Tag Archives: Necati DOĞRU

Bakan ÇİÇEK’in Oğluna Var TEKEL İşçisine Yok!

Geçen gün bir duyum aldım; Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığı da yapmış, Hükümet Sözcüsü Sayın “Cemil Çiçek’in oğlu Ahmet Çağrı Çiçek’in devlet şirketi olan Sigara Sanayii İşletmeleri ve Ticaret A. Ş’de Yönetim Kurulu’na atandığını” haber veriyordu.

Doğru mu bu duyum?

Nasıl olur!

TEKEL işçileri Ankara’da “Bizi işimizden atmayın, aynı maaşımızla, aynı haklarımızla devletin başka kadrolarında çalışmaya devam edelim; çoluğumuz-çocuğumuz var…” diyerek “ölüm oruçlarına” yatıyorlar. Başbakan da “devletin kasasını size soydurmam” diye onları horluyor, aşağılıyor, ötekileştiriyor. Bakan’ın oğlu ise Sigara Sanayii İşletmeleri ve Ticaret A.Ş’nin Yönetim Kurulu’na üye olarak atanıyor.

Hiç olacak iş mi?

Şüphelenmek gerekli.

Doğru olamaz, babasının iktidarı TEKEL işçilerine “fabrikaları yabancıya sattık, size iş kalmadı, alın kıdem tazminatını ve ihbar tazminatını çekin gidin… Özel iş kurun… Koç gibi, Sabancı gibi siz de birer holding olun…” diye dalga geçer gibi öğütler verirken Bakan’ın oğlu devlet şirketinde yönetim kurulu üyesi olmayı kabul etmez.

Babasından utanır.

Kabul edemez, değil mi?

Ben de şüphelendim.

Araştırdım.

Allahım, büyüksün!

Duyum doğru çıktı.

Bakan Cemil Çiçek’in oğlu Ahmet Çağrı Çiçek; kıymetli arsalarıyla birlikte fabrikaları İngiliz-Amerikan sigara şirketine satıldığı için yani varlıklarının tamamı özelleştirildiği için yapacağı hiçbir şey kalmayan ve “tabela şirketine” dönüşen devletin şirketinin yönetim kuruluna atanmış.

Göreve başlamış.

Tarih: 14 Temmuz 2009.

Bakan’ın oğlu “tabela şirketine” dönüştüğü için tamamen iktidar yanlılarının arpalığı gibi kullanılan Sigara Sanayii’nde yönetim kurulu üyeliği kapmış.

Ayda ne alıyor?

Araştırıyorum yazacağım.

Yazmalıyım; Çünkü Bakan’ın oğlu Ahmet Çağrı Çiçek, önce “Meclis’te memur kadrosuna” alınarak iş hayatına başlamış, sonra Tekel’i Amerikan şirketine satan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nda “Başkan Müşaviri” olarak daha iyi bir işe geçmiş. Sonra da yapacak hiçbir işi kalmamış fakat varlığı arpalık olsun diye devam ettirilen devletin Sigara Sanayii’inde yönetim kurulu üyesi yapılmış.Geçen gün bir duyum aldım; Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığı da yapmış, Hükümet Sözcüsü Sayın “Cemil Çiçek’in oğlu Ahmet Çağrı Çiçek’in devlet şirketi olan Sigara Sanayii İşletmeleri ve Ticaret A. Ş’de Yönetim Kurulu’na atandığını” haber veriyordu.

Doğru mu bu duyum?

Nasıl olur!

TEKEL işçileri Ankara’da “Bizi işimizden atmayın, aynı maaşımızla, aynı haklarımızla devletin başka kadrolarında çalışmaya devam edelim; çoluğumuz-çocuğumuz var…” diyerek “ölüm oruçlarına” yatıyorlar. Başbakan da “devletin kasasını size soydurmam” diye onları horluyor, aşağılıyor, ötekileştiriyor. Bakan’ın oğlu ise Sigara Sanayii İşletmeleri ve Ticaret A.Ş’nin Yönetim Kurulu’na üye olarak atanıyor.

Hiç olacak iş mi?

Şüphelenmek gerekli.

Doğru olamaz, babasının iktidarı TEKEL işçilerine “fabrikaları yabancıya sattık, size iş kalmadı, alın kıdem tazminatını ve ihbar tazminatını çekin gidin… Özel iş kurun… Koç gibi, Sabancı gibi siz de birer holding olun…” diye dalga geçer gibi öğütler verirken Bakan’ın oğlu devlet şirketinde yönetim kurulu üyesi olmayı kabul etmez.

Babasından utanır.

Kabul edemez, değil mi?

Ben de şüphelendim.

Araştırdım.

Allahım, büyüksün!

Duyum doğru çıktı.

Bakan Cemil Çiçek’in oğlu Ahmet Çağrı Çiçek; kıymetli arsalarıyla birlikte fabrikaları İngiliz-Amerikan sigara şirketine satıldığı için yani varlıklarının tamamı özelleştirildiği için yapacağı hiçbir şey kalmayan ve “tabela şirketine” dönüşen devletin şirketinin yönetim kuruluna atanmış.

Göreve başlamış.

Tarih: 14 Temmuz 2009.

Bakan’ın oğlu “tabela şirketine” dönüştüğü için tamamen iktidar yanlılarının arpalığı gibi kullanılan Sigara Sanayii’nde yönetim kurulu üyeliği kapmış.

Ayda ne alıyor?

