Monthly Archives: April 2011

maALESef

Büyüsünler de “badem” olsunlar diye “çağla badem”lerin üniversite sınavına şifre koymuşlardı… Bu sefer şifresiz mifresiz daha pratik bi yol buldular, beğenmediklerine kafadan soru kitapçığı vermediler!

Çöz çözebilirsen…

E merak ediyor insan tabii.
Ne sordular?

Girdim ÖSYM’nin internet sitesine, ALES’in soru kitapçığını tıkladım…

Sözel bölüm.
25’inci soru mesela.

Önce bi metin verilmiş:
Gücünü gözlem ve mizahtan alan öyküleriyle tanınmaktadır. Konuşur gibi yazmanın doğurduğu rahatlık ve akıcılık görülür. Toplumsal bozuklukları, çarpık kişilikleri ele alır. Bilgilendirmeye yönelik bir yol seçer.

Sonra da, aşağıdakilerden hangisi bu yazarın özelliklerinden biri “olamaz” diye sorulmuş.

Cevap?
Baktım cevap anahtarına.
E şıkkı.
Yani?
Bu yazarın özelliği, toplumsal olayları “tarafsız” bakış açısıyla anlatmak “olamaz“mış!

Demek ki neymiş?
Gözlem yapan, mizahla süsleyen, konuşur gibi, rahat ve akıcı yazan, toplumsal bozuklukları, çarpık kişilikleri ele alan, ahaliyi bilgilendiren yazar “tarafsız olamaz“mış.

Ya nasıl olurmuş?
Trene bakar gibi bakar, öküz gibi yazarsa, fikir kabızıysa, toplumsal bozuklukları teğet geçip, suya sabuna dokunmadan, çarpık kişiliklere ilişmez ve ahaliyi bilgilendirmezse “tarafsız yazar olur“muş.

İnanmayıp “tatmin” olmayan, sağlamasını yapmak için açsın, gazetelere baksın… Boşuna mı, ÖSYM’deki rezaletleri görmeyip, yazmayıp, üstüne alkışlıyor “tarafsız yazar”lar kardeşim?

Ha, nasıl oluyor da utanmadan orda oturuyorlar hâlâ derseniz… Malum, dört yanlış bir doğruyu götürüyor. Bunlarda ilaç niyetine bi doğru bile olmadığı için, götüremiyor maALESef.

SON DAKKA NOTU:

Laf “bilgilendirme“den açılmışken… Devletin haber ajansı, Anadolu Ajansı, dün şehidin adını yanlış geçti, “Yalçın şehit oldu, memleketi Çanakkale’ye gönderildi” dedi. Sonra düzeltme yaptı, Yalçın’ın şehit olmadığını, hâlâ gazi olduğunu belirtip, “Durdu şehit oldu, memleketi Çanakkale’ye gönderildi” dedi. Ancak, gene yanlış yapmıştı. Bi daha düzeltme yaptı, “Durdu şehit oldu, Kahramanmaraş’a gönderildi” dedi. Böylece, niyazimiz zaten çoktu ama, bu arkadaşlar sayesinde ilk “sehven şehit“imiz olmuş oldu… Gazetemizin baskıya girdiği dakikalarda, henüz üçüncü düzeltme yapılmamıştı, galiba bu defa denk getirdiler.

Mebuslarımızı Tanıyalım (2)

Çok değerli mebuslar seçeceğiz 12 Haziran’da… Nesrin Altın, Satılmış Külçe, İsa Gümüş, Osman Zümrüt, Sadık Yakut, Sayın Elmas, Ali Mücevher, Necdet Kuyumcu, Kadri Zengin.

Mümtaz Maden… Pelin Bakır, Ömer Çelik, Metin Demir, Ferhat Tunç, Ziya Cevherli.

Uyarmadın demeyin, şu mebuslarımızla dalaşmamakta fayda var: Musa Çakı, İbrahim Bıçak, Mihrimah Satır, Mustafa Balta, Suna Pala, Kenan Tetik, Ali Külhan, Fevzi Yarbaş, Abdurrahman Kızgın, Osman Barut, Yunus Karabela.

Ali Çaldır, Ünal Kaçır, Murtaza Yetiş… Örtülü ödeneği kime teslim edeceğimiz şimdiden belli: HüsamettinEmanet ve Ebubekir Gizligider.

Doğasever bir meclisimiz olacak: Sami Gonca, Hüseyin Filiz, Bahri Yaprak, Cemil Çiçek, Hakkı Fidan, Emine Ağaç… Necla Gül, Sevda Mazı, Nafiye Kayın, Zeynep Kavak, Musa Çam, Hakan Çınar, Ömer Selvi, Mahmut Turunç, Mehmet Sümbül, Aslan Karanfil.

Aynı zamanda hayvansever bir meclis… Şenol Sığırcık, Ali Turna, Abdülmüslim Kalkan, Hüseyin Yunus, Hüseyin Arı, Musa Atmaca, Muzaffer Aslan, Mehmet Kartal, Fahrettin Akbaba, Yusuf Mercan, Şerif Ceylan, Selçuk Samur, Kürşat Koç, Yaşar Karagöz, Gülizar Karaca, Ali Boğa, Cahit Kaplan, Nihan Turna, Lütfiye Kurt, Sermin Balık, Hamit Kuş… Kaz bile güdemez bunlar demeyin sakın; Burhan Kuzu, Baki Çoban, Sinan Güden var.

Murat Araç, Buket Teker, Gülten Sürücü, Berkant Ezer, Hakkı Beşkazalı’ya dikkat… Mehmet Uçak, Füsun Vapur, Şükrü Yolcu… Işıl Durak, Cemal Bekle, Haydar Durgeç.

Filiz Korkunç.
Fazilet Çığlık.

