Monthly Archives: July 2008

Türkiye, Dünyanın 9’uncu Büyük Ekonomisi Olacak

Türkiye, 2050 yılında, dünyanın 9. büyük ekonomisi olacak.

Goldman Sachs’ın tahminlerine göre, 2050 yılında, Japonya, Fransa, Almanya, İtalya ve Kanada gibi sanayileşmiş ülkeleri (G7) geçecek olan Türkiye’nin, milli geliri 6 trilyon doları aşacak.

Uluslararası yatırım danışmanlık kuruluşu Goldman Sachs’ın 2050 yılına ilişkin dünya ekonomik projeksiyonu raporu ve verilerinden derlenen bilgiye göre, Türkiye, doğru politikaları uygulamayı sürmesi durumunda küresel ekonomideki yeni güç dengesi içinde yer alacak.

2050’deki yeni dünya ekonomik düzeninde Çin, 70 trilyon dolarlık milli gelir düzeyiyle dünyanın en büyük ekonomisi olacak.

Çin’i, ABD, Hindistan, Brezilya, Rusya, Endonezya, Meksika, İngiltere ve Türkiye izleyecek.

TÜRKİYE’NİN MİLLİ GELİRİ 6 TRİLYON DOLARI AŞACAK

Dünyanın 12 en büyük ekonomisi arasında, Türkiye 9. sırada yer alırken, 2050 yılında, Japonya, Fransa, Almanya, İtalya ve Kanada gibi sanayileşmiş ülkeler Türkiye’yi geriden takip edecek.

Halen 660 milyar dolarlık milli gelire sahip Türkiye’nin, ilk aşamada 1 trilyon dolar, daha sonra da 6 trilyon dolar ile bugünün 9-10 katı büyüklüğündeki milli gelir düzeyini yakalayacağı ifade ediliyor.

Türkiye’nin, kişi başına milli geliri ise 2024 yılına kadar, 20 bin ile 25 bin dolar düzeyine yükselecek. 2033 yılına kadar kişi başına milli geliri 30 bin doların üstüne çıkacak olan Türkiye’de, kişi başına milli gelir, 2040 yılına kadar 40 bin doları geçecek ve 2050 yılında da 60-65 bin dolar düzeyine çıkacak.

Türkiye, Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya, Endonezya ve Meksika’dan oluşan (E7), bu ülkelerin ekonomik büyüme hızları ise ABD, Avrupa Birliği, Grup 7 (G7) ile Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) büyüme hızlarını katlayacak.

Türkiye’nin de içinde bulunduğu ülkeler, 2025’te yakalayacakları sanayileşmiş ülkeleri, 2030 yılından itibaren geçmeye başlayacaklar.

Sanayileşmiş ülkeleri geçmeye başlayacak olan Türkiye ve diğer yükselen piyasalarda ulusal para birimleri de değer kazanacak. Bu ülkelerin ulusal para birimlerinin, yıllık ortalama yüzde 2-2,5 oranlarında değer kazanması bekleniyor.

TÜRKİYE, DÜNYA EKONOMİSİNİN İTİCİ GÜÇLERİ ARASINDA YER ALACAK

Rapora göre, Türkiye’nin de içinde bulunduğu yükselen piyasalar, dünya ekonomisinin itici gücü ve ekonomik dengeleyicisi olacaklar.

Yükselen 7 piyasa, artan dış ticaret hacimlerinin yanı sıra, dünyada en çok yabancı sermaye çekecek ülkeler arasında da yer alacaklar.

Türkiye, BRIC olarak da isimlendirilen, Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in hemen arkasından, en büyük ekonomik hıza sahip ülkeler arasında yer alacak.

BRIC ülkeleri ve Türkiye’nin, ekonomide ve hukukta yapısal reformlar gerçekleştirdiği ve yeni nesil reformlar sayesinde daha rekabetçi bir ekonomi haline geldiği, bunun da yüksek büyüme açısından önemli bir altyapı olduğu kaydediliyor.

