasında ona atıştıracak bir şeyler söylemek

İKİZLER “Hadi TV Seyredelim…”

Bir İkizler Erkeği bu kadar mı değişiklik sever insan,hadi pozisyon değiştirdin partneri neden değiştiriyorsun..Seksi oyun gibi gören bir burçtur ve akıl almaz seks oyunları vardır..Zaman zaman kendini kontrol etmekte zorlanır..Ancak değişiklik sevmesine rağmen duygu hissetmediği biriyle onu aynı yatakta görmek mümkün olmayacaktır..

Bir İkizler Kadını Sürpriz dolu, neşeli, eğlenceli ve kıvrak zekalıdır..Yenilikleri denemeyi sever monoton geçecek bir seks hayatı asla ona göre değildir.Doğasından gelen değişik bir dişilik ve çekicilik vardır.Ve isterse bu dişiliğini partneri üzerinde çok kolay kullanıp onu tamamen etkisi altına alabilir..Hatta cool tavırları insanı deli bile edebilir ve bunu size yatakta da gösterir.Bir an kusursuz bir dişiyken hemen en yakın dostunuz olabilir.Ve hadi ara verip TV seyredelim diyebilir…

Ama ikizler kadınıyla yaşadığınız seks her zaman hafızanızda kalır..

YENGEÇ “Sahilde Sevişelim..”

Bir Yengeç Erkeği çok duygusaldır ve seksi duygularıyla dans ettirir..Konuşmayı pek sevmez ne söylemek istediğini hareketleriyle hissettirir.Sevdiği kadınla yapacağı bir yolculuk sonrası seks yapmak onun için en büyük ödül olur..

Heyecanını kaybetmez ama sakindir ve partnerine özel olduğunu hissettirmek için her şeyi yapar.Bir güvensizlik hissederse bütün şevki kaçar..Onun için güvenilir bir insanla, güvenilir bir mekanda seks yapmak kadar keyifli bir şey yoktur.

Bir Yengeç Kadını Güzel sözler,küçük dokunuşlar ve küçük öpücüklerle utangaç ve masum pozisyondan ateşli bir pozisyona geçebilir.Onun güvenini kazandığınızda bambaşka bir boyuta geçtiğini görmemek için kör olmak gerekir.Erotik kokulu parfüm kullanan erkeklere karşı hassasiyeti vardır ve seks yapmadan o parfüm kokusuyla sevişmesi mümkündür.

Aman dikkat; Siz siz olun sakın Yengeç kadınının ilk başlardaki utangaçlığı ile dalga geçmeyin..

ASLAN “Ayna Ayna…”

Bir Aslan Erkeği malum her zaman ilgi görmeyi ve övülmeyi ister. Muhteşem bir erkek olduğunu söylemeniz onu daha ateşli olması ve tutku dolu saatler geçirmeni zi sağlar. Ama her zaman ki gibi güç ve kontrolün onda olduğunu hissettirseniz süper olur.Hele bir de işine aşık olan Aslan’ın işleri yolunda gidiyorsa seksteki performansı tartışılmaz..

Bir Aslan Kadını için cinsellik oldukça önemlidir ve en az Aslan erkeği gibi övülmekten, şımartılmaktan “harikaydın” lafını duymaktan çok hoşlanır. Oldukça zekidir ve etkileyici bir güzellikleri vardır dikkat çekmek ve dikkat çekici giyinmek en büyük keyfidir. Fantezi kurup yenilikler denemeye ve aynalı mekanlara bayılırlar..

