Monthly Archives: July 2010

Hayır’lara Vesile Olsun İnşallah

Pazartesi akşamı kandil’di.
Cepten mesaj yağdı…

Kandiliniz mübarek olsun.
Kandiliniz kutlu olsun.
Mutlu kandiller.

Dikkat ettim…
Zırt pırt “hayırlara vesile olsun” diyen AKP’li arkadaşlardan, kandil tebrikiyle ilgili her türlü mesaj geldi, bi tane bile “hayırlı kandiller” mesajı gelmedi.

Hayır’ı yasakladılar anlaşılan!

İşin matrak tarafı, mübarek ramazanı referanduma alet etmeye kalktılar ama, ramazan komple “hayır”lı birader…

Hayır’lı ramazanlar.
En hayır’lı ay.
Ramazan-ı şerifiniz hayır’lı olsun.

4 tane denk geliyor:
Hayır’lı cumalar.
Kadir gecesi var…
Bin aydan hayır’lı!

Sahur… Hayır’lı sabahlar.
İftar… Hayır’lı akşamlar.
Teravih… Hayır’lı geceler.
Sahur iftar arası?
Cümleten hayır’lı işler.

(Referandum sonucu için ramazanda istiareye yatsalar, anlatamayacaklar ağız tadıyla… “Rüyamda gördüm” dese, “Hayır’dır inşallah?” demen lazım çünkü!)

Zekât, fitre…
Hayır işi, hayır dua.
Netice?
Hayır’lı bayramlar!

Sen git, ince ince hesap et, referandumu tam ramazanın sonuna denk getir, ramazanın komple “hayır”lı olduğunu unut, iyi mi… Allah’ın tokadı yok dedikleri, bu sanırım.

Neyse…
Hayır’lısıyla sandığa gideceğiz 12 Eylül’de, vatana millete ve İslam âlemine hayır’lı olsun.

Dönülmez Akşamın Ufkundayız Azizim

Arap aklıyla bize akıl vermeye kalkıyorlar ama “alkol” kelimesinin kökeni Arapça.
Kullanmamak lazım.
Hatta, yasaklansın.

Rakı ise, özbeöz Türk.

“Ne malum?” derseniz.
Nerede, ne zaman ve kim tarafından icat edildiği bilinmiyor. Oradan malum. Eğer, biz Türklerden başka bi milletin icadı olsaydı, yazılı tarihi olurdu, şeceresini bilirdik!

Şampanyanın mucidi Fransız keşiş, Dom Perignon, 1638’de dünyaya gelmiş mesela. Evliya Çelebi’nin 1635 tarihli seyahatnamesinde “rakı” geçtiğine göre, şampanyadan eski demek ki.

Yani?
Şampanyayı icat eden Dom Perignon, kundakta ana sütü içerken, biz aslan
sütü içiyorduk!

Başka “aydınlatıcı” veri var mı. Var.

Memleketi “ampul” yönetiyor ama, elektriğin ampulden önce rakıya faydası olmuştu. Çünkü, elektriğin icadıyla birlikte “buz” üretildi. Buz üretilince, “rakıya niye buz koymuyoruz azizim?” keşfi yapıldı. Bu tarihi keşif neticesinde, rakının üstüne buz koymak için daha uzun bardağa ihtiyaç oldu. Zahmet edip özel bardak icat etmek zor geldiği için, pratik Türk zekâsı devreye girdi, “limonata bardağı ne güne duruyor muhterem” keşfi yapıldı.

“Asil”dir rakı…

Bakın, 1900’lü yıllardan bir davetiye aktarayım size: “Muhterem efendim, teşrin’i saninin 21’inci gününe müsadif Cuma akşamı, Hristo’nun Meyhanesi’nde taam eylemek ve hususi bir eğlence tertip ederek vakit geçirmek istiyoruz. Sizi pek seven cümle dostlarımız teşrif edeceklerdir. Binaenaleyh, icabetiniz bizim içün mücib-i şeref olacaktır. Bu lütfu bizden esirgemeyeceğiniz ümidi ile takdim-i ihtiram eyleriz efendim. Pera sahaflarından Şener Efendi.”

Nezakettir, zarafettir.
Adab-ı muaşerettir.

“Milli”dir.

Üstelik, AKP’nin “milli”sidir.