Meclis lokantasında görmek istediğimiz mebuslarımız şöyle: Sabri Kuşkonmaz, İsmail Bakla, Gülten Ciğer, Orhan Simit, Erdoğan Acur, Ahmet İyimaya, Nihat Çavdar, Nesrin Tatlıelma, Osman Kayısı, Mehmet Armut, Arif Üzüm, Oktay Fındık, Mehmet Ali Susam, Nurettin Nebati, Şaban Arpa, Orhan Tatlı, Mualla Kaymak, Oktay Ekşi, Sadık Acı, Bahattin Şeker, Şenol Bal, Cihan Şerbet, Ömer Tabak, Zeynep Çanak, Şevket Kazan, Levent Eyipişiren… Yemeğin üstüne, Cihan Kahveci ve İsmet Su tabii… Belgin Tok.

Melek Beyaz, Orhan Ak, İdris Kara, Levent Sarı, Yurdagül Kırmızı, Münire Yeşil, Nazım Maviş, rengarenk… Sadık Boya.

Demokrasi tıraşına gelince… Nurten Bıyık, Lale Karabıyık, Semiha Palabıyık, Neriman Posbıyık, Pınar Topsakal, Avni Kabasakal, Sabit Köse, Hikmet Kirpiksiz, Erdoğan Tüysüz, Kamil Tarak, Emine Ayna, Şule Tıraş, kambersiz düğün olmaz, Recai Berber.

Yüksel Duymaz, Şükrü Görmez, Nihat Altıparmak, Ülkü Kambur, Nurhan Çolak, Müşerref Aksak, Ramiz Topal, Suat Kolukırık… Bozmayın moralinizi, Abdurrahman Kırıkçı da aday.

Levent Hekim, Oktay Terzi, Fevzi Bakkal, Bekir Kasap, Sebati Manav, Mehmet Celep, Murat Muhtar, Osman Kaptan, Arzu Kahya, Çağlar Marangoz.

Seçkin Akdeniz, Mustafa Karadeniz, Dursun Güney, Emrah Doğu, Hanefi Batı… Lale Çayır, İlknur Çimen, Nilay Pınar, Fatih Dere, Mustafa Irmak, Erdoğan Toprak, Mehtap Düzova, Veysel Dağ, Metin Yanardağ, Gülay Dalyan, Yüksel Orman, hepsi güzel yurdumun güzel insanları… Hakkı Köylü, Mehdi Eker, Halil Ürün, Vahit Kilerde orada.

Levent Dakika, Cihan Gün, Çilo Ay, Kerim Yıldız, Hurşit Güneş, Raşit Dünya.

Sırma Doğru, Orhan Düzgün, Meral Uslu, Hüseyin Efendi, Günay Temiz, Cahit Pak, Fatma Yatkın, Muzaffer Uyar… Gülşen Ilık, Devrim Serin, Zübeyir Uysal, Ethem Hırçın, Sadık Durmaz, Osman Durmuş, Mustafa Hamarat, Yaşar Kalender.

Cemal Tanık, Adem Karakol, Burak Cop, Fikret İp, Muzaffer Cellat… “Masum” Türker, Davut Savcı, Pınar Ergenekon.

İbrahim Felek’se…
Egemen Bağış da var.
Bayram Kızılay da.

Fatma Abla, Tacettin İkiz, Hüseyin Dede, Mehmet Torun, Beyler Koca, Münevver Bekar, Murat Öksüz, İbrahim Yetim… Caner Okuldaş, Nihat Komşu, Nuri Dost, Nalan Yar.

Hamdi Konuk,
Mehmet Geldi.
Hüseyin Üzülmez.
Ahmet Takmaz.

Yeni mecliste hava nasıl olacak derseniz… Bazen Alper Bahar, bazen Hanife Yaz, genellikle Sinan Poyraz, İsa Bora, Mehmet Karayel, Hatice Fırtına, Arif Bulut, Mehmet Ayaz, Selma Kış, Özkan Kar, Bülent Buz… Kenan Şimşek, Hami Yıldırım, Muzaffer Çakar, Mutlu Gürler.

Eksen kayması meselesine gelince… “İnanç” Bilgi, “Yasin” Şener, “Ramazan” Özkan, “Mümin” Baştürk, “Mevlüt” Ayçiçek, “Cuma” Dağlı, “Hacı” Dursun, Ejder “Oruç”, Ayşenur “İslam”, Ahmet “Kul”, Emin “Dindar”, Abdülbari “Melek”, İbrahim “İmam”, Ali “Adak”, Serkan “Bayram”, Mehmet “Kavuk”, Nesrin “Ulema” mebus adaylarımız arasında.

Güya türban girmiyor ama…
Recep “Peçe” girerse şaşırmayın.

Tevfik Tiryaki.
Süha Çinçin.
Ali Ayık bu arada.

İshak Bıdık, Mustafa Bodur, Güzide Uzun, Ethem Kalın, Muharrem İnce, Aydan Geniş, Hasan Gürbüz, Mert Dolgun, Ahmet Semiz, Abdullah Tombul, Erkan Şişman.

Eyüp Dalgın.
Ruhi Açıkgöz.

Berna Ergen, Kamer Genç, Atilla Kart, Ali İhtiyar…
Ahmet Yeni, Beril Eski.
Yılmaz Bayat.

Haydar Baş, Şener Kafa, Seyfettin Kol, Şaban Dişli… Murat Gülmez, Muammer Güler.

Türabi Kayan.
Oğuz Oyan.
Hayrettin Dayanan.
Benden söylemesi…
Ahmet Kaymaz.

Global bir meclis aynı zamanda… Arap Karadurmuş, Cezayir Genç, Mahmut Çerkez, Ayşena Çin, Hüseyin Bağdatlı, Sabri Cezayirli, Mehmet Siyam, Caner Seylan, Erkan Dinar, Mehmet Tatar, Meral Venedik, Emine Balkan, Murat Kosova… Cengiz Atlas, İsa Elçi.

Vakıf Orhan, İhsan Kulüp, Kemal Dernek… Ender Serbest, Suna Yasak.

Filiz Akın, Iğdır adayı.
Doğan “Nayır” var!
Nolamaz yok.

Nihad Matkap, Selami Çekiç, Figen Alçı, Tuncer Usta, Tülay Çırak.

Mesut Kibar, Seniye Nazik, Mesut Sevimli, Ünal Şirin, Ülker Güzel, Şefik Çirkin… Hakan Şık, Birsen Süslü, Cenk Küpeli, Serkan Kumral, Erdem Esmer… Hamit Cilalı, Tayyar Parlak.