BAŞAK “Çarşaflar Yıkandı mı?…”

Bir Başak Erkeği temizliğe ve hijyene olan düşkünlüğünü sekse de yansıtır. Detaycı olan başak partnerini dinler ve isteklerine cevap verir. Gösterişli ve vamp giyinen kadınlar vazgeçilmezdir. Eğlenceli bir seks yaşamayı sever ama temiz çarşaflar üzerinde olursa…

Bir Başak Kadını Duygularını açığa çıkarması zordur ama açıldığı zamanda kimse onu tutamaz.Başak kadınını tanımak ve en hassas noktalarını bilmek gerekir.Hele ki ona ne kadar akıllı ve donanımlı bir kadın olduğunu hissettirin.Aşkını sekse yansıtması parterine güvenmesinden geçer ve küçük öpüş ve dokunuşlara karşı koyamaz…

TERAZİ “Seksi Bacaklara Dayanamaz …”

Bir Terazi Erkeği loş ışıkta sevişmeyi sever .Güzel ve alımlı bir kadın terazi erkeğini oldukça etkiler ve direk seksi düşünmesine sebep olur.Hele ki bacakları güzel bir bayan..Partneri ile olması gereken zamanda, olması gereken yerde yapacağı seks inanılmaz keyifli olacaktır onun için.En sevdiği mekanlar ise oteller olacaktır ama şirin ve gösterişsiz mekanlar olmalı..

Bir Terazi Kadını Acele sevişmelerden hiç hoşlanmaz aksine sakin huzurlu mekanlarda olmak sevişirken kendini güvende hissetmesine sebep olur.Seksten sonra partnerine masaj yapmak kendini de iyi hissetmesine sebep olur.Aşk dünyasının en gizli kalmış heyecanlarını şaşırtan sürprizleriyle acak bir terazi kadınıyla yaşarsınız..

AKREP “Yaşasın Yaşasın Seks…”

Bir Akrep Erkeği hayatının olmazsa olmazlarındandır seks..Yemek yemeden belki 3 gün dayanabilir ama seks olmadan yaşaması zordur.Asıl ilginç olan ise aşık olduğu zaman başlar,sanki o kadar seks isteyen adam birden daha çekimser kalır ve daha hassas düşünür.Hatta seks isteğini açıkça ifade emekten bile kaçınabilir.Ama aşık olmadıkça sorun değildir ve Akrep erkeği çekici gördüğü her kadınla seks yapabilir..

Bir Akrep Kadını adeta aşk ve seks için yaratılmıştır.Her zaman sekse hazır ve uyarılmaya tahrik etmeye hazır durumdadır.Özellikle kendisi için bakımlı seksi giyinmeyi sevdiğini söylese de asıl amaç karşısındaki etkilemek olacaktır.Evinde seks onun için vazgeçilmezdir ama evin her yerini kullanmayı sever hatta mümkünse teras…Hayal gücü çok kuvvetlidir ve istediği her erkeği etkilemesi mümkündür..

YAY ” Açık Havada Seks…”

Bir Yay Erkeği oldukça meraklı ve heyecanlıdır. Değişik mekanlarda özellikle açık havalarda sevişmeyi sever,deniz kenarı onun için oldukça heyecan verici olur.Öyle ağırdan alınan sevişmelerden hoşlanmaz,içindeki ateşi yansıtmaktan ve sınırları zorlamaktan sonsuz keyif alır.

Bir Yay Kadını‘na çapkın demek pek de yalan olmaz. Tıpkı Yay erkeği gibi riskli olacak mekanlarda sevişmeyi sever.Seks sırasında konuşmaktan ve değişik fantezileri anlatmayı sever ve bu kendisinin de oldukça heyecanlanmasını sağlar.Yanınızda kendisini rahat hissederse vazgeçilmez dakikalar yaşatır.

OĞLAK “Ofis Ofis…”

Bir Oğlak Erkeği ciddi görünümü ve soğuk duruşuyla insanı tedirgin eder.Nasıl yaklaşmak gerekir diye insanı düşündürür..Aslında fantezi kurmayı ve güvendiği partneri ile bunu paylaşmayı çok sever ve zevk alır.Ancak o kadar tedbirlidir ki bunu seks hayatına da yansıtır ve sakin,sessiz ortamlarda seksi sever..Ama sevişirken bu kadar şefkatli ve fedakar partner bulmak zordur..

Bir Oğlak Kadını duygularını gizlemekte oldukça başarılıdır. Aslında oldukça sevgi dolu ve aşk doludur.Ve içinde zaman zaman kendine bile itiraf edemediği çılgınlıklar vardır.Bunu ortaya çıkarmak içinde partnerine güvenmesi ve partnerinden iltifat görmesi, seks için yaratılmış olduğunu duyması yeterli olacaktır..

