Monthly Archives: August 2010

Sağlıksız AkYasa

Anayasa değişikliğinin içeriğini tam olarak biliyor musunuz? Ya da bu geçirilmeye çalışılan yasaların milletimizin ve devletimizin lehine mi/aleyhine mi olduğunu?

Lehimize gözüken bir kaç madde ile neleri kaybedeceğinizi biliyor musunuz?

Bu yasa tasarısı eğer mecliste yasalaşır ise pek çok hakkımızı kaybedeceğiz (bkz: SSGSS 5510 sayılı bekleyen yasa)

Sağlık ve sosyal güvenlik haklarımızda oluşacak kayıplardan bazıları şöyle:

  • Zaten kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı hem kadınlar, hem de erkekler için 65’e çıkarılacak. (Madde 28)
  • Emekliliğe hak kazanabilmek için yakın zamanda 5000 ‘den 7000 güne çıkarılan prim ödeme zorunluluğu 9000 gün prime çıkacak. (Madde 27)
  • Emekli maaşları %23 ila%33 arasında düşürülecek.(Madde 29)
  • Yıpranma hakkı gasp edilecek
  • Aylık geliri 1390,6 YTL’den fazla olan bütün vatandaşlar her ay 73 ila 475 YTL GSS primi ödemek zorunda kalacak. (Madde 88)
  • Sadece ayakta tedavi olununca değil; hastalık, kaza, ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de ‘Katılım payı’ adı altında bıraktı ödenecek. (Madde 68)
  • ‘Katılım Payı’ gerektiğinde beş katına kadar arttırılacak. (Madde 68)
  • Bütün sağlık hizmetleri paralı olacak.
  • Sağlık hizmeti alabilmek için bu ülkenin vatandaşı olmak, üstelik vergi ödemek, dahası GSS primini yatırmak, hatta bir de ‘katılım payı’ ödemek yetmeyecek. Şimdi bir de ‘ilave ücret’ adı altında para ödemek gerekecek. (Geçici Madde 5)
  • Bütün dünyada anne sütünün önemi yeniden anlaşılır ve emzirme teşvik edilirken Türkiye’de “sigortalının çocuğuna bir ay anne sütü yeter ‘mantığı geçerli olacak. Daha önce doğum yapan sigortalılara 6 ay süreyle verilmesi öngörülen altı emzirme yardımı bir aya düşürülecek.
  • Hastalanan sigortalılara verilen iş görememezlik ödeneği %16 azalacak. (Madde 18, 19, 80)
  • Emekli Bağ-Kur’lularının maaşından 10 yıl süreyle %10 oranında GSS primi kesilecek. (Madde 88)
  • Primini ödeyemeyen vatandaşlar sağlık hizmeti alamayacak, hastane kapılarından geri dönecek. (Madde 88, 89, 90)
  • Primini ödeyemeyen çiftçilerin pamuğuna, buğdayına, üzümüne, tütününe el konulacak.. (Madde 87)

Şu anda sadece Türkiye’de değil dünyanın pek çok ülkesinde benzer Politikalar uygulanmaya çalışılıyor. Devletler sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarını azaltma çabasındalar. Fransa ve Yunanistan’da büyük grevler ve yürüyüşlerle bu yasalar engellenmeye çalışılıyor. Şu an yasanın getirecekleri ile ilgili yeterli farkındalık yok. Biz de bu yasayı engelleyebiliriz. Biz karşı koyarsak bu yasayı geçiremezler!

Türkiye Gençlik Birliği’nin HAYIR Eylemi

Türkiye Gençlik Birliği'nin HAYIR Eylemi
Türkiye Gençlik Birliği’nin HAYIR Eylemi

12 Eylül’de uyandığında
Sen de git Recep Tayyip’ten kurtulmaya

Oyum hayır olsun
Tayyip mosmor olsun
Türkiye bağımsız olsun

Ne Amerika ne de Avrupa
Kurtaramaz seni gençlikten Erdoğan

Oyum hayır olsun
AKP defolsun
Türkiye bağımsız olsun

referandumda ultrAslan HAYIR!

referandumda ÇARŞI HAYIR!

referandumda FENERIUM HAYIR!

Simon

Haliç’te Yaşayan Simonlar…
Türkiye’nin en çok konuşulan ama, bir türlü bulunamayan kitabı!

İlk baskısı çıktı, adeta görünmez el tarafından toplatıldı, anında buhar oldu, ahali kuyrukta beklediği halde, yeni baskıları çıkmıyor. (Muhtemelen bandrol verilmiyordur yayıncıya.)

Hal böyleyken, onlarca köşe yazarı, “papağan korosu” gibi, aynı cümleleri tekrar ediyor, bu kitabın aslında tırışkadan teyyare olduğunu, dedikodu mahiyetindeki lafların sıralandığını, somut verilerin bulunmadığını anlatıyor… Dolayısıyla, boşu boşuna vakit kaybı olduğu, okunmasına gerek olmadığı tavsiyesinde bulunuyorlar.

Birincisi, kitap somut veri dolu.
İsimler, dilekçeler, şahitler var.

(Yalaka tayfası yıllardır, Özdil şöyle, Özdil böyle diye yazıyor mesela… Kitapta bi Özdil var! Özdil’in feriştahı… Niye yazmıyorlar?)

Madem bu kadar yalayıp yuttular, sizin bir türlü bulamadığınız kitabı… Simon kim? Var mı yazan? Neden Haliç’te yaşıyor? Okudunuz mu tek satır bununla alakalı? Kitabın her satırını incelediğini öne süren arkadaşlar, bismillah, kitabın adı birader, niye bahsetmiyorlar?

Okumadılar mı yoksa?

Buyrun…

“Simon” cemaatçi değil aslında, kod adı “Simon” olan üst düzey bi PKK’lı… Bekaa’da örgütün sözde mahkemesinde başkanlık yapmış… Ve, aşna fişne yaparak, militanların kafasını karıştırdığı iddia edilen, özbeöz kız kardeşi hakkında “idam” kararı vermiş.

“Simon”u yakalayan Hanefi Avcı, “gerçekten bu suçu işlemiş miydi?” diye sorduğunda ise, “asla” cevabını vermiş… Yani, kız kardeşinin isnat edilen suçu işlemediğinden kesinlikle emin olduğu halde, sırf örgüt istiyor diye, haklıyı savunmak yerine, kalemini kırmış.

Bu davranış biçimine “Simonlaşmak” adını koymuş Hanefi Avcı… Sadece illegal örgütlerde değil, başta Emniyet teşkilatı olmak üzere, körü körüne itaatin hâkim olduğu, grup menfaati için körü körüne itaat istenen her yerde “Simonlar”ın var olduğu sonucuna ulaşmış.

Sonra Haliç’e geçmiş…

İstanbul’da görevliyken, işiyle evi arasında Haliç’ten geçmek zorunda olduğunu, o zamanlar Haliç’in berbat koktuğunu, camları kapatıp, burnunu tıkadığı halde midesinin bulandığını anlatıyor… Kendisi bu haldeyken, insanların Haliç kıyısındaki parklarda dolaşması, hatta piknik yapması dikkatini çekmiş… Sürekli kötü ortamda bulunan insanların, bir süre sonra uyum sağladığını, içinde bulundukları çirkinliği fark edemediklerini fark etmiş…

Haliç örneğinden yola çıkarak, sadece fiziki ortamlarda değil, düşüncelerde, sosyal davranışlarda da benzer tavırlar sergilendiği sonucuna varmış… Anormalliklerin normalleştiğini; kirli, yozlaşmış sistemi teneffüs eden insanların, bir süre sonra Haliç’te piknik yapanlar gibi uyum sağlayıp kötülükleri pislikleri algılayamadığını saptamış…

Özetle, her şey kabak gibi ortadayken, gözümüzün önündekini, burnumuzun dibindekini, soluduğumuz atmosferi, bile bile görmezden, duymazdan geldiğimizi, sustuğumuzu anlatmış.

Yani…

Kitabı okuma fırsatı bulamayan insanlara, ha bire “okumanıza hiç gerek yok, çünkü kitapta somut veriler yok” diyenler, aslında “somut veri”nin bizatihi kendisi…

“Uyandırma kerizi” demek istiyor, gazeteci kılığındaki Simonlar!

Başın Öne Eğilmesin “Aldı”rma

Kim takar Yalova Kaymakamı’nı?
Hiç kimse.

Kim takar Yalova Valisi’ne?
AKP takar!

Kaşla göz arasında tek kişilik kararname çıkarıp görevden “aldı“lar…

Peki niye “aldı“lar?

Volvo jipi olan Ordu Valisi’ne bi tane de Mercedes S320 “aldı“lar… Mercedes’i, Volvo’su, Mitsubishi jipi Nissan Primera’sı olan Trabzon Valisi’ne, bi tane Volkswagen minibüs, bi tane Mercedes S350 “aldı“lar… Dümdüz şehir Konya’nın Land Cruiser jipi olan Valisi’ne, bi tane de BMW 735 “aldı“lar… Başbakan Erdoğan, Rize Valisi’ne Mercedes S350”aldı”… Mercedes’i eskiyen Uşak Valisi’ne Mercedes S350 “aldı“lar… Mercedes S320’si ve Toyota jipi olan Bolu Valisi’ne Audi Q7 “aldı“lar… Kırklareli Valisi’ne Mercedes’i varken Audi Q7 ve Chevrolet “aldı“lar, sonra Vali’yi Aydın’a “aldı“lar, gıcır gıcır Mercedes’i varken 450 milyara yeni Mercedes “aldı“lar… Mercedes’i olan Tekirdağ Valisi’ne Toyota jip”aldı“lar… Gariban ahaliye buzdolabı kanepe dağıtan Tunceli Valisi’ne, Mercedes’i ve Hyundai jipi yetmedi, Volvo “aldı“lar… Mercedes’i eskiyen Isparta Valisi’ne, Isparta’nın prestiji sarsılıyor diye, Audi A8 “aldı“lar… Mercedes’i, Mercedes jipi, Nissan’ı olan Ardahan Valisi’ne bi tane Volvo jip “aldı“lar, bi tane de Audi A6 “aldı“lar.