Özay Dilber.
Şahin Kalça.
Osman Bak.

Bayram Zırh… Mebus olmadan dokunulmazlığı bulunan tek aday.

Mehmet Yavaş, Cüneyt Çabuk, Coşkun Gündüz, Gökhan Günaydın, Turhan İçli, Onur Bayar, Sendal Üşen, Hasan İşgüzar.

“Deniz” Gerçek, Kemal “Derin”, Salih “Dal”, Faruk “Vurgun”, Yasemin “Cankurtaran”…

Ahmet Türk.
İbrahim Türkiş.

Askersiz olmaz elbet… Hatice Bölük, Tugay Ordu, İsrafil Kışla, Bilal Topçu, Mustafa Süngü, Meral Er, Beşir Çavuş, Ali Asker.

Nevin Hedef, Nabi Avcı, İhsan Oturak, Ayfer Döşeme, Hayati Samut, Salih Şen.

Çok uzattık…
Ebru Yeter.

Mebuslarımızı Tanıyalım

Başlamadan önce… “Sen adamın kralısın, kasım kasım Kasımpaşalısın” şarkısıyla Grammy’i hak eden dümbelekçi Balık Ayhan’ın mebus adayı yapılmamasını protesto etmek için, hepinizi saygı duruşuna ve 10 saniye sessizlik eylemine davet ediyorum.

 

 

 

 

Oturabilirsiniz.

2 kişiden 1’i bize oy verdi diye rüzgar yapan AKP, 2 mebusundan 1’ini budadı, tekrar aday göstermedi. Böylece, 2 kişiden 1’inin yanlış oy verdiği, bizzat AKP tarafından kanıtlandı.

AKP’nin mebus listesi “high quality” yani “yüksek kalite” yazan karton kutuyla verildi. Hastanede doğar doğmaz öldürülen bebeleri bisküvi kutusuyla vermişlerdi. Ders alınmış demek ki.

Manisa’daki Anemon Otel’de konuşan Bülent Arınç, “Siyasete Manisa’da başladım, Manisa’da bitireceğim, Bursa’dan aday olacağım söylentileri var, tekrarlıyorum, Manisa’dan seçileceğim” dedi. Bursa’ya gönderildi. Manisalılar timsah yürüyüşü yaptı. (Meraklısına not: Anemon, dağ lalesi demektir.)

Zabıt katibi sınavında adayların boyunu ölçmüşler, 1.75’ten kısa olanı elemişlerdi. Hal böyleyken, başbakanın savcı olabileceğini, adalet bakanının bu boyla mübaşir bile olamayacağını yazmıştım. İbrahim Kutluay aday adayı olunca sevindim… Kesin Adalet Bakanı olacak! Gel gör ki, çemberden döndü. “Evet dememek için kör olmak lazım” diyen Metin Şentürk, listede ismini göremedi. “Ailem CHP’li ama, başbakanın yüreğine gönül verdim” diyen Cengiz Kurtoğlu’nun, haybeye gönül verdiği ortaya çıktı. “Gelmeyin üstüme sakın gelmeyin, kadehi şişeyi kırarım bugün” albümünün remiksini çıkarması bekleniyor.

AKP güya türbanlı aday gösterdi, Antalya 13’üncü sıradan… Papa’nın Saadet Partisi’nden mebus olma ihtimali, AKP’nin Antalya’dan 13 mebus çıkarması ihtimalinden fazla.

Ancak, “ulemaya soralım” efsanesi gerçek olabilir. Çünkü, Nesrin Ulema AKP’den aday.

CHP… Bi yandan Mustafa’yı hapisten çıkarmak için memleketim İzmir’den aday gösterdi, beri yandan, beni hapse tıkmaya çalışan Sezgin Tanrıkulu’nu yaşadığım İstanbul’dan aday gösterdi. Annem Mustafa’ya oy verecek, Sezgin beni içeri tıkacak. Babama sordum, “Yıllardır bu anı bekliyordum, kütüğü İstanbul’a taşıyıp Sezgin’e oy vermeyi düşünüyorum” dedi. Allah’tan benim işim kolay, Tuncay benim bölgeden bağımsız aday oldu, oyum Tuncay’a, hiç olmazsa ben gireceğim, Mustafa’yla Tuncay çıkacak, derbiyi 2-1 alıcaz.

Derbi deyince… Beşiktaşlı Devlet Bahçeli, en azından Beşiktaş’ta bir sene forma giyen Saffet’i aday gösterirken, Fenerbahçeli başbakan gitti, Galatasaraylı Hakan’ı aday gösterdi iyi mi… CHP topçu bulamadı, düdük buldu, hakem Selçuk Dereli’yi aday gösterdi. (Şansal ağabeyden rica ediyorum, bu pozisyonları Marcus Merk’le masaya yatırsın lütfen.)

Aynı CHP… Cemaatçi polislerin kitabını yazdığı için gırtlağına çökülen sevgili arkadaşım Nedim’e adaylık bile teklif etmezken, “Bilge adamdır, Fethullah Hoca’yı saygıyla selamlıyorum” diyen ilahiyatçıyı, Nedim’in evinin bulunduğu bölgeden aday yaptı. Aferin.

“Ecevit’i öldürecekti” demeye getirerek, Profesör Haberal’ın yargılanmasına sebep olan Emrehan Halıcı’yla, Profesör Haberal, CHP’den aday… Profesör Haberal’ın 80 vilayette yer kalmamış gibi, götürülüp Ecevit’in Zonguldak’ından aday gösterilmesi ayrı bi maharet.

MHP…. Bir taraftan efsane komutanı aday gösterdi, öbür taraftan, asker kaçağı bakanı.

Ekstra matrak tarafı, MHP adayı eski DYP’li bakan Bahattin Şeker’i, asker kaçağı olduğu için askere gönderen eski DYP’li Savunma Bakanı Turhan Tayan, CHP’den aday.

