Petrol Yoksa Çıkartma Ruhsatı Neden Vermiyorsunuz?

26-08-2008 12:34:18 » İzzy Hiçbirşey bölümüne yazdı.

Merhaba,

Gazeteci Vedat YENERER’in Yazısı:

Petrol yoksa çıkartma ruhsatı neden vermiyorsunuz?

Değerli okurlar, geçenlerde Türkiye-Suriye sınırında uydu verilerine göre petrol denizi olduğu iddiasını yazmıştım. Yazı sonrasında Silopi de madencilik yapan Beşir Yılmaz aradı. Yazacaklarımı lütfen iyi okuyun!…

Beşir Yılmaz telefonda. ‘Vedat bey, gelin Silopi’ de Cudi eteklerine sizi götüreyim de petrolü kendi gözünüzle görün!..’ diyerek feryat ediyordu. ‘Nasıl yani!..’ diye sorduğumda anlatmaya başladı:

  • Biz aileden madenciyiz. Irak sınırında yaklaşık 300 km ya da bir başka deyişle yaklaşık 150 milyon ton asfaltit madeni buldum.. Bu madeni bir süre resmi olarak işlettikten sonra devlet 1978 yılında kamulaştırıyoruz diyerek el koydu. Rezervin de 50 milyon ton olduğu iddia edildi. Madem asfaltit rezervi az, neden el koyuyorsunuz. Dünyanın neresine giderseniz gidin asfaltit maddesi bulunan her yerin altında petrol vardır. Silopi’nin altı da petrol deniz idir. Yaz aylarında etraftaki ocaklardan resmen petrol akar ve Hezil çayına karışır. Gelin görün! Sadece petrol değil, burada çok zengin uranyum ve nikel madeni de var
  • Nereden biliyorsunuz?
  • Türkiye’deki analizlere güvenmediğim için madenin her tarafından örnekler alarak Almanya’ya bizzat götürdüm ve analiz yaptırdım. Raporları gönderdim size (sonuçlar elimde Yatağan ve Tunç bilek’e göre iki misli rakamlar var), dünyanın en önemli uranyum madenlerinden birisi buradadır ve aktif haldedir..

Beşir Yılmaz’ın anlatacak o kadar çok şeyi var ki makineli tüfek gibi art arda sıralıyor. Ben de zaman zaman araya girip soru soruyorum.

  • Petrol olduğunu nereden biliyorsunuz?
  • Bu bölgede İngilizler 1967-87′de petrol aramışlar. Açılan kuyulardan gökyüzüne doğru 100 metre kadar petrol fışkırmış. Ardından kapatmışlar ve betonlamışlar. Benim madenimin yanında da bu kuyudan var ve vanasını gelin birlikte açalım eğer beton ve cıva basıp tıkamadılarsa bakalım ne kadar petrol fışkıracak. Dönemin köylüleri arasında hâlâ yaşayan görgü tanıkları var ve petrolün 100 metre kadar fışkırdığını görenler var.

Beşir Yılmaz konuştukça pür dikkat dinlemeye devam ediyorum..

  • Vedat Bey, asfaltit maddesi olan her yerde petrol vardır. Eğer petrol yoksa bana neden petrol çıkartma ruhsatı vermiyorlar? Musul ve Kerkük’ün rakımı 80-100 metre civarındadır. Cudi Dağı’ndaki petrolümüz resmen Irak’a doğru akıyor ve başta İngilizler ve ABD bunu biliyor..

Beşir Yılmaz bugünlerde Silopi’ye bile zor gider hale gelmiş. Devlet kamulaştırılacak diye el koyduğu madeni şimdi Turgay Ciner’in sahibi olduğu Park Holding’e devretmiş. Durum böyle olunca, Yılmaz da dava üstüne dava açmış ve yürütmeyi durdurma kararı aldırmış. Eğer tekrar el konulursa AIHM’ne başvuracakmış. Kısacası madeninin peşini bırakmıyor ama artık bölgedeki aşiret ağaları da onun peşini bırakmaz hale getirilmiş..Bütün dava tutanakları elimde okudukça dehşete kapılıyorum. Şimdi sıkı durun… Beşir Yılmaz Başbakan Tayyib Erdoğan’ a bu durum üzerine başvurmuş ve dilekçe vermiş dilekçede aynen şöyle yazıyor..

“Bürokrasi ve çeteler milletin hak ve hukukunu aramaktan bezdirmiştir. Televizyonda ve basındaki konuşmalarınızda ‘hortumcu çetelerin ve bürokrasinin üstüne gidilecektir’ diyorsunuz. Millet buna çok seviniyor. 25 yıldır gasp edilen madenimiz çete ve bürokratların, anayasa, kanunlar ve insan hakları hiçe sayılarak ihale yolu ile peşkeş çekiliyor. Allah’a ve sizin yüksek adaletinize sığınıyorum.”

Beşir Yılmaz devlet tarafından el konulan mallarını ve bunun karşılığında devletin verdiği parayı yazıya eklemiş..

  1. 35 km yol yaptım.
  2. 500 bin ton hazır çıkarılmış kömürüm var.
  3. 3,5 milyon metreküp hafriyat yapılmış.
  4. Mazot tankları.
  5. Dinamit ambarı.
  6. Kantar ve kantar binası.

Resmi olarak bana ait olan ve vergisini ödediği madenimde Bugüne kadar yaptığım işler ve halen bulunan demirbaş ve çıkarılmış maden içinde 5.800.800 TL. (Buna resmen gasp ve devlet terörü denir!) Beşir Yılmaz Başbakan Erdoğan’a yazdığı dilekçede devam ediyor:

“Bu para halen bankada duruyor. Buna rağmen Türkiye Kömür İşletmeleri ihaleyi adamlarına ve hortumculara peşkeş çekiyor”

Beşir Yılmaz’ ın bu başvurusuna Başbakan Erdoğan bugüne kadar cevap vermemiş.

Beşir Yılmaz’dan al ve ABD bağlantılı şirketlere ver. Uranyum konusu da bir başka skandal. Güneydoğu resmen petrol deniz i üzerinde ve Türkiye ABD Firmalarının peşinde ‘bize petrol bul’ diye yalvarıyor… İddialar devam ediyor: 6 mühendisin kafaları kesildi.

TPIK diye Türkiye Petrolleri’nin kurduğu bir kurum yurt dışına petrol arama işlerine giriyor ve bugüne kadar milyar dolar zarar ediyor.

Beşir Yılmaz diyor ki:

  • Kimin hain kimin işbirlikçi olduğunu anlamak çok kolay! Eğer bölgede petrol yok ise neden bana petrol çıkartma ruhsatı verilmiyor. Ruhsat verin 800 metreden petrolü çıkartmazsam ben bu ülkeyi terk ederim. MTA yıllar önce sondaj yaptı 480 metrede su bulundu ve ardından delici aletin ucu kırıldığı için sondaja son verildi. Herkes bilir sudan sonra petrol gelir. Biz yerli teknoloji ile 1200 metreye kadar sondaj yapabiliriz kimseye ihtiyacımız yok. İzni versinler siz görün petrol nasıl fışkıracak.

Bu görüşmemizden bir gün sonra Beşir Yılmaz tekrar aradı ve Soma’da görevli bir mühendis ile görüşmemi isteyerek telefon numarasını verdi. Adını burada yazmak istemiyor. Mühendis ile görüşmemde daha da çarpıcı gerçekler çıktı ortaya.

