Al Sana Siyah Türk

Siyah Türk.
Beyaz Türk.

Pek moda bu aralar.

Dinci siyasetçiler kendini zenci ilan ediyor, rakiplerini beyaz olmakla suçluyor. Tarikat ve cemaatlerin de, aslında, siyah Türklerin sivil toplum kuruluşu olduğu iddia ediliyor.

Beyaz Türk’ten kasıt, eğitimli, zengin, burnu büyük kokoşlar… Siyah Türklerin ise, yer sofrasında bulgur kaşıklayan, ezilmiş garibanlar olduğu varsayılıyor.

Dolayısıyla, fakir fukaranın gözüne şirin görünmek için “siyahi maske“ler takılıyor, parmağına kuru soğan büyüklüğünde pırlanta takanlar “çakma siyah” pozlarına bürünüyor.

Halbuki, bu ülkenin orijinal siyah’ları var…
Ve hepsi, Türkiye’nin modern, aydınlık yüzü.

Esmeray mesela… Avni Dilligil, Muammer Karaca, Haldun Dormen, Nedim Saban tiyatrolarında oynadı, sinema filmlerinde, televizyon dizilerinde rol aldı, bugün bile hâlâ ezbere bildiğimiz şarkıları söyledi. Tarikat-cemaat işlerinde hiç görmedim ben rahmetliyi.

Sait Sökmen, Devlet Opera ve Balesi’nin baş baleti, ilk Türk koreografı, Devlet Tiyatroları Çağdaş Dans Grubu kurucusu, bale öğretmeni, yönetmen…
Hani yer sofrası?

Sibel Sürel, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin baş balerini… Kuzgun Acar, heykeltıraş, çağdaş Türk heykelinin tartışmasız öncülerinden… Tuğçe Güder, best model of the world.

Sadri Usuoğlu, Beşiktaş’ın efsane kalecisi, Robert Kolej mezunu, futbolun yanı sıra basketbol oynadı, 1936’da Yunanistan’la yaptığımız ilk basketbol milli maçında ilk 5’teydi, 1936 Berlin Olimpiyatları’na katıldı, Beşiktaş’ın ve A Milli Futbol Takımımızın teknik direktörü oldu. Beşiktaş’a armasında ay-yıldız, yani Türk bayrağı taşıma onurunu, o kazandırdı.

İstersen albino ol… Ben ak’ım demekle ak olunmuyor, asıl bu saydığım isimler memleketin yüz ak’ı.

Melis Sökmen, jazz, soul, blues… Mustafa Olpak, Tariş direnişine katıldı, sağcılar tarafından kurşunlandı, vuruldu, 12 Eylül’de içeri tıkıldı, aktivist, yazar… Yasemin Esmergül, sinema ve ses sanatçısı… Tuncay Vural, Türkiye dans kralı, gym eğitmeni… Defne Joy Foster, vj.

Hadi Türkmen, Fenerbahçe’de yöneticilik, Futbol Federasyonu’nda Asbaşkanlık yaptı, bugün Türkiye’de ampute futbol oynanıyorsa, onun sayesinde… Mustafa Yıldız, iki defa Kırkpınar Başpehlivanı oldu… Ömer Besim Koşalay –sporcuyum diyenler sporcu görsün- İstanbul güreş şampiyonu oldu, futbola geçti, Galatasaray’da sol açık oynadı, atletizme geçti, bismillah, 1500 metre Türkiye rekorunu kırdı, sonra, 6 ayrı mesafede 29 Türkiye rekoru kırdı, 1924 Paris Olimpiyatı’nda ve 1928 Amsterdam Olimpiyatı’nda milli formayla koştu, gazeteciliğe geçti, 1936 Berlin Olimpiyatı’nı Cumhuriyet gazetesi muhabiri olarak takip etti, Galatasaray’da yöneticilik yaptı, 1924’te Türkiye’ye eşofman getiren ilk Türk olduğu için, bugün hâlâ, onun adına Kırmızı Eşofman Kros Yarışmaları düzenleniyor.

Çakma siyah… İyi oku!

Dursune Şirin, Türk filmlerinin unutulmaz Bacı Kalfa’sı… Oğlu, İbrahim Şirin, Türk sanat müziği sanatçısı, tiyatrocu… Arzu Bekiz, dansçı… Ali Tınaz, hemşerim, BBG Ali olarak tanıdınız onu, animatör, fitness eğitmeni… Mansur Ark, müzisyen… Ahmet Turgutlu, sinema afişlerine soyadıyla değil, lakabıyla yazılan, bakkal, polis, kötü adam, manav gibi üçüncü rollerle devleşen, Yeşilçam’a adını kazıyan Ahmet Kostarika… Neşe Sayles, BKM Mutfak Ekibi’nde yer alan genç yeteneklerden… İhsan Küçüktepe, nostaljik Türk filmlerinin bir başka unutulmazı, namı diğer, Çitlenbik İhsan.