(Zaten listeye şöyle bi bakınca, Ecevitçi ve Baykalcı’dan çok, Demirelci var CHP’de… Yeni CHP’li Aydın Ayaydın’ın eski ANAP’lı olduğuna bakmayın, Beykoz Konakları adayıdır.)

“Ergenekon”dan yargılanan “savcı” Cihaner’e CHP’nin kapıları kapatılırken; “Ergenekon” davasını yürüten “Emniyet” Genel Müdürü “Oğuz Kağan” Köksal, AKP’den aday oldu. MHP n’aptı? “Silivri”yi kapsayan bölgeden, Pınar “Ergenekon”u aday gösterdi!

Bi tane Ahmet Türk, Kürtçü BDP’den aday oldu, bi tane Ahmet Türk, Türkçü BBP’den aday oldu. BDP, bu seçimde de Apo’yu aday göstermedi, şimdilik KCK’lılarla yetindi.

Hak-İş Başkanı AKP’den, DİSK Başkanı CHP’den, Kamu-Sen Başkanı MHP’den aday oldu. E haliyle işçilere parti kalmadı, kusura bakmayın.

Hayatı boyunca solcu’ları içeri tıkıp, solcu örgütçülük’ten içeri tıkılan Hanefi Avcı’nın adaylık başvurusu, avukatı “Fidel” Okan tarafından yapıldı… Castro “tatmin oldum” dedi.

Bütün bakanlar liste başı olurken, “eşcinsellik hastalık” diyen, aileden sorumlu bakan çizik yedi… Tatmin öyle olunmaz, böyle olunur.

Ve…

Yaş itibariyle yeni Meclis’in açılış oturumunu kim yönetecek. biliyor musunuz? Oktay Ekşi!

AKP sıralarındaki surat ifadelerini Meclis tivi canlı yayında nasıl verecek, hakikaten merak ediyorum.

Nefer

– Beyfendi, hayırlı uğurlu olsun, partiden sızan kulislere göre adaylığınız kabul edilmiş…

– Genel başkanımın teveccühünü emir telakki ederim. Beklenti içinde değildim. Aday olmasaydım da, canla başla çalışırdım. İster cephede, ister nöbette, partimin neferiyim. Mevzubahis partimse, gerisi teferruattır. Bana ihtiyaç varsa, demokrasi için, millet için varım.

– Beyefendi, kulis dedikoduymuş, twitter’a düşen bilgilere göre, adaylığınız kabul edilmemiş…

– Dağdan gelip bağdakini kovuyorlar kardeşim. Çeteleşme var. Ne idüğü belirsiz üç günlük adamlar, partiyi ele geçirdi. Sen kim, parti kim be! Bu kafayla seçim kazanmaları imkânsız. Yıllarımı verdim ben bu partiye, vefasızlar, haram olsun. Bu çatı altında bi saniye bile durmam artık.

– Beyfendi, twitter mesajı çakmaymış, feysbuk’a yazılanlara göre adaylığınız kabul edilmiş…

– Yapma yav! Liyakata önem veren, sözünün eri genel başkanıma inancım tamdı, mert liderime şükranlarımı sunarım. Makamlar gelip geçici, partim bakidir. Birlik zamanı, el ele gönül gönüle verme zamanı. Aday olamayan arkadaşlar kırılmasın, küskünlüğe yer yok. İbadetimiz milletimiz. Şu andan itibaren hepimize düşen, uykuları kazaya bırakıp, gece gündüz demeden çalışmaktır.

– Beyfendi, feysbuk sahte çıktı, entivi canlı yayında verdi, galiba isminizin üstü çizilmiş…

– Çizmezlerse hatırım kalır. Bırak bunlarla aynı listede bulunmayı, bunlara selam vermeyi bile zul addederim. Zibidilerin aday olmak için kimlerin poposunu öptüklerini gayet iyi biliyoruz biz. Utanmaz herifler mahvettiler partiyi. Aha şuraya yazıyorum, barajı bile geçemez bunlar. Kadir kıymet bilmeyen bu millete de müstahak zaten. Beter olsunlar.

– Beyfendi, entivi yanılmış, siyenen son dakka verdi, adaylığınız tamam, hem de birinci sıraymış…

– Deme! Öbür partiye bağlılıklarımı sunduğum yolundaki iftiralara gülüp geçiyorum. Kirli ayak oyunlarında bulunmadık, bulunmayacağız. İkbal beklentim asla olmadı, makam mevki derdim yok. Gökkubbe yarılsa, burdayım. Aday olamayan arkadaşların partimiz aleyhine atıp tuttuklarını üzülerek müşahede ediyorum. Gün, birlik günü.
Biz bir aileyiz, gayemiz milletimiz. Gelin, dirayetli genel başkanımızın şefkatli kanatları altında partimizi yüceltelim. Temsil görevi bana bahşedilen milletimin yanındayım, sorulmadık hatır, girilmedik gönül bırakmayacağım, saygılar sunarım.

– Beyefendi, yüksek seçim kuruluna verilen listede bulunmadığınız anlaşıldı…

– Bunların alayının…

Demokrasi Tıraşı

Bi yasama dönemi daha sona erdi.

Güya 550 mebus seçtik; Yunanistan, Belçika ve Finlandiya, üçünün toplam nüfusu kadar, 24 milyon bardak çay içildi. Lokantasında etli türlü bir lira, hindi dolma iki lira, kuzu tandır dört lira, pilav elli kuruş olduğu için, dört milyon kişi yemek yedi, Norveç kadar… (Peynir tabağı bir lira, tabak hariç.)

Tıraştırmacı gazeteci olarak, tıraş’taki yasama faaliyetleri de gözümüzden kaçmadı tabii…

Efendim, yüce meclisimizde emektar berber vardı, Hüseyin, demokrasimizi 30 sene tıraş etti, eski dönemlerde mebuslarımız genellikle kel olduğu için, bir berber yetiyordu. ANAP geldi, gördüler ki, saç 3 lira, sakal 1.5 lira, fön avanta, dışarda 20 lira, e devletin malı deniz diyerek, eşi-dostu getirmeye başladılar. Baktılar ki, Hüseyin kendini jiletlemek üzere… Plan Bütçe Komisyonu’ndaki müzakereler neticesinde, oybirliğiyle takviye kararı aldılar.