Bu arkadaşların döneminde “milli” oldu. Rakıyı “milli içki” olarak tescilleyen Türk Patent Enstitüsü Başkanı, o makama, AKP tarafından atandı… Eşi de, AKP milletvekili. Ki o milletvekili, Suudi Arabistan Riyad Eğitim Fakültesi İslami İlimler mezunudur iyi mi…

Dolayısıyla, “rakı balık Ayvalık” gibi, zincirleme reaksiyonla, AKP’nin “milli”sidir!

“Rakı içeceğinize meyve yiyin, kavunun yanına 35’lik salkım açın”
filan gibi gayriciddi yaklaşılamaz ona.
Ciddiyet ister. Fava, pilaki, şakşuka,
memleket “meze”lesidir.

Yurtseverdir. İki tek attın mı “n’olacak bu memleketin hali?” diye endişelenmezdin aksi olsa.

Evrim Teorisi’nin kanıtıdır, fazla kaçırırsan, özüne dönersin, maymun olursun. Bilimdir.

Maymun değilsek bile; ne anlamı var onsuz, rakida’nın cibes’in turpotu’nun, inek miyiz biz? Madem gıcıksın rakıya, niye balık avlıyorsun boşu boşuna? Şerbetle mi yiyeceksin lüferi?

“Fevkalade”dir.
“Aliyül’ala”dır.
1926’da üretime başladığında, rakılarına bu isimleri koymuştu Tekel.

Kadındır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında “Sevim, Elif, Hanım, Denizkızı, Üzümkızı, Jale” isimlerini taşırlardı. Botoks’tur aynı zamanda. Çirkin kadın yoktur, az rakı vardır, en kaknemi bile bir başka görünür gözüne, içilir, güzelleşilir.

Hayatın anahtarıdır. Büst gibi oturan adamın bile çenesini açar. “çilingir”
sofrası denmesi, ondan. Kontörsüz muhabbettir. Kahkahadır.

İçki içen, neler yaptığını hatırlamaz; rakı içen hatırlar. Acısıyla tatlısıyla hatıraları kaydeden hard disk’tir çünkü. Tıp bazen çaresizdir. O ilaçtır. Gurbete bile iyi gelir.

Herkesin gençlik hatası olabilir, bira içersin. Sonradan para kazanınca, şarap içmeyi matah zannedersin. Amerika’da kamyon şoförlerinin içtiği viskiye Etiler’de, Reina’da kamyon parası ödersin, ayrı. Kürkçü dükkânıdır.
Döner dolaşır, gelirsin.

Çocuktur. Ağlarsın.

Orhan Gencebay’dır. Entel dantel barlarda dinlemeye utanırsın. Ama hepimiz biliriz ki, ezbere bilirsin. Tatlıses’tir. Realite’dir.

Peynir, Rakı, Kavun, PRK, örgüttür.
Ama, bölücü değil, birleştirici örgüt. Türk’ü de içer, Kürt’ü de, Laz’ı da, Çerkez’i de, Ermeni’si de, Yahudi’si de. Rumlar öyle meze yapar ki, AB’ye almasalar da helali hoş olsun, Kıbrıs’ı veresin gelir.

Orhan Veli’dir. “Şiir yazıyorum, şiir yazıp eskiler alıyorum, eskiler verip musikiler alıyorum, bir de rakı şişesinde balık olsam”dır. Şiirdir. Dönülmez akşamın ufkudur aynı zamanda.

Ve, Mustafa Kemal’dir.
Rakı içiyordu diye “sarhoş” demeye getiriyorsan eğer, “sarhoş kafayla kurup yücelttiği memleketi, ayık kafayla niye yönetemiyorsun?” diye sorarlar adama!

Oof, çok uzattım…
Vakit tamam, güneş batmak üzere, bana müsaade, cümleten şerefe.

Al Sana 12 Eylül

Dün yazdım…

Nüfusumuz genç.
Memleketin çoğunluğu 12 Eylül 1980’i hatırlamadığı için, “ağlama açılımı”yla etkilemeye çalışıyorlar.

Değerli gençler…
Takunyalıların önünü açan 12 Eylül zihniyeti, Kasım 1982’de referandum yapmıştı… “O günler”le “bu günler”i kıyaslayabilmeniz için, Kasım 1982 arşivine girdim, buyrun…

“Çiftçi zorda, TMO üç aydır para ödemiyor” diye bi haber var mesela… TMO Genel Müdürü ise, “1983’ten itibaren buğday ithal edilmeyeceğini” açıklamış… (Nedir durum bugün?)