Oğlu Cumhuriyet mitingine katıldığı için mimlenen Yalova Valisi’ni, “pahalı” perdeleri söktürüp, “ucuz”a perde taktırarak, devleti “zarar”a uğratmak suçuyla görevden “aldı”lar!

Danıştay “aldı“rma sen diyerek, görevine iade etti… Baktılar ki, Danıştay devletin iflas ettirilmesine “aldı“rış bile etmiyor, devleti kurtarmak için, merkeze “aldı“lar.

(TÜBİTAK’tan burs kazanan, İngiltere ve Belçika’da eğitim gören, The Victoria University of Manchester’da master, Çukurova Üniversitesi’nde doktora yapan, yönetim bilimi doçenti olan, Avrupa Konseyi Yerel Demokrasi Komitesi’nde Türkiye’yi temsil eden, başkanlığını yapan, Avrupa Konseyi Seçilmiş Uzmanlar Komitesi ve Uluslararası Odalar Birliği Yönetim Kurulu üyeliğini yürüten, Türk-Alman İş Konseyi Eşbaşkanı olan, İngilizce ve Fransızca bilen; Avrupa Topluluğu çevre politikası, Türk kamu yönetimi, çokuluslu şirketlerin yönetim organizasyonu hakkında kitapları bulunan biri… “Aldı“kları Yalova Valisi Yusuf Erbay.)

Cevabı adım gibi tahmin ettiğim halde, sordurdum… Yalova il olduğunda valiye tahsis edilen 96 model Mercedes’e biniyordu, bir senedir arızalı, garajda, yenisini “aldı“rmadı, il özel idaresi personelinin servis aracı olarak kiralanan Ford’u kullanıyordu.

Ergenekon Savcısı Zekeriya ÖZ

Yıl 1994, Aydın ilimizin Çine ilçesi. Savcı Zekeriya Öz, eşi ve çocuğuyla birlikte ilk görev yeri olan Çine’ye taşındı. Yeni Savcı, önce, eşinin kara çarşafıyla Çinelilerin dikkatini çekti. Savcı Öz’ün evine gelen misafirler ise haremlik ve selamlık olarak ayrılan odalarda konuk ediliyordu. Kadınlar haremlikte, erkekler selamlıkta…

Savcı Zekeriya Öz halktan gelen tepkiler üzerine kara çarşafı çıkarttırıp eşine türban ve pardösü giydirdi. Eşi kara çarşafı çıkardı ama Savcı Öz’ün adı Çine’de hiç gündemden düşmedi. Zira Savcı’nın adının karıştığı skandalın biri bitmeden diğeri başlıyordu.

KIDEMLİ SAVCIYA ÇİRKİN TEKLİF

Yıl 1995, Çine Adliyesi. Bütün adliyelerde olduğu gibi, faks ve adli sicil kaydı yaptıran yurttaşların ödediği paralar Çine Adliyesi’nde de Adaleti Güçlendirme Vakfı’na aktarılıyordu. Zekeriya Öz, bir gün, dönemin kıdemli savcısı Ayhan Uğurdan’ın kapısını çaldı. Savcı Öz, Vakfa aktarılan paranın bir bölümünü “paylaşma”, teklifinde bulunuyordu! Kıdemli Savcı, çirkin teklife büyük tepki gösterdi. Kıdemli Savcı Ayhan Uğurdan, Zekeriya Öz’ü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na şikâyet etmeyi de ihmal etmedi. Sonunda, hem Zekeriya Öz hem de Kıdemli Savcı Ayhan Uğurdan soruşturma geçirdi. Zekeriya Öz, Çine’den Bitlis Mutki’ye sürüldü. Ayhan Uğurdan ise uğradığı haksızlığa dayanamayıp görevinden istifa etti.

Zekeriya Öz’ün vukuatları bununla bitmiyor. Hakkındaki soruşturma tamamlanıp sürgün cezası yiyene kadar Savcı Öz, yeni skandallarla Çine’yi sarsmaya devam etti…

SAVCI ÖZ, REHİN ALINIYOR

Yıl 1998, Çine girişindeki Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Odası kıraathanesinin önü. Savcı Öz, oğlu ve babasıyla birlikte oradan geçiyordu. Mehmet Ocak adlı bir işadamı, silahını çekip Savcı Öz’ün ensesine dayadı! İşadamı Ocak, Savcı Öz’ü kolundan tutup sürükleyerek kıraathaneye soktu. İşadamı Mehmet Ocak, kıraathanede bulunan Çinelileri dışarı çıkarırken, Savcı Öz’ü rehin aldığını bildirdi. Çineliler eylemi hayretler içinde izliyorlardı. Zira, Mehmet Ocak, aynı yıl Çine vergi rekortmeni olmuş, Çinelilerin yakından tanıdığı bir işadamıydı!

Yirmi kadar polis kıraathanenin etrafını çevirdi, Ocak’a Savcı’yı bırakmasını söylediler, bırakmadı… Daha sonra dönemin kaymakamı, savcısı ve komiseri araya girdiler. İşadamı Mehmet Ocak yatıştırıldı… Mehmet Ocak, tam iki buçuk saat Zekeriya Öz’ü rehin tutmuştu… Olaya tanık olan Çineliler, ertesi gün gazetelerde bu haberi bulamadılar. Ne işadamı Ocak hakkında, ne de savcı Zekeriya Öz hakkında soruşturma açılmıştı. Bu durum Çinelilerin merakını daha da artırdı.

Neden sonra öğrendiler ki; Savcı Zekeriya Öz, işadamı Mehmet Ocak’ı haraç vermeye zorluyordu. Savcı Öz, arabasının benzinini de, yine Ocak’ın benzin istasyonundan bedava doldurtuyordu… Savcı Zekeriya Öz’ün, kendisini iki buçuk saat rehin tutan işadamı Mehmet Ocak hakkında neden şikâyetçi olmadığı da böylece anlaşılıyordu!

Ergenekon Savcısı’nın Çine skandallarını Aydınlık’a anlatan emniyet yetkilileri, işadamları, politikacılar ve yurttaşlar, “İşadamı Mehmet Ocak, haklı olarak isyan etti” diyorlar…

RESMİ GAZETEDE DE YAZILI

Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’ün savcılıkta ilk dört yılı böyle geçti. Fethullahçı medya tarafından titizlikle sürdürülen “İlk görev yerim Mutki” yalanıyla örtülmek istenen gerçekleri, böylece açığa çıkarmış oluyoruz.

Zekeriya Öz, Mutki’ye tayin olmadı, Çine’den sürgün gitti! Mutki’nin Zekeriya Öz’ün ilk görev yeri olmadığı, Mutki’ye Çine’den gittiği, 2 Temmuz 1998 tarihli ve 23390 sayılı Resmi Gazete’de de yazılı. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanlığı tarafından yapılan atama kararlarının beşinci sayfasında şöyle yazıyor: “Mutki Cumhuriyet Savcılığına, Çine Cumhuriyet Savcısı 35837 Zekeriya Öz”.

ADALET BAKANLIĞI’NIN AYDINLIK’A YANITI

Aydınlık, 28 Temmuz’da Adalet Bakanlığı’na savcı Zekeriya Öz’ün “hangi tarihte, nerede göreve başladığını ve nerelerde görev yaptığını” sordu. Adalet Bakanlığı da “kamusal gizlilik ve kişisel gizlilik” gerekçesiyle sorularımızı yanıtsız bıraktı.

ÇİNELİLER: PARAYA ZAAFI VAR

Zekeriye Öz, aradan 10 yıl geçmesine rağmen Çine’nin adliye, polis ve işadamları çevreleri tarafından çok iyi hatırlanıyor. Çineliler bu olayları Aydınlık’a anlatırken, Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz hakkında şu sıfatları kullanıyorlar:

  • “Doğru adam değildir.”
  • “Paraya zaafı vardır.”
  • “Para Zekeriya Öz’ün her şeyidir!”

Çinelilerin anlattığına göre, Zekeriya Öz Çine savcısıyken, kanuna aykırı olduğu halde ticaretle de uğraştı. Merkezi Çine’de bulunan “İstanbullular Nakliyat” isimli bir firma ile araba alım satım işlerine girdi…

ATATÜRK’TEN ‘BETON KEMAL’ DİYE SÖZ EDERDİ

Öz, 1951′de Bulgaristan’dan Bursa’ya göç eden 8 çocuklu mutaassıp bir ailenin tek erkek çocuğu. 1968 doğumlu. Teyze oğlu Seyfullah Vatansever, Zekeriya Öz’ün İmam Hatip (İHL)’te okuduğu yıllarda Fethullah tarikatı tarafından “devşirildiğini” anlatıyor. Zekeriya Öz, o yıllarda Fethullah Gülen’in finanse ettiği Yeşilırmak Dershanesi’nde eğitim gördü. Kurban Bayramı’nda vatandaşlardan kurban derilerini toplar, Fethullahçıların vakfına verirdi.

Öz’ün çocukluğu ve gençliği, Bursa-Yalova-İstanbul hattında geçti. Zekeriya Öz, 1997′de Hakimlik ve Savcılık Sınavı’nı kazandıktan sonra, Aktüel Dergisine verdiği bilgiye göre, Bursa Barosu’ndaki kaydını sildirip 35837 sicil numarasıyla savcı oldu. Mutki’de 2 yıl görev yaptıktan sonra, Balıkesir Bigadiç’e atanıyor. 2004′ten sonra da İstanbul Ümraniye’ye ve sonra da Beşiktaş’ta eski adıyla Devlet Güvenlik Mahkemeleri, yeni adıyla özel yetkilendirilmiş Ağır Ceza Mahkemeleri’ne “özel olarak” tayin ediliyor. Teyzesinin oğlu Seyfullah Vatansever, Zekeriya Öz için “Atatürk ve Cumhuriyet düşmanıdır” diyor, “Atatürk adını ağzına almaz, ‘beton Kemal’ ifadesini kullanırdı… Savcı olduğunu duyunca çok şaşırdım. Hâlâ da şaşkınım.”