Demokrasimizin poposu için 5’er bin dolardan 575 tane ceylan derisi İtalyan koltuk yaptıran Meclis Başkanı Kalemli, demokrasimizin tıraşı için Başbakan Mesut Yılmaz’la istişarelerde bulundu. Başbakan “Berna’yla istişare et” diyerek, eşine havale etti. Berna Hanım’la yapılan iştişareler neticesinde, Başbakan’ın küçük oğlu Hasan’ın berberi Ahmet, işe alındı. Bi tane de İtalyan berber arandı ama, bulunamadı, Kocaeli seçim bölgesinden Ekrem işe alındı, etti üç.

Böylece, Hüseyin, Ahmet, Ekrem koalisyonu kuruldu. Hüseyin’in tek başına iktidarı sona ermişti ama, tarife aynı kalmıştı. Orduevindeki tıraş daha ucuz olduğu için, asker bu iktidar değişikliğine ses çıkarmadı. Demokrasi tıraşı uyumlu şekilde devam etti. 2003’e kadar.

AKP geldi, bürokrasideki istenmeyen kılları cırt diye sökmek için, zart diye kanun çıkardı, kamudaki emeklilik yaşını 65’ten 61’e indirdi. Bürokrasi sinekkaydı hale gelmişti ama, Hüseyin 63 yaşındaydı, usturayı yedi, emekli edildi. Berber sayısı tıraşlanınca, kriz çıktı, Plan Bütçe Komisyonu’ndaki müzakereler neticesinde, oybirliğiyle takviye kararı alındı.

Meclis Başkanı Bülent Arınç’tı, gideyim de yengeye sorayım filan demedi, iştişare mistişare yapmadan, kafadan, kendi berberi Mümtaz’ı işe aldı. Peşine, Cemal’i aldı, etti dört berber.

Hüseyin demokrasiyle sandığa gömülmüştü ama, fiyatlar yerinde kalmıştı. Asker, Arınç’a kıl olmasına rağmen, orduevi tarifesini göz önüne alarak, muhtıraya gerek olmadığı kanaatine vardı. Ancak… Kontr-muhtıra yedi! Bi emekli albay, Meclis’e başvurdu, “Orduevi berberlerinde ayrımcılık yapılıyor, yanlışlıkla berber koltuğuna oturduğumuzda, hemen bir er koşuyor, burası generallere ait diyor, ağrıma gidiyor” dedi. Meclis Dilekçe Komisyonu, bu hayati şikâyeti derhal işleme aldı, manşet yapılmak üzere yandaş medyaya servis edildi.

Tam demokrasi tıraşı dediğin böyle olur diye seviniyorduk ki, Yıldırım Mayruk’un terzi yamağı Barbaros Şansal, kafayı Meclis berberine taktı. İnternet sayfasında, mebuslarımızın tıraşını Mustafa Keser’in tıraşına benzeterek, “Bu tıraşla demokrasi zor” demeye getirdi.

Gözler bir anda Recai Berber’e çevrildi… Akabinde, kendisinin Meclis berberi olmadığı, AKP Manisa mebusu olduğu anlaşıldı.

Bu arada, AKP Sakarya mebusu Ayhan Sefer’le DYP Trabzon eski mebusu Mehmet Çakıroğlu’nun tıraş olurken, Süheyl Batum’a Ergenekoncu demesi, üç koltuk yanda tıraş olan CHP Sivas eski mebusu Mahmut Işık’ın tepkisine yol açtı. Mahmut Işık, “Siz yokken, biz bu koltuklarda tıraş oluyorduk” diye bağırdı. Kavgayı berber Ekrem’le Mümtaz ayırdı.

Sonra Mehmet Ali Şahin, Meclis Başkanı oldu. “Hepsi aldı, benim başım kel mi?” diye düşünmüş olmalı ki, kel değil, Hicabi’yi işe aldı, etti beş berber… Orduevi tarifesini ve emekli albayın muhtırasını göz önüne alan asker, beşinci berbere de ses çıkarmadı.

Demokrasi tıraşımız tam gaz devam ederken, tatsız bi hadise yaşandı. Mümtaz, baktı ki, yeteri kadar berber var, boş vakit kalıyor, ağda yapmaya karar verdi. Bedava. Dokunulmazlıklarına dokundurtmayan mebuslarımız, demokratik imkândan faydalanmak için, kulak memelerine dokunulmasına izin verdi. Mümtaz başladı dokunmaya… Isıtıyor, yapıştırıyor, caarrrt diye söküyordu. Taa ki, AKP Çorum mebusu Cahit Bağcı’ya kadar… Yapıştırdı ağdayı Mümtaz, bi çekti, kulağın derisini söktü iyi mi! “Kulak koptu” diye bağırışma oldu, Allah’tan, kulak yerindeydi. “Kulağım yerinde kaldı ama, Mümtaz’ın yanına kalmamalı” diyen Çorum mebusumuz, Meclis Başkanlığı’na dilekçe yazıp, şikâyetçi oldu. Tıraştırma açıldı. Neyse ki, Bülent Arınç’tan tırstıkları için Mümtaz’ı kovmadılar, uyarı cezasıyla yetindiler.

Ağda uygulamasına derhal son verildi. Ancak, berber Mümtaz da mimlenmişti, BDP’li mebuslar gibi olmuştu, kimse onun koltuğuna oturmak istemiyordu. Meclis Başkanımız devreye girdi, Mümtaz’ı Kırıkkale seçim bölgesinden Serkan’la takviye etti, etti altı berber.

Öte yandan, Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin’in demokratik olgunluğunun da hakkını teslim etmek lazım… Hicabi ve Serkan’ı işe almasına rağmen, senden-benden ayrımı yapmadı, taaa Mustafa Kalemli tarafından işe alınan, en kıdemli berber Ekrem’e tıraş olmaya devam etti.

Özetle.
Fiyat aynı.
Enflasyon sıfır.
İki berber vardı.
Üç’e katlandı.
Altı’ya çıktı.