Türkiye’nin, Çin’den sonra dünyanın en hızlı büyüme kapasitesine sahip ülkesi olduğunun belirtildiği raporda, bu grupta en düşük büyüme hızına sahip olan ülkenin Brezilya olduğu belirtiliyor.

Türkiye, Meksika ve Brezilya gibi ülkelerin, Çin, Hindistan ve Endonezya’ya göre daha genç nüfus yapısına sahip olmaları nedeniyle, bu ülkelerin büyüme potansiyellerinin daha yüksek olduğu vurgulanıyor.

Goldman Sachs’a göre, Türkiye’nin ardından, Güney Kore, Mısır, İran, Pakistan, Vietnam, Filipinler ve Nijerya gibi ülkeler de hızlı büyüyen ülkeler arasında yer alacaklar.

Raporda, Türkiye ile Güney Kore’nin, sanayileşmiş ülkeleri geçme açısından daha büyük potansiyele sahip oldukları vurgulanıyor.

Fener´i 2 Milyar Dolar Yapan Borsacı Bulundu

5 para etmez Fener’in değerini birileri güzelce zıplatmış:

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) borsada önce spor sonra da Denizbank hisselerinde yaşanan olağanüstü yükselişlerin arkasındaki isme sonunda ulaştı ve jet yasak getirdi. Ankara´da borsacılık yapan ve Borsatime adlı bir de internet sitesi olan Uçar Gayrimenkul´un sahibi Özdemir Uçar ve yakınları sonunda SPK´nın ağına takıldı. Kurul, Uçar´la birlikte Abdullah Ercan, Baybora Ercan, Sinan Arslan ve Ersel Düzgün´e zaman geçirmeden işlem yasağı getirdi. SPK, Denizbank hisse senetlerinde yaşanan 10 günlük yüzde 256´lık yükselişin ardından yaptığı manüplasyon incelemesinde Özdemir Uçar ve arkadaşlarının işlemlerini ortaya çıkardı. Denizbank hisse senetleri incelenirken SPK, bir süre önce yine yüzde 100´ü geçen Fenerbahçe ve Trabzonspor hisselerinde de aynı kişinin izine rastladı.

Sığ Hisseti Yükselt

Grubun Uçar önderliğinde çoğunluğu yabancıların elinde bulunan ve piyasada az kalan Fenerbahçe ve Trabzonspor hisselerinde yaptığı manüplasyonla yaklaşık 1 milyon dolar para kazandığı ve bu parayla da yine aynı sığlıkta olan yani piyasada alınıp satılan hisse senetleri çok az kalan Denizbank hisse senetlerinde aynı yöntemlerle yaklaşık 500 bin YTL kazandıktan sonra yakayı ele verdiği belirtildi. Denizbank hisselerinin yüzde 99.69´u bankanın sahibi olan Dexia´da. Bunun karşılığı 78 milyon 757 bin 780 lot hisse. Geriye kalan hisselerden İş Bankası´nda 73 bin, Deutschebank´ta 37 bin, Garanti´de 25 bin, Ak Yatırım´da ise 19 bin lot hisse var. Kurumlar haricinde ise 86 bin lot hisse bulunuyor ve bu da 68 kuruma dağılıyor. Bu hisselerin bugünkü değeri 1 milyon YTL. Denizbank hisse senetleri yükselmeden önceki değeri ise yaklaşık 350 bin YTL´ye denk geliyor. Yani cebine 350 bin YTL koyan herkes bu hisseleri toplayıp aşağı yukarı hareket ettiriyor.

Bakınız hiç Cim Bom Bom ‘umun adı geçiyor mu burada? 😀

Danıştay: Alkolmetreyle Ehliyete El Konulamaz

Danıştay, sürücünün alkol düzeyinin belirlenmesinde kan testinin esas alınmasına karar vermiş. Buna göre, vatandaşlar artık alkolmetre cihazından çıkan sonuca itiraz edebilecekmiş:

Trafik ekipleri Mart ayında yapılan rutin kontrollerinden birinde, evine giden İzmir Barosuna kayıtlı Cem Nemutlu’nun, 0.76 promil alkollü olduğu alkolmetre cihazıyla tespit edildi.