“Kar başladı, Doğu’da yüzlerce köy yolu kapandı” haberi var… (Bu kış nasıldı?)

“Yağma başlıyor, sahillere yapılaşma izni geliyor” haberi var… Yetkililer “yalan” demiş.

“1978’te başlayan Kurbağalıdere ıslah çalışmaları 1983’te bitirilecek”miş… (İki ay önce yağmur yağdı, ıslah işçisi dereye düştü, garibin cesedi hâlâ yok.)

“Devlet Bakanı Nimet Özdaş, vatandaşa kok kömürü dağıtacaklarını” açıklamış… (Mucidi oymuş demek ki… Merak ettim, kim bu diye, TÜBİTAK kurucusu profesörmüş iyi mi!)

“Başbakan, ithalatı azaltacağımızı, borç almayacağımızı” açıklamış… (Senelik ithalat 150 milyar dolar bugün, borç 460 milyar dolar.)

“Üniversitelerde yurtsuz öğrenci kalmayacağı” açıklanmış… (Tarikatlar sağ olsun!)

“Siirt’te yüksek graviteli petrol” bulunmuş… (Sırf benim hatırladığım 38 kere filan bulundu, hatta geçen ay gene buldular Siirt’te, yüksek graviteli.)

“Gazeteci Ali Sirmen, Barış Davası’ndan yargılanıyor”muş… (Ali ağabeyi yargılamaya doyamadılar, açsam sorsam, en az 20 davadan yargılanıyordur bugün.)

“SSK’nın devletten 65 milyar lira alacağı var”mış… (SSK’yı kapattılar.)

OECD Türkiye’ye Yardım Komisyonu Başkanı Dr. Geberth, ekonomimizi övmüş, “Sıhhatli büyüyorsunuz, Amerikan firmalarının Türkiye’ye yönelmesinden memnuniyet duyuyorum” demiş… (Daha ne desin adam! Adında meymenet yokmuş zaten, “Geberth”eceği belliymiş.)

“Özel dershanelerin kapatılması gündemde”ymiş… Biri şunları yazmış: “Dershaneye karşı olanlar, fakir fukaranın okumasına karşı… Bereket versin, Eğitim Bakanlığımız sahip çıkıyor. Dershaneye gitmeyen çocuk ne yapacak? Sokağa düşecek. Üç-beş kuruş verip, dershaneye gitse fena mı?” (Bu adam, utanmadan, duayen ayaklarıyla hâlâ köşe yazıyor bugün.)

İsviçre’ye kaçan Yahya Demirel’in, Devlet Malzeme Ofisi’ne 8 milyon adet “ampul” sattığı ortaya çıkmış… (Biz de merak ediyorduk birader, nerden çıktı bu ampul?)

Bakın “ampul” dedim, bir örnek daha var… Köklü kuruluş olduğunu anlatmaya çalışan Ziraat Bankası tam sayfa reklam vermiş, “ampul yokken, biz vardık” diyor!

Boğaz’dan geçerken dümeni kilitlenen tanker, yalılara bindirmiş… Tekirdağ’da otomobil kamyonun altına girmiş, 5 ölü… (Tam gaz devam.)

“Fenikeliler Türk mü?” tartışması yaşanıyormuş… (Bugün, Türklerin aslında Türk olmadığı tartışılıyor.)

Televizyon eleştirisi döşenmiş biri… “İslam âleminin liderliğini yapmış bir neslin evlatları olarak, Flamingo Yolu gibi ahlaksız dizileri seyretmekten utanıyoruz” diyor.

Adalet Bakanı “hâkim ve savcı açığımız var” demiş. Sağlık Bakanı “hekim ve hemşire eksiğimiz var” demiş. Eğitim Bakanı “kadrosuzluk nedeniyle tayinleri yapılamayan öğretmenlerin, en kısa sürede haklarının teslim edileceğini” söylüyor… (Nakarata devam.)

Hem vallahi, hem billahi… Çin Ticaret Bakanı’nı kabul eden Tarım Bakanımız, “Her Çinliye bir portakal yedirebilsek, ihracat sorunumuz hallolur” demiş.

