Tag Archives: Ümran Emin ÇÖLAŞAN

Yaygı AKP’nin Emrine Giriyor

Sevgili okuyucularım, adına yargı bağımsızlığı denilen ve “Adalet mülkün (devletin) temelidir” sözüyle güçlenen kavram elden çıkıyor, bağımsız Türk yargısı hızla AKP yargısı olmaya dönüşüyor.

İki gün önce Ankara Adliyesi duman edildi. Burada 160 Başsavcıvekili ve savcı vardı. Bunlardan 90′ı cep telefonuyla cumartesi günü gönderilen emirle görevden alındı, yerlerine yeni atamalar yapıldı, görev yerleri değiştirildi. En kritik görevlere istedikleri kişileri getirdiler.

Beşiktaş adliyesinde istemedikleri tüm hakimleri sürdüler. Bunlar Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalarda tahliye kararlannı verenlerdi.

Türkiye’de ele tam olarak geçiremedikleri sadece ve sadece üç kurum kaldı.

  1. Türk Ordusu.
  2. Yargıtay.
  3. Danıştay.

Orduyu pasif duruma getirdiler. Onu düşman ilan edip özellikle yandaş medyaları ile üzerine gittiler. Karargahlarda arama yaptılar, belgeleri götürdüler, komutanları tutukladılar, ordumuzun ne yazık ki sesi çıkmadı! Türk Ordusu’nu henüz ele geçiremediler ama sesini soluğunu kestiler.

Şimdi geriye kaldı sadece iki kurum: Yargıtay ve Danıştay.

AKP hükümeti buraları da ele geçirince hem adalet ve yargının, hem de Türkiye’deki kurumların tümünü ele geçirmiş olacak. Kızılay, YÖK, Adli Tıp, Anayasa Mahkemesi dahil aklınıza neresi geliyorsa!

Yargıya siyasi saldırı öylesine inanılmaz boyutlara vardı ki, Ege ve Marmara bölgelerindeki 12 Baro Başkanı bildiri yayınlamak zorunda kaldı:

Yargı bağımsızlığı tümüyle yitirilmiştir. Yargı iktidar tarafından ele geçirilmektedir. Bu süreç hukuk adına büyük kaygıyla izlenmektedir. İktidar savcısı ve iktidar yargıcı gibi yeni kavramlar doğmuştur. HSYK’nın bu dönemde yaptığı atamalar hukuka uygun değildir.”

Bildirinin altında İstanbul, İzmir, Balıkesir, Bursa, Edirne, Tekirdağ, Yalova, Aydın, Denizli, Manisa, Muğla ve Uşak Baro başkanlannın imzaları var. Bunlar barolanna kayıtlı on binlerce avukatı temsil ediyor.

Şimdi son aşamaya geldik! Yargıyı teslim alma süreci bitmek üzere. Hükümet, Meclis’e yeni bir tasan sevk etti. Buna göre Yargıtay’da altı, Danıştay’da iki yeni daire kurulacak. Ama işin püf noktası şu:

Bu durumda, AKP’nin HSYK’sı 250 üyeli Yargıtay’a 130, 95 üyeli Danıştay’a 60 yeni üye seçecek!.. Ve her iki yüksek yargı organına kendi adamlarını üye seçip, (elde zaten mevcut olanlarla birlikte) oralarda da çoğunluğu ele geçirecek.

Muhalefet partilerinin, barolann, üniversitelerin ve hukukçulann, bu aşamada ortalığı yıkması gerekir. Bakalım ses çıkacak mı!

Bizim Ahmet Lübnan’da İş Bitiriyor!

Anlı şanlı Hariciye Nazın Davutoğlu Ahmet!.. Ünü yurtdışına taşmış dünya çapında büyük bir devlet adamı! Kerameti kendinden menkul! Ankara’da kirasını devlete ödettiği beş katlı görkemli villada oturur.

Kirası kaç para? Çok değil, ayda sadece 39 bin Törkiş lira. (Rakama dikkat ediniz, Allah kuruşu değil.) Saunalı, jakuzili, yüzme havuzlu bir villa. Canın isteyince gir jakuziye. köpüklü banyo yap. İsteyince gir saunaya, biraz kilo ver de yediklerin erisin.