Alkol almadığını ifade eden Nemutlu, sonuca itiraz etti. Karayolları Trafik Yönetmeliğinin ilgili maddesini gerekçe gösteren polis, Nemutlu’ya “Biz ancak cihaza üflemek istemeyen ve olay çıkaran kişileri sağlık kuruluşuna götürüyoruz” yanıtını vererek ehliyete 6 ay süreyle el koydu. Sonuca itiraz eden Nemutlu, tutanağı da imzalamadı.

Kanındaki alkol oranının tespit edilmesi için Adli Tıp Kurumu’na giden Nemutlu’ya yetkililer, “Polis tarafından sevk edilmemiş kişilere kanındaki alkol oranıyla ilgili belge vermemiz mümkün değil” yanıtını verdi.

Bu olay üzerine Cem Nemutlu, İzmir 2. İdare Mahkemesine başvurdu.

Danıştay 8. Dairesinin benzer kararına dikkati çeken mahkeme, alkolmetre cihazlarıyla yapılan ölçümlerde zaman zaman yanlış sonuçlara ulaşıldığını, itiraz halinde sürücünün kanındaki alkol oranının yetkili sağlık kuruluşlarında, ilk tespit anından itibaren en geç 2 saat içinde yeniden yapılması gerektiğini belirterek, Nemutlu lehinde yürütmenin durdurulması kararını verdi.

Nemutlu, “Bu cihazlarda zaman zaman sorunlar yaşanabiliyor. Örnek olması açısından böyle bir davayı açtım” şeklinde konuştu.

Ergenekon Member Explaining About Chief Of The Turkish Military’s General Staff

A ergenekon member is at Internet TV. Turkish court accepted Ergenekon and Ergenekon members, are Terrorist organization. Now, ergenekon members opened internet tv and they are publishing their ideas via internet videos. Speech is Turkish. Their TV is sometimes online sometimes not, www.m-dtv.com is one of their internet tv. At video they talking about MI5 agent’s and other agents works about Turkey. At this video he is talking about general staff, president of repubiclic, prime minister etc.

Borsada Hisse, Herkes Ağlarken Alınır

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) Başkanı Hüseyin Erkan, “İnsanlar ağlıyor, sızlıyor, ‘zarar ettik’ diye bağırıyorlarsa alma (hisse senedi) zamanıdır. Lokantadaki garson ‘ne alalım’ diye soruyorsa satma zamanıdır. Bu portföy yönetiminin kurallarından biridir” dedi.

Erkan, küresel kriz ve Türkiye’deki gelişmelerin borsadaki yansımalarına ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Hüseyin Erkan, Türkiye’deki siyasi belirsizliğe rağmen söylenenlerin tersine İMKB’den yabancı yatırımcının çıkmadığını, ancak yeni yatırımcının da gelmediğini söyledi. Erkan, “Türkiye’nin geleceğinden umutlu oldukları için ‘siyasi belirsizlik geçicidir, mutlaka siyasi çözüm gelecek ve düzelecek’ diye düşünüyorlar. Yabancı yatırımcı kesin olarak satıp çıkmayı düşünseydi, kafaya koysaydı fiyata, alıcıya bakmazdı. O kadar kötü bir gelecek görse hemen çıkar. 2001 krizinde yüzde 60 civarında yabancı payı çıktı. Şu andaki belirsizlik 2001 yılı öncesi durumunda olsaydı faizler gümbür gümbür oynar, borsa düşerdi” dedi.