Hâlâ utanmadan “AKP’yle neremiz büyüdü” diyenler var, insanın saçını başını yolası geliyor… Demokrasi tıraşımızdaki gelişmeler gözünüze dizinize dursun yani.

Seçimi Kim Kazanır?

Oy pusulası belli oldu.

Şıklar şöyle…

  1. AKP
  2. DP
  3. EDP
  4. CHP
  5. EMEP
  6. MP
  7. LDP
  8. SP
  9. HEPAR
  10. HAS Parti
  11. AL Parti
  12. MHP
  13. ÖDP
  14. HYP
  15. Yurt Partisi
  16. DYP
  17. Türkiye Partisi
  18. Genç Parti
  19. BTP
  20. HAKPAR
  21. TKP
  22. MMP
  23. BBP
  24. DSP

2007’de nasıldı?

  1. SHP
  2. ANAP
  3. ATP
  4. BTP
  5. SP
  6. DTP
  7. İP
  8. CHP
  9. BBP
  10. DSP
  11. HYP
  12. MP
  13. ÖDP
  14. Genç Parti
  15. DP
  16. LDP
  17. MHP
  18. HAKPAR
  19. AKP
  20. EP
  21. TKP

2007’nin şıkları böyleydi… Sonradan atraksiyonlar oldu, kimisi seçime katılmaktan vazgeçti, kimisi birleşti, kimisi bağımsız adaylarla girdi. Neticede, 14 parti seçime katıldı ama, pusula ilk belli olduğunda basına dağıtılan “master” hali buydu.

Mod medyanlarsak…

Yani, “demokrasi sınavı”mızın doğru cevabını bulmak için eşleştirme yaparsak…
13’üncü şıkla, 21’inci şıkkın, cuk diye üst üste oturduğunu görüyoruz.

Dolayısıyla, ÖSYM mantığına göre, Özgürlük ve Dayanışma Partisi’yle Türkiye Komünist Partisi seçimi kazanıyor kardeşim… Hayırlı uğurlu olsun. “Acaba hangisi doğru, kime oy vereyim” diye düşünüyordum, kendi payıma tatmin oldum.

NOT: Saat 16.00’da Suadiye D&R’de İsim Şehir Hayvan’ın imza muhabbeti var. N’olur n’olmaz, kitap olmaz, her ihtimale karşı boş kâğıt getirmenizi öneririm. Biri de kalem getirsin lütfen.

Gidişat

Diyanet tarafından kurayla hacca gönderilen talihli hacıların, kurayı şifreleme yöntemiyle kazandıkları ortaya çıktı sayın seyirciler…

Tombalacı usulü çift torba yöntemini tetkik eden cumhurbaşkanı, “Ben tatmin oldum” dedi. Üst üste 29’uncu kez kurayı kazanmayı başardığı için “Biz kaçın kurasıyız” diyen Rizeli hacı, ermiş ilan edildi. Ancak 35 senedirkuyrukta bekleyen Konyalı hacı adayı, bu seneki hacılıkların iptali için Danıştay’a başvurdu. Konyalı adayın davayı geri çekmesi için, hükümet tarafından avanta umreye gönderileceği açıklandı.

Milli Piyango çekilişinin 9’unda tarikatçıların, 19’unda cemaatçilerin, 29’unda liboşların kazandığı ortaya çıktı sayın seyirciler… “Acemiliğimize geldi” diyen piyango müdürü, ayın 39’unda yetmez ama evet’çiler için özel çekiliş yapılacağını duyurdu. “10 senedir amorti tutturamadık kardeşim” diyen İstanbul Barosu avukatları, savcılığa suç duyurusunda bulundu. Soruşturmanın selameti için, Sayısal Loto ve Şans Topu’nun soruşturmayı yürüten polislere ayrıldığı ifade edildi. Emniyet’ten yapılan yazılı açıklamada “Biz tatmin olduk” denildi.

Gazi Koşusu’ndaki şifreleme, normalde sonuncu olması gereken “mod medyan” isimli İngiliz tayının “Ben dümen yapmam abi” diyerek, hodri meydan çekmesi ve açık ara birinci gelmesiyle skandala dönüştü sayın seyirciler… “İnsanlar kolay da, beygirleri ikna etmek zor” diyen Jokey Kulübü, bundan böyle sadece jokeylerin koşturulacağını duyurdu. Son ayakta altılısı yatan YÖK Başkanı, “Bilimsel olarak tatmin edici buldum” dedi.

Devlet hastanelerinden şifreleme yöntemiyle ameliyat tarihi alındığı ortaya çıktı sayın seyirciler… Kanser hastalarına 18 sene sonraya gün verilirken, takunyalı polikliniklerden “Hamili badem yakinimdir” şifresini öğrenenlerin, popoda kıl dönmesi ameliyatına bile 18 saniye sonra girdiği tespit edildi. “Obez demeyelim, şişko diyelim” teziyle Nobel’e aday gösterilmesi beklenen Sağlık Bakanı, “Bunların hepsi iftira, pantolon paçasını çoraba sokan herkese kapımız açık” dedi. TÜBİTAK ise, tatmin edici bulmakla beraber, beyaz çorabın, öbür renk çoraplara oranla daha çabuk netice verdiğini duyurdu.

Da Vinci Şifresi’ni Dan Brown’ın değil, ÖSYM Başkanı’nın yazdığı ortaya çıktı sayın seyirciler… Kitapları basan Meteksan’ın genel müdürü, işgüzar arkadaşların basına verilen kopyalarda daha entel dantel görünsün diye sehven Dan Brown’ın adını yazdıklarını açıkladı. “Ben tatmin oldum” diyen Orhan Pamuk, Pamukkale Üniversitesi rektörü yapıldı.

Tivi dizilerinde şifreleme yöntemi ortaya çıktı sayın seyirciler… “Sülüman” diyeceği yerde, aklında tutamayıp “aali” diyen Alman kızının, mecburen Hollandalı Karolin rolüne kaydırıldığı, Türkçe’ye biraz daha hâkim olan Türk asıllı Alman vatandaşı kızımızın Hürrem rolünü kaptığı belirlendi. Dört haftada iki çocuk peydahlamayı başaran Kanuni “Ben tatmin oldum” dedi. Pargalı ise, “İki bölüm daha sabredin, en az üç” müjdesi verdi.