Altı ay kadar önce Cudi dağları eteklerinde bulanan 6 insan iskeletinin ne olduğunu bilip bilmediğimi sordu. Ben de ‘bilmiyorum’ dedim. Mühendis ekledi:

  • Bu iskeletler 18 Yıl önce Cudi Dağı’nda kaybolan 6 Türk petrol mühendisinin iskeletleri. Kafaları kesilerek öldürülmüş..

Dondum kaldım. Ne diyeyim. Kendisi de mühendis olduğu için yalan söylemiyordur diye düşündüm.. Ardından devam etti..

  • Vedat Bey Türkiye maden bakımından dünyanın en zengin ülkesi. Siz Ödemiş yakınlarındaki Bozdağ’ın dünyanın en büyük altın rezervi olan dağlarından biri olduğunu biliyor musunuz? Ama bu madenleri kimse çıkaramaz. Hatta bu konunun üzerine giden gazeteciler öldürüldü. Uğur Mumcu ve Çetin Emeç’in öldürülmeden kısa bir süre önce bu madenler üzerine gittiğini biliyorsunuz her halde…

İlgiyle dinledim. O kadar çarpıcı şeyler anlattı ki, yazmaya sayfalar yetmez. İddiaların hepsinin belgeli olduğunu söyleyen bu mühendis, gazete ve televizyon kanallarında hiçbir gazetecinin bu yönde bir haber yapamadığını ve milletin resmen uyutulduğunu örneklerle anlattı.

Beşir Yılmaz’a son sözüm ‘ Bana anlattıklarınızı Genelkurmay”a anlatınız mı?’ oldu. Aldığım cevap da aynen şöyle.

  • Vedat Bey her şeyi belgeleriyle birlikte bir kaç kez askeri büyüklerimize anlattım ama bugüne kadar bir arpa boyu ilerleme kaydedemedik!

Ne diyeyim, bu milleti korumaya yemin etmiş olanlar utansın!..

Son sözüm: ‘AB ve ABD, PKK’yı boşu boşuna özellikle bu bölgede güçlendirip milletin başına bela etmedi. Bölgeye gelecek barış ortamı Türkiye’yi ekonomik olarak uçuracak gelişmelere gebedir!..’

Hadi bakalım, şimdilik bu kadar yeter.. Sonraya da kalsın.. :)

Stratejik Maden BOR

07-08-2008 21:03:24 » İzzy Hiçbirşey bölümüne yazdı.

Merhaba,

Değer olarak ise dünyada yaklaşık yıllık 1,2 milyar ABD doları kadar B2O3 pazarı bulunmaktadır

BOR madeni ilk bakışta beyaz bir kayayı andırıyor. Çok sert ve ısıya dayanıklı. Doğada serbest bir element olarak değil, tuz şeklinde bulunuyor. Ülkemizde bulunan ‘bor’un kalitesi de diğerlerine oranla daha yüksek. Toprağın 40 metre altında bulunan borun işlenmesi de, diğer elementlerle az karıştığı için kolay. Bor, periyodik sistemin üçüncü grubunun başında yer alan bir elementtir. Bu gurubun diğer üyeleri metal olmasına karşın Bor ametal sayılmaktadır.

Ancak, diğer elementlere olan yüksek kimyasal ilgisi nedeniyle doğada serbest halde bulunmayan bor’un meydana getirdiği minerallerin, çok eski tarihlerden beri tanındığı ve kullanıldığı bilinmektedir. En yaygın bor bileşikleri; borik asit ve bor’un sodyum, kalsiyum ve magnezyum ile meydana getirdiği bileşiklerdir.

Kullanıldığı Yerler

  1. Metalürji sanayiinde,
  2. Nükleer reaktörlerde,
  3. Organik kimya sanayiinde,
  4. Cam, seramik, deterjan vb. sanayilerde,
  5. Fotoğrafçılıkta.

Bor Cevherleri

Bor, doğada çoğunlukla borat biçiminde bulunur.Önemli cevherler arasında boraks, kernit ve kolematit sayılabilir.

Ülkemizdeki Bor Yatakları

  1. Balıkesir-Bigadiç, Sındırgı, Susurluk
  2. Bursa-M.Kemalpaşa
  3. Eskişehir-Seyitgazi
  4. Kütahya-Emet

En Önemli Bor İşletme Tesislerimiz

  1. Emet kolemanit işletmesi,
  2. Kırka boraks ve asit fabrikası,
  3. Kestelek kolemanit işletmesi,
  4. Bandırma boraks ve asit fabrikaları,
  5. Bigadiç kolemanit işletmesi

Dünyadaki bilinen bor rezervlerinin %75′i Türkiye’de bulunmaktadır.Ayrıca Seyitgazi bölgesindeki yatakların dünyanın en büyük sodyumlu bor tuzu yatağı olduğu saptanmıştır.

Dünyada bor tükeniyor, Türkiye 2012′de tekel olacak

Türkiye, dünyanın en önemli stratejik madenleri arasında yer alan bor da tekel olma yolunda. ABD Jeoloji Kurumu’nca dünya genelinde ispatlanmış bor rezervi 3,5 milyar ton olarak hesaplanırken bunun yüzde 80′i ise Türkiye sınırları içerisinde bulunuyor.

Uzay sanayinden tarım sektörüne kadar her alanda kullanılan bor madenini uzun yıllardır değerlendirmeyen Türkiye’de tablo değişmeye başladı. Türk kamu şirketi Eti Maden, yüzde 38 payla pazarda liderliği ele geçirirken, rakibi Us Borax ise yüzde 32′lik pazar payıyla ikinci sıraya geriledi. İngiliz-Avusturya sermayeli şirketin rezervleri beş yıl içinde tükenecek. Türkiye 2012′de pazarın tek hakimi olurken, 380 milyon dolar seviyesinde olan hammadde ihracatından elde ettiği gelir ise 2 milyar dola- ra çıkaracak.

Etimaden Genel Müdürü Orhan Yılmaz’ın talebi üzerine Başmüfettiş Galip Türkmen tarafından hazırlanan ‘Bor Pazarında Küresel Trendler’ isimli raporda yer alan tespitlere göre ortaya çıkacak talebin karşılanabilmesi için de yeni yatırımlara ihtiyaç duyulacak.

Finansman için halka arz yöntemine başvurulması önerilen rapora göre, bir devlet şirketi olan Etimaden’in halka açılması ve özerk bir yapıya kavuşturulmasıyla uluslararası ölçekte sermayeye sahip ve kendi kendini finanse eden bir şirket ortaya çıkacak. Türk Hava Yolları’nda (THY) yakalanan başarının burada daha kolay elde edilmesi mümkün. Bor madeni halen fiberglas, otomotiv, seramik, nükleer uygulamalar, yakıt teknolojisi, deterjan ve tarım sektöründe yoğun olarak kullanılıyor. Kamuoyunda ‘cell’ teknolojisi olarak bilinen ‘yakıt hücreleri’ üretiminde de katalizör olarak kullanılan maden, savunma sanayiinin de vazgeçilmez hammaddesi.