Erkan, genellikle yerli yatırımcının bireysel olduğu için çıktığını, yabancının ise kurumsal yatırımcı olduğu için riskini azaltacak bir sürü imkana sahip olduğunu belirterek, şöyle devam etti: “Yerli yatırımcı, yerli yatırımcıya satıyor, yabancı ise elinde stok tutuyor. Çıkışlar yok. Yılbaşından bu yana hisse senetlerinde 1 milyar dolar çıkış var. Yabancı yatırımcı, yerli kadar etkilenmedi. Yabancı portföy cinsinden yatırımları günlük oynuyor. Tahvil ve bonodan çıkıyor ancak reel faizlerin yüksek olması nedeniyle yatırımlarını, ağırlıklı olarak günlük repoda değerlendiriyor. Repo günlük risktir.

Erkan, şu anda yabancı portföy yatırımcısının borsada halka açık olan hisse senetlerinin yaklaşık yüzde 70’ine sahip olduğunu söyledi.

BAKAN ŞİMŞEK’İN AÇIKLAMASI

İMKB Başkanı Erkan, Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in siyasi belirsizliğin bedeline ilişkin açıklaması konusunda ise şunları söyledi: “Bahsedilen rakamlar endeksin, toplam piyasa değerinin düşmesinden kaynaklanan rakamlar. Bakan, 80 milyar YTL’lik hisse senetlerindeki düşüşü öyle açıklıyor. 20 milyar YTL de faiz artışından kaynaklanan. Ancak bunlar henüz değer kaybıyla ilgili gerçekleşmiş zararlar değil. Kağıt üzerinde değerlerin düşmesinden oluşmuş olan rakamlar. Ama piyasanın dönmesi halinde tekrar pozitife geçecek durumdadır. Yani satarsanız bu fiyatlardan zararınızı realize edersiniz, zarar etmiş olursunuz. Ama henüz daha gerçek zararlar oluşmadı, en azından hisse senedi piyasasında.

BUNUN NEDENİ TÜRKİYE EKONOMİSİNDE KIRILGANLIĞIN KALKMASI

Erkan, bunun nedeninin Türkiye ekonomisinde kırılganlığın kalkması, mali sektörün güçlenmesi, Hazine borçlanmasının azalması olduğunu kaydederek, “Temel veriler düzgün olan bir ülke. Dinamik büyüme var. Şirket karlılıkları yüksek. Bu beklenti içinde yabancı hissesini satıp çıkmıyorsa piyasanın düzeleceği yönünde beklentisi var” dedi.

İMKB Başkanı, sermaye piyasasıyla ilgili suçlarda ihtisas mahkemeleri kurulması gerektiğini, bunu hem Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) hem de İMKB’nin istediğini vurguladı. Erkan, bu konunun Adalet Bakanlığı ile de görüşüldüğünü bildirdi.

ŞU ANDA NE ALAYIM?

Borsanın her zaman uzun vadeli bir yatırım aracı olduğuna dikkati çeken Erkan, “Borsa riskli bir yatırımdır ama hisse senetleri uzun vadede çok kar getirebilen yatırımdır. Uzun vadede hisse senedinin getirdiğini hiçbir şey getirmez” diye konuştu.

Erkan, hisse senedi alımındaki uygun zamanı da, “İnsanlar ağlıyor, sızlıyor, ‘zarar ettik’ diye bağırıyorlarsa alma zamanıdır. Lokantadaki garson ‘ne alalım’ diye soruyorsa satma zamanıdır. Bu portföy yönetiminin kurallarından biridir” şeklinde açıkladı.

Şu anda “ne alayım?” diye soran olmadığını ifade eden Erkan, “Çünkü herkes satmış durumda. Yaklaşmıyor, korkuyor. Düşen piyasada satılmaz, çıkan piyasada alınmaz. Düşerken al, çıkarken sat. Bu altın kuraldır” dedi.

Erkan, İMKB’nin özelleştirilmesinin halen gündemde olduğunu ve bunun yapılması gerektiğini belirtti.

Bu konuda çalışmaların devam ettiğini bildiren Erkan, “Ama hukuki boşluklar var. Nasıl bir özelleştirme yapılacak? Anonim şirket olduğundan sermayesi kime ait olacak. Bu konuda çalışmalar var” dedi.