Konutunda maaşlan yine devlet tarafından ödenen tam 45 kişi görevli. Ahçılar, hizmetkarlar, garsonlar, sekreterler, temizlikçiler, idari personel, şoförler… Ve en lüks makam araçlan.

Davutoğlu Ahmet Hariciye Nazın olmadan da (herhalde) böyle yaşardı! Anasından bu lüks içerisinde doğmuştu.
Ancak bu kadarla da yetinmedi ve villanın tam karşısındaki bir apartman dairesini de koruma müdürü için yine devlete kiralattı. Oranın kirası ne kadar?

Çok değil, ayda sadece 7.550 Törkiş lira.

Emrinde ve hizmetinde devletin uçaklan…

Fakir fukara Müslümanlan Allah peygamber, din iman diye kandınp onlara üç çuval kömür ve birkaç gıda paketi vereceksin, kendin ise böylesine görkemli ve şatafatlı bir yaşamı devletin ve milletin parasıyla sürdürüreceksin!

Davutoğlu Ahmet birkaç günden bu yana Lübnan’da “Arabuluculuk” görevi yapıyor. Efendim, Lübnan Başbakanı Hariri istifa etmiş, bu durumda ortaya hükümet krizi çıkmış, bizimdi de hemen oraya zıplamış ve Lübnanlılara nasihat veriyor:

“Yine Hariri başbakan olsun, biz de elimizden geleni yapalım!”

Kim bu Hariri? Hani şu bizim Telekom’u peşkeş çekip armağan ettiğimiz Arap. Sayemizde rüyasında görse hayra yormayacağı yüz milyonlarca dolar kazancı bizim sırtımızdan cebe indirdi, yan gelip yatıyor. Türk insanının kesesinden hortumlanan o paralan afiyetle yiyor, Tayyip abisine dualar ediyor.

Tayyip geçenlerde bir Lübnan gezisi yapmıştı. Anımsayın, orada yüzlerce kişinin tezahüratı ve pankartlan ile karşılanmıştı. Kiralık goygoycular bağınyordu:

Sultan Tayyip… En büyük Erdoğan… Hoşgeldin…”

Bu topluluğu Hariri kiralamıştı. Katılacak olanlara peşin olarak kelle başına günde 25 dolar artı kumanya vermişti. Goygoycular iki gün boyunca Arapça ve Türkçe bağırdılar. Ellerine birer de Türk Bayrağı tutuşturulan kalabalık, aynca pankartlar da açmıştı:

Hoş geldin Ortadoğu’nun sultanı… En büyük Tayyip…”

Hariri, Tayyip’e Telekom’dan doğan büyük minnet borcunu işte böyle, kiralık goygoycularla ödüyordu!

Davutoğlu Ahmet ve abisi Tayyip, şimdi Lübnan’daki hükümet krizini çözmek için arabuluculuk yapmaya soyundular. Ahmet son olarak Hizbullah’ın yetkilileri ile görüştü ve bastırmayı sürdürdü:

“Hükümeti yine Hariri kursun.. Siz yardımcı olun, biz de olalım!”

Sana ne Lübnan hükümetinden, bu işin neresi ırgalıyor seni?

Bütün amaçları “Biz arabuluculuk yapıyoruz” diye dünyayı gezmek, “Biz çok büyük ve önemli bir ülkeyiz” diye dünyayı bir kez daha gezmek.

Sevgili okuyucularım lütfen dikkat ediniz!.. Bunlar dünyanın neresinde bir olay olursa “Arabuluculuk yapmaya” soyunuyor. Iranla ABD arasında sorun mu var, bunlar soyunuyor! Suriye ile Filistin, İsrail ile Mısır arasında sorun çıktığında hemen ortaya çıkıyorlar:

Biz arabulucu olalım, sorunu çözelim!”

Bugüne kadar bu istemlerinden hiçbiri kabul edilmedi. Dünya onlara güldü geçti. Buna rağmen ısrar ediyorlar, dünya basınında isimlerinin geçmesini işte böyle, her olaya maydanoz olarak sağlıyorlar.