Dünyada kullanımı giderek yaygınlaşan bor pazarında iki ana firma faaliyet gösteriyor. İngiliz-Avustralya sermayeli Rio Tinto şirketinin bir iştiraki olan US Borax iki sene öncesine kadar sektörün tartışmasız lideriydi. Son dört sene içerisinde hükümetin desteğiyle Etimaden yurtdışı pazarlama faaliyetlerine ağırlık verdi. 2002′de dünya pazarının sadece yüzde 17’sini kontrol eden şirket, geçen yıl pazarda lider konuma yükseldi ve pazar payını yüzde 38′e çıkardı. Etimaden’in en büyük rakibi olan US Borax ise yüzde 32′lik payıyla ikinci sıraya geriledi. Bu iki firmanın dışında pazarın geri kalanını Rus, Çinli ve Güney Amerikalı şirketler kontrol ediyor.

Rezerv problemi dışında, petrolde olduğu gibi çıkarma maliyetlerinin de önemli olduğunu ifade eden uzmanlar, Anadolu’da bor çıkarmak için ton başına ortalama 20 dolar harcanırken, dünyanın başka bölgelerinde bu işlem için 60 ile 100 dolar arasında bir harcama yapıldığına işaret ediyor. Uzmanların dikkat çektiği diğer önemli nokta da bor talebinin sanayileşmiş Batılı ülkelerden Çin, Hindistan gibi ülkelere kaymaya başlaması. Bu ülkelerin büyüme taleplerine bağlı olarak bor fiyatları da artacak.

Madenciler Birliği Başkanı İsmet Kasapoğlu, Türkiye’nin bor madenlerinden yeterince istifade edemediğine işaret ederek, bunun temel nedeni olarak da sektördeki devlet tekelini gösteriyor: “Özel sektör ile devlet işbirliğine giderse katma değeri daha yüksek ürünler üretebilir ve daha fazla gelir elde edebiliriz.”

Özetle

Türkiye’de bilinen başlıca borat yatakları Batı Anadolu’da yer almakta ve bu yataklar dünya rezervinin %60-%70′ine sahip bulunmaktadır.

Türkiye rezervinin % 37’si Bigadiç, % 34 Emet, % 28′i Kırka ve % l Kestelek bölgesinde bunmaktadır.

Bigadiç işletmesinde başlıca bor mineralleri kolemanit ve üleksit’ tir. Boratlar 1-8 m. Kalınlıkta tabakalar halinde killer arasında yer alırlar. Kapalı ve açık ocaklardan üretilen tüvenan cevherler 600.000 ton/yıl tüvenan cevher yıkama kapasiteli konsantratörde zenginleştirilecek, 25-125 mm, 3-25 mm ve O, 2-3 mm kolemanit konsantreleri ile 3-125 mm ve O, 2-3 mm üleksit konsantreleri elde edilir.

Madde Madde İrdelersek

  1. Bor ve ferrokrom tesislerinin kurulusunda Batı’lıların nasıl yaklaştığını belirtmiştik. Birçok oyalama ve zorluğa rağmen tesisler kurulmuştur. Ayni durum trona için de geçerlidir. Her zaman bor tuzları Batı’nın gündeminde olmuştur. Dünya bor rezervlerinin %70 ine sahip olan Türkiye, dünya pazarının da %35 ini kontrol etmektedir. Bor üretimini ve pazarlamasını tek elde tutan ülkemiz önemli avantajlar elde etmiştir. Ancak, Bati her yönüyle cazip olan bu kaynağa karsı isteklerini sürdürmektedir. “Bu nedenle 1986 yılında Morgan Bank’ın hazırladığı Özelleştirme Master Planında Etibank için holding modeli öngörülmüş, bor ve krom gibi yüksek karlı isletmelerin satış listesine alınması önerilmiştir”.
  2. Doğal kaynaklarımızın iyi değerlendirilmesinin gerekliliğini tekrarlamak isteriz. Bir ülkenin doğal kaynaklara sahip olması çok önemlidir. Ancak bu kaynakları nasıl kullandığınız, nasıl değerlendirdiğiniz de en az o kadar önemlidir. Dünyada çok zengin kaynaklara sahip olan ülkeler, hala geri kalmışlık kategorisinde yer almaktadır.
  3. Bor, Türkiye için çok önemli doğal kaynaktır. Bu kaynağı ülke menfaatleri doğrultusunda değerlendirmek, nihai bor türevlerinin üretimini gerçekleştirmek ve birilerine peşkeş çektirmemek hepimizin görevidir.
  4. Etibank, madencilik sektörünün geçmişte lokomotifi olmuştur. Günümüzde de bu özelliğini sürdürmelidir. Bor türevleri, Seydişehir Alüminyum ,Yüzüncü Yıl Gümüş Tesisleri’nin kapasite artırımı ve yenileme projeleri biran önce hayata geçirilmelidir.
  5. Yıllardır savsaklanan Batili Tekellerin oyuncağı haline gelen Trona yatağının da zaman geçirilmeden isletmeye alınması ülke menfaatinedir. Birilerinin isteğine bırakılırsa bir yirmi yıl daha hiçbir şey yapılmadan geçirilecektir.
  6. Türkiye sanayileşmesini tamamlayamadığından, nihai ürünün eldesini sağlayacak teknolojileri de gerçekleştirememiştir. Gelecekte ihtiyacımız olacak cevherleri, bugün, hammadde olarak ihraç ettiğimiz bir gerçektir. Hammadde ihracı ile yeterli katma değer sağlanamaz. Katma değerin yurt içinde kalması için Ar-Ge’ye ve teknolojik yatırımlara önem verilmelidir.
  7. 21.yüzyıla girerken, maden isçisi asgari ücretle, mühendisler ise komik ücretlerle bu sektörde çalışmaktadır. Birçok alanda mühendisin önemini hala kavrayamamış sözde madenciler mevcuttur.
  8. Hala ülkemizde teknik ve teknolojik gelişmelerden uzak üretim gerçekleştiriliyor. 1 m2 kesitli kuyudan, hem isçi, hem de cevher çıkarılmakta. Kova içinde çıkrık yardımıyla insan, malzeme ve cevher nakli yapılmaktadır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Hem düşündüren hem de utanılacak bir manzara.
  9. Enerji üretiminde öncelikle öz kaynaklarımızın değerlendirilmesi gerekir. Bazı kolaylıklar nedeniyle ithalat cazip gelebilir, ancak bu durum ülkeye uzun vadede bir şey kazandırmaz.
  10. Madencilik sektöründeki KİT’lerin bugün çeşitli nedenlerle içine düşürüldükleri durumdan biran önce çıkarılmaları gerekmektedir. Yapılmayan yatırımlar nedeniyle meydana gelen teknolojik sorunların çözümü ve politik baskılar sonucu bozulan çalışma barisin yeniden sağlanması zorunludur. Özerk bir yapının oluşturulması, çalışanların örgütleri aracılığı ile yönetimin erkinde temsil edilmeleri ve kamu kuruluşları, politik baskılardan uzak, verimlilik ilkesi çerçevesinde yeniden yapılandırılmalıdır.
  11. Madencilik ve çevre dengesi ülkenin gerçeklerine göre ele alınmalı, “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olarak” slogancı bir anlayışla her şeye karsı çıkmak hiç kimseye birsek kazandırmaz. Bilimsel verilerin ışığında, ekolojik dengeyi bozmadan gereken her türlü önlem alınarak üretim gerçekleştirilmelidir.
  12. Maden armacılığı konusunda 1980′lerden beri izlenen politikalar iflas etmiştir. Bugün, Ülkemizin doğal kaynaklarının yeterli düzeyde aranmadığını söyleyebiliriz. Maden aramacılığını bir altyapı hizmeti olarak görüyoruz. MTA yeniden yapılandırılmalı, her yönüyle ele alınmalı ve içine düşürüldüğü olumsuzluklardan kurtarılmalıdır.
  13. Madencilik sektörü genellikle günlük politikalarla yönetilmiştir. Sağlıklı bir devlet politikası belirlendiği söylenemez. Gelişmiş ülkeler madenlerin temini konusunda uzun vadeli politikalar oluşturmuşlardır. Dünya hammadde kaynakları sinirlidir. Türkiye mevcut kaynaklarını çok iyi değerlendirmelidir. Gelecekle ilgili politikaları saptamalıdır. Sanayileşmiş bir Türkiye bugün tükettiği cevher miktarının 4-5 katini tüketecektir. Hammaddenin, ne kadarını öz kaynaklardan, ne kadarını ithal yoluyla karşılayacaktır. Madencilik sektöründe uzun erimli politikalar ve stratejiler oluşturmalıdır.

