Türk Kahvesi

Gazeteci için…
Cezvedir aslında gazete.

Ateş vardır altında hep.
Suyu ısınır.

Patates mesela…
Koy cezveye.
Sıcağı görünce, gevşer.
Gelemez hiç zora.
Salar kendini.
O sert, dayanıklı zannettiğin karakter gider, ezilen büzülen, vıcık vıcık bi şey haline gelir. Üzülürsün girdiği kılığa.

Veya, yumurta.
Kaynat cezveyi…
Patatesin zıddına tepki verir.
Şartlara direnir.
Ancak, o narin yapısıyla koruduğu içindeki canı öldürür, yüreğini katılaştırır, çatlar çoğu zaman hatta, imha eder kendini; yarı yolda çıkarıp alsan bile, hayata döndüremezsin artık onu.

Ya, kahve?
Bambaşkadır.
Şartlar değiştiğinde, şartların dayatmasına uyacağına, şartları değiştirir.
Ortama lezzet katar.

Türk kahvesidir Bekir Coşkun.

Sabah güne başlarken, ya da, akşam günün yorgunluğunu atarken yudumlamanız ondan.

Hazmetmenizi sağlar memleketi.
Zihin açar.

Onsuz basın, püreleşmiş patatesler, kalbi taşlaşmış yumurtalar, telvesi donmuş boş fincanlardan ibarettir.

Ve, siz hâlâ diyorsunuz ki:
Köşesini almışlar elinden…
Yanılıyorsunuz.
Keyfinizi elinizden aldılar aslında.

Hedef, o değildir çünkü.
O, aynı o.
Hedef sizsiniz.

Leave a Comment