Ticaret Bakanlığı Konjonktür Dairesi’ne göre, enflasyon azalmış, fert başına milli gelirimiz artmış… IMF rapor yazmış, “faize devam” tavsiyesinde bulunmuş.

Elektriğe zam gelmiş. Suya zam gelmiş. Benzine zam gelmiş. Yalaka basın o zamanlar da yalakaymış, “son zamma rağmen, normal benzinde Avrupa’dan ucuzuz” başlığı atılmış!

Ürdün Kralı’nı Çankaya’da ağırlayan Kenan Evren, “Arapları inanarak destekliyoruz, seviyoruz” demiş… Altın tabak içinde lüfer ve fıstıklı baklava ikram edilmiş.

Irak’tan Türkiye’ye geçerken Dicle Nehri’nde boğulan 10 kişinin cesedi bulunmuş… “Apo’cu oldukları sanılan” kişilerin üzerinde “Kalaşinkof diye tabir edilen otomatik tüfek var”mış… (Ne PKK’dan haberi var o zamanlar memleketin, ne Kalaşnikof’tan yani.)

Federal Almanya Dışişleri Bakanı “Türkiye 1986’da AET üyesi olur” demiş! (Federal Almanya bile yok artık.)

Ulusal Ermeni Komitesi, “Amerikan Senatosu’na 36 Ermeni’nin girdiğini” açıklamış… (Giriş o giriş.)

İşsiz sayısı artıyormuş, 613 bin kişiye yükselmiş… (613 bin mi?)

“Doğalgaz diye bir yakıt var”mış, “İran’dan döşenecek boru hattıyla senede 8 milyar dolar kazanacak”mışız… (Bu kafaya az bile döşemişler!)

Değerli gençler…
Kabak gibi görüldüğü üzere, sorunlar aynı sorunlar… Tek farkı, hepsinin büyümüş olması.

O günlerde de, analarınıza babalarınıza “evet” deyin, hepsini halledeceğiz dediler… Halbuki anayasayla manayasayla ilgisi yok bu işin… Bugün “sivil anayasa” diye kakalamaya çalıştıkları metin de, yukarıdaki sorunların hiçbirine derman değil.

Evet-hayır dayatmasına takılmayın, “bırak şimdi sen bundan sonra ne yapacağını… Ne yaptın bugüne kadar?” diye sorun.

Hababam Sınıfı Uyanamıyor

Ağlama açılımı” yaptı arkadaşlar…
Hıçkırıklar filan…

Niye biliyor musunuz?

Türkiye’nin ortanca yaşı 28.
Yani?
Nüfusun yarısı 28 yaşından küçük.

12 Eylül 1980’de doğan bebek, bugün 30 yaşında; darbe öncesini hiç yaşamadı… İlkokulda ortaokulda olanları ekle, memlekette şu an 4 kişiden 3’ü, tanklarla uyandığımızda çocuktu… Kaba hesap, 55 milyon kişi, 70’li yıllarda neler yaşandı, bilmiyor… Bildiği, kulaktan dolma.

O nedenle, burunlarını çeke çeke ağlama rolü yapıyorlar. Sanırsın, zindana atıldılar…
Nasıl olsa, 12 Eylül öncesinde dökülen gerçek gözyaşlarını hatırlayan yok. Buna güveniyorlar.

Değerli gençler…
Her kafadan ayrı ses çıkıyor.
Kim doğru söylüyor?
Merak ediyorsunuz işin aslını.

Kanı gözyaşını bırakalım…
Dramatik lafları da boşverin…
Eğlenceli bi örnek vereyim.

Hababam Sınıfı.

Büyük usta Rıfat Ilgaz, 60’lı yıllarda yazmaya başladı, Hababam Sınıfı Uyanıyor, Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı gibi serileri, 70’li yıllarda kaleme aldı. Repliklerini ezbere bildiğimiz filmleri ise, 1975-1978 arasında çekildi. Yani, darbenin hemen öncesindeki yıllarda.

İnek Şaban’ı Güdük Necmi’si Damat Ferit’i Kel Mahmut’u Külyutmaz’ı Domdom’u, Tulum’u, Hafize Ana’sıyla, bizizdir o… Fırlaması avanağı, şehirlisi köylüsü, batılısı da var orda, doğulusu da, zengin fakir… Özetle, o dönemki toplumun tüm katmanları var Hababam’da.

