Monthly Archives: August 2009

Klon Filan…

Dana klonladık.
Az çünkü.

Koyun sayısı iyi!

Öküz de klonlayacaklardı aslında.
Baktılar…
Yeteri kadar var zaten.

Bilimsel çalışmayı gururla izliyorum ama, uçsuz bucaksız otlaklarımızda güzel besleyip çoğaltmak varken, boğanın kulağından şırıngayla hücre alıp tüpte dana yetiştirmeyi bi tek biz akıl edebilirdik… Mis gibi tavuk etine 1 lira vermek varken, tavuğun kanadına 3 lira ödemeyi becermemiz gibi.

İki ayaklı “büyükbaş” sayısı artarken, dört ayaklı büyükbaş sayısı azalıyor Türkiye’nin… 20 milyon taneyken, 20 senede, 10 milyona düştü. Avrupa Birliği senede adam başı 62 kilo yerken, biz 10 kiloyu zor buluyoruz o yüzden.

Eskiden boldu, ihraç ederdik.
Kuruttuk, ithal ediyoruz sığırı…
İşin hazin tarafı, ithalatın en büyük müşterisi de, bizzat Tarım Bakanlığı!

Güya, karkas et ithalatı yasak ama, sınırlardan şakır şakır kaçak girdiğini hepimiz biliyoruz. İran-Irak tarafı, yol geçen hanı… Bulgaristan’dan gelen otobüslerde ise et kolisi var, bavuldan çok… Bagajlar lop lop.

Yem desen, sanırsın havyardır; alamıyor çiftçi… El âlemin inekleri yanında Afrikalı açlar gibi kalıyor bizim inekler, bi deri bi kemik, avurtları çökmüş… Netice? İspanyol adam başı 110 litre süt içiyor senede, Yunanlı 65…
Biz 6.

Durup dururken yoğurdumuzun standardını bile değiştirdiler, ki, yabancı firma bi türlü satamadığı ayrandan hallice cıvığını kakalayabilsin ahaliye.

Özetle.
Eğer hakikaten geleceğimizi düşünüyorsanız, bir çocuk yeter kardeşim… Üç inek yapın!

The Return to Normal?

Watching the news lately brought me back to this diagram:

Bubble Psychology

Are we at the “return to normal”?

Al Sana Açılım

27 senedir gazetecilik yapıyorum… Ve, çalışma hayatımın en enteresan “sansür” olaylarından biri geldi başıma… “Açılım”ı destekleyen arkadaşların, iyi okumasını öneririm.

Tatilden döndüm…
Kürtçe” başlıklı bir yazı yazdım.
Bugün çıkacaktı.

Şöyle başlıyordu:
Kimimiz Türk, kimimiz Kürt, kimimiz Laz, kimimiz Çerkez… Yahudimiz, Rumumuz, Ermenimiz, Rus gelinlerimiz, Alman damatlarımız; uzatmayayım, ‘mozaik’ derler, değiliz aslında, ‘ebru’yuz, koskoca bir aileyiz… Ve, ortak bir vatanımız, ortak bir resmi dilimiz var bizim; Türkçe… Bizi, biz yapan.

Şöyle devam ediyordu:
Dünyaya entegreyiz; İngilizce de öğreniriz, Japonca da… Elbette, anadilini de, mesela Kürtçeyi de öğrenmek en doğal hakkıdır yurttaşların… Ama, bu doğal hakkı, ‘açılım’ adı altında, ‘resmi dil’ haline dönüştürmeye çalışmak, bizi biz olmaktan çıkarmaz mı? ‘Bizi bize yabancı’ hale getirmez mi? İki lisanlı toplum olursak eğer… Birlikte yaşamak isteyen, sorunlarını konuşa konuşa çözme iddiasında olan, ancak, birbirinin dilinden anlamayan bir toplumu, hangi tutkal bir arada tutabilir?

Ve, şöyle bitiyordu:
Silahla beceremeyen bölücülerin tuzağına düşmemeli Türkiye… Kanın durması için teröriste bile şefkat gösterilebilir; bakarsın, tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır… Fakat, farklı dil, kardeşi kardeşe yabancı haline getirir, ki, terörden tehlikelidir.

Yazı buydu.
Peki “sansür” nerede?
Şurada…

Yazıyı Kürtçe yazmak istedim!

Hayır…
Amacım, Türkiye’nin en etkin gazetesinde ilk Kürtçe makaleyi yazan kişi olmak değildi… Yukarıdaki satırları okuyacaktınız ve anlamayacaktınız.
Amacım işte buydu.

Araya “ikinci resmi lisan” girdiğinde… Farklı etnik gruplara mensup olan, ancak, Türkçe konuşarak, Türkçe yazarak, Türkçe okuyarak “anlaşan” bir toplumun, nasıl aniden birbirine yabancılaşacağını görecektik…
Kanıtı da, bu yazı olacaktı.

E hani sansür?
Buyrun…

Kürtçe bilmediğim için, Türkiye Çevirmenler Derneği’ne başvurdum, “Bu yazıyı Kürtçeye çevirmek istiyorum” dedim. “Hay hay” dediler, İstanbul’daki “yeminli tercüme bürosu“nun telefonlarını verdiler. Aradım… “Hay hay” dediler, Kürtçe tercüman bulmak için iki gün izin istediler ve çevirme ücretinin de 180 lira artı KDV olduğunu belirttiler… “Hay hay” dedim, fatura bilgilerimi gönderdim, yazımın Kürtçe tercümesini beklemeye başladım.

İki gün sonra… Türkiye Çevirmenler Derneği’nden aradılar… “Kürtçe tercüman bulduklarını, hatta 8 tane Kürtçe tercümana başvurduklarını, ancak 8 tercümanın da bu yazıyı Kürtçeye çevirmek istemediğini” söylediler…

Allah Allah!
Niye birader?
Yazının içeriğini uygun bulmamışlar!

(Bu arkadaşlar “yeminli” tercüman ama, yeminleri bi acayip… İçeriğini beğenirlerse, tercüme ediyorlar, beğenmiyorlarsa, etmiyorlar… Sanırsın, tercüman değil, sansür kurulu!)

İşte böyle…
Terör, bizi bölemez.
Lisan, böler.
Cart diye.

Bizi bize yabancı eder.
Kanıtı da bu yazı.

Metalci Selamını İçeri Almak

Bu tabi işin şakası. Fakat nedense bizim muz cumhuriyetinin birinde bu olay gayet normal bir şekilde karşımıza çıkıveriyor birden, ne hikmetse… Taze avukat arkadaşın biri de çıkıp bu durum için: suça kalkışma durumu bu, aynı fuhuşa teşvik gibi birşey diyerek beni benden alıveriyor. Yani farz-ı misal, ökküzmenin biri kalkıp selam verilmez selamı da alınmaz adamın tekine tutup onu insan yerine koyduğu için selam veriyor, öbür ayucuk tosuncuk içi dolu turşucuk da kalkıp selami abinin yerine selamı veren abiyi huoop diye içeri aldırtıveriyor! Olay evet aslında çok basit, ama niye yine biz? Read more »