Bor Madeni Gelecekte Petrolün Yerini Alacak

Niğde Üniversitesi tarafından düzenlenen uluslararası “Kapadokya Yöresinin Jeolojisi” konulu sempozyum da Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Öğretim üyesi Prof. Dr. Cahit Helvacı, Avrupa Birliği (AB) ve Amerika’nın bor madenini yakından takip ettiğini belirterek, Irak’ın başına gelenlerin yakın zamanda Türkiye’nin de başına gelebileceğine dikkat çekti.

Niğde Kültür Merkezi’nde başlayan ve 3 gün süren sempozyuma Japonya, Almanya, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Türkiye’den çok sayıda akademisyen katıldı. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Niğde Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Uygun, jeolojik oluşumların aynı zamanda sosyal ve kültürel oluşumlarında alt yapısını oluşturduğunu belirterek, “Yer altı ve yer üstü jeolojik kaynakların verimli kullanılması için bir an önce gerekli adımların atılması gerekiyor. Jeolojik oluşumlar

insanlık tarihi açısından pek kabul gören oluşumlar değildir. Ama aynı zamanda yeni fırsatların yakalanması adına ve sosyal anlamda önemli bir gelişmeye önderlik ediyor. Bazı dönemlerde negatif etkileri olmasına karşın daha sonraki dönemlerde bölgesindeki yapıyı değiştirip, özellikle yeraltındaki kaynaklarıyla sosyal yapının değişmesine büyük katkı sağlamaktadır” dedi.

Sempozyuma konuşmacı olarak katılan Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cahit Helvacı, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, dünya bor rezervinin yüzde 80′ine Türkiye’nin hakim olmasının doğanın Türkiye’ye bahşettiği en önemli konulardan bir tanesi olduğunu ve AB ve ABD’nin bor madenini yakından takip ettiklerini kaydetti. Helvacı, “Fakat Türkiye’nin sadece buna sahip olması yetmiyor. Aynı zamanda bunun ülke yararına ve stratejik olarak

Kullanılması çok anlam kazanıyor. Onun için bir yandan bilimsel bir yandan teknolojik olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Bor, kendi başına gerçekten çok ilginç bir element. Son derece hafif, ısıya, sertliğe dayanıklı olduğu ve aynı zamanda hidrojenle birleştirildiği zaman enerji kaynağı olabileceği için geleceğin ulaşım sektörünün enerjisini sağlayabilecek tek element Bor madenidir” diye konuştu.

Temizlikten uzay sanayisine kadar, dayanıklı alaşımların yapılmasından enerji kaynağı olarak kullanılmasına kadar çok geniş bir kullanım alana sahip Bor elementinin güçlü ülkeler tarafından çok sıkı takibe alındığını dile getiren Prof. Dr. Cahit Helvacı, “Ortadoğu’daki Arap ülkeleri için petrol neyse Türkiye için Bor madeni de odur. AB ve ABD böylesine öneme sahip bir elementi çok yakından takip etmektedirler. Türkiye’nin yapacağı, gelecek 500 yıla yetecek olan rezervleri fazla üretmek değil, son derece

Bilinçli ve ileriye dönük hesaplar yaparak kullanmasıdır. Şu an açık seçik görülen konu AB ve ABD ülkelerinin her türlü baskıyı Türkiye’ye yapmakta olduklarıdır. Yani ekonomik baskıyı kurmuş durumdalar. Bu nedenle bizler bilinçli ve dikkatli olmadığımız taktirde Irak’ın başına veya diğer ülkelerin başına gelenler Türkiye’nin başına da gelebilir” şeklinde konuştu.

Bor araştırmaları için kurulmuş bir enstitümüz bile varmış: http://www.boren.gov.tr/. Ancak ne yazıktır ki kurulduktan sonra basında çalışmaları hakkında çıkmış bir haber görmedim. Umarım ileri ürünler elde etme ve teknoloji geliştirme konusunda çalışmalar yapılıyordur…

Hadi bakalım, şimdilik bu kadar yeter.. Sonraya da kalsın.. :)

Türkiye, Dünyanın 9′uncu Büyük Ekonomisi Olacak

28-07-2008 20:50:56 » İzzy Hiçbirşey bölümüne yazdı.

Merhaba,

Türkiye, 2050 yılında, dünyanın 9. büyük ekonomisi olacak.

Goldman Sachs’ın tahminlerine göre, 2050 yılında, Japonya, Fransa, Almanya, İtalya ve Kanada gibi sanayileşmiş ülkeleri (G7) geçecek olan Türkiye’nin, milli geliri 6 trilyon doları aşacak.

Uluslararası yatırım danışmanlık kuruluşu Goldman Sachs’ın 2050 yılına ilişkin dünya ekonomik projeksiyonu raporu ve verilerinden derlenen bilgiye göre, Türkiye, doğru politikaları uygulamayı sürmesi durumunda küresel ekonomideki yeni güç dengesi içinde yer alacak.

2050′deki yeni dünya ekonomik düzeninde Çin, 70 trilyon dolarlık milli gelir düzeyiyle dünyanın en büyük ekonomisi olacak.

Çin’i, ABD, Hindistan, Brezilya, Rusya, Endonezya, Meksika, İngiltere ve Türkiye izleyecek.

TÜRKİYE’NİN MİLLİ GELİRİ 6 TRİLYON DOLARI AŞACAK

Dünyanın 12 en büyük ekonomisi arasında, Türkiye 9. sırada yer alırken, 2050 yılında, Japonya, Fransa, Almanya, İtalya ve Kanada gibi sanayileşmiş ülkeler Türkiye’yi geriden takip edecek.

Halen 660 milyar dolarlık milli gelire sahip Türkiye’nin, ilk aşamada 1 trilyon dolar, daha sonra da 6 trilyon dolar ile bugünün 9-10 katı büyüklüğündeki milli gelir düzeyini yakalayacağı ifade ediliyor.

Türkiye’nin, kişi başına milli geliri ise 2024 yılına kadar, 20 bin ile 25 bin dolar düzeyine yükselecek. 2033 yılına kadar kişi başına milli geliri 30 bin doların üstüne çıkacak olan Türkiye’de, kişi başına milli gelir, 2040 yılına kadar 40 bin doları geçecek ve 2050 yılında da 60-65 bin dolar düzeyine çıkacak.