FENERBAHÇE

Erkan, geçen hafta Fenerbahçe hisselerinde ani yükseliş ve düşüş görüldüğünü belirtilerek, “Bir anda Fenerbahçe Türkiye’nin önde gelen şirketlerini hisse değeri açısından geride bıraktı. Bu durum için herhangi bir manipülatif inceleme yapmayı düşünüyor musunuz?” sorusunu, “İMKB olarak bizim denetim birimimiz sürekli hisselerdeki ani artış ve yükselişleri, herhangi bir spekülatif hareket olup olmadığı yönünde inceleme yapar” şeklinde yanıtladı.

Yargıtay Son Noktayı Koydu

YARGITAY 13. Hukuk Dairesi, bankaların müşterilerinden aldıkları ‘kart ücreti’ne ilişkin emsal bir karara imza attı

YARGITAY 13. Hukuk Dairesi, bankaların müşterilerinden aldıkları ‘kart ücreti’ne ilişkin emsal bir karara imza attı. Karara göre, bankalar, müşterilerinden kredi kartı ücreti talep edemeyecek. Tüketici Hakem Heyeti’nin verdiği, ‘kredi kart ücreti’nin alınmamasına ilişkin kararın iptalini görüşen Yargıtay, davacı bankayı haksız buldu.

Emsal teşkil eden karara giden yolu bankadan aldığı kredi kartının yıllık ücreti olan 30 YTL’nin tüketici haklarına aykırı olduğu iddiasıyla Zonguldak Tüketici Hakem Heyeti’ne başvuran H.A. açtı. H.A.’nın başvurusunu değerlendiren Zonguldak Tüketici Hakem Heyeti, kredi kartı ücretinin iptaline karar verdi. İlgili banka kararın iptali için Zonguldak 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava açtı. Mahkeme, bankanın müşterisine imzalattığı sözleşmede kredi kart ücretinin alınacağının belirtildiğini ve bu nedenle Tüketici Hakem Heyeti kararının iptaline karar verdi. Mahkemenin verdiği kararı bozan Yargıtay, bankaların hazırladığı sözleşmelerin ‘tüketici aleyhine’ olduğuna dikkat çekerek bu sözleşmelerin 12 punto siyah koyu harflerle düzenlenmediğini kaydetti.

Kararda, “Davacı, tüketiciyi kart kullanımı ücreti adı altında bir külfete sokan sözleşme hükmünün tüketici ile ayrıca müzakere edilerek kararlaştırıldığını iddia ve ispat edememiştir. Böyle olunca sözleşmedeki kredi kartı üyelik ücreti alınacağına dair hükmün açıklanan yasa ve yönetmelik hükümleri karşısında haksız şart olduğu kabul edilmelidir” denildi.

……………… Bankası Genel Müdürlüğü’ne,

Konu: Kredi kart yıllık ücreti hk.

………… ………… ………… ………… nolu kredi kart hamiliyim.

……/……/2007 son ödeme tarihli Hesap Bildirim Cetvelinde yer alan ………,…… YTL. tutarlı kredi kart yıllık üyelik ücreti talebiniz haksız olup Hesap Bildirim cetveline itiraz ediyorum.

Talep edilen ………,…… YTL kredi kart yıllık üyelik ücretinin bir sonraki hesap bildirim cetvelindeki tutardan mahsubunu dilerim.

Adı, Soyadı

İmza

……………… KAYMAKAMLIĞI

TÜKETİCİ SORUNLARI HAKEM HEYETİ BAŞKANLIĞI’NA

Başvurucu: ……………… ……………………
Karşı Taraf: ……………… Bankası AŞ.
Adresi: ……………………………………………
Konu: Kredi kart yıllık ücretinin iadesi hk.
Olay:

Karşı taraf Yapı Kredi Bankası AŞ.’nin çıkarmış olduğu ………… ………… ………… ………… no’lu kredi kart hamiliyim.