Yedi enstrüman çalan, Atatürk Kültür Merkezi Opera Müdürlüğü yapan Cenk Sökmen… Dalaman’ı Dalaman yapan adam, Musa Siva -hangi tarikattan bahsediyorsun- iki dönem CHP, bir dönem SHP, üç defa belediye başkanı oldu, son seçimde gene CHP’nin adayıydı.

Vahap Özaltay, İzmir’in gururu… İşgal başlayınca Anadolu’ya geçti, Mustafa Kemal’in yanında milli mücadeleye katıldı, Galip Hoca lakabıyla Ege dağlarında efeleri örgütleyen Celal Bayar’ın yanında Yunan’a karşı vuruştu, memleket kurtuldu, atletizme başladı, 1932 Balkan Oyunları’nda 4 çarpı 400 bayrakta milli formayı taşıdı, Altay’da futbol oynadı, soyadı kanunu çıkınca Altay sevgisinden Özaltay soyadını aldı, milli takıma İzmir’den seçilen ilk futbolcu oldu, Fransa’ya Racing’e transfer edildi, öyle şık kafa golleri vardı ki, Fransızlar ona “le tete de Turc”, yani “Türk kafası” lakabını taktı, Ordu Milli Futbol Takımımızın teknik direktörü oldu, dünya şampiyonu yaptı. Alsancak’ta Vahap Özaltay Meydanı var ya… İşte o.

200 bin civarında orijinal siyahımız var; mühendis, doktor, eczacı, hepsini buraya sığdırabilmem imkansız, tadımlık verdim… Şuralardan gelmişler, şu tarihte gelmişler filan, merak bile etmezler, özbeöz, ne mutlu Türküm diyene’dir onlar, hatta köylerde ikamet edenleri Yörük Türkçesi konuşur… Çağdaş yaşamın kaleleri, İzmir, Muğla, Edirne, Mersin civarında ağırlıklı yaşarlar. İzmir’de dernekleri var. Hıdrellez, Nevruz gibi, baharı müjdeleyen günü kutlarlar, Dana Bayramı, komşularını da alıp, piknik yaparlar. Geçenlerde belgesel için röportaj yapmışlar, şöyle diyordu bi tanesi: “Bir Afro-Türk için İzmir’de yaşamak, rahat, kolay, mutlu ve onurludur, İstanbul’a gittiğimizde bizi kaçak göçmen zannedebiliyorlar!

Onlarla büyüdüm ben.

Benim canım kırtikozum, yani anneannemle komşuydular çünkü, Çimentepe’de… Giritlilerle birlikte otururlar, kız alıp verirlerdi, etle tırnak olmamız ondan… En yakın çocukluk arkadaşlarımdan biri, Mavro Mustafa… Eşrefpaşa, Beştepeler, Kako, Kadifekale, altını üstüne getirirdik. Bizimkiler Rumca “siyah” anlamına gelen “Mavro” diye severdi onu… Onun ailesi de, özellikle yaz bitimi Çeşme’den döndükten sonra Kenyalı’ya benzediğim için, Giritçe-Türkçe karışımı, “arapaçimu” diye okşarlardı başımı.

Beni büyüten de siyah.

Anasız-babasızdı Muazzez teyzem, İstanbul Çocuk Esirgeme’de büyümüş, okutulmuş, hemşire olmuş, evlenmemiş, Zeynep Kamil’de çalışmış, emekli olduktan sonra İzmir’e göçmüş, Alsancak’ta zengin ailelerin bebelerine dadılık yapıyordu. Annemin arkadaşıydı. Evde doğdum, ele gelinceye kadar, çocuğa nasıl bakılır, yemesi içmesi nasıl disipline edilir, aşı filan, öğretmiş anneme… Sonra, hemşireliği döneminde bulduğu akrabalarının yanına, İstanbul’a göçtü, rahmetli oldu. Bütün bebeklik fotoğraflarımda kucağındayım.

Offf of.

Biraderim Mavro Mustafa, herkes okudu ama, bu mektup Hürriyet eliyle sana… Kısmetse oradayım yılbaşında, mesela saat 10’da, buluşalım Kordon’da, bakarsın n’olacak bu tarikatçılarla memleketin hali diye laflarız, iki tek atınca…
Çipuraları hazırla.

Leave a Comment