ZEKERİYA ÖZ, BURSA BAROSU’NDAN ATILDI MI?

Zekeriya Öz, okulu bitirince Bursa Barosu’na kaydolur. Avukatlık stajını da Avukat Mustafa Noyan’ın yanında yapar. Bursa Barosu’na giriş tarihi 18 Şubat 1993. 18 Aralık 1997 tarihinde Baro’daki kaydı silinir. Ancak basının yazdığının aksine kendi isteğiyle değil, dönemin Bursa Barosu başkanı eski milletvekili Av. Yahya Şimşek’in verdiği bilgiye göre “aidatlarını ödemediği gerekçesiyle.”

Zekeriya Öz’ün savcılık görevine başlama tarihi 1994. Bursa Barosu’ndaki kaydı ise 18.12.1997 tarihinde siliniyor. Buna göre Öz, üç yıl boyunca hem savcı hem de avukat. Yasalarımıza göre bir Cumhuriyet Savcısı’nın iki kimliği olamaz. Ergenekon Savcısı, attığı her adımda bir skandal yaratmış!

BİGADİÇ’TE DE SORUŞTURMA GEÇİRDİ

Zekeriya Öz’ün, 2003 yılında görev yaptığı Bigadiç’te Balıkesir Barosu avukatlarından avukat Dilek Özkayıhan tarafından Adalet Bakanlığı’na şikâyet edildiği de ortaya çıktı. Şikâyet üzerine bakanlık müfettişleri olayı soruşturuyor ve Öz’ün cezalandırılması için rapor hazırlayıp dosyayı üst kurula gönderiyor. Ancak Zekeriya Öz, o dönemde çıkan disiplin affı ile ceza almaktan kurtuluyor.

ZEKERİYA ÖZ, 4 CIA AJANINI SAKKA İLE GÖRÜŞTÜRDÜ

Savcı Öz’ün Ergenekon’dan önce baktığı en önemli soruşturma, El Kaide’nin Avrupa, Türkiye, İran, Suriye, Pakistan sorumlusu “Louai Sakka” davasıydı. Zekeriya Öz, İsrail gemisine saldırı hazırlığı yaparken yakalanan El Kaide’ci Sakka hakkında hazırladığı iddianameyle dikkatleri üzerine çekti. Savcı Öz, HSBC Bank, İstanbul’daki İngiliz Başkonsolosluğu ve sinagogları bombalayan eylemciler Azad Ekinci ve Abdülkadir Karakuş’un, Suriye’ye Sakka’nın yanına gittiğini belirledi. Öz, Sakka’ya müebbet hapis talep etti. Zekeriya Öz, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri suikastıyla Sakka’nın bağlantısını araştıran Birleşmiş Milletler Soruşturma Komisyonu’na da bilgi verdi. Louai Sakka, ABD’deki ünlü ikiz kulelere yönelik büyük eylemi gerçekleştiren militanları Yalova’daki terörist kamplarında eğittiğini de daha sonra açıklamıştı.

Tarih: 15 Kasım 2005.
Yer: İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı.
CIA uçağı Türkiye’ye Louai Sakka için geldi. Bu uçağın geliş nedeni sonradan ortaya çıktı. Sakka’nın avukatı Osman Karahan’ın verdiği bilgiye göre, “4 CIA ajanı Kandıra F Tipi Cezaevi’nde Sakka ile görüğtü.” CIA ajanlarının cezaevine girişleri için izni veren de Savcı Zekeriya Öz.

Ayrıntıları Avukat Karahan’dan dinleyelim:

Uçak olayından önce 2 defa müvekkilimle görüşen yabancılar, Sakka’ya Suriye aleyhinde ifade vermesi halinde o dönemde havalimanında bekleyen uçakla dünyanın istediği yerine götürme vaadinde bulundular. İlk görüşmeden kısa bir süre sonra 2’si Türk 4 kişinin Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde görevli Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’den aldıkları yazılı bir belge ile cezaevine geldiler. Sakka ile 4 saat süren bir görüşme olmuş.Gelenlerden Türkçe konuşan 2’si kendilerini emniyet görevlisi olarak tanıtmış. Benzer önerileri sıralamışlar.

Sakka, hiç konuşmayan diğer 2 kişiden şüphelenerek ‘Bunlar Türk değil mi?’ diye sormuş. Diğerleri ‘Onlar da Türk’ diye cevaplamışlar. Ancak,bu kişilerin konuşmaları diğerlerinin kulağına aktardığını görünce sinirlenmiş ‘Bunlar CIA ajanı’ diye bağırmış. Gerginlik yaşanması üzerine bu kişiler ‘Seninle nasıl burada görüşüyorsak, gücümüzübiliyorsun. Ay’a da gitsen seni infaz ederiz’ diye tehdit etmişler.

Aydınlık, 9 Aralık 2007’de “4 CIA Ajanı El Sakka’yla F Tipinde” görüştü başlığıyla çıkmıştı. Sakka’nın avukatı olayın tüm ayrıntılarını Aydınlık’a açıklamıştı.

‘ARANAN SAVCI’ NASIL BULUNDU?

Ergenekon tertibini anlayabilmek için, savcının bulunuş hikâyesinitertip merkezinden yazdırılan yazılarla özetleyeceğiz.

Savcı Öz, 17 Mayıs 2006 Danıştay suikastından beri aranıyordu. Olaydan hemen sonra Abdullah Gül, Başbakan Yardımcısı veTerörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanı sıfatıyla Emniyet ve MİT yöneticilerini topluyor. Bu bilgilendirme toplantısında (brifing diyorlar) Abdullah Gül’ün önüne bir şema konuyor. İsmet Berkan’ın yazdığına göre, Abdullah Gül, şu “açık talimatı” veriyor:

ABDULLAH GÜL’ÜN TALİMATI

  • Bana anlattıklarınızı delillendirip savcıya da anlatın, hepsi yakalansın, yargılansın. [1]

“Açık talimat” terimi İsmet Berkan’a ait.

“Açık talimat”ın içeriği ise, Ergenekon Operasyonu’nun bütün sırlarını ortaya döküyor:

  • “Delillendirin”,
  • “Savcıya anlatın”,
  • “Hepsi yakalansın”,
  • “Hepsi yargılansın”.

Bunları, savcı veya polis müdürü söylemiyor, o sırada Başbakan Yardımcısı koltuğunu işgal eden Abdullah Gül söylüyor.

Başbakan Yardımcısı “Delillendirip savcıya anlatın” diyorsa, bunun “delil uydurun” anlamına geldiğini, yine İsmet Berkan’ın yazılarından öğreniyoruz:

DANIŞTAY SALDIRISIYLA BAĞLANTI KURULAMIYOR

Ergenekon şeması, sözü geçen toplantıda Abdullah Gül’ün önüne konduğu zaman, “Danıştay saldırısı ile çok sonra İstanbul’da başlayacak olan Ergenekon soruşturması arasında somut bir bağlantı kurulamıyor. Emniyet ilk gün getirip Abdullah Gül’e sunduğu istihbari bağlantıları savcıya sunamıyor, delillendiremiyor.” [2]

Uydurma bir “şema” var!

Fethullahçı Gladyo’nun uydurduğu “istihbari bağlantılar” var.

Ancak delil yok!

Ancak talimat yalnız delil bulmaya yönelik değil, aynı zamanda savcı bulmayı da içeriyor.

Burada hayli zorluk çekilmiş. Fethullahçı “güvenlik yetkilileri” Gazeteci Murat Yetkin’e “savcı bulunamıyor” diye yakınıyorlar. [3]

NASIL OLDUYSA” ZEKERİYA ÖZ

En sonunda delili olmayan uydurulmuş suçlamalarla soruşturma yürütecek o “savcı” da bulunuyor. İsmet Berkan’dan dinleyelim:

  • Nasıl olduysa İstanbul’da Zekeriya Öz isimli bir savcı bulundu. (…) Bütün bunların 2003 sonu 2004 başında yaşanan darbe girişimleriyle bağını keşfetti. [4]

“Nasıl olduysa” deyişi yine İsmet Berkan’dan.

Evet “Nasıl olduysa!”

İşte Savcı Zekeriya Öz’ün bulunmasını anlatan anlamlı sözcükler:

“Nasıl olduysa!”

Nasıl olduğunu, olanlardan anlıyoruz. Savcı Öz, “uydurduğu delillerle “kendi bulunuş nedenini de ortaya koyuyor. Ve İsmet Berkan’ın yazdığı gibi, 2006 yılında gerçekleşen Danıştay suikastı ile iki yıl önce 2003-2004 yıllarındaki “darbe girişimleri” arasındaki “bağı keşfediyor”.

Darbe 2003, 2004’te!

Oysa Danıştay suikastı 2006’da. [5]

Bağlantıyı “keşfeden” savcının yeteneği işte burada. İki yıl sonrasının suikastıyla iki yıl önceki darbe girişimi arasında bağlantı kurabiliyor.

Danıştay suikastı, kurguya göre niçin yapılmış?

  • “Darbe ortamı hazırlamak” amacıyla.

Ancak darbe girişimi iki yıl öncesinde kalmış! Suçlanan komutanlar, Org. Yalman, Org. Eruygur, Org. Fırtına, Org. Tolon hepsi emekli olmuş.

Mantık yok. Ama Fethullahçı Gladyo’nun 1998’den beri uydurduğu kurguları yargı önüne getirme cüreti var.