Araştırıyorum yazacağım.

Yazmalıyım; Çünkü Bakan’ın oğlu Ahmet Çağrı Çiçek, önce “Meclis’te memur kadrosuna” alınarak iş hayatına başlamış, sonra Tekel’i Amerikan şirketine satan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nda “Başkan Müşaviri” olarak daha iyi bir işe geçmiş. Sonra da yapacak hiçbir işi kalmamış fakat varlığı arpalık olsun diye devam ettirilen devletin Sigara Sanayii’inde yönetim kurulu üyesi yapılmış.

Kendinize Ölçü Koyun, Senaryoya Av Olmayın!

Geçen gün haber vardı; çok seyredilen, çok para getiren ve halkı TV başına ağzı açık bağlayan dizilerden birinin senaryosunun yazarı anlatıyordu: Oyunculardan biri çok uçtu diyelim. Tarifesini yükseltti, yüksek para istiyor. Hemen senaryoya bir yeni sahne yazarız; oyuncu feci bir kaza geçirir, ölüverir.

Rejisörün kararına kalmış.

Söyler senaryo yazarına.

Öldürürler gül gibi kızı.

Bitirirler turp gibi oğlanı.

Bu yüzden bekleyin, oyun henüz tamamlanmadı. Birinci adam, yani rejisör, neye karar verdi, biz henüz bilmiyoruz. Hasdal’daki askeri Hapishane’ye “iktidarı devirecek darbeci örgüt üyesi şüphelisi olarak girmiş Albay Dursun Çiçek” bir gün bir bakarsınız ki dışarıya “demokrasiye bağlı bir kahraman asker olarak” çıkar. Birinci adam eğer uygun görmüşse; bugün gazetelerde, TV’lerde, orada, burada generallere; “Bunlar da emekli olunca konuşuyorlar… İyi ki bunlarla savaşa girmemişiz…” diyerek ağız dolusu ağır vuruşlar yapanlar, yarın ordu amigosu kesiliverirler.

Senaryo nasıl bağlanacak?

Henüz bilmiyoruz.

Ağlamakla gülmek arası!

Tam kara mizah oldu!

20 gün önce sözüm ona altında Albay Dursun Çiçek imzası olduğu söylenen; “AKP ve Fethullah Gülen’i bitirme belgesi” 20 gün sonra bugün, “AKP ile Fethullah Gülen’in TSK’yı bitirme belgesine” dönüştü. Genelkurmay Başkanı, arkasına 35 generali, yanına 5 kuvvet komutanını alıp, Türk milletine ve bütün dünyaya; bu belge değil bir kağıt parçasıdır, ordu içinde hazırlanmamıştır, fotokopinin aslı da bulunamamıştır dedikten 3 gün sonra Albay Dursun Çiçek, “örgüt üyesi olduğu” iddiasıyla hapishaneye konuldu.

Soruşturma: Belge yazmaktan.

Hapse giriş: Örgüt üyesi olmaktan.

Şimdi kime ne anlatacaksın?

Senaryoyu yazan; Dursun Albay’ı hapishaneye götüren otomobilin içinde gösteren fotoğraf karelerini, “Genelkurmay’ın içinden Ergenekon’cu çıkıyor” dedirtmek için koymuş, amacına ulaşmıştır.

Yazılan sahneye bak!

AKP’yi ve Gülen’i bitirecekti.

Kendisi bitmiş.

Şimdi herkes birbirine haklı olarak; “Acaba Dursun Albay nedir? Bir köstebek midir?

Köstebek ise kimin köstebeğidir?” diye sorma lüzumunu da hisseder. Zaten oyunun senaryo yazarı nerededir; Ankara’da mı, Washington’da mı bilinmez, sürekli bu tür kara mizah sahnelerini bizlere sunmayı seviyor.

Yeni bir sahne yazdı.

Hemen çektiler.

Halka izlettiler.

Emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün komşusunun evi basılıyor, bitişik villanın bekçi evinde suikast silahı uzo bulundu deniyor.

Kim bu komşu?

Suikast silahı ile ne işi olabilir? Baskın 10 gün önce yapılıyor fakat basına haber tam da örgüt üyesi Dursun Albay’ın hapse götürüldüğü gecenin sabahında sızdırılıyor ve “bakın demokrat özelliğiyle bilinen eski Genelkurmay Başkanı’na da suikast yapılacaktı” havası pompalanıyor. Birinci adamda ve senaryoyu yazanda oyun çok. Birinci adamı bilmiyorsak ve rejisörü tanımıyorsak oyunun nasıl biteceğini kestiremeyiz. Ben şahsen; “ordu niçin yıpratılıyor” anlamak için kendime bir ölçü koydum.

Beğenirseniz ödünç alın.

İşte benim ölçüm:

Bizim ordumuz da demokratik bir ülkede olması gereken yerde olmalıdır. Harcamaları, hesapları seçilmişlerce denetlenmedir. Pahalı Awacs uçakları alınıyorsa nedeni sorulmalı, sorgulanmalıdır fakat aynı zamanda, bizim ordumuz ülkenin bağımsızlığını ve bütünlüğünü koruyacak, laik yaşam tarzını İslam adına değiştirmek isteyenlerin de önünde duracak güçte, kudrette, itibarda, halkın güvendiği kurum olmalıdır.

Kendinize ölçü koyun.

Orduyu yemek istiyorlar.

Senaryoya av olmayın.