Tag Archives: Arslan BULUT

Arap Kaosu İstanbul’da Tezgahlandı!

Evet Hükümet, Libya’daki Türk vatandaşlarının tahliyesi için elinden gelen her şeyi yapıyor. Peki ama bu çaba, AKP iktidarının İslam Dünyası’ndaki girişimlerini aklar mı?
Bu sütunun okuyucusu, 29 Nisan 2005 tarihinde “İstanbul’da Kadife Devrim Toplantısı!” başlıklı yazıyı hatırlayacaktır.
30 Nisan-1 Mayıs 2005 günlerinde, Topkapı’daki Eresin Otel’de “Uluslararası İslam Dünyası Sivil Toplum Örgütleri Toplantısı” düzenlenmişti. Toplantıyı görünürde “Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı” düzenlemişti. Arap Basını ise toplantıyı, aslında “Türk Dışişleri Bakanlığı Büyük Orta Doğu Projesi Genel Koordinatörü” Ömür Orhun’un düzenlediğini belirtiyor ve bu konudaki bilgileri Amerikan basınına dayandırıyordu.

Arap basını, toplantıya, İslam ülkelerinde ABD ve ABD tarafından fonlanan sivil toplum kuruluşlarının davet edildiğini duyurmuştu.
Katar’da yayınlanan Al Şark gazetesi, bu toplantının BOP kapsamında yapıldığını, şayet arkasında Türk Dışişleri Bakanlığı ve İslam Konferansı Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu varsa, Türkiye’nin Arap kamuoyuna bir açıklama yapması gerektiğini yazmıştı.
Al-Nil adlı Mısır gazetesinde yazan Abdullah Hasan Mustafa, toplantının, Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan’da hayata geçirilen Soros darbelerinin bir devamı niteliğinde olduğunu belirtmişti.
El Küdüs El Erabi adlı gazete ise Mısır ve Suriye’deki Müslüman Kardeşler örgütü ve sivil toplum kuruluşları için ABD’nin 1.1 milyar dolar kaynak ayırdığını ve bu örgütleri kullanarak Arap ülkelerinde darbeler hazırladığını, para ile ilgili haberlerin USA News gazetesinden alındığını da yazmıştı.

Bu gazeteler, Türkiye’deki toplantının aslında Büyük Orta Doğu projesi kapsamında AKP ile ABD arasında imzalanan gizli bir anlaşmadan kaynaklandığını iddia ediyordu.
Anadolu Ajansı’nın 16 Mart 2005 tarihli bir haberi, bu iddiaları teyit ediyordu:
“Dışişleri Bakanlığı Geniş Orta Doğu Girişimi Koordinatörü büyükelçi Ömür Orhun, Işık Üniversitesi ve Demokratik İlkeler Derneği’nce düzenlenen ‘Büyük Orta Doğu Projesi’ konulu panelde dış politikada sadece hükümetlerin çabasının yeterli olmadığını, sivil toplum örgütlerinin de katkısının önemli olduğunu söyledi.
Emekli büyükelçi Emre Gönensay da ‘Büyük Orta Doğu Projesi’nde demokrasiyle İslam’ın birarada yaşayacağı bir model düşünülüyor. Buna en güzel örnek de Türkiye’ dedi.”

Daha bitmedi! Katar’ın başkenti Doha’da ise 10 Nisan 2005’te “ABD-İslam Dünyası Forumu” düzenlendi. Forum’da İslamcı gruplara zeytin dalı uzatan ABD, tek şart ileri sürdü: “Silah yerine siyasi ve demokratik yolla mücadele.”
26 Haziran 2008’de kamuoyunu bir defa daha uyardık:
“Kanadalı gazeteci Mark MacKinnon, 2006 yılında İstanbul’da Başbakan Tayyip Erdoğan’ın açılış konuşmasını yaptığı Dünya Demokrasi Hareketi (World Movement for Democracy) adlı kuruluşun amacının, ‘Renkli devrimlerin Orta Doğu’ya ihraç edilip edilemeyeceğinin görülmesi’ olduğunu yazdı.
MacKinnon, NED, NDI ve IRI’nın üst düzey görevlilerinin bu toplantıda bulunduklarını da bildirdi.
Bu ne demektir?
Soros darbeciliğini bütün Orta Doğu’ya yaymak için AKP destekli bir organizasyon çalışıyor demektir!
Bugün Türkiye’de darbe karşıtlığı çığırtkanlığı yapanlar, CIA’nın örgütlediği güdümlü toplum kuruluşlarıdır.
Kimse bu sahtekârlığa aldanmasın!”

Tunus’tan başlayıp bütün Kuzey Afrika’yı saran sözde devrimlerin arkasında ne olduğu konusunda bir şüpheniz kaldı mı?
Görüldüğü gibi bütün veriler bugün yaşanan olaylara harfiyen uygundur!