Türkiye, Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya, Endonezya ve Meksika’dan oluşan (E7), bu ülkelerin ekonomik büyüme hızları ise ABD, Avrupa Birliği, Grup 7 (G7) ile Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) büyüme hızlarını katlayacak.

Türkiye’nin de içinde bulunduğu ülkeler, 2025′te yakalayacakları sanayileşmiş ülkeleri, 2030 yılından itibaren geçmeye başlayacaklar.

Sanayileşmiş ülkeleri geçmeye başlayacak olan Türkiye ve diğer yükselen piyasalarda ulusal para birimleri de değer kazanacak. Bu ülkelerin ulusal para birimlerinin, yıllık ortalama yüzde 2-2,5 oranlarında değer kazanması bekleniyor.

TÜRKİYE, DÜNYA EKONOMİSİNİN İTİCİ GÜÇLERİ ARASINDA YER ALACAK

Rapora göre, Türkiye’nin de içinde bulunduğu yükselen piyasalar, dünya ekonomisinin itici gücü ve ekonomik dengeleyicisi olacaklar.

Yükselen 7 piyasa, artan dış ticaret hacimlerinin yanı sıra, dünyada en çok yabancı sermaye çekecek ülkeler arasında da yer alacaklar.

Türkiye, BRIC olarak da isimlendirilen, Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in hemen arkasından, en büyük ekonomik hıza sahip ülkeler arasında yer alacak.

BRIC ülkeleri ve Türkiye’nin, ekonomide ve hukukta yapısal reformlar gerçekleştirdiği ve yeni nesil reformlar sayesinde daha rekabetçi bir ekonomi haline geldiği, bunun da yüksek büyüme açısından önemli bir altyapı olduğu kaydediliyor.

Türkiye’nin, Çin’den sonra dünyanın en hızlı büyüme kapasitesine sahip ülkesi olduğunun belirtildiği raporda, bu grupta en düşük büyüme hızına sahip olan ülkenin Brezilya olduğu belirtiliyor.

Türkiye, Meksika ve Brezilya gibi ülkelerin, Çin, Hindistan ve Endonezya’ya göre daha genç nüfus yapısına sahip olmaları nedeniyle, bu ülkelerin büyüme potansiyellerinin daha yüksek olduğu vurgulanıyor.

Goldman Sachs’a göre, Türkiye’nin ardından, Güney Kore, Mısır, İran, Pakistan, Vietnam, Filipinler ve Nijerya gibi ülkeler de hızlı büyüyen ülkeler arasında yer alacaklar.

Raporda, Türkiye ile Güney Kore’nin, sanayileşmiş ülkeleri geçme açısından daha büyük potansiyele sahip oldukları vurgulanıyor.

Hadi bakalım, şimdilik bu kadar yeter.. Sonraya da kalsın.. :)

Fener´i 2 Milyar Dolar Yapan Borsacı Bulundu

26-07-2008 12:31:03 » İzzy Hiçbirşey bölümüne yazdı.

Merhaba,

5 para etmez Fener’in değerini birileri güzelce zıplatmış:

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) borsada önce spor sonra da Denizbank hisselerinde yaşanan olağanüstü yükselişlerin arkasındaki isme sonunda ulaştı ve jet yasak getirdi. Ankara´da borsacılık yapan ve Borsatime adlı bir de internet sitesi olan Uçar Gayrimenkul´un sahibi Özdemir Uçar ve yakınları sonunda SPK´nın ağına takıldı. Kurul, Uçar´la birlikte Abdullah Ercan, Baybora Ercan, Sinan Arslan ve Ersel Düzgün´e zaman geçirmeden işlem yasağı getirdi. SPK, Denizbank hisse senetlerinde yaşanan 10 günlük yüzde 256´lık yükselişin ardından yaptığı manüplasyon incelemesinde Özdemir Uçar ve arkadaşlarının işlemlerini ortaya çıkardı. Denizbank hisse senetleri incelenirken SPK, bir süre önce yine yüzde 100´ü geçen Fenerbahçe ve Trabzonspor hisselerinde de aynı kişinin izine rastladı.

Sığ Hisseti Yükselt

Grubun Uçar önderliğinde çoğunluğu yabancıların elinde bulunan ve piyasada az kalan Fenerbahçe ve Trabzonspor hisselerinde yaptığı manüplasyonla yaklaşık 1 milyon dolar para kazandığı ve bu parayla da yine aynı sığlıkta olan yani piyasada alınıp satılan hisse senetleri çok az kalan Denizbank hisse senetlerinde aynı yöntemlerle yaklaşık 500 bin YTL kazandıktan sonra yakayı ele verdiği belirtildi. Denizbank hisselerinin yüzde 99.69´u bankanın sahibi olan Dexia´da. Bunun karşılığı 78 milyon 757 bin 780 lot hisse. Geriye kalan hisselerden İş Bankası´nda 73 bin, Deutschebank´ta 37 bin, Garanti´de 25 bin, Ak Yatırım´da ise 19 bin lot hisse var. Kurumlar haricinde ise 86 bin lot hisse bulunuyor ve bu da 68 kuruma dağılıyor. Bu hisselerin bugünkü değeri 1 milyon YTL. Denizbank hisse senetleri yükselmeden önceki değeri ise yaklaşık 350 bin YTL´ye denk geliyor. Yani cebine 350 bin YTL koyan herkes bu hisseleri toplayıp aşağı yukarı hareket ettiriyor.

Bakınız hiç Cim Bom Bom ‘umun adı geçiyor mu burada? :D

Hadi bakalım, şimdilik bu kadar yeter.. Sonraya da kalsın.. :)

Danıştay: Alkolmetreyle Ehliyete El Konulamaz

12:29:11 » İzzy Hiçbirşey bölümüne yazdı.

Merhaba,

Danıştay, sürücünün alkol düzeyinin belirlenmesinde kan testinin esas alınmasına karar vermiş. Buna göre, vatandaşlar artık alkolmetre cihazından çıkan sonuca itiraz edebilecekmiş:

Trafik ekipleri Mart ayında yapılan rutin kontrollerinden birinde, evine giden İzmir Barosuna kayıtlı Cem Nemutlu’nun, 0.76 promil alkollü olduğu alkolmetre cihazıyla tespit edildi.

Alkol almadığını ifade eden Nemutlu, sonuca itiraz etti. Karayolları Trafik Yönetmeliğinin ilgili maddesini gerekçe gösteren polis, Nemutlu’ya “Biz ancak cihaza üflemek istemeyen ve olay çıkaran kişileri sağlık kuruluşuna götürüyoruz” yanıtını vererek ehliyete 6 ay süreyle el koydu. Sonuca itiraz eden Nemutlu, tutanağı da imzalamadı.

Kanındaki alkol oranının tespit edilmesi için Adli Tıp Kurumu’na giden Nemutlu’ya yetkililer, “Polis tarafından sevk edilmemiş kişilere kanındaki alkol oranıyla ilgili belge vermemiz mümkün değil” yanıtını verdi.

Bu olay üzerine Cem Nemutlu, İzmir 2. İdare Mahkemesine başvurdu.

