Tayyip Bey Türkiye’nin Goebbels’i!

Adı: Paul Joseph Goebbels.
Bütün dünyanın kabul ettiği propaganda ya da bugünün ifadesiyle iletim dehası.
Başka bir ifadeyle Nazi rejmini kurumlaştıran adam.
Almanya’da 1933-45 yılları arasında Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı’nda bulundu.
Tarihçilerin Goebbels hakkındaki ortak hükmü Hitler’i zirveye çıkaran adamdır.
Dürüstçe söylemek gerekirse belki benzer bir Nazi rejimini kurmak ve onu kurumlaştırmak değil ama propaganda ve iletişim bağlamında Tayyip Erdoğan’la Goebbels arasında müthiş benzerlikler var.
Neler midir bunlar?

  1. Goebbels de, Tayyip bey de dindardır. Goebbels koyu Katolik. Tayyip bey iyi Müslüman’dır.
  2. Goebbels de, Tayyip bey de coşkulu, enerjik ve hitabet ustasıdır.
  3. Goebbels kitlesel propagandanın büyük yalan ya da yanıltma olarak bilinen tekniğin kullanımındaki ustalığıyla bilinir. Tayyip bey de manipülasyon ya da kamufle etme tekniklerinde Goebbels’ten aşağı değildir.
  4. Tayyip bey tıpkı Goebbels gibi gerektiğinde topyekün savaş metodunu da uygulayabilmektedir.

İki propaganda ustasının benzerliklerini teorik olarak ortaya koyduktan sonra gelelim Tayyip beyin 29 Mart seçimleri için uyguladığı taktik ve stratejilere.

  1. CHP ve MHP bağlamında, bunlardan bir şey olmaz, alternatifimiz değil, bunlar maceracı, bunlara ülke teslim edilmez bakışını işliyor.
  2. Kriz insanları bunaltsa da ,teğet geçti, kriz bize hâlâ uğramadı, dünya’da hâlâ en iyi biziz ve tabloyu biz düzeltiriz temalarını ısrarla işliyor.
  3. Dağıtılan yardım sisteminin AKP’nin gitmesi halinde bozulacağını, ama kendileri oldukça yardımların artarak devam edeceğini bilinçaltlarına pompalıyor.
  4. Güçlü, hükümran ve muktedir olduklarını tescile gayret ediyor.
  5. Buna paralel olarak ele geçen her fırsatta da mağdur pozlarına giriyor.
  6. Kendi kurduğu medya düzenini örtmek için Aydın Doğan’ı öcü ilan ediyor ve bu şekilde bir taşla iki kuş vurarak aynı zamanda egemenlerle boğuştuğu havasını veriyor.
  7. Ülkeyle ilgili rakamlarla oynayarak farklı tablolar ortaya koyuyor.
  8. En önemlisi seçim öncesi propaganda gündemini belirliyor ve muhalefet liderleriyle polemiğe girerek onların yolsuzluk ve ekonomik krize endekslenmelerinin önüne geçiyor. Dahası, Ergenekon ve kuyularda kemik aranması gibi şeylerle hem çetelerle mücadele ettiği ve temiz toplumu aradığını kanıtlamaya, hem de bu şekilde gündemi örtmeye çalışıyor.
  9. Devletin kurumlarını ve faaliyetlerini propaganda aracı haline getiriyor.
  10. Siyasi çıkarı için Davos benzeri organize tavırlar takınıyor.

+++

SORULAR…
Mustafa Balbay’ın günlükleri!

Mustafa Balbay cezaevinde, kendini savunacak durumda değil, dolayısıyla kendine atfen yayımlanan günlüklerin ne anlama geldiği konusunda kesin bir hüküm yürütemiyoruz. Yayımlanan notlara kimileri darbe günlüğü, kimileri de gazetecilikte olmazsa olmaz olan mesleki arşiv stoku değerlendirmesini yapıyor. Hangisi doğru, hangisi yanlış belli değil, çünkü konunun muhatabı dediğimiz gibi hapiste. Biz bugün, yayımlanan bu notlarla ilgili olarak şunları soracağız.

  1. Günlük şeklindeki notlar gerçekten Mustafa Balbay’a mı aittir?
  2. Seçimin hemen arifesinde bunları kim, niçin medyaya sızdırmıştır.
  3. Bu sızdırmayla ne amaçlanmıştır? Devamı gelecek midir? Mehmet Bekaroğlu’nun dediği gibi Ergenekon soruşturması bağlamında gazeteciler ve 28 Şubatçılardan yeni yeni tutuklamalar olacak mıdır?
  4. Eğer günlükler yayımlandığı üslupla gerçekten Mustafa Balbay’a aitse böyle bir şey tasvip edilebilir mi?

ANLAŞILDI…
Öcalan’a af eşikte mi?

Evet CIA, Bayan Clinton’ın Türkiye gezisi öncesinde meğer 3 Kürt kanaat önderi ile oturup PKK işi nasıl çözülür sorusuna cevap aramış… Kim mi bu isimler? Şerafettin Elçi, Esat Canan ve Orhan Miroğlu… Söyledikleri de şuymuş: “PKK’yı silahsızlandırma bağlamında örgüte af…Bitmedi, konunun ikinci ayağı da Öcalan’ı sorunun aşılmasına dahil etmekmiş! Peki nasıl mı olacak? Onu zindandan çıkarmakla… Vay vay vay, gördünüz mü Hillary niye geldi ve Obama niye geliyor… Meğer bunların derdi PKK’yı parti haline dönüştürmek ve Öcalan’ı da o partinin başına lider yapmakmış! Düşünüyorum da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin aylardır hedefe oturtulmasının bu işlerle ilgisi var mı acaba? Yoksa amaçları TSK’yı imaj olarak yara bere içinde bırakıp Öcalan’a özgürlük emrivakileri için reflekssiz bırakmak mıdır?

PAS…
Medyanın cumhurbaşkanı mı ?

Malum pek çok ülkede cumhurbaşkanları pek çok sorudan muaftırlar. Dahası mesela bizde cumhurbaşkanı sadece vatana hıyanetten yargılanabilir. Bu göreve olgu bir hadisedir ve devleti temsil edenlere mahsustur. Ancak ne hazindir ki medyada kalem sallayan bazıları AKP iktidarı ile beraber kendini adeta matbuatın reisicumhur’u gibi görüyor ve hakkındaki iddialara cevap verme gereğini bile duymuyor. Peki kim midir bu isimlerin önde gideni? Fehmi Koru’dur. Oda TV günlerdir Koru’ya Beykoz’da aldığı villanın kaçak olup olmadığını soruyor, ama tık yok, yani Fehmi efendi cevap verme gereğini bile duymuyor. İlginç olan Fehmi’ye bu sorunun medya tarafından da sorulmamasıdır. Biad medyasını anlarım da merkez medyanın konuyu pas geçmesi anlaşılır değildir.

Leave a Comment