Mastırşef’te şifreleme yöntemiyle torpil yapıldığı ortaya çıktı sayın seyirciler… Psikopat Batuhan’ın aslında psikopat olmadığı, suratına tuz çarptığı yarışmacılara, çaktırmadan, “Biraz soğan koy” demek istediği anlaşıldı. “Anayasa’da domatesle patates birlikte olmazsa, lezzet olmaz” diyen Başbakan Yardımcımız “Ben tatmin oldum” dedi. Vedat Milor’un konuğu olan Genelkurmay eski Başkanımız ise, “Kasaptaki ete soğan doğramam” ısrarını sürdürdü.

Türkiye Kupası fikstürlerinde şifreleme yapıldığı, Fenerbahçe’nin “O kadar para verdik, oynayın ulan ruhsuzlar” şifresini ezberleyemediği için 28 senedir kupayı alamadığı ortaya çıktı sayın seyirciler… Futbol Federasyonu Başkanı, öbür sene de olmazsa, bu mağduriyeti gidermek için Kupa’yı lağvedeceklerini açıkladı. Aziz Yıldırım “Ben tatmin oldum” dedi.

Milletvekili aday adaylığında “ters şifre” yöntemine başvurulduğu ortaya çıktı sayın seyirciler… Başvuru kılavuzlarında “a şıkkı dede, b şıkkı torun, c şıkkı baba, d şıkkı kardeş, e şıkkı nine” seçenekleri verilip,”Hangisi devlettir?” sorusu soruldu. Şıkları küçükten büyüğe sıralayıp, üst üste denk geldiği için “baba” şıkkını işaretleyen aday adaylarının, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar hesabı, babayı buldukları için adaylığı bulamayacakları açıklandı. Vatandaşlar “Biz devamlı tatmin halindeyiz” dedi.

NOT:
Üniversite sınavındaki şifre rezaletini günlerdir manşet yapan Hürriyet’te, mod medyan şifresinin kullanıldığı ortaya çıktı sayın seyirciler… Yazılı bir açıklama yapan Genel Yayın Müdürü Enis Berberoğlu, yazarların küçükten büyüğe sıralanması neticesinde Yılmaz’ın tesadüfen 3’üncü sayfaya denk geldiğini açıkladı. İlave açıklama yapan Yayın Koordinatörü Fikret Ercan, bu Yılmaz’ın çakma Yılmaz olduğunu, üstelik, orijinal Yılmaz’ın reşit olmadığı için cezai ehliyetinin bulunmadığını ifade etti. Çalışıyormuş ayaklarıyla Foça’da kalamarla biralama yaparken ulaştığımız Yılmaz Özdil, “Ben tatmin oldum” dedi.

Şifre: Badem Bıyık

Ös Se Ye Me’nin Ye Ge Se sınavında bir dolap dönmediğine:
Cumhurbaşkanı kefil oldu…
AKP kefil oldu…
Bayan Milli Eğitim Bakanı, sağ gözündeki rimel ile sol gözündeki rimelin eşit olup olmadığını düşünürken “Yani ne kadar güzel bir şey yapıldı” diyerek kefil oldu…
Dinci medya kefil oldu…
Yanaşma kefil oldu…
Yalaka kefil oldu…
Siz hâlâ gizli şifre arıyorsunuz…

Sonra kopya çekerler” diye öğrencilerin kemerlerini, bozuk paralarını, küpelerini, yüzüklerini, silgilerini, saatlerini kapıda ellerinden aldılar…
Sıra türbanlı öğrencilere gelince…
Kafayı, kulakları, sırtı, boynu, çeneyi, omuzları örten türbanlara -içine müzik seti sığar- kapıda selam durdular…
Bakıyorsunuz hâlâ:
Gizli şifre var mı?..

Ös Se Ye Me, ilk kez haremlik imtihan salonları kurdu…
Kimi salonlara sadece türbanlı öğrencileri aldılar, erkek öğrencileri sepetlediler başka yerlere…
1 milyon 700 bin öğrenci ile eşit ve adil uğraşmak gerekirken, türbanlı kızların belli salonlarda toplanması için özel bir çaba ve özel bir formül geliştirdiler…
Yine de gizli şifre diyorsunuz…

Hadi neyse…
Ös Se Ye Me’nin badem bıyıklarını da mı görmediniz?..
Şifre istiyorsunuz…

Yok illa gizli şifre lazımsa…
Şıkları büyükten küçüğe doğru sıralayınız:
a- Cumhurbaşkanı, b- Başbakan, c- Bakan, d- Hocaefendi, e- Hiçbiri…
Soru anahtarını yönlendirin…
Eh…
Çözebiliyorsanız çözün…
Ne çıktı?..
Hiç…
Zaten Cumhurbaşkanı da Ös Se Ye Me’ye kefil olarak bunca iddianın bir “hiç” olduğunu söyledi size…

Koca Türkiye’nin yargısından medyasına, üniversitelerinden ordusuna kadar istila etmedikleri yeri kalmadı…
Ele geçirmedikleri alan…
Zapt etmedikleri kurum…
Girip yerleşmedikleri delik…
Millet uyanmadı da…
Gizli şifre mi lazım usta?..

Korku Evi

AKP, CHP, MHP, siyasetin üç büyük partisi…
Birinci parti:
Referandumu kazanınca Genel Başkan ve Başbakan Hocaefendi’ye seslendi, destek ve ilgisi için teşekkür etti…
İkinci parti:
Genel Başkanı erotik bir kasetle bir anda gidince Hocaefendi’ye seslendi, ilgisi olmadığı için teşekkür etti…
Üçüncü parti:
Devlet Bahçeli
, daha dün oturup Hocaefendi’ye mektup yazdı, “Türkiye’nin geleceği bakımından” daha açık tavır koymasını rica etti, teşekkür etti…

Sonra diyorsunuz ki:
İmamın bu kadar gücü var mı?..