BOP EŞSAVCILIĞI

“Aranan savcı” bulunmuştur. “Bulunan savcı”nın CIA ile buluşturulduğu haberi de yine basında yer aldı. Fatih Altaylı, Savcı Zekeriya Öz’ün El Kaide soruşturmasında CIA ekibiyle görüşmeler yaptığını belirtti ve bu görüşmeden sonra Ergenekon savcılığına getirildiğine dikkat çekti. Altaylı, yorumu izleyiciye bırakıyordu. [6]

Böylece Ankara’daki BOP Eşbaşkanlığı’ndan sonra İstanbul’da da BOP Eşsavcılığı kuruldu. Bu BOP Eşsavcılığı’nın İstanbul C.Başsavcılığı’nın denetimi dışında çalıştığı haberleri gazetelerde sık sık yayımlandı.

SUÇ İŞLEME AYRICALIĞI

Örneğin İşçi Partisi yöneticilerinin gözaltına alınması konusu Savcı Zekeriya Öz tarafından üç kez İstanbul Başsavcısı Aykut CengizEngin’in önüne götürülmüş, ancak reddedilmişti. [7]

Ne var ki, Savcı Zekeriya Öz’ün arkasındaki kuvvet büyüktü. Bulunansavcı, beğenilmeyen Başsavcı’dan daha güçlüydü. Arkasında ABD vardı; Fethullah Hoca vardı; AB vardı; Tayyip Erdoğan vardı; Abdullah Gülvardı; Mehmet Ali Şahin vardı. PKK ve DTP ve bilcümle Türkiye ve ordu düşmanı örgüt ve çevreler de, açıkça ve üstün bir gayretle Zekeriya Öz’ü destekliyor ve alkışlıyordu.

“Bulunan savcının” Cumhuriyet Başsavcısı’ndan farkı, Ergenekon iddianamesi kamuoyuna açıklandığı zaman da ortaya çıktı. Başsavcı Aykut Cengiz Engin, İddianame’nin sorumluluğunu üç savcıya yüklüyor,basına sızdırılan bilgi ve belgelerin “gerçek dışı” olduğunu vurguluyordu. Basına sızdırılan yalan haberlerle “bilgi kirliliği”yaratılmış ve “şüphelilerin özel yaşamları ve temel hakları ihlal edilmişti” [8]

Bütün bunlar, suçtu!

Savcı Zekeriya Öz ve ekibi suç işlemişti.

Ama o “bulunan” savcı” idi.

Suç işleme ayrıcalığı vardı.

DİPNOTLAR

  1. İsmet Berkan, Radikal, 4 Temmuz 2008.
  2. İsmet Berkan, “Ergenekon’un Yakın Tarihi (5)”, Radikal, 9 Nisan 2008.
  3. İsmet Berkan, Radikal, 4 Temmuz 2008.
  4. İsmet Berkan, aynı yerde.
  5. Abdullah Gül ve ismi belirtilmeyen bir “hükümet yetkilisi”, Danıştay suikastı ile 2003-2004 yıllarındaki askeri darbe girişimleri arasında bağ kurduklarını, Hasan Cemal’e de anlatmışlar: “Hükümet olarak vakıfız ne olup bittiğine… Tabii sivil ayağı da var cuntasal kalıntıların… Birkaç emekli büyükelçi, akademisyen.” Hasan Cemal, Milliyet, 4 Mayıs 2007.
  6. Habertürk‘te yer alan bu haberi, Fatih Altaylı Haber Türk televizyonunda Sevilay Yükselir ile söyleşisinde de vurguladı (Eylül 2008).
  7. Hürriyet, 22 Mart 2008, s.26.
  8. Başsavcı Aykut Cengiz Engin’in İddianame’yi kamuoyuna açıklaması konusunda bkz. gazeteler, 15 Temmuz 2008 ve özlü bir yorum için bkz. Aydınlık, 20 Temmuz 2008, sayı 1096, s.17.

AYDINLIK, 14 EYLÜL 2009

GÜL: BOP İçinde ABD İle Birlikte Hareket Ediyoruz

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Türkiye’nin dış politika ilkelerine uygun. ABD ile hareket ediyoruz. Amacımız İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek…

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, uzun süredir Türkiye’nin rolü ve yaklaşımının tartışıldığı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) konusunda ilk kez bu kadar net konuştu ve ABD ile birlikte hareket ettiklerini, amaçlarının da İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek olduğunu söyledi. Gül, “Özgürlük ve demokrasi olmasaydı, biz de iktidara gelemezdik” dedi.

Vekillere brifing

AKP’nin hafta sonunda yapılan Kızılcahamam Kampı’nda ‘Türkiye’nin AB Süreci ve Dış politika’ konusunda milletvekillerine brifing veren Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İran’ın nükleer programı, BOP ve Kıbrıs sorunu konularında soruları yanıtladı.

İran ile ABD arasındaki krizin nasıl çözüleceğine ve olası bir savaş durumunun Türkiye’yi nasıl etkileyeceğine ilişkin soru yöneltilince Gül, İran’ın üyesi olduğu Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu sözleşmesi kapsamında nükleer enerjiyi silah olarak değil, barışçıl amaçlarla kullanmak zorunda olduğunu vurguladı.

Hazırlıklı olunmalı

Gül, buna karşın Türkiye’nin olası bir müdahale durumunda hazırlıklı olması gerektiğinin altını çizerek, şunları söyledi: “Irak’taki sorunla ilgili dünyada farklı eğilimler mevcuttu. Ancak İran ile ilgili bölünmüşlük yok, genel bir duruş var. Biz İran’ın nükleer programıyla ilgili olarak Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ABD ile birlikte hareket edeceğiz. Girişimlerimiz de sürecek. Ancak olumsuz bir tablo çıkarsa Türkiye, İran kapısını kapatmak zorunda kalacak. İran’a müdahale en çok bizi zarara uğratır. İranlı yetkililerle üç-dört kez telefon görüşmesi yaptık. Şu anda, sorunu daha da tırmanmadan çözmek en çok bizim işimize gelir.”

İktidar olamazdık

BOP’u desteklediklerini ve projenin Türkiye’nin dış politika hedef ve ilkelerine uyduğunu savunan Bakan Gül, İslam ülkelerinde demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerin geliştirilmesini ve tüm İslam dünyasına yayılmasını amaçladıklarını kaydetti. İslam dünyasındaki özgürlüklerin önemine vurgu yapan Gül, “Eğer Türkiye’de özgürlük ve demokrasi olmasaydı biz de şu anda iktidar olamazdık. Bunların kıymetini hepimiz bilelim; ona göre davranalım” mesajını verdi.

İsrail’e eleştiri

Gül, Pakistan ve İsrail’in nükleer enerjiyle uluslararası sözleşmeye taraf olmadığına ve ayak direttiklerine dikkat çekti. Türkiye’nin BM ile işbirliği yaparak İran’a karşı bir caydırıcı politika geliştirdiğini de kaydeden Gül, Rusya ile Türkiye’nin çözüm için gerekli girişimi yaptığını söyledi.

ABD, İran’a saldıramaz

İran’a en yakın ülkenin Türkiye olduğuna işaret eden Bakan Gül, “Oradaki her gelişme bizi de etkiler, Türkiye bundan zarar görür. Şu anda müdahale olacak ya da olmayacak diye bir şey de diyemem. Ancak benim görüşüm, ne ABD ne diğerleri İran’la savaşı göze alabilir. Çünkü bu savaş Irak savaşından çok farklı olur. Zira İran Irak’a benzemez” dedi.

Türkiye’nin resmi tezi

Türkiye’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne yaklaşımı genel olarak olumlu. BOP kapsamında Amerika’ya destek veren, Yemen ve İtalya’yla birlikte bazı sosyal projelerde eşbaşkanlık üstlenen Türkiye’nin projeyle ilgili telkinlerinin başında ise ‘hiçbir şekilde reformların dışarıdan empoze edilmemesi, iç dinamiklerin göz ardı edilmemesi, ülkeler arasındaki farklılıklara dikkat edilmesi, Türkiye’nin model olarak sunulmaması’ yer aldı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök de BOP ile ilgili konularda yaptıkları açıklamalarda ‘Türkiye’nin hiçbir şekilde model ya da örnek ülke olarak sergilenmemesi gerektiğini’ ABD’li yetkililere her vesileyle iletmişti.

Kıbrıs’ta sanık değiliz

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kızılcahamam’daki toplantıda, Kıbrıs sorunu konusunda da değerlendirmeler yaptı. Bakan Gül, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde işbaşında bulunan iktidar ve cumhurbaşkanını halkın seçtiğini, bu nedenle de uyumlu çalışmak zorunda olduklarını söyledi. KKTC ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında yıllardır süren sorunun çözümü konusunda Türkiye’nin artık sanık sandalyesinden kalktığını belirten Gül, “Türkiye, başı dik bir çözüm tarafı olmuştur” diye konuştu.

Gençleştirme çıkışı

Bakan Abdullah Gül’ün, Dışişleri mensuplarına yönelik olarak AKP milletvekillerinden gelen bazı eleştiriler üzerine teşkilatta gençleştirmeye gidileceğini, bunun ilk adımlarının da atıldığını söylediği öğrenildi. Gül’ün toplantıda, bu kapsamda başarılı genç diplomatların büyükelçi olmasının önünün açılacağı mesajını verdiği kaydedildi.

Büyük Ortadoğu Projesi nedir?

Amerika’nın, 1960’lı yıllardan bu yana zaman zaman gündeme getirdiği Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), 11 Eylül saldırılarının ardından yeniden işlevselleştirildi. Şimdiki adı Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi (GOKAP) olan BOP, temel olarak, ABD ve tüm Batı için stratejik öneme sahip, dünya petrol rezervlerinin yüzde 64’ünü içeren Ortadoğu’da var olan, köktendinci akımların, terör örgütlerinin, kitle imha silahlarının, uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı yapan örgütlü suç şebekelerinin, ABD ve Batı çıkarlarına yönelik tehdit ürettiğine dayanıyor.