KOVA “Seks Adeta Meditasyondur …”

Bir Kova Erkeği arkadaşlığa ve dostluğa çok önem verir. Keyifli ve unutulmaz bir seks yaşaması için öncelikle partneriyle arkadaş olması ve aynı dili konuşması gerekir.Aslında seks hayatında önemli bir yer tutmaz ama sevdiği insanla her zaman,her yerde seks yapabilir.Hatta ara sıra birlikte erotik film seyretmeyi de ihmal etmez.

Bir Kova Kadını hoşgörülü ve anlayışlıdır.Partneri ile her türlü fantezi denemeye ve yeniliklere açıktır.Aynı zamanda çok zekidir ve ne demek istediğinizi hemen anlar ve sekste sizi ona göre yönlendirir.Cesur olan erkekten hoşlanır lakin kalite ve asalet çok önemlidir.Hep baştan çıkarmak ve çıkarılmak ister..Keyifli zamanlar için kova kadını ile çok zekice bir seks yaşamaya hazır olun…

BALIK “Romantizm…”

Bir Balık Erkeği için ayran gönüllü demek kısmen doğru olur, çünkü karşı cinsten çabuk etkilenir.Ve arkadaşlıkla başlayan ilişkisini aşka dönüştürdüğünde ilk seks denemesi için fazla beklemeyecektir.Duygusaldır ve romantik dakikalardan sonra öpücüklere boğan bir sevişme yaşamayı sever..

Sevgili Francis

ABD’nin Ankara’ya gönderdiği yeni Büyükelçisi Francis Ricciardone, “bir yandan gazeteciler gözaltına alınıyor, beri yandan basın özgürlüğü deniyor, anlamıyorum” demiş.

Anlatayım.

Sevgili Francis…
Geçenlerde bizim İstanbul Belediye Başkanı, sizin New York’a gezmeye gitti. Brooklyn Belediye Başkanı tarafından bandoyla karşılandı, dans gösterileri yapıldı, pastalar kesildi, akşam da en faça restoranda onuruna ziyafet verildi.

Yüce Türk basını “coşkulu karşılama” manşetleriyle duyurdu bu haberi… “İşte Türkiye’nin itibarı, gururlandık” diye makale döşenen bile oldu… Bi Allah’ın kulu çıkıp, “Kardeşim, Brooklyn Belediye Başkanı babamızın oğlu mu, niye bando getirmiş?” diye sormadı.

Ancak…
Sizin orda haysiyetsiz bi gazete var, New York Post… Yemedi içmedi, “Kardeşim, İstanbul Belediye Başkanı babamızın oğlu mu, kimin parasıyla kimi karşılıyorsun?” diye merak etti.
Sırf merak etse iyi…

Haşırt diye manşet yaptı!

Sizin ahali aportta tabii, belediyenin telefonları anında kilitlendi.
Ben bu vergileri, sen el âleme bando tutasın diye mi ödüyorum” mesajları yağdı.
Sonra?
Nerden geldiğini şaşıran Brooklyn Belediye Başkanı, derhal açıklama yaptı, vaziyeti detaylı detaylı izah etti.

Bando, dans, pasta ve yemek faturası, Türkiye’nin New York Başkonsolosluğu tarafından ödendi! Bizimle alakası yok, davet ettiler, gittik. Amerikalı vergi mükelleflerinin parası asla kullanılmadı. Nezaket icabı, üzerinde Brooklyn köprüsünün resmi bulunan yastık hediye ettik, hepsi o… Hatta, Brooklyn Belediye Başkanı geçen sene beş günlüğüne İstanbul’a gezmeye gitti, 40 bin dolar tutarındaki gezi masrafları bile bizzat Türk tarafınca karşılandı…

Neymiş efendim, Türk basını tarafından sanki Amerikalılar tarafından görkemli törenlerle karşılanmış gibi gösterilmiş ama, aslında parayı Türkiye Cumhuriyeti ödemişmiş filan…Sana ne?