Danıştay 8. Dairesinin benzer kararına dikkati çeken mahkeme, alkolmetre cihazlarıyla yapılan ölçümlerde zaman zaman yanlış sonuçlara ulaşıldığını, itiraz halinde sürücünün kanındaki alkol oranının yetkili sağlık kuruluşlarında, ilk tespit anından itibaren en geç 2 saat içinde yeniden yapılması gerektiğini belirterek, Nemutlu lehinde yürütmenin durdurulması kararını verdi.

Nemutlu, “Bu cihazlarda zaman zaman sorunlar yaşanabiliyor. Örnek olması açısından böyle bir davayı açtım” şeklinde konuştu.

Hadi bakalım, şimdilik bu kadar yeter.. Sonraya da kalsın.. :)

Ergenekon Member Explaining About Chief Of The Turkish Military’s General Staff

24-07-2008 19:01:00 » İzzy Hiçbirşey bölümüne yazdı.

Merhaba,

A ergenekon member is at Internet TV. Turkish court accepted Ergenekon and Ergenekon members, are Terrorist organization. Now, ergenekon members opened internet tv and they are publishing their ideas via internet videos. Speech is Turkish. Their TV is sometimes online sometimes not, www.m-dtv.com is one of their internet tv. At video they talking about MI5 agent’s and other agents works about Turkey. At this video he is talking about general staff, president of repubiclic, prime minister etc.

Hadi bakalım, şimdilik bu kadar yeter.. Sonraya da kalsın.. :)

Borsada Hisse, Herkes Ağlarken Alınır

15-07-2008 12:05:57 » İzzy Hiçbirşey bölümüne yazdı.

Merhaba,

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) Başkanı Hüseyin Erkan, “İnsanlar ağlıyor, sızlıyor, ‘zarar ettik’ diye bağırıyorlarsa alma (hisse senedi) zamanıdır. Lokantadaki garson ‘ne alalım’ diye soruyorsa satma zamanıdır. Bu portföy yönetiminin kurallarından biridir” dedi.

Erkan, küresel kriz ve Türkiye’deki gelişmelerin borsadaki yansımalarına ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Hüseyin Erkan, Türkiye’deki siyasi belirsizliğe rağmen söylenenlerin tersine İMKB’den yabancı yatırımcının çıkmadığını, ancak yeni yatırımcının da gelmediğini söyledi. Erkan, “Türkiye’nin geleceğinden umutlu oldukları için ’siyasi belirsizlik geçicidir, mutlaka siyasi çözüm gelecek ve düzelecek’ diye düşünüyorlar. Yabancı yatırımcı kesin olarak satıp çıkmayı düşünseydi, kafaya koysaydı fiyata, alıcıya bakmazdı. O kadar kötü bir gelecek görse hemen çıkar. 2001 krizinde yüzde 60 civarında yabancı payı çıktı. Şu andaki belirsizlik 2001 yılı öncesi durumunda olsaydı faizler gümbür gümbür oynar, borsa düşerdi” dedi.

Erkan, genellikle yerli yatırımcının bireysel olduğu için çıktığını, yabancının ise kurumsal yatırımcı olduğu için riskini azaltacak bir sürü imkana sahip olduğunu belirterek, şöyle devam etti: “Yerli yatırımcı, yerli yatırımcıya satıyor, yabancı ise elinde stok tutuyor. Çıkışlar yok. Yılbaşından bu yana hisse senetlerinde 1 milyar dolar çıkış var. Yabancı yatırımcı, yerli kadar etkilenmedi. Yabancı portföy cinsinden yatırımları günlük oynuyor. Tahvil ve bonodan çıkıyor ancak reel faizlerin yüksek olması nedeniyle yatırımlarını, ağırlıklı olarak günlük repoda değerlendiriyor. Repo günlük risktir.

Erkan, şu anda yabancı portföy yatırımcısının borsada halka açık olan hisse senetlerinin yaklaşık yüzde 70′ine sahip olduğunu söyledi.

BAKAN ŞİMŞEK’İN AÇIKLAMASI

İMKB Başkanı Erkan, Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in siyasi belirsizliğin bedeline ilişkin açıklaması konusunda ise şunları söyledi: “Bahsedilen rakamlar endeksin, toplam piyasa değerinin düşmesinden kaynaklanan rakamlar. Bakan, 80 milyar YTL’lik hisse senetlerindeki düşüşü öyle açıklıyor. 20 milyar YTL de faiz artışından kaynaklanan. Ancak bunlar henüz değer kaybıyla ilgili gerçekleşmiş zararlar değil. Kağıt üzerinde değerlerin düşmesinden oluşmuş olan rakamlar. Ama piyasanın dönmesi halinde tekrar pozitife geçecek durumdadır. Yani satarsanız bu fiyatlardan zararınızı realize edersiniz, zarar etmiş olursunuz. Ama henüz daha gerçek zararlar oluşmadı, en azından hisse senedi piyasasında.

BUNUN NEDENİ TÜRKİYE EKONOMİSİNDE KIRILGANLIĞIN KALKMASI

Erkan, bunun nedeninin Türkiye ekonomisinde kırılganlığın kalkması, mali sektörün güçlenmesi, Hazine borçlanmasının azalması olduğunu kaydederek, “Temel veriler düzgün olan bir ülke. Dinamik büyüme var. Şirket karlılıkları yüksek. Bu beklenti içinde yabancı hissesini satıp çıkmıyorsa piyasanın düzeleceği yönünde beklentisi var” dedi.

İMKB Başkanı, sermaye piyasasıyla ilgili suçlarda ihtisas mahkemeleri kurulması gerektiğini, bunu hem Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) hem de İMKB’nin istediğini vurguladı. Erkan, bu konunun Adalet Bakanlığı ile de görüşüldüğünü bildirdi.

ŞU ANDA NE ALAYIM?

Borsanın her zaman uzun vadeli bir yatırım aracı olduğuna dikkati çeken Erkan, “Borsa riskli bir yatırımdır ama hisse senetleri uzun vadede çok kar getirebilen yatırımdır. Uzun vadede hisse senedinin getirdiğini hiçbir şey getirmez” diye konuştu.

Erkan, hisse senedi alımındaki uygun zamanı da, “İnsanlar ağlıyor, sızlıyor, ‘zarar ettik’ diye bağırıyorlarsa alma zamanıdır. Lokantadaki garson ‘ne alalım’ diye soruyorsa satma zamanıdır. Bu portföy yönetiminin kurallarından biridir” şeklinde açıkladı.

Şu anda “ne alayım?” diye soran olmadığını ifade eden Erkan, “Çünkü herkes satmış durumda. Yaklaşmıyor, korkuyor. Düşen piyasada satılmaz, çıkan piyasada alınmaz. Düşerken al, çıkarken sat. Bu altın kuraldır” dedi.

Erkan, İMKB’nin özelleştirilmesinin halen gündemde olduğunu ve bunun yapılması gerektiğini belirtti.

Bu konuda çalışmaların devam ettiğini bildiren Erkan, “Ama hukuki boşluklar var. Nasıl bir özelleştirme yapılacak? Anonim şirket olduğundan sermayesi kime ait olacak. Bu konuda çalışmalar var” dedi.