Projeye göre bölgede bu unsurların ortaya çıkmasının asıl nedeni, bölge halklarının içinde bulundukları olumsuz ekonomik ve sosyal koşullar ile bölgede varlığını sürdüren antidemokratik rejimler. Eğer, ekonomik ve sosyal koşullar düzeltilir ve bölgede demokrasiye geçiş sağlanırsa, yönetime katılım olanağı bulan ve refah düzeyi yükselen Ortadoğu halkları, Batı’yı tehdit eden eylemlere destek vermeyecek, bölgedeki köktendinci akımlar gittikçe zayıflayıp, terör örgütleri çökecek ve ucuz petrolün Batı pazarlarına istikrarlı biçimde aktarılması güvence altına alınacak.

BOP’un eylem alanı olarak resmen ilan edilen net sınırlar olmamasına rağmen ABD kaynaklarına göre 27 ülke ilk planda BOP çerçevesinde değerlendiriliyor. Bu ülkeler arasında, Afganistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Cibuti, Fas, Filistin Özerk Yönetimi, Irak, İran, İsrail, Katar, Kuveyt, Komor Adaları, Lübnan, Libya, Mısır, Moritanya, Pakistan, Somali, Suudi Arabistan, Sudan, Suriye, Tunus, Türkiye, Umman, Ürdün ve Yemen bulunuyor.

Başbakan Cengiz ÇANDAR’ı Tam 32 Kez Yalanladı

Pentagon’a ilk giren Cengiz Çandar, yazısına şöyle başlamış: “Tayyip Erdoğan’ın Kemal Kılıçdaroğlu’nun açtığı foseptik çukurunda vuruşmayı niçin kabul ettiğini bir türlü anlayamıyorum”. (Referans Gazetesi, 17 Ağustos 2010)

Kral’ın adamının foseptik esintili yazısı Kılıçdaroğlu’na saldırılarla sürüyor; aklınca Erdoğan’ı savunacak. Miting konuşmalarında Erdoğan’ın BOP Eşbaşkanlığı’na gönderme yapan Kılıçdaroğlu’nı “zırvalamakla” suçluyor Çandar ve şu yalana sarılıyor:

‘BOP nedir?’ diye sorsanız, Kılıçdaroğlu’nun doğru cevap verebileceğini hiç sanmam. Tayyip Erdoğan, BOP’un eşbaşkanı filan değildir. BOP diye bir örgüt, bir mekanizma yok ki, başkanı ya da eş başkanı olsun. Tayyip Erdoğan, Türkiye adına, İspanya Başbakanı Zapatero ile birlikte bir BM projesi olan ‘Medeniyetler İttifakı’nın eşbaşkanıdır, bunun ise BOP’la hiçbir ilişkisi yoktur.

Çandar’ın avukatlığa soyunması ve misyonundan büyük yalanlar söylemesi, Referandum’da çıkacak “hayır” korkusundan… Biliyorlar ki, CHP ya da diğer partiler, yüzde 84’ü ABD karşıtı olan bir Türkiye’de, Erdoğan’ı BOP Eşbaşkanlığı üzerinden kolayca mağlup ederler. Onun için “villaydı, kömürdü, yemek kitabıydı” gibi tartışmalar üzerinden karşılıklı referandum söylevlerinde bulunulmasını gönülden tercih ediyorlar…

Gelin bugün, Çandar’ın misyonundan büyük yalanını, bizzat savunmanlığını yaptığı Erdoğan’ın ağzından, tarih tarih yalanlayalım.

İşte Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı koltuğunda oturarak, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne eşbaşkanlık yapan Erdoğan’ın kendi ağzından tam 32 yerde itirafı:

  1. KANAL D / TEKE TEK (16 Şubat 2004)
    “Şu anda Amerika’nın da ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ var ya ‘Genişletilmiş Ortadoğu’, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir merkez olabilir. Bunu başarmamız lazım”.
  2. ÇIRAĞAN SARAYI / ABD – TESEV ALMAN MARSHALL FONU TOPLANTISI (25 Haziran 2004)
    “Üstlendiğimiz misyon gereği Ortadoğu ve Avrasya ülkelerine yöneleceği… Eşbaşkanıı olduğumuz genişletilmiş Ortadoğu Projesi için…”
  3. YENİ ŞAFAK / İSTANBUL NATO ZİRVESİ ÖNCESİ (25 Haziran 2004)
    “Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin buraya katılması… Eşbaşkanlar olarak Türkiye, İtalya, Yemen üzerimize düşen görevleri yerine getirmeye çalışacağız”.
  4. İRAN / BASINA (28 Temmuz 2004)
    “Demokratik ortak olarak Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi içinde, bu projenin eşbaşkanları arasındayım”.
  5. DAVOS / KLAUS SCHWAB’LA SÖYLEİŞİ (28 Ocak 2005)
    “Türkiye işlevini Büyük Ortadoğu Projesi içinde, bu bölgede etkin bir şekilde yerine getirecektir. Her görüşmede, attığımız her adımda bunun uygulamasını yapıyoruz”.
  6. ZAMAN / ABD YOLCULUĞUNDA RÖPORTAJ (7 Haziran 2005)
    “Biliyorsunuz GOP, bir alt biriminin Eşbaşkanlığını üstlendiğimiz bu proje. Olay sadece Ortadoğu’yu kapsamıyor… Bu konuda yapacağımız çalışmalara komşu ülkelerden başladık. Suriye, Lübnan, Fas, Tunus gibi ülkelere geziler düzenliyoruz. Yakında Cezayir’e gideceğiz,
    Ürdün’e gideceğiz”.
  7. ABD / WILLARD OTEL, BASIN TOPLANTISI (8 Haziran 2005)”‘Sea Island’ sürecinde Türkiye, İtalya ve Yemen Geniş Büyük Ortadoğu Projesi’nde bir görev üstlendik ve Eşbaşkanlık bu üç ülkeye verildi”.
  8. ABD / AMERİKAN DIŞ POLİTİKA DERNEĞİ (FPA) TOPLANTISI (10 Haziran 2005)
    “Biz Türkiye olarak, bildiğiniz gibi, Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifi çalışmalarında rol aldık. Eşbaşkan olarak bu süreci işletmeye devam ediyoruz”.
  9. ESENBOĞA HAVALİMANI / ABD DÖNÜŞÜ (12 Haziran 2005)
    “Biz Büyük Ortadoğu Projesi’ne bu seyahatte başlamadık. Biliyorsunuz adı değişti, Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifi olarak belirlendi. Bunun içerisinde Türkiye, İtalya ve Yemen, Eşbaşkan olarak çalışmaya başladık”.
  10. ESENBOĞA HAVALİMANI / LÜBNAN’A HAREKETİNDEN ÖNCE (15 Haziran 2005)
    “Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifi çerçevesi içerisinde Türkiye Eşbaşkanlık olarak paylaştığı bir görevi yürütüecek”.
  11. ABD / DÜNYA İŞ KONSEYİ (WORLD AFFAIRS COUNCIL) TOPLANTISI (7 Temmuz 2005)
    “Türkiye’nin ABD’yle yapabileceği çok şey var. Türkiye’nin Sea Island Süreci’nde, Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifi’nde eşbaşkan olarak yer almış olması bundan kaynaklanmaktadır”.
  12. ABD / DIŞ İLİŞKİLER KONSEYİ (CFR) TOPLANTISI (13 Eylül 2005)
    “Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi içinde önemli bir rol oynuyoruz. Amerika’nın Ortadoğu’da oynayacağı önemli bir rol var. Onun bir parçasıyız ve şu anda onun dâhilinde çalışıyoruz”.
  13. ANKARA / AKP MYK TOPLANTISINDAN SONRA BASINA (16 Kasım 2005)
    “Dışişleri Bakanı Gül, Bahreyn’de ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi ile ilgili görüşecek. Söz konusu projede Eşbaşkanlık görevi yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz”.
  14. DENİZLİ POLİSEVİ / İŞADAMLARIYLA TOPLANTI (19 Kasım 2005)
    “Eğer bugün Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’nde Türkiye Eşbaşkan olarak görev yapıyorsa… Şu anda bu görevi yapmaya çalışıyoruz”.
  15. TBMM / AKP GRUBU (29 Kasım 2005)
    “…Onun için biz şu anda Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi içerisinde eşbaşkanlık görevini üstlenmişiz”.
  16. ATV / SİYASET MEYDANI (28 Aralık 2005)
    “Biliyorsunuz, Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi içinde eşbaşkanız, bunun gereği olarak da inisiyatif alma gayreti içindeyiz”.
  17. TBMM / AKP GRUBU (21 Şubat 2006)
    “…Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifi’ndeki rolümüz, eşbaşkanlık görevimiz bize özellikle Ortadoğu’da önemli görevler yüklemektedir. Bugüne kadar başlattığımız bütün dış politika hamleleri, bu parametre üzerine kurulmuştur. Az önce birkaçını hatırlattığım bu girişimler, aynı dış politikanın, aynı vizyonun tutarlı ve tamamlayıcı parçalarıdır”.
  18. İSTANBUL ÜSKÜDAR / AKP İLÇE KONGRESİ (26 Şubat 2006)
    “Biz Ortadoğu’da GODKA denilen Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’nin içinde eşbaşkanız. Biz orada görev ifa ediyoruz. Böyle bir görev Türkiye’ye seçilerek verilmiştir”.
  19. İSTANBUL TUZLA / AKP İLÇE KONGRESİ (4 Mart 2006)
    “Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlarından biriyiz”.
  20. İSTANBUL BAYRAMPAŞA / AKP İLÇE KONGRESİ (4 Mart 2006)
    “BOP’un eşbaşkanlarından biriyiz. Bu görevi yapıyoruz”.
  21. SAİT HALİM PAŞA YALISI / UBS BANK’IN YEMEĞİ (28 Nisan 2006)
    “Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’ne bundan dolayı girdik”.
  22. AVUSTURYA (11 Mayıs 2006)
    “Büyük Ortadoğu Projesi’nde, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’ne niye katıldınız, niye bunların içinde yer aldınız diye eleştiriler geliyor. Biz de ‘olacağız’ diyoruz”.
  23. ZAMAN / G-8 ZİRVESİ’NE GİDERKEN RÖPORTAJ (13 Mayıs 2006)
    “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi Eşbaşkanı olarak Türkiye büyük görev düşüyor”.
  24. YENİ ŞAFAK / G-8 ZİRVESİ’NE GİDERKEN RÖPORTAJ (13 Mayıs 2006)
    “Bölgemizdeki gelişmeler karşısında Türkiye olarak üzerimize büyük görev düşüyor. Bunun için de ABD’ye bir ziyaret planlıyorum… Türkiye, Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi eşbaşkanı olduğu için bunu ABD’yle konuşmamız gerekiyor”.
  25. ESENBOĞA HAVALİMANI / MISIR’A GİDERKEN (20 Mayıs 2006)
    “Ziyaretim sırasında Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi çerçevesinde yapmayı planladıklarımızı da anlatma fırsatını bulacağız”.
  26. TBMM / AKP GRUBU (30 Mayıs 2006)
    “Türkiye, Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi içerisinde ortak üyeliğe kabul edilmişti. Bizler bunun için burada bir ortak üyeliği ve ardından da Eşbaşkanlık görevini İtalya ve Yemen ile birlikte kabul ettik”.
  27. ARTVİN (15 Temmuz 2006)
    “Biz Türkiye olarak GOKAP içerisinde yer aldıysak, bunun için bizlere davet yapıldı, bunlar olacak diye biz eşbaşkanı olarak kabul ettik”.
  28. CNN / LARRY KING SHOW (27 Temmuz 2006)
    “Daha önce Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi içerisinde zaten yer almıştık. Burada Eşbaşkanlık görevi üstlenmiştik”.
  29. CNN TÜRK / “EDİTÖR” PROGRAMI (6 Kasım 2006)
    “BOP içerisinde davet edilen ülkeler kimlerdir? Türkiye var, Yemen vardı, üç tane eşbaşkan var”.
  30. BEYRUT DÖNÜŞÜ (4 Ocak 2007)
    “Biz Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’ni bun için kabul ettik… Türkiye, İtalya ve Yemen’le Eşbaşkanlık görevi üstlendik”.
  31. ALMAN “SÜDDEUTSCHE ZEITUNG” GAZETESİ / MAKALESİ (7 Şubat 2008)
    “Bu sebeple Türkiye, G-8 ülkelerinin de desteklediği Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi içinde inisiyatif almaktadır”.
  32. TBMM GRUP TOPLANTISI (13 Ocak 2009)
    “Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanıdır, bu görevinden vazgeçsin diyorlar. Bunu anlatmak istiyorum. Büyük Ortadoğu Projesi’nin amaçları bellidir”.