Kredi kartıma ait ……/……/200… son ödeme tarihli hesap ekstresi ile kredi kart üyelik ücreti adı altında ………,…… YTL para tahakkuk ettirilmiştir.

Karşı taraf ile aramda tanzim edilmiş KREDİ KARTLARI ÜYELİK SÖZLEŞMESİ’nin 10. maddesinde kart ücreti alınacağı belirtilmişse de, 4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Yasanın 6. maddesi gereğince, bu sözleşme sözleşme;

a. Önceden hazırlanmış, standart sözleşmedir.
b. Dolayısıyla sözleşme koşulları benimle müzakere edilmemiştir.
c. Sonuç olarak sözleşmenin 10. maddesi Yapı Kredi AŞ tarafından tek taraflı olarak sözleşmeye konmuş, haksız bir koşuldur.
d. Öte yandan sözü edilen sözleşmede kart ücreti olarak (gold card için) 30,00 YTL. alınacağı öngörüldüğü halde ………,…… YTL tahakkuk ettirilmiştir.
e. Aynı sözleşmenin 10/son maddesi ile de karşı taraf ücret ve faizlerin miktarlarını tek taraflı olarak arttırabilme yetkisini kendisinde tutmaktadır. Bu hüküm dahi 4077 sayılı yasanın 6. maddesi ve 5464 sayılı yasaya aykırıdır.

Bu nedenle alınmak istenen üyelik ücretinin haksız olduğuna ve tarafımdan ihtirazi kayıt ile ödenen bedelin bir sonraki hesap ekstresinden mahsubuna ilişkin talebimi içeren iadeli taahhütlü mektup karşı tarafa gönderilmiştir.

Ancak bir sonraki aya ait hesap ekstresinde bu ücret mahsup edilmediği gibi karşı taraf …………………… Bankası tarafından bu bedel sair suretle bana ödenmemiş, talebime ilişkin herhangi bir cevap da verilmemiştir.

Bu nedenlerle tahsil edilmiş bulunan ………,…… YTL’nin, kredi kart üyelik ücretinin ödeme tarihi olan ……/……/200… tarihinden itibaren karşı taraf Banka’nın 1 yıllık mevduata uyguladığı faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tarafıma iadesine karar verilmesini dilerim.

Ekler İsim-Soyisim

1- Üyelik sözleşmesi
2- ……/……/200… son ödeme tarihli hesap ekstresi
3- Karşı tarafa gönderilen iadeli taahhütlü yazı ve alındı belgesi

Does Prime Minister Erdoğan Accept Turkish Secularism?

On March 14, 2003, Recep Tayyip Erdoğan, leader of the Justice and Development Party (Adalet ve Kalkinma Partisi, AKP), became Turkey’s prime minister.[1] While the AKP makes no secret of its Islamic roots, it describes itself as a conservative party that fully accepts Turkey’s secular system of government.[2] “A political party cannot have a religion, only individuals can,” Erdoğan explained.[3]

Some U.S. officials accept such assurances. Assistant Secretary of State Dan Fried, for example, has said that he sees the AKP as the Islamic equivalent of a European Christian Democratic party.[4] But is the AKP merely the Muslim version of a Christian Democratic party? Is Erdoğan committed to democracy and Western values?

He has sought to reverse the ban on head scarves in state institutions, called for a “change of mindset” in the judiciary,[5] embraced Hamas, and endorsed an Al-Qaeda financier.[6] He has sought to equate religious school education with that of secular schools,[7] and his political party has worked to enforce Islamic alcohol bans in some municipalities.[8] On April 12, 2006, President Ahmed Necdet Sezer warned, “Religious fundamentalism has reached alarming proportions. Turkey’s only guarantee against this threat is its secular order.”[9]

Early in his career while mayor of Istanbul (1994-98), Erdoğan was explicit in support of an Islamist agenda. As he considers a presidential run, a juxtaposition of statements made early in his career with his actions as premier suggest that while his style may have changed, his agenda has not. Far from being just the Muslim equivalent of a Christian Democrat, Erdoğan remains an unabashed Islamist, raising the question: Will 2007 be the year Turkey elects an Islamist president?