Bizim paramızla bize sokak ortasında avanta iftar ısmarlayanların, bizim paramızla bize kömür dağıtanların, bizim paramızla kendisine bando tutmasının neresi acayip?

Neymiş efendim, Brooklyn Belediye Başkanı’nı İstanbul’da gezdirmişiz de, 40 bin dolarcık kıyak yapmışmışız,
o da karşılığında bizimkine yastık hediye etmişmiş falan… Ayıptır, ayıp!

Senin İstanbul Başkonsolosun adam olsaydı da, bando tutsaydı…
Bi yastığın dedikodusunu yapacağınızı bilseydik, mehter takımı tutardık, masraftan mı kaçıcaz?

Bak senin yüzünden, bizim gazeteciler fırça yedi. Hüseyin bey, sana soru sordular diye azarladı alayını… (Hüseyin bey, sizin Hüseyin Obama değil, bizim Hüseyin Çelik…) AKP’nin “basın” sözcüsüdür kendisi… “Yerli yersiz, olur olmaz birine soru soruyorsunuz, o da cevap veriyor. Gazeteci olarak niye soru soruyorsunuz? Sormamalısınız” dedi.

Soru sorandan gazeteci olur mu emmioğlu… Yu nov emmioğlu? Bak, onu da bilmiyorsun… Başbakanımız kadar İngilizce bilmiyorsun, sonra çıkıp yerli yersiz konuşuyorsun… Sen bize akıl öğreteceğine, Türkiye Cumhuriyeti’nin New York Başkonsolosu’nu örnek al.

Zaten, kusura bakma ama, seni nasıl diplomat yaptılar, hakikaten akıl sır erdirmek mümkün değil birader… Bizim gazeteciler çocuğunu ABD’de doğurtuyor, senin iki tane kızın var, biri Türkiye’de dünyaya geldi. Üstelik, Türkiye’de okutuyorsun. Bulamadın mı bi sponsor?

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana bando çalsan az” diye laf vardır bizde… Sen hâlâ “anlamıyorum” diyorsun…
Yenisin buralarda, tecrübesizliğine veriyorum, anlarsın yakında.

Francesca’yla Chiara’yı yanaklarından öperim.
Yengeye saygılar.
Sizin Hüseyin’e selamlar…
Sincerely
Yılmaz

Ucube

Harem marem yoktu…
Oraya topladıkları sülün gibi kızlar padişahlarımızın dünya ahret bacısıydı!

Şaka bir yana, ecdatmış haremmiş filan değildir sorun… Ahali bunlara oy verince, vezir, aynı ahali bunların beğenmediği diziyi seyredince, rezil… Budur.

Heykel de değildir sorun.

O heykeli diken kim?
AKP’li belediye başkanı.
Sonra n’aaptı o başkan?
CHP’ye geçti.
CHP’ye geçince n’ooldu?

SİT’tir oldu!

AKP’liyken, anıt.
CHP’ye geçince, ucube.

AKP’li Bursa’da alkışlanan Kusturica’ya, CHP’li Antalya’da kusulması gibi!

(Detaya girersek… Ermeni açılımı, işin rengini değiştirdi, Kars’ta MHP güçleniyor. Kars’a vaat edilen lojistik köy projesinin Erzurum’a kaydırılması ise, tuzu biberi oldu. Ermenistan’a şirin görünmek için apar topar dikilen Barış Anıtı’nın aniden ucube ilan edilmesi, o anıtın dikildiği alanın şehit kanlarıyla sulandığının hatırlanması, sit alanı hikâyesi, sebebi budur… Sanki Çanakkale şehit kanlarıyla sulanmadı ve sanki Çanakkale’de anıt yok.)

Sanattan manattan anlamaz bunlar.
Kafalarını taktıkları yer başkadır.

Efes Pilsen mesela… Avrupa’da kupa kazanan ilk Türk takımı oldu, anıtı dikildi. Göğe uzanan iki el üstünde yarısı kesilmiş basketbol topu figürüydü. “Kadeh bu” diye söküldü.