Gerekçe: Başbakan Milleti Ayrıştırıyor!

Televizyonlar, Galatasaray Başkanı Adnan Polat’ın basın toplantısına daha fazla zaman ayırsa da altı dil bilen iktisat profesörü ve uluslararası ilişkiler uzmanı AKP Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç’in Meclis’te açıkladığı istifa gerekçeleri, bu partinin Türkiye’yi nereye sürüklediğini net bir şekilde gösteriyor.

İrbeç, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, “Açılım politikalarının milletimizin yüreğinde Habur ve benzerleri ile açtığı yara hepimizin malumudur. Seçim sonrası yapılacak Anayasal değişikliklerle milletimizin ve ülkemizin birlik ve bütünlüğünün bozularak bu yaranın daha da derinleşeceği endişesini taşımaktayım” dedi.

İrbeç, takip edilen politikalarla milletin sosyolojik, psikolojik ve coğrafi yönden bölünme sürecine sürüklendiğini söyledikten sonra “Bu kaygılarıma sebep olan hadiselerin başında, Başbakan’ın, her konuşmasında toplumu ayrıştırmaya yönelik söylemleri gelmektedir. Şahsen, milletin ismini telaffuz etmekten kaçınan bir tutuma karşı tepki vermek zorunluluğunu hissediyorum. Ülkemizin anayasal adı Türkiye’dir ve üzerinde vatandaş sıfatıyla yaşayan herkes Türk’tür. Bu, bir alt kimlik değildir. Oysa Başbakan, söylemlerinde, milletimizi bütünleştirici bir unsur olan Türklüğü, sürekli ve anlaşılmaz bir biçimde alt kimlik haline getirme çabası içindedir.

AK Parti’ye oy vermiş, aynı endişeleri taşıyan milletvekili arkadaşlarımın ve vatandaşlarımızın olduğunu da biliyorum” dedi.

Görüldüğü gibi hiç tanışmadığımız İrbeç’in istifa gerekçeleri, bizim yıllardan beri Tayyip Erdoğan’a yönelttiğimiz eleştirilerle birebir aynıdır. Biz bu eleştirileri, diğer partileri desteklemek için değil, Türkiye’nin kuruluş felsefesinin Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından tehdit edildiğini gördüğümüz için yapıyorduk. Ayrıca AKP’nin alternatifi olması gereken partileri de bizim kadar eleştiren yoktur.

Demek istediğim şu ki yüzde 85’i “Türk’üm” diyen bir toplumun, AKP gibi Türklüğü Anayasa’dan bile silmek ve alt kimlik haline getirmek isteyen bir partiye oy vermesi, akla, mantığa uygun değildir.

Peki o halde AKP, hesaba oy kullanmayanları da dahil edersek halkın üçte birinin oyunu nasıl alabiliyor?

Çünkü halk, ülkenin gündemiyle değil, ekmek kavgasıyla meşguldür ve birçok televizyon röportajında da görüldüğü gibi önemli oranda vatandaşımızın ülkenin nereye götürüldüğünden haberi bile yoktur!

AKP’nin kendi medyasını da oluşturarak giriştiği propaganda yöntemleri de ülkede büyük bir kafa karışıklığı meydana getirmiştir. Öyle ki Türk adıyla meselesi olan AKP, seçimlere yakın “Tek millet, tek devlet” sloganı ile milliyetçilerden bile oy alabilmektedir.

Referandumda evet çıkmasının sebebi ise diğer siyasi partilerin, sivil ve askeri bürokrasinin geçmişteki hatalı uygulamalarına sadece AKP’nin karşı çıkıyor olmasıdır.Birçok vatandaşımız bu düzenin değişmesi adına AKP’ye destek verdi. Geçmişte “Bu düzen değişmeli” diyen Bülent Ecevit gibi Tayyip Erdoğan da aynı umut dalgası üzerinde sörf yaparak bugünlere kadar geldi.

Normal şartlarda, damarlarında Türk kanı dolaşan veya vatandaşlık bilinci ile kendisini Türk hisseden bir kişinin AKP’ye oy vermesi intihar demektir!.. İnsan bindiği dalı keser mi? Türklük, bu halkın en önemli ortak paydasıdır. Bir terör örgütü, belli bir etnik kökene mensup vatandaşların bir kısmının aklını çeldi diye bu sosyolojik gerçek değişmez. Fakat, AKP İslâm kimliğini de istismar ettiği için halkın desteğini alabildi.

Şimdi deniz bitiyor işte. Bir kişinin istifasıyla ne olur diye düşünmeyin! İrbeç’in istifa gerekçesi, AKP’nin millet vicdanında mahkûm olması için yeterlidir.

Yeter ki muhalefet, muhalefet olsun!..