Separation of Mosque and State

The Turkish Republic is founded on the notion of the separation of mosque and state.

  • “We will turn all our schools into İmam Hatips [religious schools]”—Cumhuriyet, Sept. 9, 1994
  • “Thank God Almighty, I am a servant of the Shari’a.”— Milliyet, Nov. 21, 1994
  • “I am the imam of Istanbul.”—Hürriyet, Jan. 8, 1995
  • “The police operations against the turban are comical.”—Sabah, May 5, 1995
  • “I support the proposal to inaugurate the parliament by reciting the Qu’ran.”—Milliyet, Jan. 8, 1996

Belittling of Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk is the father of modern Turkey and the symbol of Turkish secularism.

  • “One ought not to stand [in respect, stiff] like a straw on Atatürk’s commemoration events.”—Hürriyet, May 12, 1994
  • “There was much ado about nothing on November 10 [the commemoration of Atatürk’s death]—Hürriyet, Nov. 14, 1994

Disapproval of Western Culture

Turkish governments traditionally pride themselves on their embrace of and participation in European culture.

  • “I am against the [Western] New Year’s celebrations.”—Sabah, Dec. 19, 1994
  • “Alcohol should be banned.”—Hürriyet, May 1, 1996
  • “Swimsuit commercials are lustful exploitations.”— Hürriyet, Mar. 6, 1996

[1] Turkish Daily News (Ankara), Feb. 8, 2003.
[2] Turkish Daily News, Oct. 23, 2003; Akşam (Ankara), Sept. 18, 2006.
[3] The New York Times, May 11, 2003.
[4] Remarks by Daniel Fried, assistant secretary of state, Bureau of European and Eurasian Affairs, at American Enterprise Institute conference, Gdansk, Poland, Aug. 30, 2005; Daniel Fried, Foreign Press Center briefing, Washington, D.C., Nov. 9, 2005.
[5] Turkish Daily News, Feb. 15, 2006.
[6] Sabah (Istanbul), Sept. 22, 2006.
[7] Turkish Daily News, Feb. 10, 2006.
[8] Associated Press, Dec. 15, 2005.
[9] Turkish Daily News, Apr. 14, 2006.

Şerrrefffsiz

Adamın biri yeni aldığı arabası ile yola çıkmış. Araba son model. Radyoyu açmak istemiş ama kanal ayar düğmesini bulamamış. Hemen servisi arayıp durumu bildirmiş.

Servis elemanı: ‘Beyefendi endişelenmeyin, bu yeni model bir radyo, kanal ayarı otomatik. Siz ne dinlemek istediğinizi söyleyin, o size uygun kanalı bulur‘ demiş…
Adam hemen radyoya seslenmiş: ‘Iglesias
Radyodan bir ses duyulmuş: ‘Julio mu? Enrique mi?
Adam ‘Julio‘ der demez radyodan kadife bir ses yukselmis ve karsisinda Julio Iglesias’in en sevdigi sarkisi…

Yola devam etmis, bir ara; ‘Jackson‘ demis.
Radyo sormus: ‘Michael mı? Janet mı? Jennifer mı?
Adam ‘Michael‘ demis ve karsisinda Michael Jackson…

Arabadan memnun adam keyifle yola devam ederken yanindan hizla gecen kamyon arabaya camur sicratmis. Adam sinirle ‘Serrrefffsiz‘ diye bagirmis.
Radyo hemen sormus: ‘Erdoğan mı? Baykal mı? Bahçeli mi?