Sonra ne oldu?
Ders alıp, şerbet üretimine başlamadı… Spora tiyatroya müziğe sinemaya festivallere arkeolojiye destek olmaya, her sene 30 milyon dolar harcamaya devam etti.

E baktılar ders almıyor…
Hazır ahali padişah’la ucube’yle meşgulken, kaşla göz arasında yasakladılar. Bira üretimine devam edecek –şimdilik- ama, ismini kullanması yasak…

Bazı yalakalar akıl veriyor:
“Ne olmuş canım, büyütmeyin, Efes Pilsen’in Pilsen’i atılır, Efes şehir ismidir, o şekilde devam edebilir.”

Kardeşim!
Pilsen zaten şehir ismi.
Çek Cumhuriyeti’nde.
Ordan gelir.

(İzmir’in kardeş şehridir… Birayı Sümerler, kafayı İzmirliler bulmuştur lafı da, ordan gelir!)

Ve, hal böyleyken merak ediyor insan…
Hem CHP’li, hem rakının hası.
Tekirdağspor da yasaklanacak mı?

Schuster’la Olmuyor Liman Von Sanders’ı Getirin Takımın Başına

2017’de genelkurmay başkanı olmasına kesin gözüyle bakılan şeref madalyalı Korgeneral, darbecilikten içeri tıkıldı, evladıyla gurur duyan annesi 48 saat dayanabildi, rahmetli oldu.

Teğmen’in telefonuna, teröristin telefon fihristi “sehven” yüklendi. Darbecilerin bombalarını toprak altında bulan polislerin, iki gün önce Amerikalılar tarafından eğitildiği ortaya çıktı.

Yarbay Ali Tatar, komutanına suikast yapmakla suçlandı, canına kıydı. Albay Abdülkerim Kırca, terörist kurşunuyla felç kalıp, tekerlekli sandalyeye mahkûm olmuş, devlet övünç madalyası almıştı, çete lideri olmakla suçlandı, tabancasını kafasına dayadı, tetiği çekti. Albay Belgütay Varımlı, teftiş kurulu eski başkanıydı, hatta, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Oramiral İlhami Erdil’in usulsüz harcamalar nedeniyle er rütbesine düşürülmesini sağlayan kişiydi, darbecilikle suçlandı, sabah namazını kıldı, balkona çıktı,10’uncu kattan atladı. Yüzbaşı Olgun Vural, darbeci listesini sızdıran subay diye tanıtıldı, “Bulmacanın parçaları beni gösteriyor ama, ben değilim, bana inanın” şeklinde mektup bırakıp, intihar etti. Kurmay Albay Berk Erden, eşinin namusuna iftira attılar, üstüne, darbecilerle ilişkisi ortaya çıkmasın diye eşinin kendini aldatmasına göz yumuyor diye yazdılar, kime ne desin, canına kıydı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki general ve amirallerin yüzde 10’u tek hamlede tutuklandı. Ne kuzey deniz saha komutanı kaldı, ne güney deniz saha komutanı, denizaltı filo komutanı bile içerde, terfi sistemi allak bullak oldu. Deniz Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri eski komutanları içerde… Genelkurmay eski başkanları İlker Başbuğ ile Yaşar Büyükanıt tutuklanacak deniyor. Birinci ordu eski komutanı içerde, öbür birinci ordu komutanı kalp krizi geçirdi.

Silivri festivalinin kırmızı halısı haline geldi Beşiktaş adliyesi…

“Başkomutan” İran’da gezideydi.

Taha Akyol yazdı.
Gazetecilerle sohbet ederken…
Cengiz Çandar söze girmiş.
“Kötü bi haberim var” demiş.
Başkomutan endişelenmiş.
“Eyvah, kötü bir şey mi oldu?”
Meğer damarına basıyormuş…
“Beşiktaş yine yenildi” demiş.
Kahkahadan kırılmışlar.
Koyu Beşiktaşlıdır Başkomutan.
“Hayret hakikaten” demiş.
“Nedir bu böyle yani” demiş.