Ey Davutoğlu Ahmet, Ankara’da devletin ve milletin parasıyla krallar gibi yaşıyorsun. Keyfin gıcır, aldığın harcırahlar harcamakla bitmez. Her yere gidip arabulucu olmaya kalkışıyorsun. Lübnan bunu yer! İyi de Hariri kim? Senin ve Tayyip’in babanızın oğlu mu?

Örneğin İtalya gibi Avrupa ülkelerinde de sık sık hükümet krizleri oluyor. Sıkıysa oralara da uzanıp arabuluculuk yapmaya kalkışsana! Sözün oralarda geçer mi? Yerler mi?

Yemezler. Senin gibileri havaalanından geri çevirirler!

Konuş Tayyip Konuş

Ülkede bölücülük ve ayrılık rüzgarları almış başını gidiyor. Adamlar Diyarbakır’da düzenlenen ve MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’in de hazır bulunduğu toplantıda neredeyse bağımsızlık istiyor, ayrı bir bayraktan söz ediyor. (Dün de sormuştum, Cevat Bey’in orada ne işi var?)

Demokratik Özerk Kürdistan kurulacak!

BDP’li 99 belediye seferberlik ilan ediyor. Yöredeki tüm levhalara Kürtçe ekleniyor.

Diyarbakır Belediyesi tüm hizmetleri Kürtçe verme hazırlığı içinde. Su ve kanalizasyon faturalan bu dilden kesilecek, nikah, imar, ulaşım, acil yardım, kültür, zabıta, itfaiye gibi hizmetlerde Kürtçe konuşulacakmış.

BDP Başkanı Selahattin Demirtaş buyurdu:

“Türkiye 20-25 idari bölgeye ayrılsın. Bölge meclisleri kurulsun. Her bölge meclisinde, kendilerini temsil eden bir bayrak bulunsun.”

Sevgili okuyuculanm, işlerin adım adım, sinsice ve küstahça nerelere sürüklendiğini görüyorsunuz. Artık her şey apaçık ortada.

Bütün amaçları, bağımsız ve Türkiye’den koparılmış bir Kürdistan (!) kurmak.

Bu işler böyle başlatılır. Önce bir takım saçmalıklarla nabız yoklaması yaparlar. Bakarlar ki işbaşında olan hükümetten, Çankaya’da ikamet buyurmakta olan Abdullah Gül isimli “Başkomutandan” ses yok, şımardıkça şımanrlar ve sinir bozarlar.

Sen ey hükümetin başı Tayyip, Türkiye’de bunlar olurken sen nerelerdesin? Sütre gerisine çekilmişsin, niçin ses veremiyorsun?

Bakınız, burada feryat ediyoruz… Adına Abdullah Öcalan denilen katil, İmralı’da krallar gibi yaşatılıyor. Bir dediği iki edilmiyor. Yargıda hiçbir işi olmadığı halde her hafta avukatlarıyla görüştürülüyor, dışarıya mesajlarını iletiyor, örgütünü İmralı’dan yönetiyor.

Türk devletinin en üst düzey yetkilileri kendisinin ayağına gidiyorlar, rica ve istirhamlarda bulunuyorlar, “Aman Sayın Öcalan, örgütünüze lütfen söyleyin de şu aralar patırtı çıkarmasın, hükümetimiz zor durumda kalmasın” diye yalvarıp yakarıyorlar.

Bir yanda yalvardıkları Abdullah Öcalan!..

Öte yanda ise, cezaevlerine tıktıkları, hastanelerde süründürdükleri ülkenin yurtsever insanları.

Kendi ordusunu düşman bilen, kendi ordusunun elini ayağını kırmak için bilenmiş İslamcı bir iktidar!..

Komutanları tutuklu veya tutuksuz yargılanıyor, emekli ediliyor, açığa alınıyor.

Sen neredesin Tayyip?.. Bütün bu Kürtçülük rezilliklerini görmüyor musun?

Her konuda kürsülere çıkıp nutuk okuyan sen, bu olanların farkında değil misin?..

Konuş Tayyip konuş.