Üç büyük siyasi liderin ağzından…
Referandumdan aşk kasetine kadar…
Ve “Türkiye’nin geleceği” bakımından…
Böyle her şeyi kontrol edebilen, her şeye uzanan, her şeyin içinde olan, devlet dahil bir başka güç var mı memlekette?..
Yok…

Yargı ondan soruluyor…
Polis ondan soruluyor…
İstihbarat ondan soruluyor…
Eğitim ondan soruluyor…
Mülkiye ondan soruluyor…
Sağlık ondan soruluyor…
Medya ondan soruluyor…
Kaset ondan soruluyor…
Referandum ondan soruluyor…
Yetmedi, koca MHP Genel Başkanı oturup mektup yazıyor, “kararlı ve net tavır koymasını” istiyor “Türkiye’nin geleceği” bakımından…

Niçin gelip Çankaya’ya oturmuyor?..
Oldu, olacak…
Memleketin geleceği” açısından…

Çünkü…
Çünkü gücü gizliliğinde
Gizli…
Esrarengiz…
Gözükmez…
Kapılar açılıp kapanıyor, giren-çıkan gözükmüyor…
Varlıklar yer değiştiriyor, el fark edilmiyor…
Talimatlar veriliyor; kelimesiz…
Orada, ama kimse yok…
Tıkırtılar geliyor…
Ayak sesleri var…
Ama cisim değil…

Korku evi burası…
Bu yüzden siz de korkuyorsunuz, devleti yönetenler de…
Ve liderler teşekkür ediyorlar…
Daha fazla korkmamak bakımından…

İsim, Şehir, Hayvan

Yaz dediniz. Yazdım.

Kitabım piyasaya çıktı.
İsim, Şehir, Hayvan…
Adı bu.

Popüler kültürümüzün temel taşıdır, isim şehir hayvan… Dandik eğitim sistemiyle beslenemeyen Türk insanının, bilgi açlığını kendi kendine doyurmak için keşfettiği eğlenceli oyundur.

İsimleriyle, şehirleriyle ve elbette hayvanlarıyla, Türkiye’yi anlatır bu kitap… Peşinden yürüdüğümüz Mustafa Kemal’e ve Hasan Tahsin’e adanmıştır… Bi daha yazarsam, onun adı “Sessiz Film” olacak. Konuşmayan, duymayan, görmeyen’leri anlatacak.

Önsözünü… Uğur Dündar, Ertuğrul Özkök, Bekir Coşkun, Oktay Ekşi, Mehmet Yılmaz, Melih Aşık, Nedim Şener, Güneri Cıvaoğlu, Müjdat Gezen, Tarık Akan, Ali Poyrazoğlu, Şansal Büyüka, Necil Ülgen, Saygı Öztürk, Ruhat Mengi, Oray Eğin ve Ümit Zileli yazdı.

İlk kitabım olduğu için acemiliğime geldi… E haliyle, önsözünü de, varlığıyla onur duyduğum, acemi gazeteciler, acemi sanatçılar yazdı!

Baştan sona “yanlış” kaleme alınmış, ama, baştan sona “doğru” anlaşılan, dünyanın ilk ve tek makalesi, arka kapakta.

Kapak fotoğrafı, zihniyet kardeşim, objektif büyücüsü Mehmet Turgut’un armağanı.

İnsanın okuru olduğu gazetede yazar olması, tarifsiz duygu… Langır lungur yazarak 5 milyar dolarına mal olduğumuz değerli patronum Aydın Doğan’a… Kadınların yok sayıldığı ülkede, kadın hakları için mücadele veren bir kadının emrinde çalışma gururunu bana yaşatan zarif patroniçem Vuslat Doğan Sabancı’ya… Türk basınının amiral gemisinde tayfa olmaya razıyken, beni kaptan köşkünde bağrına basan, genel yayın müdüründen yazı işlerine, arşivinden santralından ulaştırmasına, muhabirinden matbaacısına, Hürriyet Ailesi’ne… Hiçtanışmadığımız halde, adıma facebook’ta sayfalar açan gençleri temsilen, Süha Hayal’e… Dedim ya, kadınların yok sayıldığı ülkede, yönetim katı komple amazonlardan oluşan, benim gibi dağınık bi adamın kitabı kusursuz olsun diye özen gösteren, Doğan Kitap’a… Üzerimde hakkı bulunan, ekmeğini yediğimiz, Dinç Bilgin’e, Aydın Bilgin’e, Cem Uzan’a, Turgay Ciner’e… Mektuplarını madalya gibi sakladığım şehit-gazi ailelerine… Karınca kararınca maaşlarımızı mahkemelerinde tazminat olarak kullanabilirsin diyen, evim senin evin diyen… Günde bir yazı yazmaya bile üşenen kuzenlerini, illa kitapta toplaması için arkadan ittiren, fikir akrabalarım, siz değerli okurlarıma… Normalde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmek yerine, bana katlanmayı sürdüren sevgili eşim ve kızıma…

Teşekkür ederim.

Ama en çok da, AKP’ye teşekkür ederim… Memleketi bu hale getirmeselerdi, ne bu yazılar yazılırdı, ne de böyle bi kitap olurdu. Her sabah taptaze skandallara imza atarak, en dar günümüzde bile konu bulmama yardımcı oldular. Başta başbakanımız, hayırlara vesile olanları kutlarım!

(Sonra diyorlar ki, ha bire hükümeti eleştiriyorsun… Teşekkür ettik işte, daha ne?

Tek pürüzümüz var.
Kitap 1 Nisan’da çıksın, reklamları başlamadan önce piyasaya dağıtılsın, ki, reklamı görüp almaya gidenler bulsun diye… Ayıptır söylemesi, benim okurlar, el âlemin okurlarına benzemez. Anında gördüler kardeşim… Saklayın maklayın dedik, yer yer kavgalar çıktı. Bazı kitap evlerinde kalmadı maalesef… Bulursanız okursunuz. Bulursanız, bi zahmet bana da bi tane gönderin. O kadar yazmışız, imzalayayım da hatıra olarak saklayayım bari 🙂