FENERBAHÇE

Erkan, geçen hafta Fenerbahçe hisselerinde ani yükseliş ve düşüş görüldüğünü belirtilerek, “Bir anda Fenerbahçe Türkiye’nin önde gelen şirketlerini hisse değeri açısından geride bıraktı. Bu durum için herhangi bir manipülatif inceleme yapmayı düşünüyor musunuz?” sorusunu, “İMKB olarak bizim denetim birimimiz sürekli hisselerdeki ani artış ve yükselişleri, herhangi bir spekülatif hareket olup olmadığı yönünde inceleme yapar” şeklinde yanıtladı.

Hadi bakalım, şimdilik bu kadar yeter.. Sonraya da kalsın.. :)

Yargıtay Son Noktayı Koydu

14-07-2008 23:22:15 » İzzy Hiçbirşey bölümüne yazdı.

Merhaba,

YARGITAY 13. Hukuk Dairesi, bankaların müşterilerinden aldıkları ‘kart ücreti’ne ilişkin emsal bir karara imza attı

YARGITAY 13. Hukuk Dairesi, bankaların müşterilerinden aldıkları ‘kart ücreti’ne ilişkin emsal bir karara imza attı. Karara göre, bankalar, müşterilerinden kredi kartı ücreti talep edemeyecek. Tüketici Hakem Heyeti’nin verdiği, ’kredi kart ücreti’nin alınmamasına ilişkin kararın iptalini görüşen Yargıtay, davacı bankayı haksız buldu.

Emsal teşkil eden karara giden yolu bankadan aldığı kredi kartının yıllık ücreti olan 30 YTL’nin tüketici haklarına aykırı olduğu iddiasıyla Zonguldak Tüketici Hakem Heyeti’ne başvuran H.A. açtı. H.A.’nın başvurusunu değerlendiren Zonguldak Tüketici Hakem Heyeti, kredi kartı ücretinin iptaline karar verdi. İlgili banka kararın iptali için Zonguldak 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava açtı. Mahkeme, bankanın müşterisine imzalattığı sözleşmede kredi kart ücretinin alınacağının belirtildiğini ve bu nedenle Tüketici Hakem Heyeti kararının iptaline karar verdi. Mahkemenin verdiği kararı bozan Yargıtay, bankaların hazırladığı sözleşmelerin ’tüketici aleyhine’ olduğuna dikkat çekerek bu sözleşmelerin 12 punto siyah koyu harflerle düzenlenmediğini kaydetti.

Kararda, “Davacı, tüketiciyi kart kullanımı ücreti adı altında bir külfete sokan sözleşme hükmünün tüketici ile ayrıca müzakere edilerek kararlaştırıldığını iddia ve ispat edememiştir. Böyle olunca sözleşmedeki kredi kartı üyelik ücreti alınacağına dair hükmün açıklanan yasa ve yönetmelik hükümleri karşısında haksız şart olduğu kabul edilmelidir” denildi.

……………… Bankası Genel Müdürlüğü’ne,

Konu: Kredi kart yıllık ücreti hk.

………… ………… ………… ………… nolu kredi kart hamiliyim.

……/……/2007 son ödeme tarihli Hesap Bildirim Cetvelinde yer alan ………,…… YTL. tutarlı kredi kart yıllık üyelik ücreti talebiniz haksız olup Hesap Bildirim cetveline itiraz ediyorum.

Talep edilen ………,…… YTL kredi kart yıllık üyelik ücretinin bir sonraki hesap bildirim cetvelindeki tutardan mahsubunu dilerim.

Adı, Soyadı

İmza

……………… KAYMAKAMLIĞI

TÜKETİCİ SORUNLARI HAKEM HEYETİ BAŞKANLIĞI’NA

Başvurucu: ……………… ……………………
Karşı Taraf: ……………… Bankası AŞ.
Adresi: ……………………………………………
Konu: Kredi kart yıllık ücretinin iadesi hk.
Olay:

Karşı taraf Yapı Kredi Bankası AŞ.’nin çıkarmış olduğu ………… ………… ………… ………… no’lu kredi kart hamiliyim.

Kredi kartıma ait ……/……/200… son ödeme tarihli hesap ekstresi ile kredi kart üyelik ücreti adı altında ………,…… YTL para tahakkuk ettirilmiştir.

Karşı taraf ile aramda tanzim edilmiş KREDİ KARTLARI ÜYELİK SÖZLEŞMESİ’nin 10. maddesinde kart ücreti alınacağı belirtilmişse de, 4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Yasanın 6. maddesi gereğince, bu sözleşme sözleşme;

a. Önceden hazırlanmış, standart sözleşmedir.
b. Dolayısıyla sözleşme koşulları benimle müzakere edilmemiştir.
c. Sonuç olarak sözleşmenin 10. maddesi Yapı Kredi AŞ tarafından tek taraflı olarak sözleşmeye konmuş, haksız bir koşuldur.
d. Öte yandan sözü edilen sözleşmede kart ücreti olarak (gold card için) 30,00 YTL. alınacağı öngörüldüğü halde ………,…… YTL tahakkuk ettirilmiştir.
e. Aynı sözleşmenin 10/son maddesi ile de karşı taraf ücret ve faizlerin miktarlarını tek taraflı olarak arttırabilme yetkisini kendisinde tutmaktadır. Bu hüküm dahi 4077 sayılı yasanın 6. maddesi ve 5464 sayılı yasaya aykırıdır.

Bu nedenle alınmak istenen üyelik ücretinin haksız olduğuna ve tarafımdan ihtirazi kayıt ile ödenen bedelin bir sonraki hesap ekstresinden mahsubuna ilişkin talebimi içeren iadeli taahhütlü mektup karşı tarafa gönderilmiştir.

Ancak bir sonraki aya ait hesap ekstresinde bu ücret mahsup edilmediği gibi karşı taraf …………………… Bankası tarafından bu bedel sair suretle bana ödenmemiş, talebime ilişkin herhangi bir cevap da verilmemiştir.

Bu nedenlerle tahsil edilmiş bulunan ………,…… YTL’nin, kredi kart üyelik ücretinin ödeme tarihi olan ……/……/200… tarihinden itibaren karşı taraf Banka’nın 1 yıllık mevduata uyguladığı faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tarafıma iadesine karar verilmesini dilerim.

Ekler İsim-Soyisim

1- Üyelik sözleşmesi
2- ……/……/200… son ödeme tarihli hesap ekstresi
3- Karşı tarafa gönderilen iadeli taahhütlü yazı ve alındı belgesi

Hadi bakalım, şimdilik bu kadar yeter.. Sonraya da kalsın.. :)

Does Prime Minister Erdoğan Accept Turkish Secularism?

00:09:41 » İzzy Hiçbirşey bölümüne yazdı.

Merhaba,

On March 14, 2003, Recep Tayyip Erdoğan, leader of the Justice and Development Party (Adalet ve Kalkinma Partisi, AKP), became Turkey’s prime minister.[1] While the AKP makes no secret of its Islamic roots, it describes itself as a conservative party that fully accepts Turkey’s secular system of government.[2] “A political party cannot have a religion, only individuals can,” Erdoğan explained.[3]

Some U.S. officials accept such assurances. Assistant Secretary of State Dan Fried, for example, has said that he sees the AKP as the Islamic equivalent of a European Christian Democratic party.[4] But is the AKP merely the Muslim version of a Christian Democratic party? Is Erdoğan committed to democracy and Western values?