Read more »

Kriz

Bekir Coşkunstrong>Memurla kriz…
HSYK ile kriz…
Anayasa Mahkemesi ile kriz…
TÜSİAD ile kriz…
İşçilerle kriz…
Sendikalarla kriz…
Ordu ile kriz…

Besiciyle kriz…
Kasapla kriz…
Hayvanları sevenlerle kriz…
Çiftçiyle kriz…
Fındıkçıyla kriz…
Fıstıkçıyla kriz…

Referandumda “hayır“lar kazanırsa Allah korusun, kriz çıkar diyorlar…

Öğretmenlerle kriz…
Medyayla kriz…
Karikatürcülerle kriz…
Yazarlarla kriz…
Doktorlarla kriz…
Hastanelerle kriz…
Grip virüsüyle kriz…
Bakkallarla kriz…
Marketlerle kriz…

Kriz çıkmaması için inşallah herkesin “evet” demesi gerektiğini söylüyorlar…

CHP ile kriz…
MHP ile kriz…
BDP ile (PKK hariç) kriz…
Sabah kriz…
Öğlen kriz…
Akşam kriz…
Her gün kriz…
Her an kriz…

Diyorlar ki; AKP giderse Türkiye‘de kriz çıkar maazallah…

ABD, AKP ve PKK ‘Evet’ Diyor!

Açıkca anlaşıldı ki PKK ve yandaşlarının ‘boykot’ manevrası Atlantik ötesinden kararlaştırılmıştı. İnce hesaplar yapılmıştı. ‘Boykot-Hayır’ cephesi bütünleştirilecek, Halk ‘Hayır’dan uzaklaştırılacaktı. Şimdi alenen ortada ki:

  • PKK ‘EVET’ diyor.
  • APO ‘EVET’ diyor.
  • BDP ‘EVET’ diyor.

AKP yalanlıyor ama iktidarın, ‘evet’e yol hazırlamak için adımlar attığını PKK liderlerinden Karayılan açıklıyor. ‘Ateşkes kararının devlet ile Öcalan arasında sağlanan temaslar sonucu alındığını’ söylüyor. ‘Görüşme talebinin Türkiye Cumhuriyeti devletinden geldiğini’ belirtiyor. Ve Güneydoğu Anadolu’da faaliyet gösteren STK’lar bir bir dökülüyor: Hepsi koro halinde ‘EVET’ diyorlar. Güneydoğulu işadamları da ekranlardalar. İmaj konusu düşünülmüş. Pek Amerikanca! Üstlerinde bir örnek beyaz gömlekleri var. ‘EVET’ diyeceğiz!’ diyorlar. ‘Daha derin ve geniş kapsamlı bir değişim süreci başlayacak. Bu referandum aslında yepyeni bir anayasaya ön basamak olacak.’ Tercümesi ‘Güneydoğuya özerkliğin yolu açılacak!’

‘Baba, oğul ve kutsal ruh’!

Tablo net! Pazarlık ‘Sen bana Evet ver! Ben sana Özerklik!’ çerçevesinde gelişiyor. İktidar ve terör örgütü arkalarında Amerika, ‘Baba, oğul, ve kutsal ruh’ olarak, hristiyan üçlemesini tamamlıyorlar. Fener Patrikhanesi, Sümela’da Pontus’a ‘EVET’ çığlıklarıyla onlara eşlik ediyor. Dengeyi kaçırmamak için, Ermeni kilisesinin Akdamar’dan atacağı ‘EVET’! çığlıklarını, referandum sonrasına ertelediler. ‘Van Ermenidir!’ korosunun sahne alışını, 19 eylülde planlıyorlar. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh, kararlı! Türkiye topraklarını BOP haritasına uygun biçimde bölmeye ‘EVET’ diyorlar! Her birinin değişik sebepleri var. Ama oyunun kuralını Baba koyar. ‘Baba’, dünyayı işgal eden küresel şirketler. ‘Baba’, yerli işbirlikçi ve taşeronlara tabii ki hak ettiklerini verecek. En önemlisi, görevlerini layığıyla yaptıkları takdirde, onları deliğe süpürmeyecek. Kutsal Ruha gelince, bu haçlı oyununda PKK’yı oynuyor. ‘Baba’ya yeni bir İsrail hediye etmek için çabalıyor. Görevi, en münbit maden ve petrol topraklarını Türkiye’den ayırıp dünyayı yönetme hevesindeki çetenin emrine sunmak.! Yeni kurulan devlet, devamlı kaos üreten bir makine olarak, Amerikan kılıcını, Ortadoğu’da sallayacak! Bush söylemişti. Türkiye Avrasya’nın kilidi! Türkiye’den Çin’e kadar uzanan Avrasya, tüm dünyadaki doğal zenginliklerin dörtte üçünün sahibi! Avrasya’ya açılan bu kilit kırılırsa, ‘tek dünya devleti’ne giden yol açılacak. Kaynakları giderek tükenen emperyalizmi, en az 100 yıl rahat yaşatacak ve savaştıracak, enerji ve madenler yağmalanacak!

Elazığ- Dersim- Diyarbakır hattı!

Bu projenin önünde duran güç Türkiye’dir. Hükümetler tamamdır da halk ‘halledilememektedir! 100 yıldır tüm zaafları didiklenmektedir. Boşuna Rize’den İskenderun’a hatlar çizilmemiştir. Rize Çayeli Bakır yataklarından başlayın, Elazığ Maden’e, Palu’ya, Sivrice’ye oradan Diyarbakır Ergani’ye, İskenderun’a inin. DÜNYA ÇELİK TRÖSTLERİ O HATTAN BESLENİR. Almanya 2. dünya savaşına o bölgenin kromundan aldığı güçle girmiştir. Atatürk’ün vefatından bu yana, dünya tröstlerinin gözü maden diyarı Maden’de, Ergani’de, Bakır diyarı DİYARBAKIR’da, gümüş kapısı DER-SİM’de (bkz C. Özakıncı) ya da Tunç elleri Tunceli’dedir. Yani Elazığ- Dersim- Diyarbakır hattında 100 yıldır yaratılan kaosun nedeni bellidir. Lütfü Ergene dostumuz, muazzam arşivi ile bana ışık oluyor. Bakın ne diyor: ‘Yıl 2010. Başta Almanya, İsveç ve Norveç olmak üzere dünyadaki çelik üreticisi ülkelerin yıllık ortalama bir milyon ton civarında ham Krom ihtiyacını karşılamaya devam eden Türkiye, bir çılgınlık sonucu hala Krom destekli -yani nitelikli- çelik üretememektedir. Türkiye’de Demir Çelik İşletmeleri diye boy gösteren fabrikalarda ise ne yazık ki neticede basit anlamda inşaat demiri üretilmektedir. Nitelikli çelik üretmek için gerekli olan ham Krom’u ferrokrom haline dönüştürme faaliyetinden, Elazığ Ferro Krom fabrikası özelleştirilip kapatılarak vazgeçilmiştir.’ Tıpkı İskenderun Demir Çelik’in kuruluş aşamasında ABD, gizli raporlarla ‘Türkiye’deki bu gidişin durdurulması’ emrini verdiyse (Bkz. A. İlhan Hangi Atatürk), Ferro krom’un da akibeti farklı olmamıştır. Türkiye her ağır sanayi adımında engellenmiş, ‘Sen ham maden sat! Yoksa bedel ödetiriz!’ denmiştir.