Para Uğruna Bağımsızlıktan Vazgeçilmez

19 Mayıs 1919, üç yıl süren Milli Mücadele’nin başladığı tarihtir. Mustafa Kemal, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara’da toplanan İkinci Kurultayı’nda 6 gün boyunca kısım kısım okuduğu tarihi nutkuna şöyle başlamıştır:

1919 senesi mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım.

Vaziyet ve manzarai umumiye: Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup, Harbi Umumi’de mağlup olmuş. Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş. Şerâiti ağır bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında millet yorgun ve fakir bir halde.

Mustafa Kemal, manzarai umumiyeyi özetledikten sonra Milli Mücadele’nin önemini anlatır:

Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak istiklâli tamme malikiyetle temin olunabilir. Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, beşeriyeti mütemeddine muvacehesinde uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye kesbi liyakat edemez.

Ecnebi bir devletin himaye ve sahabetini kabul etmek, insanlık evsafından mahrumiyeti, aczü meskeneti itirafdan başka bir şey değildir… Halbuki Türkün haysiyeti ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür.

Ya istiklal, ya ölüm!

Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun evlâdır!

Binaenaleyh, ya istiklâl, ya ölüm!

Şimdi geliyoruz Mustafa Kemal’in söylediklerinin “tercümesine”. Mustafa Kemal’in söyledikleri bugün için de çok önemli. Bugünkü tartışmalara (Ulusalcılar /Sorosçular tartışmasına) ışık tutuyor.

Mustafa Kemal ne diyor? “Uydu olan zengin olur/Bağımsız olan fakir kalır” şeklinde bir açmaz yoktur. Bu iki beladan birini tercih etmeye mecbur değiliz. Türk milleti hem bağımsız olacak, hem zengin olacak. Yabancılardan para gelsin diye bağımsızlıktan ödün veremeyiz. Cesur olun. Bu işin üstesinden geliriz” diyor.

Mustafa Kemal, tarihi gerçekleri ifade etmektedir. O günlerde de bu günlerde de bazı ülkeler bağımsızlıklarından fedakârlık ederek, bir veya birkaç ülkenin hâkimiyetine girerek, (bağımsızlıktan fedakârlığın bedeli ve de uşaklık ücreti olarak) onlardan gelecek parayla (önlerine atılacak kemiği yalayarak) günlerini gün etmeye çalışmışlardır. Çalışmaktadırlar. Ama bu ülkeler ne kalıcı zenginliğe kavuşabilmiş (sürdürülebilir gelişmeyi yakalayabilmiş) ve ne de haysiyet sahibi olabilmiştir.

İstiklal olmadan kalkınma da olmaz

Günümüzde hâlâ, “ABD’nin ve AB ülkelerinin dediğini yaparsak, IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşları kızdırmazsak, yabancı sermayeyi ülkeye çekeriz ve de refah içinde yaşarız” saplantısıyla ortalıkta dolananlar var.

Dünyada hiçbir ülke bağımsızlığından ödün vererek, yabancı ülkenin veya ülkelerin güdümüne girerek yabancı sermaye girişiyle zengin olmamış, kalkınmamıştır.

Ülke önce bağımsızlığına sahip olur, kalkınma yolunu açar, katma değer yaratmaya başlar, işte o noktadan sonra ülkeye girecek yabancı sermaye, ulusal kaynaklara eklenerek ekonomik gelişmeyi hızlandırır. Sürekli kılar.

Mustafa Kemal “Ya istiklal, ya ölüm!” derken bunları dedi. Dediklerini de yaptı. Başka ülkelere ödün dağıtarak para toplayacak yerde, milleti fakirlikten kurtararak ulusal bir ekonomi savaşı başlattı. Tarımda, sanayide üretim artışını sağladı.

Ülkenin kıt kaynaklarını iyi değerlendirerek (şimdilerde satıp savarak paralarını yediğimiz) demiryollarını, karayollarını, limanları, fabrikaları inşa etti. Yabancılara ödün vermeden, yabancılara el açmadan, milletin, kendi imkânlarıyla fakirlikten kurtulabileceğini gösterdi.

Milliyet