He has sought to reverse the ban on head scarves in state institutions, called for a “change of mindset” in the judiciary,[5] embraced Hamas, and endorsed an Al-Qaeda financier.[6] He has sought to equate religious school education with that of secular schools,[7] and his political party has worked to enforce Islamic alcohol bans in some municipalities.[8] On April 12, 2006, President Ahmed Necdet Sezer warned, “Religious fundamentalism has reached alarming proportions. Turkey’s only guarantee against this threat is its secular order.”[9]

Early in his career while mayor of Istanbul (1994-98), Erdoğan was explicit in support of an Islamist agenda. As he considers a presidential run, a juxtaposition of statements made early in his career with his actions as premier suggest that while his style may have changed, his agenda has not. Far from being just the Muslim equivalent of a Christian Democrat, Erdoğan remains an unabashed Islamist, raising the question: Will 2007 be the year Turkey elects an Islamist president?

Separation of Mosque and State

The Turkish Republic is founded on the notion of the separation of mosque and state.

  • “We will turn all our schools into İmam Hatips [religious schools]“—Cumhuriyet, Sept. 9, 1994
  • “Thank God Almighty, I am a servant of the Shari’a.”— Milliyet, Nov. 21, 1994
  • “I am the imam of Istanbul.”—Hürriyet, Jan. 8, 1995
  • “The police operations against the turban are comical.”—Sabah, May 5, 1995
  • “I support the proposal to inaugurate the parliament by reciting the Qu’ran.”—Milliyet, Jan. 8, 1996

Belittling of Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk is the father of modern Turkey and the symbol of Turkish secularism.

  • “One ought not to stand [in respect, stiff] like a straw on Atatürk’s commemoration events.”—Hürriyet, May 12, 1994
  • “There was much ado about nothing on November 10 [the commemoration of Atatürk's death]—Hürriyet, Nov. 14, 1994

Disapproval of Western Culture

Turkish governments traditionally pride themselves on their embrace of and participation in European culture.

  • “I am against the [Western] New Year’s celebrations.”—Sabah, Dec. 19, 1994
  • “Alcohol should be banned.”—Hürriyet, May 1, 1996
  • “Swimsuit commercials are lustful exploitations.”— Hürriyet, Mar. 6, 1996

[1] Turkish Daily News (Ankara), Feb. 8, 2003.
[2] Turkish Daily News, Oct. 23, 2003; Akşam (Ankara), Sept. 18, 2006.
[3] The New York Times, May 11, 2003.
[4] Remarks by Daniel Fried, assistant secretary of state, Bureau of European and Eurasian Affairs, at American Enterprise Institute conference, Gdansk, Poland, Aug. 30, 2005; Daniel Fried, Foreign Press Center briefing, Washington, D.C., Nov. 9, 2005.
[5] Turkish Daily News, Feb. 15, 2006.
[6] Sabah (Istanbul), Sept. 22, 2006.
[7] Turkish Daily News, Feb. 10, 2006.
[8] Associated Press, Dec. 15, 2005.
[9] Turkish Daily News, Apr. 14, 2006.

Hadi bakalım, şimdilik bu kadar yeter.. Sonraya da kalsın.. :)

Para Uğruna Bağımsızlıktan Vazgeçilmez

02-07-2008 12:30:47 » İzzy Hiçbirşey bölümüne yazdı.

Merhaba,

19 Mayıs 1919, üç yıl süren Milli Mücadele’nin başladığı tarihtir. Mustafa Kemal, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara’da toplanan İkinci Kurultayı’nda 6 gün boyunca kısım kısım okuduğu tarihi nutkuna şöyle başlamıştır:

1919 senesi mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım.

Vaziyet ve manzarai umumiye: Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup, Harbi Umumi’de mağlup olmuş. Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş. Şerâiti ağır bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında millet yorgun ve fakir bir halde.

Mustafa Kemal, manzarai umumiyeyi özetledikten sonra Milli Mücadele’nin önemini anlatır:

Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak istiklâli tamme malikiyetle temin olunabilir. Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, beşeriyeti mütemeddine muvacehesinde uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye kesbi liyakat edemez.

Ecnebi bir devletin himaye ve sahabetini kabul etmek, insanlık evsafından mahrumiyeti, aczü meskeneti itirafdan başka bir şey değildir… Halbuki Türkün haysiyeti ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür.

Ya istiklal, ya ölüm!

Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun evlâdır!

Binaenaleyh, ya istiklâl, ya ölüm!

Şimdi geliyoruz Mustafa Kemal’in söylediklerinin “tercümesine”. Mustafa Kemal’in söyledikleri bugün için de çok önemli. Bugünkü tartışmalara (Ulusalcılar /Sorosçular tartışmasına) ışık tutuyor.

Mustafa Kemal ne diyor? “Uydu olan zengin olur/Bağımsız olan fakir kalır” şeklinde bir açmaz yoktur. Bu iki beladan birini tercih etmeye mecbur değiliz. Türk milleti hem bağımsız olacak, hem zengin olacak. Yabancılardan para gelsin diye bağımsızlıktan ödün veremeyiz. Cesur olun. Bu işin üstesinden geliriz” diyor.

Mustafa Kemal, tarihi gerçekleri ifade etmektedir. O günlerde de bu günlerde de bazı ülkeler bağımsızlıklarından fedakârlık ederek, bir veya birkaç ülkenin hâkimiyetine girerek, (bağımsızlıktan fedakârlığın bedeli ve de uşaklık ücreti olarak) onlardan gelecek parayla (önlerine atılacak kemiği yalayarak) günlerini gün etmeye çalışmışlardır. Çalışmaktadırlar. Ama bu ülkeler ne kalıcı zenginliğe kavuşabilmiş (sürdürülebilir gelişmeyi yakalayabilmiş) ve ne de haysiyet sahibi olabilmiştir.

İstiklal olmadan kalkınma da olmaz

Günümüzde hâlâ, “ABD’nin ve AB ülkelerinin dediğini yaparsak, IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşları kızdırmazsak, yabancı sermayeyi ülkeye çekeriz ve de refah içinde yaşarız” saplantısıyla ortalıkta dolananlar var.

Dünyada hiçbir ülke bağımsızlığından ödün vererek, yabancı ülkenin veya ülkelerin güdümüne girerek yabancı sermaye girişiyle zengin olmamış, kalkınmamıştır.

Ülke önce bağımsızlığına sahip olur, kalkınma yolunu açar, katma değer yaratmaya başlar, işte o noktadan sonra ülkeye girecek yabancı sermaye, ulusal kaynaklara eklenerek ekonomik gelişmeyi hızlandırır. Sürekli kılar.

Mustafa Kemal “Ya istiklal, ya ölüm!” derken bunları dedi. Dediklerini de yaptı. Başka ülkelere ödün dağıtarak para toplayacak yerde, milleti fakirlikten kurtararak ulusal bir ekonomi savaşı başlattı. Tarımda, sanayide üretim artışını sağladı.

Ülkenin kıt kaynaklarını iyi değerlendirerek (şimdilerde satıp savarak paralarını yediğimiz) demiryollarını, karayollarını, limanları, fabrikaları inşa etti. Yabancılara ödün vermeden, yabancılara el açmadan, milletin, kendi imkânlarıyla fakirlikten kurtulabileceğini gösterdi.

Milliyet

Hadi bakalım, şimdilik bu kadar yeter.. Sonraya da kalsın.. :)

« Önceki yazıtlar