‘EVET’ ile paylaşılacak Hazine!

Kısacası bölge bir hazinedir. Küresel çete, ÖZERK KÜRDİSTAN aşamasında, bu hazineyi bölge ileri gelenleri, işadamları, örgüt yandaşlarıyla ‘paylaşacağı’ mesajını yaymaktadır. Aynı anda ‘işine bakmaktadır’! (Afganistan’da Irak’da da aynı mesajları vermişti. İşgal başladığında önce içerdeki yandaşlarını temizledi.) Küresel çetenin en önemli işi, kucağında büyüttüğü siyasiler, ekonomistler hukukçularla önündeki tüm engelleri kaldırmak için bir Anayasa yapmaktır. Bunun ilk aşaması olan REFERANDUM yasadışı şekilde gündeme taşınmıştır. EVET için ‘Yedi düvel’ çalışmaktadır. Çünkü EVET, Ergani, Çayeli, Tunçeli, Maden kromu, altını bakırı gümüşü petrolü demektir. O nedenle, ABD ve Avrupalı büyükelçi ve konsoloslar, ‘EVET’ çığlıkları atarak yurdun dört bir yanını dolaşmaktadır.En çok ziyaret edilen bölge ne hikmetse (!) ELAZIĞ- ERGANİ hattıdır. (Dipnot 1) Onlar küresel şirketlerin memurlarıdır. 300 küsur yabancı şirket , ŞİMDİLİK, Danıştay ve Anayasa mahkemesi engelleriyle ‘uğraşarak’ bu servete el koyabilmektedir. Yeni Anayasa ile önlerindeki tüm engeller kalkacak, hazine ayaklarının dibine düşecektir! İşte bu nedenle dünyayı yöneten küresel şirketler koro halinde ‘EVET’çidir. EVET ile ele geçecek servet, Suriye sınırında 4 trilyon dolarlık petrol, (dipnot 2), güneydoğunun münbit topraklarında yatan bakıra yani altına, gümüşe, kroma, doğrudan el koyma imkanı.. Servetin boyutunu siz hesabedin! Selim Kotil, küresel çetenin ,iktidarla üleşiminden örnekler veriyor: ‘Örneğin İsrail devletini kurduran Rothschield ailesi ile Başbakanın damadının genel müdür olduğu Çalık Grubu, Anatolia Minerals firmasında % 50 şer ortaklar. Bu firma 4 milyon dönüm arazi kapatmış durumda. Fethullah Gülene yakınlığı ile bilinen Koza Grubu 6 milyon dönüm arazi ve 500 ruhsatla bu işin en önünde.’

EVET için her şey mübah!

İşte bu üleşim nedeniyle, AKP hükümeti, Yabancılara Toprak Satışı Kanununu Yargıya takılmadan geçirmek zorunda. Tapu kanununu çıkarmak Yabancı Şirketlerin Taşınmaz Mal Edinmelerine izin vermek zorunda. Bunların önünde duran yargıyı ezip yoketmek zorunda. EVET çıkarsa, bu yağmaya karşı açılmış tüm davalar kapanacak. Küresel ‘Baba’ topraklara madenlere petrole el koyacak, ‘Oğul’ deliğe süpürülmeden koltuğunda kalacak ve hazineden pay alacak, ‘kutsal ruh’ kukla devletten pay kazanacak, saraylarda yaşayacak. Feodal ağalıktan krallığa sıçrayacak. Yöre halkı acından ölmeye devam edecek. Bugün Silvan’da iftarını açacak ekmeği olmadığı için kendini asan ‘Hacı’nın, iftar açmak için gideceği bir evi de olmayacak.Bu kabus gerçekleşirse, Güneydoğu Anadolu, Afganistan , Pakistan ve Irak halkının kaderini paylaşacak! Bu bir yedi düvel oyunudur. Ve oyunun son perdesidir. Bu oyunda batının 300 küsur şirketi, ağzından salyalar akıtarak, diş geçirdikleri doğal zenginliklerimize el koymak için yeni Anayasa beklemektedir. Durum artık PARTİLER ÜSTÜ bir durumdur. Ne yazıkki gerçek bir muhalefet uzun yıllar önce budanmış ve yeri boş kalmıştır. Lider olabilecek kişiler öldürülmüş ya da içeri tıkılmıştır. EVET’in geçmesi halinde, ‘aydın’ sıfatlı pek çok kişi de aynı akibeti paylaşacaktır. Görev HALK’ındır! Hangi partiye yakın olunursa olunsun, Türkiye’nin Bekası için, bu milletin geleceği, varlığı, devamı için, emperyalist odakların son oyunu bozulmalıdır! HAYIR demek farzdır.

DİPNOT

Tarih: 28 Temmuz 2009 Konsolos Hallberg Elazığ’a geldi ABD Adana İkinci Konsolosu Kurt Hallberg, Elazığ Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu’nu ziyaret etti. Konsolos Hallberg, Selmanoğlu’nun makamında gerçekleşen ziyarette Türkiye’nin Adana veya Ankara’dan ibaret olmadığını, büyük bir ülke olduğunu belirterek, ”Türkiye, büyük ve zengin bir ülke. Bu yüzden daha iyi tanımak için gezmemiz lazım” dedi. Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinin devam ettiğini ifade eden Hallberg, Türkiye’nin ekonomisinin küresel krize rağmen iyileştiğine işaret etti. Başkan Selmanoğlu da Hallberg’i ağırlamaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Türkiye’nin büyük bir devlet olduğunu kaydeden Selmanoğlu, ”Küresel kriz gelse bile Başbakanımızın kaydettiği gibi teğet geçmektedir. Alınan çok güzel radikal kararlarla ülkemiz inşallah önümüzdeki dönemde daha rahat edecek, ekonomi daha rahatlayacaktır. Türkiye gerçekten Avrupa’da hissedilebilir şekilde büyük bir devlet, ekonomisi büyük. İnşallah daha güzel günleri birlikte yaşayacağız diye düşünüyorum” diye konuştu. Selmanoğlu ve Hallberg bir süre basına kapalı olarak görüştü. Hallberg’in Elazığ’daki ziyaretlerinin ardından Diyarbakır’a geçeceği öğrenildi. Tarih: 26 Mart 2010… Avusturya Büyükelçisinden Vali Erol’a Ziyaret Bir dizi incelemede bulunmak üzere Elazığ’a gelen Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar Elazığ Valisi Muammer Erol’u makamında ziyaret etti. Bugün Elazığ’a gelen ve bir dizi incelemelerde bulunacak olan Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar Elazığ Valisi Muammer Erol’u bu sabah makamında ziyaret etti. Büyükelçi ziyarette Elazığ Valisi Muammer Erol’dan Elazığ ile ilgili bilgiler aldı. Ziyaretten sonra bir değerlendirme yapan Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar, sadece Ankara’da kalmak istemediklerini, zaman zaman Türkiye’nin değişik bölgelerine ziyarette bulunduğunu ve bu kapsamda Elazığ’a geldiğini ifade etti. Elazığ’a ilk defa geldiğini ifade eden Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar, Elazığ’ın ekonomik potansiyelleri hakkında bilgiler alacağını belirtti. Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar, Fırat Üniversitesine de bir ziyarette bulunacağını kaydetti. Elazığ Valisi Muammer Erol ise ziyareti anısına Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar’a bir kilim hediye ederken, büyükelçi de Elazığ Valisi Muammer Erol’a Avusturya’yı tanıtan bir kitap takdim etti. Kaynak: http://www.elazig.gov.tr/h1090-avusturya-buyukelcisinden-vali-erola-ziyaret.html

DİPNOT 2

Mehmet Emin Koç yeni mesaj’da yazdı: ‘AKP hükümeti, Suriye sınırımızdaki 2 Kıbrıs büyüklüğünde mayınlı araziyi İsrail’e, temizlemek karşılığında hiçbir bedel almadan sadece mayınları temizlemek karşılığında 49 veya 99 yıllığına İsrail başta olmak üzere ecnebi firmalarına devretmeye çalıştı. Anayasa Mahkemesi iptal etti (23 Temmuz 2009)… İngiliz Specialist Gurkha Services Şirketi ile ortak Pekkan Şirketler Grubunun Başkan Yardımcısı Adnan Volkan Pekkan, Suriye sınırındaki mayınlı arazide en az 4 trilyon dolarlık petrol rezervi bulunduğunu açıkladı.’

Devleti Kim Yönetiyor

Devleti kim yönetiyorSusurluk olaylarında devletin içindeki çeteleri korkusuzca açıklayan, görev yaptığı her yerde yolsuzlukla mücadelede isim yapan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, 14 yıl sonra yazdığı kitapla Türkiye gündemine bomba gibi düştü. Kitaptaki iddialar üzerine savcılar harekete geçecek mi? Meclis’te araştırma komisyonu kurulacak mı? Avcı’nın yazdığı ‘Haliç’te yaşayan Simonlar; Dün Devlet Bugün Cemaat’ isimli kitabıyla ilgili gelişmeler merakla bekleniyor.

Avcı, “Haliç’te yaşayan Simonlar; Dün Devlet Bugün Cemaat” adlı kitabında, Ergenekon ve Balyoz davalarını, polis teşkilatının içindeki Gülen cemaatinin nasıl örgütlendiğini, CHP eski lideri Deniz Baykal’ın istifasına yol açan kasedi, generalleri istifaya zorlayan telefon konuşması kayıtlarını ve Türkiye’yi derinden sarsan daha pek çok olayı sorguluyor.