Kim yok?
Takunyalı…

İnsanımızın kodlarını bu kadar iyi bilen, toplumu bu kadar iyi gözlemleyen efsane ustanın, Rıfat Ilgaz’ın, hepimizi tek tek oraya koyarken, takunyalıları ıskalaması mümkün mü? Neden Hababam’da “din” unsuru yok?

O dönemi Hababam gibi mizahi bir eserle özetleyemezsin” diyenler, bana mantıklı cevap verebilmeli… Neden kafasında takkeyle dolaşan öğrenci figürü yok Hababam’da?

Yoktular çünkü.

60’lı 70’li yıllarda da Müslüman’dı Türkiye… Ama, din bezirgânı yoktu. Olanlar da, parmakla gösterilecek kadar azdı; marjinaldi. Toplumda değer ifade edecek sayıda takunyalı olsaydı, şehirli köylü, doğulu batılı, fırlama avanak gibi, Hababam efsanesinde yerlerini alırlardı.

Yoktular.

O nedenle, 70’li yıllarda devrimci-ülkücü gençler birbirini gırtlaklarken, darbeden sonra devrimci-ülkücü gençler asılırken, Kürtlerin canına okunduğu, alayının işkenceden geçirildiği, “anaların ağladığı” günlerde, bunların hiçbirinin burnu bile kanamadı.

O nedenle, mağdur olarak göstere göstere, anca, soldan dönme Ertuğrul Günay’ı örnek gösterebiliyorlar. Başka gösterebilecekleri “orijinal takunyalı” tek mağdur yok.

Değerli gençler…
Takunyalılar, 12 Eylül’ün eseridir.

Belgeseli de, Hababam’dır.

O nedenle, devrimcileri ülkücüleri biçip, takunyalılara koşmaları için yol açan 12 Eylül, Hababam’ın yazarını mezbahadan bozma hapishaneye tıkmıştır… Zaten, ustanın ölüm sebebi de, takunyalılar tarafından ateşe verilen Madımak’ta yaşadığı kahırdır.

Ve o nedenle, adım gibi eminim ki, yaşasaydı bugün, timsah gözyaşlarına bakıp, efsanenin son cildini kaleme alır.
Hababam Sınıfı Uyanamıyor“u yazardı satır satır!

Bir Yatırımcı 20 Milyar Doları Nasıl Kazanır?

Geçtiğimiz yıl dünyanın birçok yerinde finans sistemi çöküp, milyonlarca yatırımcı milyarlarca dolar zarar ederken New Yorklu hedge fon yöneticisi John Paulson nasıl 20 milyar dolar kazandı?

The Wall Street Journal’de Gregory Zuckerman tarafından “Greatest Trade: How You Can Make $20 Billion” başlığıyla kaleme alınan yazıda, Paulson’ın iki yılda 20 milyar doları nasıl kazandığı sorusuna cevap arındı.

Paulson’ın şirketi, 2007 ve 2009 yılları arasında gayrimenkul piyasası ve büyük finans kuruluşlarının tersine hareket ederek, 20 milyar dolar kazandı. Bu kazançtan Paulson’a düşen kısmın 4 milyar dolar olduğu bilinirken, yatırımcının günlük kazancı 10 milyon dolardan daha fazla bir miktara ulaştı.

Bu rakam çok kazanmaları ile bilinen yazar J.K Rowling, ABD’li talk show sunucusu Oprah Winfrey ve golf oyuncusu Tiger Woods’un 2007’deki toplam kazançlarının dahi üzerinde gerçekleşti.

Gayrimenkul Krizini Önceden Gördü

Gayrimenkul sektörünün er ya da geç çökeceğine inanan Paulson, 2006’da riskli mortgage yatırımları olarak gördüğü yatırımlar için 1 milyar dolarlık teminat satın aldı. Konut piyasasındaki balon patlayıp, mortgage kredileri çöktüğünde ise Paulson’ın satın aldığı teminatın değeri zirve yaptı.

Şirketler Çökerken O Kar Etti

Paulson’un fonlarından biri bu dönemde bir yılda yüzde 500 yükselirken, 2008’e gelindiğinde değer kaybedeceklerini ön görerek mali hisselerini azaltan hedge fon yöneticisi, şirketler teker teker çökerken yine kâr etti.