‘GÖRDÜĞÜM manzara korkunç; kadrolu devlet adamları devleti yönetmiyor, Emniyet Genel Müdürü, hatta İçişleri Bakanı haklı olduğunu bildiği bir kişiyi, doğruluğundan emin olduğu bir olayı ya da davayı savunamıyor, güvendiği ve inandığı adamları tuzağa düşürülüyor, haysiyetleri ile oynanıyor ama onlar bu kişilere sahip çıkamıyor. O zaman bu teşkilatı kim yönetiyor? Bu kamu gücünü kimler gasp etmiş kullanıyor, gücün sahibi olması gerekenler ellerindeki gücün gaspına neden ses çıkarmıyor, güçlerini geri almak için çabalamıyorlar?’

Bu dehşet tablosunu tasvir eden kamuoyunun yakından tanıdığı bir isim, Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı. Tanınmışlığını, yıllar önce Susurluk olaylarında korkmadan Emniyet, MİT ve Jandarma içindeki çeteleri açıklamasına, çalıştığı her yerde mafya, yolsuzluklara karşı yaptığı operasyonlara, telefon dinlemesi deyince akla gelen ilk isim olmasına borçlu. Avcı, 14 yıl sonra yine konuşuyor. Bu kez “Haliç’te yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat” adlı kitabıyla. “Dinleniyoruz, hepimizi dinliyorlar” korkusunu hiçbir zaman ciddiye almadığını ama kendisinin de kanunsuz şekilde dinlendiğini keşfettiğinde şok geçirdiğini, binlerce insanın aynı şekilde dinlendiğini, hâkimlere, savcılara bu kayıtlarla şantaj yapıldığını, anlatıyor.

Sadece bunları değil, Danıştay saldırısından Ergenekon’a, Balyoz operasyonlarına, Nuh Mete Yüksel’in, Deniz Baykal’ın seks kasetlerine, generalleri istifaya zorlayan telefon konuşması kayıtlarına, savcı ve hâkimlere şantaj yapan, emniyet içinde yuvalanmış “garip polisler”e, devletin tüm kurumlarını adım adım ele geçiren Gülen cemaatinin nasıl örgütlenip çalıştığını örneklerle şöyle gösteriyor:

DANIŞTAY SALDIRI

Ergenekon davasında ortaya konan iki konu çok kesin ve net olarak yanlış ve mantıksızdır: PKK, Dev-Sol, Hizbullah gibi örgütleri Ergenekon’un yönettiği iddiası yanlıştır. Böyle bir şeyin gerçek olamayacağını aklı ve mantığı olan herkese ben iki kere iki dört eder kesinliğinde ispatlayabilirim. Danıştay 2. Dairesi’ne yapılan saldırı, Hrant Dink’in öldürülmesi, Malatya’daki Zirve Yayınevi katliamı gibi olayların görünen bugünkü faillerinden başka Ergenekon veya benzeri gruplar tarafından yapılmış olacağına mevcut deliller ve olayların oluş biçimine bakarak kimse beni ve makul birini ikna edemez. Bu iddialar zorlamadır.

ERGENEKON DAVASI

Ergenekon örgütünün varlığı konusunda yazılı belge, doküman, örgütsel faaliyet sayılabilecek bazı ilişkiler varsa da eylemleri konusunda hiçbir ciddi emare yoktur. Geçmişte Türkiye’de meydana gelen pek çok olayın (Malatya’daki Zirve Yayınevi Katliamı, Rahip Santoro Cinayeti) Ergenekon örgütü tarafından gerçekleştirildiği iddia edilerek epey bir süredir uydurma tanık vs. aranmaya başlandığı net olarak görülüyor. Amacın olayları aydınlatmak değil, Ergenekon’la irtibatlandırmak olduğu açıkça ortadadır.

GARİP POLİSLER

Polis teşkilatı eskiden birbirini korur, kollar, birbiri aleyhine şahitlik yapmazdı. Her olayda delil ararız ama polisin karıştığı bir olayda daha ciddi, daha inandırıcı deliller bulmadan o polisi şüpheli yapmayız. Bu, zorlu görevlerde beraber çalışmanın verdiği dayanışma ve yakınlaşma duygularıdır. Oysa şimdi işler değişti. Bir grup polis kritik noktaları ele geçirmiş, diğerlerine suç isnadını da aşan resmen iftira atmaktan geri durmuyor. İşlenmiş bir suçu aydınlatmak gibi bir amaçları yok, tahkikat sırasında dinleme ve izleme yaparken temiz ve dürüst olduklarını bildikleri, birlikte çalıştıkları kişilere iftira ediyorlar.

Şunu artık bilmeliyiz ki karşımızda arkadaşlarımız, meslektaşlarımız yok, bir ideolojiye, bir gruba bağlanmış, o grubun disiplinine tâbi olmuş örgüt mensupları var. Artık bunu kabullenmeliyiz.

İLLEGAL İLİŞKİ

Olay bir örgütün, cemaatin devlet içerisindeki elemanları vasıtasıyla yürüttüğü örgütsel bir faaliyettir, karşımızdaki kişiler polis, hâkim ve savcı değil, örgütün / cemaatin elemanlarıdır. Devletin hukukunu değil, cemaatin talimatlarını yerine getirmektedirler. İstanbul, Ankara, Erzurum ve İzmir’deki bazı özel yetkili savcılar ile bu iller dışındaki bazı polis birimleri arasında illegal bir ilişkinin varlığı açıkça gözükmektedir. Özel yetkili savcılar tarafından bu iller dışında gözaltına alınan ya da aranan kişiler hakkında karar çıkarmadan önce kimlik, iş ve ev adresleri gibi bilgilere ihtiyaç vardır. Normalde bu bilgiler o illerin savcıları veya çok uygun olmasa da Emniyet Müdürlükleri üzerinden resmi yazışma yoluyla temin edilmesi gerekirken, bugüne kadar hiçbir yazışma yapılmamıştır. O halde bu bilgiler nasıl temin edilmiştir?

İHBAR EDİYORUM

Kozmik odalarda birkaç gün süren aramalar yapıldı. Burada hangi şüphe ve delil vardı, hangi iddialar üzerine buralar arandı? Şimdi ben açıkça adres veriyorum, hukuksuz dinleme ve izlemeler var, bunları dilekçemde belirttim. İstihbarat Dairesi’nde cemaatin özel cihazları, elde ettikleri her türlü kanunsuz dinleme materyalleri mevcuttur, buralar neden aranmaz? Kozmik odanın aranmasında kimliği belli olmayan bir ihbarcı vardı, burada da ben açıkça ihbar ediyorum. Bulunacak yerleri de söylüyorum. İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi neden denetlenemez? İstihbarat Daire Başkanlığı’nda arama yapılsa, demirbaşa kayıtlı olmayan cemaatin kendine ait özel dinleme ve izleme aletleri bulunacağından hiç tereddüdüm yoktur.

NE YAPILMALI KILAVUZU

Özel yetkili mahkemelerin tüm hâkim ve savcıları emsali hâkim ve savcılarla değiştirilmelidir, bu sağlanmadan cemaate muhalif olan hiç kimsenin özgürlüğü ve hayatı güvencede olamaz.

CEMAATLER

Adalet Bakanlığı’nda cemaat taraftarı olduğu herkesçe bilinen Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı ve başta il savcılarını ve diğer savcı ve hâkimleri hiçbir hukuki şüpheye dayanmadan dinlettiren cemaat yanlısı müfettişler bu görevlerden uzaklaştırılmalıdır.

DİNLEMELER

Tüm özel yetkili mahkeme hâkimlerinin verdiği önleme (istihbari) dinleme kararları, bu konudaki TİB kayıtları ve İstihbarat merkezlerinde (polis-jandarma ve MİT) yasal olarak bu konuda tutmak zorunda oldukları tutanaklar birbirini teyit edecek şekilde kontrole tâbi tutulduktan sonra haksız ve şantaj amaçlı dinlemelerin tespit edilmesi gerekir.

YA BAŞBAKANKEN KASETLE ŞANTAJ YAPILSAYDI

BAYKAL’ın gizli kamerayla çekilen görüntülerini içeren kaset olayını kim yaptı, niçin yaptı? Baykal bu ülkede muhtemel başbakan adaylarından biriydi, ülkenin ikinci büyük partisinin genel başkanı olarak konjonktürün değişimine göre her zaman başbakan olması ihtimal dahilindeydi. Bu video görüntüleri daha önce çekilmiş. Baykal başbakan olsaydı ve ülke için kritik bir karar arifesinde birileri çıkıp elimizde bu görüntüler var, eğer şöyle davranmazsanız bunları kamuoyuyla paylaşacağız deseydi acaba durum ne olurdu? Acaba kaç bakan, kaç genel müdür, kaç komutan veya onların eşleri ve çocukları hakkında da bu veya benzeri görüntüler mevcuttur? Bu olayın ilk benzeri Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’e yönelik hazırlanmıştı, bugün bu olayı cemaatin yaptığından en ufak şüphem yok.

BU KİTABI NEDEN YAZDIM

Aslında herkes biliyor ama kimse dillendirmiyor. Son zamanlarda gündemi meşgul eden tüm iddiaları yayan cemaattir, onlardan bilgi alan da, onlar adına konuşan da cemaatin adamlarıdır. Tarafsız basın mensubu, devletin polisi, savcısı numarasını artık kimse yutmasın, bu işler Emniyet ya da hukuk adına yapılmıyor, cemaatin planı ve programı doğrultusunda cemaatin talimatı ile gerçekleştiriliyor.

BU GİDİŞLE HERKES SİLAHA SARILACAK

TÜRKİYE’de adalet çürüyor, gerçi zaten çürümüştü ama bu defa yok ediliyor. Böyle giderse iş adaletten çıkacak ve insanlar silaha sarılacak. İnsanların hayatları, şerefleri ile bu kadar oynanırsa, onlara en yakışıksız isnatlarda bulunulursa, hayatta onurlarından başka kaybedecekleri olmayanlar, kendilerine atılan lekeyi temizlemek için her şeyi yaparlar. Bu duruma çok uzak değiliz artık.