WSJ, ortalama yatırımcıların da bu başarıdan çıkarabileceği dersler olduğuna işaret ettiği analizde, “Bu derslerin hiçbirinin sonuç getirme garantisi olmasa da Paulson ve birkaç benzeri ismin başarısı Wall Street’ın kıdemli isimleriyle yarışmak isteyen küçük çaplı yatırımcılara cesaret verir nitelikte” ifadesini kullandı.

İşte WSJ’ye göre Paulson’ın 20 milyar dolarlık kumarından çıkarılabilecek sekiz ders:

  1. Uzmanlara Güvenme
    2007-2008 yıllarında yaşanan konut krizinde Wall Street uzmanlarının da güvenirliğine garanti verdiği mortgage destekli menkullere yatırım yapan ticari ve yatırım bankaları büyük zarar etti.
    Ders: Uzmanlara bile şüpheyle yaklaşın.
  2. Fiyat Balonları Sıkıntısı
    Bazı akademistler finans piyasalarının daha etkin hale geldiğini belirtmesine rağmen son yıllarda konuttan, enerjiye, teknolojiden, Asya kurlarına kadar birçok alanda yaşanan balonlar, piyasaların hareket alanlarının kısıtlandığını gösterdi. Bugün aynı çözüm önerilerini takip eden her çaptan bütün yatırımcılar olası bir sıkıntıda bir çıkış stratejisi uygulayacak gibi görünüyor.
    Ders: Bir çıkış stratejiniz olsun.
  3. Borç Piyasalarına Odaklanın
    Birçok yatırımcı borsalardaki iniş ve çıkışları takip ederken, borç piyasalarında nelerin olup bittiğiyle ilgilenmiyor. Bu büyük bir hata. Gelişmiş piyasalarda görülen sıkıntı belirtileri çok fazla gün yüzüne çıkmıyor. Riskli mortgage tahvili piyasasında yaşanan sıkıntı buna güzel bir örnek oluşturuyor.
    Ders: Borç piyasaları, sorunları öne çıkarmada borsadan daha çok işe yarayabilir.
  4. Yeni Yatırımlarda Uzmanlaşın
    Paulson, borçları teminat altına alan Kredi Temerrüt Takaslarına (CDS) yatırım yaparak büyük kazançlar elde etti. Paulson ve ekibi kredi temerrüt takaslarına yönelik pek bir bilgiye sahip değildi ama kendilerini bu konuda geliştirdi.
    Ders: Kendinizi yeni finans araçları konusunda geliştirin.
  5. Teminat Ödemeleri
    Birçok yatırımcı konut piyasasından zarar görmekten korktu ama çok az Kredi Temerrüt Takasları (CDS) gibi teminat araçlarını kullanmayı tercih etti. Yok pahasına satılan evlerle, oldukça ucuz olan teminatları almayarak daha fazla zarar eden uzmanlar, ilk başta bu seçeneği gör ardı etti.
    Ders: Sigorta yaptırmanın değerini küçümsemeyin.
  6. Deneyime Güvenin
    Son ekonomik durgunlukta kazanların büyük bir kısmı orta yaşlı yatırımcılar oldu. Kariyerlerinde daha öncede ekonomik durgunluklar gören bu yatırımcılar sadece güzel günlerde iş yapan meslektaşlarının önüne geçti.
    Ders: Tarihi bakış açısı değerli bir araç olabilir.
  7. Yapılan Yatırıma Aşık Olmayın
    Paulson 2008 yılında karşı pozisyon aldığı bankalar ve finans şirketleri konusunda 2009 başlarında bir önceki yıla kıyasla daha cesur adımlar atar hale geldi. Bu adımları atmasında kurumların bilançolarını iyileştirdiğine karar vermesi önemli bir etkendi.
    Ders: En iyi ticaret bile sonsuza kadar sürmez.
  8. Şans Faktörü
    2006’nın başlarında, Paulson gayrimenkul sektörünün batacağı konusunda çok kararlıydı ve yaşanan düşüşten kâr etmeyi başardı. Bazı gayrimenkul sektörü uzmanların konutların fiyatlarının abartıldığına karar verdi ama zararı kaldıramadı.
    Ders: Sektör çok garanti görünse bile tek bir sektörde fazla risk altına girmeyin.